Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Fikir Adam 2. Kısım: Fikir Adamın Ordusu

NOT: Konu bütünlüğü açısından bir önceki ayın seçkisinde yayınlanan “FİKİR ADAM” adlı öykünün okunması önem teşkil etmektedir.


Bir zamanlar izlediğim bir filmde şöyle bir söz vardı: “Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar…”

Krem rengi pardösü ve fötr şapkalı adam çorak dağlarda yürüyordu. Uçsuz bucaksız yollar, devasa dağ uçlarının eteklerinde son bulurken, aynı zamanda yeniden doğarak yüce bir amaç için göklere çıkıyordu. Sivri uçlu dağlar birer Tanrı gibi dikilirken insanın kendisini değersiz hissetmesi kaçınılmazdı. Sırf dağlara bakmak ve tepesinde durduğunu hayal etmek insanın huşu içinde titremesine sebep olurken, pardösülü ve fötr şapkalı adam dağların çok az farkındaydı. Adamın kısa adımları devasa yollar kat ediyor, algıları bulunduğu mekanın dışına kadar uzanıyordu.

Etrafta canlı yoktu; ki ‘Canlı’ gibi bir kavramın burada anlam bulması söz konusu bile değildi. Canlıların bir başlangıcı olduğu bir de sonları vardı. Bu son ölümdü. Canlılar ölüme muhtaçtı. Ölüm onların efendisi, onları anlamlı kılan şeydi.

Oysaki Ölüm burada sadece bir Fikir’di.

Ve burada bir fikir diğerinden ne üstün ne de alçaktı. Evet, bir fikir diğerinden daha kudretli olabilirdi, ama değer göreceliydi ve Doğru buna bir sınır koymadığı için değerleri hakkında yorum yapılamıyordu. Fikirler vardı ve değerliydiler, hepsi bu.

İdealar Dünyası yeni oluşumlarla çalkalanıyordu. Bundan en yararlı çıkan şüphesiz Değişim fikriydi. O kadar çok şey değişmişti ki…

Değişim iyi miydi? Ya da iyi olmak zorunda mıydı? Eğer değişim iyi olmazsa, yanlış bir şey mi olurdu?…

Bunlar Morph’un ilgilenmediği sorulardı. Çünkü tek bir cevap vardı: Doğru. Her şeyin cevabı buydu işte. Doğru ne isterse o olurdu. Eğer Doğru şimdiki anlayışa göre dünyanın en kötü işini yapsa ve ‘bu iyidir,’ dese, yaptığı şey iyi olurdu.

Morph da bunu yeni yeni kavramaya başlamıştı. Sade ve yetersiz insan zihninde bu düşüncenin genel yapısını keşfetmiş; ama derinine inememişti. İnsan zihni bunun için fazlasıyla sığ idi.

Fakat artık Morph’un bir insan olduğu söylenemezdi. En azından tam bir insan olduğu söylenemezdi. O bir Fikir Adam’dı. Normal insan yaşantısından vazgeçmiş, İdealara ayak basmış ve bir Fikir’i yenmişti. Artık Zaman Fikir’ini o idare ediyor, Zaman kavramının dünyada etken olabilmesi için zihniyle Zaman’ı o işliyordu. Ama aynı zamanda insandı da. Madde düzlemde çağrılmadan vücut bulabiliyor, farklı Fikir’leri bünyesinde taşıyabiliyordu. En etkilisi Zaman olmasına rağmen içinde birden fazla fikir vardı.

Morph’un bünyesinde yeni fikirler oynaştı ve aradan sıyrılarak boyut kazandı. Ne? Endişe mi? Morph bunun insan olan kısmından mı yoksa Endişe fikrinin yakında olmasından mı kaynaklandığını bilmiyordu. Bildiği tek şey endişeli olduğuydu ve bu endişesinin temelinde anlamamak yatıyordu. İnsan işte. Anlamadığı şeylerden korkan mahluk.

Oysaki her şey güzel ve sistemli gidiyordu. İdealar dünyasına ayak basmış ve biraz yardım alarak Şövalye’den kaçmıştı. Eğlence fikriyle tanışmış, idealar dünyasını keşfetmişti. Sonra da Zaman’ı kapsamıştı…

İşte kafasına takılan nokta buydu. Anın heyecanı ve zafer coşkusuyla gözden kaçırdığı bir gerçek, şimdi devasa bir tokat gibi yüzüne çarpıyordu. Nerede hata yapmıştı? Ya da nerede hata ‘yapmamış’tı?

Olanları kafasında tekrar kurdu. İdrak ve Zaman ufukta görünmüş ve onlara doğru gelmeye başlamışlardı. Eğlence Morph’un eline bir bıçak tutuşturmuş ve aniden kaybolmuştu. İdrak ve Zaman geldiğinde Morph ani bir kararla Zaman’ı bıçaklamıştı.

Nasıl böyle bir salaklık yapmıştı?

Hayır, Zaman’ı kapsadığı için pişman değildi ve bu durumun var olma eylemini gerçekleştirmek için belki de tek şansı olduğunu biliyordu.

Ama o anki halini hatırladı; içindeki fevri ve aslı olmayan düşünceler… Nasıl bu kadar kontrolsüz olabilmişti. Bu kesinlikle mükemmelliğe uymuyordu ve Morph mükemmel olmalıydı…

İdealar Dünyası’nda Fikirler irade savaşı verir ve hiçbir duygu veya değişken fikir olmadan, var olmalarının gereği olarak bir özümseme yarışına girerlerdi. Bu savaşın hiçbir sebebi yoktu. Çünkü sebepler maddi düzlemde anlam kazanırdı, buradaysa hiç kimsenin hiçbir eylem için sebebe ihtiyacı yoktu. Sadece olurdu.

İşte tam da sorun buradaydı. Morph Zaman’la ne bir irade savaşı vermiş, ne de onu maddi düzlemde katletmişti. Morph İdealar Dünyası’nda madde düzleme ait olan bir nesneyle, sonucu ölümle bitmesi gereken eylem-ki Fikir’lerin ölümü diye bir şey söz konusu olamazdı; Ölüm’ün kendisi bir Fikir’di zaten- Morph’un Zaman’ı kapsamasıyla sonuçlanmıştı. Anlamsızdı. Ya da Morph bir şeyleri anlamıyordu.

Hemen bu düşünceyi kafasından attı. O Zaman’dı. Aynı zamanda Kibir. Ama kibrini haklı görüyordu. Kendisi gibi biri kibirli olmayacaktı da kim olacaktı? O Fikir Adam’dı. Madde düzlemden gelmiş ve en kudretli fikirlerden biri olan Zaman’ı yenmişti. Tüm Fikirler ondan çekiniyordu. Biliyordu, çünkü İdealar Dünyası’nda Korku fikri güç kazanmıştı.

Korku fikri.

Morph karşıdan gelen siyahlı adamı gördü ve gülümseyerek ona doğru yürümeye başladı. İdealar Dünyası’nda mekan kavramının anlamı yoktu. Morph da biliyordu ki etrafındaki dağ ve önünde uzanan tozlu yol sadece temsiliydi. Bu yüzden mantıkla açıklamaya gerek duymadan millerce yolu sadece üç adımda kat etti.

Adamın yanına gelir gelmez içini bir korku sardı. Saf korkuydu bu. Varlığının tüm temel taşları korkuyla titriyordu. Olmaması gereken midesi bulanıyor, değişmemesi gereken zihni korkuyla kavruluyordu.

Korku gerçekten güçlenmişti.

“Morph,” dedi adam iç titreten bir sesle. Adam hemen önünde olmasına rağmen yüzü hala tam olarak belirmiyordu. Sürekli değişiyor, Morph’un var olduğunu bilmediği korkularını ortaya çıkarıyordu. Bir an iblis kılığına giriyor, sonraki ansa upuzun sivri dişleri olan bir yılan oluyordu. “Namın senden hızlı yayılıyor.” Kıvrak başı Morph’un arkasına uzanarak bilinmeyenin korkusunu artırdı.

Morph tüm iradesini topladı ve Zaman fikriyle duvarlarını sağlamlaştırdı. Konsantre olmak için çok çabalaması gerekti. Cesaret fikri hiçbir zaman onda büyük bir varlık göstermemişti. “Haklı kazanılmış bir nam.”

Morph sarı gözlerini kapattı ve İdrak’ın sözlerini hatırlamaya çalıştı. ‘O güçlendi Morph.’ demişti idrak, henüz Zaman fikrini yeni kapsadığında. ‘Yakınlardayken dikkatli ol. Zihinle oynamayı çok sever ve bu işte de bir hayli iyidir. Seni korkutacak. Ölümüne korkacaksın. Varlığındaki korku fikri de buna katılacak ve herhangi bir Fikir’den daha fazla etkileneceksin. Seni varlığıyla ezmeyi deneyecek ve eğer bir geri çekilme belirtisi gösterirsen seni kapsamaya çalışacaktır.’

‘Ama,’ demişti ardından ‘senin gibisiyle daha önce hiç karşılaşmadı. Sen Fikir Adam’sın. Ne Tam bir Fikir, ne de tam bir insan. Onun tecrübe cetvelinde yerin yok ve bu bilinmeyenin korkusunu hafifletecektir. Unutma, sen onun üzerine gitmelisin. Asla savunmada kalma. Algılarını açık tut ve sürekli atak halinde ol.’

Morph gözlerini açtı. ‘Sen Fikir Adam’sın.’ Hafifçe gülümsedi. Sarı gözleri, olmayan ışık tayflarını yansıtıyordu. “Ben Fikir Adam’ım.” Soğuk ve emin sesini duyunca kendine olan güvenini tekrar kazandı. Kibir her zaman kötü bir şey değildi.

Korku durakladı ve soğuk kanlı bir katilin şeklini aldı. Kanlı eli yavaşça Morph’un ensesini okşuyordu. Morph dimdik ve ileri bakıyor, Korku’yla yüzleşmiyordu. “Bunu biliyorum Morph. Sana da söylediğim gibi.” Tekrar karmaşık bir şekil aldı. “Sen İdealara ait değilsin. İnsan kısmın senin önünde. Bu bir zayıflıktır Morph. Ve İdealarda zayıflar varlık gösteremezler. Bir fikir tarafından…hmmm…kapsanırlar.”

Morph yavaşça arkasını döndü ve ilk kez Korku ile yüzleşti. Korku’nun şaşkınlıkla farkına vardığı üzere Morph’un sarı gözlerinde korku emaresi yoktu. “Bazen hangimizin daha kibirli olduğunu merak ediyorum, Fikir.” Korku anlamayarak baktı. “Sen ki gelmiş bana, Zaman’a kafa tutuyorsun. Ahmak…” Fötr şapkası gözlerini gölgeledi. “İnsan olmak zayıflık değildir; aksine insan kısmım sayesinde birçok fikri bünyemde bulundurabilirim. İhtiyacım olan herhangi bir fikirden yardım alabilirim. Bünyemde olmayan bir fikri sadece düşünerek oluşturabilirim.” Korku’dan bir adam uzaklaştı. Ve özündeki Zaman fikrini serbest bıraktı. “Ben bir insanım.” Ellerini iki yana açtı ve Korku’ya meydan okudu. “ Ben bir Fikirim.” Sarı gözleri Korku’da zayıflık aradı ve Korku’nun bile bilmediği derinliklerden anlam çıkardı. “Ben Zaman’ım.”

Zaman kavramı Korku’yu bir fırtına gibi vurdu. Korku, bünyesinde anlam bulmayan Zaman’ı ilk kez tadımsıyordu. Zamanın girdapları geçmişi, geleceği ve şimdiyi öğretiyor, ona maddi bir cisim vererek Zaman boyutu altında eziyordu. Madde düzleme uyan kemikleri ufalanırken, sahip olmadığı canı vücudunu terk ediyordu.

Ve Korku ilk kez korktu…

* * *

Çağrı üzerine-İletişim üstlenmişti bu görevi- Fikirler temsili olarak oluşturulan Yüce Divan’da toplandı. Fikirlerin büyük kısmı çağrıya uymuştu; ama gelenlerin çoğu halinden şikayetçiydi. Savaş gelmek istememişti mesela. Onun Madde Düzlem’de işi asla bitmezdi. Her zaman yönetilecek bir savaş, her zaman gözetilecek bir kavga vardı. Strateji üzerine strateji yaparken Divan’a gelmesi söz konusu bile değildi. Normalde kendini bu kadar işine vermişken, biri onu rahatsız ederse onu kapsardı. Kudretliydi. Girdiği çoğu meydan okumayı kazanmış, kaybettiği bir kaçında ise geride sadece birkaç önemsiz Fikir bırakarak savaş alanından ayrılabilmişti. Savaştan asla kaçmamıştı. Ve mizacı her zaman savaşa davetiye çıkaran cinstendi.

Stratejileri üzerinde çalışırken pek tabi İletişim’in onu rahatsız etmesi Savaş’ı bir hayli öfkelendirmişti. Öyle bir öfkelenmişti ki, Öfke fikri dahi onu zapt edemez, dışarıdan bakan biri hangisinin saf Öfke’yi temsil ettiğini anlamazdı. Tam İletişim’e meydan okuyacakken, İletişim mesajını verdi. “Divan toplandı. Çağrılıyorsun.”

Savaş’ın mizacı şimşek hızıyla değişti. Bu mesaj ona daha önce de iletilmişti ve kimden geldiğini biliyordu. Eğer Savaş bir Fikir Adam olsaydı, korkardı. Ölesiye korkardı. Ama onun yapısında Savaş’tan başka bir şey yoktu. Buna rağmen Savaş korkuya en yakın şeyi hissetti. Kendini ilk savaşına girecek daha silah tutmayı bilmeyen bir er gibi hissediyordu. Evet, tarifi buydu işte. Deneyimsiz bir er. Görünüşü de buna bağlı olarak değişti ve dehşetle gözleri fıldır fıldır oynayan bir gence dönüştü.

İletişim bunu garipsemedi. Çünkü eğer bu mesaj kendisine gelmiş olsaydı bünyesindeki hangi anlama bürüneceğini kestiremiyordu. Ama iyi bir şey olmayacağı kesindi.

Savaş kendini toplamaya ve tekrar deneyimli bir subay gibi gözükmeye çalıştı. Ama olmuyordu. Nasıl olabilirdi ki?

Adalet onu çağırıyordu.

* * *

Bu, bünyesine İdealardan hazır olarak aldığı üçüncü Fikir’di. Zaman ve Kibir’i bir kerede almıştı. Bu yüzden bu üç fikir için sadece iki irade savaşı vermesi yetmişti.

Korku tohumları içinde kıpırdandı. Artık korkunun her türlüsünü biliyordu; ama bu dehşet verici imgeler onu etkilemiyordu bile.

O Korku’ydu.

Krem rengi pardösü ve fötr şapkası üzerindeki gölgeleri daha koyu yapıyor, korku için ortam hazırlıyordu. Korku hemen varlığına uyum göstermişti. Zaman’la kaynaşarak tehlikeli bir ikili oluşturmuştu.

Harika… gibi.

Her şey mükemmel değildi henüz. İdrak’ın ona dokunuşundan beri bazı şeyleri algılayabiliyordu. Yine bir şeyler algılıyordu ve bu yeni algılar ona hiç de iyi bir şeyi haber vermiyordu.

İnsan kısmından gelen öfkesini zar zor yatıştırdı.

Birisi onu takip ediyordu.

* * *

Klişeler dünyasına uygun olarak takma beyaz saçlı, dingin yüzlü adam masaya temsili tokmağını vurdu. “Duruşma başlamıştır!”

İdrak rahatsızca kıpırdandı. Kendisini pek iyi hissetmiyordu. Bunun nedenlerinden biri de Dehşet fikrinin hemen birkaç adım arkasında olmasındandı.

Sadece Dehşet olsa problem olmazdı. Hatta diğer tüm fikirler de sorun değildi.

Hemen önündeki kürsüde oturan Fikir hariç: Adalet.

Adam-evet bir adam biçimindeydi- İdeaların Zaman kavramına uyarak Madde düzlemle paralel gidiyordu. Bu yüzden şu aralar dünyadaki popüler yargılama sistemi ile mahkeme açılışını yapmıştı. Tanıklar,sanıklar,mağdurlar, kısacası herkes oradaydı.

Normalde bu kadar Fikir bir arada olunca kesinlikle bir karmaşa çıkardı. Kaynağı kesin olmasa da Doğru’dan geldiği söylenen bir söz vardı. ‘Tüm fikirlerin toplamı Kaos’a eşittir.’ bu sözün kaynağı tartışılırdı. Ama deneyimlerinden bu durumun kısmen doğru olduğunu görmüştü İdrak. Her ne zaman bir Fikir kalabalığı oluşursa kesinlikle birkaç kapsanma olmadan dağılmıyordu kalabalık.

Ama fikirlerin hepsi sükut içindeydi. Hepsi Saygı fikriyle anlaşmışçasına saygı ve metanet yayıyordu. Bu huzur ve sükutun kaynağına baktı İdrak.

Adalet. İyilik(yani Şövalye)’ten sonraki en kudretli fikir olduğu söyleniyordu. İdrak bunu hep şüpheli bulmuştu ama Adalet’le karşılaşınca Şüphe fikrini bir daha dönmemek üzere bünyesinden attı.

Adalet kudret saçıyordu.

“İdrak. Öne çıkın lütfen.”

İdrak bu son derece kontrol sahibi sesten etkilenerek farkında olmadan kürsüye çıktı. Adalet’in önünde hafifçe eğilerek direktiflerini bekledi.

“Bize Morpheus Cendal ile olan ilişkinizi anlatın.”

İdrak yutkundu. Korktuğu başına gelmişti işte.

Adalet devam etti. “Morpheus Cendal’ın biz, yani Adalet tarafından arandığını biliyor olmalısın. Ve onunla en son irtibata geçmiş Fikir de sensin.” İdrak’ın yeni fark ettiği gözlüklerini kemerli burnunun üzerinde kaydırdı. “Pek iyi durumda sayılmazsınız. O yüzden hikayeyi doğru ve tam anlatın. Kendi sıhhatiniz için.”

“Efendim,” diye başladı İdrak. Hızlı düşünmesi gerekiyordu. “Öncelikle mahkeme heyetine saygılarımı sunmak isterim.” Gözünün ucuyla Yargıç’a baktı ama adam tepki vermedi. Bir baş sallama bile yoktu. İdrak çok dalkavuk göründüğünü fark etti pişmanlıkla. İyi bir başlangıç olmamıştı bu.

Lanet olsun.

Olmayan boğazını temizledi ve devam etti. “Morpheus Cendal insanıyla Madde Düzlem’de tanıştım. Ben de o sırada bağlantılarım tarafından Madde Düzlem’e çağrılmış ve cismani bir beden formuna bürünmüştüm.” Aklında birkaç plan şekillenmeye başlayınca hızını artırdı. “ama sizi uyarayım. Buradan sonra anlatacağım olaylar biraz fanice.” Yargıç başını salladı ve eliyle devam etmesini işaret etti. “Morpheus bulunduğu bölgede fevri ve canice hareketlerde bulunduğunu ben de sonradan öğrendim. Ancak öğrendiğimde iş işten geçmişti.

“Bağlantılarımla işimi bitirmiş ve İdealara dönmek üzere hazırlanıyordum ki Morpheus insanıyla karşılaştım. Benim bir Fikir olduğumu bilemezdi tabi. Kendi fani ihtiyaçları uyarınca beni soymaya kalktı. Bense onu dikkate almadım ve yolundan çekilerek İdealar Dünyası’na adım attım. Ama fark etmediğim şeyse onun bir şekilde benim arkamdan İdealara geldiğiydi.” Hikayesinde bıraktığı ilk boşluktu ama yeterince iyi oynarsa çok göze batmayacağını biliyordu. Adalet’in kaşları çatılınca oyununa devam etti. “Ben de anlamamıştım bu durumu. Ama o sıralarda bunu düşünemeyecek kadar şaşkındım. Zira Morpheus’un bir Fikir’inki kadar kudretli iradesi vardı.” Adalet’i süzdü. Adamın suratında ifade yoktu. “Kapsanmaktan son anda kurtuldum. Neyseki Zaman fikri yakınlardaydı ve ‘eski’ye dayanan bir çıkar ilişkimiz vardı. İkimizin iradelerinin toplamı Morpheus insanınınkini aştı ve o da kaçmak zorunda kaldı. Ama Zaman işin ucunu bırakmak istemedi ve tüm uyarılarıma rağmen Morpheus’un peşine düştü.” Burada bir süre durakladı ve hem mahkemedekilere idrak ışığı yayarak yardımcı gözüktü hem de kendi içinde hikayedeki boşluklara göz attı. “Gerisini tahmin edersiniz. Morpheus Zaman’ı kapsadı.” Kendini dimdik durmaya zorladı ve masumiyet fikrinin içine sızmasına izin verdi. “Onu Zaman olduğundan beri görmedim.”

Hikayesi külliyen yalandı. İdrak gözlerinin ucuyla Yalan fikrine baktı ve onun kendisini hafifçe gülümseyerek süzdüğünü fark etti.

Biliyordu.

Korkuyla geçen birkaç andan sonra Yalanın, sırrını açık etmeyeceğine kanaat getirdi.

Adalet duruşunu bozmadı. Yüzünden neye karar verdiği anlaşılamıyordu; ama bir karara varmış olacak ki tokmağıyla masaya vurdu. “İdrak. Siz fikirler alemi içinde nadide ve önemli bir fikirsiniz. Açıkçası anlattığınız hikayeye inanmak istiyorum. Ancak burada insiyatiflerden ya da duygulardan bahsedilemez. Adalet neyi gerektirirse o uygulanacaktır. Bundan azı olması durumunda Adalet denen kavram sağlanamaz.” Adalet ayağa kalktı ve bunu takiben izleyici kürsüsündeki tüm fikirler de onu sükunet içinde ayaklandı. “Hikayenizi incelenmek üzere bir sonraki celseye bırakıyorum. Hikayenizde veya sicilinizde göze çarpan bir açıklık olmadığı için siz de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacaksınız. Ama,” dedi Adalet. Bunun üzerine İdrak’a bir anlık titreme geldi. “Morpheus Cendal en eski yasayı çiğnedi ve İdealar Dünyası’nda rastgele, planlanmamış şekilde ilerleyen irade savaşını suikast ve planlı saldırı haline çevirerek etrafındaki fikirleri avlamaya başladı. Bu yüzden onu ben, yani Adalet suçlu buluyor ve görüldüğü yerde yakalanarak adaletin önüne çıkarılmasını salık veriyorum.” Tokmağı son kez masaya vurdu. “Duruşma sona ermiştir.”

İdrak rahat bir nefes aldı ve bir başka sıkıntı veren konu üzerine düşünmeye başladı. Anlamıyordu. Perişan bir halde fısıldadı. “Morph… Amacın ne?”

* * *

Morph tüm algılarını sonuna kadar açarak arayışına başladı. Bulmak çok zor olmasa gerekti.

Tozlu, yıkık dökük yollar ve devasa dağlar önünden film şeridi gibi aktı. Morph daha iyi konsantre olabilmek için gözlerini kapattı ve her duyusuyla odaklandı. Uzun bir süre hiçbir şey hissetmedi. Bir Fikir’in imgesini yakaladığındaysa heyecanla imgenin peşine düştü ve Fikir’i kendi benliğinin merkezine çağırdı. Fikir bir süre karşı koymaya çalıştıysa da en sonun Morph’a yenildi ve onun yanında vücut buldu.

Morph hayal kırıklığına uğramıştı. “İdrak,” dedi sessizce. “ne işin var burada?”

İdrak ciddi bakışlarını Morph’un üzerinde sabitledi. “Morph, izleniyorsun…”

“biliyorum, biliyorum.” Diye söze karıştı Morph. “fark etmeyeceğimi falan mı sandın? Hala beni küçümsü-“

“Sözümü bitirmem izin ver.” Eğer İdrak maddede olsaydı sesinde isteri denebilecek bir ton olduğu söylenebilirdi. Morph durdu. “peki seni kimin aradığını biliyor musun?”

“Hayır. Kim?”

İdrak bir süre durdu ve iyice idrak edebilmesi için iradesini etrafa yaydı. “Adalet.”

Morph kalakaldı.

Adalet, ha? Şanssızlığına inanamıyordu. Nasıl ideaların en güçlü iki fikrini peşine takabilmişti. “Nasıl?” diyebildi sadece.

İdrak ona çıktığı avın sonuçlarından ve duruşmadan bahsetti.

İdrak’ın sözü bitince Morph ayağa kalktı ve üzerindeki temsili tozları temizledi. “Öyleyse Adalet de yok olacak.”

İdrak bir süre Morph’u süzdü. “Morph, görüyorum ki Kibir iyice seni etkisi altına almış. O zehirli bir yılan gibidir Morph. İçine sinsice yerleşir ve sen daha ne olduğunu anlamadan kontrolü eline alır. Sana yalvarı-“

“Hah! Yalvarıyor musun?” Morph pardösüsünün etekliklerini savurarak yerden toz kaldırdı. “Hangi amaçla? Bana neden yalvarıyorsun, İdrak? Senin oyunun ne? Bu oyundaki rolün ne? Benden ne bekliyorsun?” artık bağırıyordu.

“Dikkatli olmanı tavsiye ederim, Morph. Haddini aşıyorsun.” Diye karşılık verdi İdrak.

Morph zehir zemberek gözlerini idrak’a dikti. “bana karşı mı geliyorsun İdrak?” sözlerinin tesirini artırmak için İdrak’a yaklaştı. “Beni hala aciz bir insan mı sanıyorsun? Bana bak.” Kollarını iki yana açtı ve etrafında bir tur döndü. “yarattığın şeye bak. Aciz mi gözüküyorum?” bir zaman dalgası yolladı ve bu İdrak’ın ayaklarını yerden kesti.

İdrak işte ilk kez o zaman Morph’u gerçekten gördü. Zaman’ın etkisine giren tüm nesneler farklı hız ve ivmeyle Morph’un etrafında saçılmaya başladı. Temsili bulutların doğu kısmındakiler ışık hızında hareket ederken, batı kısmı öylece duruyordu. İdrak kendisinin de ağır çekimde hareket ettiğini fark etti. Düşünce hızı da yavaşlamıştı. Sanki düşüncelerini ardından koşsa yakalayabilecek gibiydi. Yerden kalkan toz bulutları imkansız bir hızla Morph’un etrafını sardı.

Morph.

İdrak’ın artık orada gördüğü şey Morph değildi. O krem rengi pardösü ve fötr şapkalı bir canavardı. Kudreti inanılmayacak boyutlara ulaşmıştı. Kaç fikir kapsamıştı. Sadece Zaman ve Kibir olmadığı malumdu. En azından bir fikir daha almış olmalıydı.

İşte o zaman üçüncü fikrin etkilerini üzerinde gözlemledi.

Korkuyordu. Ölesiye korkuyordu. Öyleki aslında olmayan dişerli zangırdadı ve olmayan dilini ısırdı. İmgesel kan ağzından döküldü. Korku fikri Morph’tan yayılıyordu. “Korku,” dedi İdrak. Başını hafifçe salladı. “Zekice.”

Morph’un yüzünde hafif ve kendini beğenmiş bir gülümseme peyda oldu. “Benden daha azını mı bekliyordun?”

“Açıkçası evet.” Ortamın gerginliği bir nebze olsun azalmıştı. Öyle ki Morph İdrak’ı tuttuğu zaman kıskacından bıraktı. “Gelişimin gerçekten hızlı. Siz insanlar-ya da Fikir Adamlar mı demeliyim?- beni her zaman şaşırtmayı başarıyorsunuz.”

Morph cevap vermedi. Bir süre sonra “Benimle olan işin bitti İdrak. Artık peşimi bırakacak ve benim hakkımda hangi planları yaptıysan onları iptal edeceksin.” Sarı gözleri parladı. “aksi takdirde seni yok ederim.”Bir anda gözden kayboldu.

İdrak çıkmazına bir çare arayarak geçecek olan günlerin ilkine başladı.

* * *

Adalet.

Morph çene kaslarını sıktı. Lanet olası Adalet. Ne istiyordu ondan? Bıraksalar peşini ne olacaktı? Üzerine gelmeseler, kendi haline bıraksalar?

Olmazdı. O hep öndeydi, üstündü. Peşine bu yüzden düşmüşlerdi. Onu kendilerine rakip olarak görüyorlardı ve bunu Adalet safsatası altında gizliyorlardı. Biliyorlardı ki eğer Morph’un gelişimine izin verirlerse tüm fikirler tehlikeye girecekti. Morph gülümsedi.

Ondan korkuyorlardı.

Tatmin içinde arayışına tekrar başladı. Gün gelecek Morph onların peşine düşecekti. Ve o gün gelecekti. Biliyordu ki Zaman çok göreceli bir kavramdı…

* * *

Mavi, puslu görüntüyü zihniyle dağıttı. Siyah ve Beyaz’ın önünde tekrar eğilerek masadaki yerine geçti.

Renkler-evet, idealardaki renk fikirleri-var oluşun ezelinden beri nadir olarak gerçekleştirdikleri toplantılardan birindeydiler yine. Altı renkti bunlar. Aynı zamanda bir çok fikri de bünyelerinde bulundururlardı.

Beyaz-iyilik. Siyah-kötülük. Kırmızı-şehvet. Mavi-özgürlük. Yeşil-doğa. Sarı-bilgelik.

Mavi yerine geçerken, Beyaz sükut içinde düşünüyordu. Mavi gözleri, beyaz ve hilal şeklindeki kaşlarının altında parlıyordu. Geniş boğumlu parmakları masaya vuruyor; temiz, ak sakallarının ucu aynı beyazlıktaki ak cüppesine düşüyordu. Renklerin hakimlerinden biri olan Beyaz, bir diğer lidere baktı.

Siyah’ın kara gözleri çakmak çakmaktı. Öfkeli mizacı yatışmış, o da Beyaz kadar olmasa da sessizlik içinde düşünüyordu. Kara saçı ve sakalı yakışıklı yüzünün güzelliğini bozan yaraların üzerini siper gibi örtmüş, dikkatsiz gözlerden gizlemişti. Siyah da Beyaz’a baktı ve çaresizlik içinde ellerini iki yana açtı. Kazandırılan ivme sonucu kara cüppesinin yenleri savruldu.

Renkler Madde Düzlem’in fizik kurallarına uymayı severdi. Zira Renk fikri Madde düzlemde ilk var olan ve onu ilk benimseyen fikirlerden biriydi. İnsanlar da Renkleri sevmiş ve günlük hayatın sayısız alanlarında kullanmışlardı onu. Güllere, papatyalara yazılan hayranlık dolu şiirlerde bile bu çiçeklerin renkleri övülür, bu renk kombinasyonunun muhteşem senkronizesinden bahsedelerdi.

Evet, Renkler insanları severdi ve insanlarda renkleri severdi.

Ama Morph Madde Düzleme ve İdealara karşı bir tehditti. O bir hilkat garibesiydi. Ne bir Fikir’di ne de bir insan. Kendi usulsüz amaçları için var oluşun tüm düzlemlerini yok sayıyor, ezelden beri süren düzeni değiştirmeye çalışıyordu.

Renkler buna izin veremezdi. Olaya müdahale etmeliydiler.

En azından şimdiye kadar öyle düşünüyorlardı.

Sarı söz istedi ve Siyah ona söz verdi. “Olaylara karışmamamız yönünde kullanıyorum oyumu. Zaten Adalet işin içine girdi. Ve ben onun işine bulaşma niyetinde değilim.”

Beyaz onaylayarak başını salladı. O kudretli bir fikirdi. Çoğu fikri irade savaşında yenebilir, Madde Düzlem’de yardımsız var olabilirdi. Bu Fikirler arasında çok nadir bir özellikti. Bir fikrin Madde Düzlem’de var olabilmesi için Fikir Adam’lar tarafından çağrılması gerekiyordu. Beyaz’ın buna ihtiyacı yoktu. O Madde’de bir çok fikirden çok daha fazla etkiliydi. Beyaz ilk renkti. Her şeyin başlangıcı. Tüm renkler birleşince onu oluştururlardı. Kudreti ve bilgeliği sorgulanmaz her türlü konuda engin bilgisinden yararlanılırdı.

Ama tüm bunlara rağmen Beyaz kapasitesini biliyordu. O, Adalet’in dengi değildi.

Siyah hor görüyle nefes verdi. “Ne oldu, kudretli fikirler? Korktunuz mu? Sizi bu kadar mı etkiledi bu insan dölü?” hışımla ayağa fırladı. “Biz, Renkler, bir Ademoğlundan mı korkacağız?”

Beyaz sonsuz bir sabır içinde dengi olan fikri yatıştırmak için beyaz ve damarlı elini Siyah’ın esmer elinin üzerine koydu. “Sakin ol. Tabi ki de Ademoğlundan korkmuyoruz. Ama artık bu olayı Adalet devraldı.” Sözlerinin iyice nüfuz etmesi için mavi gözlerini kara gözlere dikti. “Adalet’e karşı mı gelmek istiyorsun?”

Siyah sakinleşmişti. “Hayır.” dedi dudak altından. “ama bu insanoğlu elini kolunu sallayarak geziyor ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Nerede bizim gururumuz?”

Yeşil konuştu. “Kara Usta, affedersiniz ama üzüntüyle fark ettim ki her gün onlara daha fazla benzemeye başladık. Gurur dediniz. Gurur. Biz renklerin gururla ne işi olur? Biz ki ilk var olanlar, yeni nesil bir fikir olan Gurur’a mı boyun eğeceğiz?”

Mavi oflayıp pufladı. Yakışıklı ve genç yüzünden sıkıldığı belli oluyordu. “Çok düşünüyorsunuz. Çok konuşuyorsunuz. Kendinizi biraz serbest bırakın. Saldırmak mı istiyorsun, Kara Usta? Git saldır öyleyse. Madde Düzlemde çok sevdiğim bir söz vardır: ‘Kafamızı yastığa koyduğumuzda yaptığımız şeyler değil, yapmadığımız şeyler bizi rahatsız eder.’”

Yeşil- balık etli ve güler yüzlü bir kadın- onaylamaz bir yüzle Mavi’ye baktı. “Senin Özgürlük anlayışın bu mu? Sonuçları düşünülmemiş ve doğal dengeyi bozacak bu hareketler mi?”

“Sanırım Özgürlük’ün ne olduğunu benden daha iyi biliyorsun.” Alayla dudakları büküldü.“Unutma, ben Özgürlük fikrinden sonra özgürlüğü temsil eden en büyük fikirim.”

Yeşil kaşlarını çattı. “Hayır.” Dedi. “Sen sadece bencil bir şekilde kendi fikrini arzuluyorsun. Ama,” dedi ayağa kalkarak “Özgürlük bu değildir. Özgürlük herkesin menfaatini düşünmek ve bunun için çalışmaktır. Tıpkı Doğa Ana gibi. Ve aynı şekilde düzen olmazsa, Özgürlük de olmaz.” Liderlere döndü. “Morpheus Cendal insanına saldıramayız. Adalet bu işi kendi üzerine aldı. Ve eğer işine karışırsak gözünü kırpmadan bizi katledecektir.” Beyaz’ın bir istisna olmayacağını belirtmek için gözleri bir süre Ak Usta’nın üzerinde oyalandı. “Ve biz Adalet’in katı disiplini altında varlığımızı devam ettirirken, insan dünyası nasıl şekillenebilir? Renkler onlardan uzakken nasıl mutlu olabilirler?”

“Peh!” diye tepki verdi Mavi. “Özgürlükmüş. Sen ne anlarsın Özgürlükten? Senin bahsettiğin Özgürlük tanımı kölelikten başka bir şey değil! Herkesin iyiliği için çalışmanın neresi Özgürlük? Özgürlük demek sorumluluk kavramının olmaması demektir. Özgürlük demek-“

“Yeter!” diye usulca sözlerini böldü Beyaz. Siyaha baktı ve o da başını hafifçe sallayınca devam etti. “kararımızı verdik. Sarı ve yeşil haklılar. Morpheus Cendal’a saldıramayız. En azından şimdilik. Ama fırsat kollayacağız. Adalet de uygun görürse ona yardım edeceğiz.” Ardından, gelebilecek tüm önerileri susturmak için elini kaldırdı. “Hayır, ona yardım teklif etmeyeceğiz. Bu ona karşı hakaret olur. O’nun bize gelmesi lazım. Ancak bu şekilde olaylara müdahale edebiliriz. Aksi hiçbir durumda Morpheus Cendal ile ilişkiniz olmasını yasaklıyorum.”

Mavi omuzlarını silkti ve umursamaz bir tavırla kıvırcık saçlarıyla oynamaya başladı. Sarı’nın yüzü ifadesizdi. Kırmızı ve Yeşil’se mutlu gözüküyorlardı. Beyaz ak saçlarını eliyle karıştırdı. Zorlu bir toplantı olmuştu.

Renkler dağıldı.

Biri hariç: Siyah.

Siyah derin düşünceler içindeydi ve bu açmazı çözmesi için uzun uzun düşünmesi gerekecekti. Hiç çözebilecek miydi?…

* * *

Morpheus aradığı fikri buldu. Gri-siyah cüppeyle vücut bulmuş adama yaklaştı. Adam da varlığını hissedip kırmızı gözlerini ona dikti. “Ne var?” ses tonu kontrollü ve soğuktu.

Morph bu fikrin İntikam’la arasındaki benzerliğe hayret etti. Yaydıkları imgelerin çeşidi aynıydı. Tek bir farkla: Bu fikir İntikam’dan kat kat güçlüydü. Ne de olsa İntikam Cinayet’in bir alt fikriydi.

“Sana bir teklifim var.” Morph bu işi hemen sonuçlandırmak istiyordu.

Katil gülümsedi. Soğuk ve kan dondurucu bir gülümsemesi vardı. “Sana neden güvenecekmişim?”

Morph sarı gözlerini sözlerinin iyice nüfuz etmesi için Cinayet’e dikti. “Çünkü ilk katil olan Kabil’den beri seni gözetiyor ve gelişimini sağlıyorum.”

Katil şüpheliydi. “ya? Sen… çok farklı imgeler yayıyorsun. Sen kimsin?”

Fötr şapkasının gölgeleri arasındaki Morph gülümsedi. “Ben Zaman’ım.”

Eğer idealar dünyasında hava olsaydı Katil’in nefesi kesilirdi. Sarsılmaz ve kendine güvenen mizacı çok kısa bir süre için bozuldu. Ama o kısa süre Morph için yeterliydi. O Zaman’dı. Süreler onun için değişkenlik gösterebilirdi. Ve Morph o anı sonsuza yayarak inceledi. Sonuçlar iyiydi.

Katil onundu.

Katil tekrar soğuk kanlı ifadesini takındı. “Adalet seni arıyor. Ve mahkeme salonunda bulunanlara seni olduğun yerde yakalamalarını salık verdi.” Kırmızı gözleri parladı. “ve ben de mahkemedeydim.”

Morph açık açık güldü. “Senin içini biliyorum Katil. Bana saldırmayacaksın. Biliyorum bunu, inan bana. Sen de istiyorsun. Bana katılmak ve kan akıtmak istiyorsun.” Ellerini iki yana açtı. “öyleyse gel ve bana katıl. İnan bana aradığını bulacaksın. Fark ettiğin üzere hızla yükseliyorum, Katil. Ve bir gün yükselecek yer olmadığında, en epede durduğumda, bana en yakın kişi olmak istemez misin? Ya da en tepeden sana öfkeyle bakan beni mi tercih edersin?” sağ elini uzattı. “Doğru olanı görüyorsun, Katil. İçinde biliyorsun bunu.” Sarı gözlerini hiçbir duygusunu açık etmeden ona dikti.

Katil’in fazla düşünmesine gerek yoktu. Kendi elini uzattı ve tokalaştılar.

Ve böylece ilk ittifak kurulmuş oldu.

* * *

Katil etrafına bakındı. Gri-siyah cüppesinin başlığını daha da aşağı çekti ve yüzünü gölgeledi. Bir işe yarayacağından da değil. Ne tanınma korkusu ne de güneşten gizlenme kaygısı vardı. Zira cüppesi onun Katil olduğunu gizlemiyor, olmayan güneş olmayan vücudunu yakmıyordu. Bu onun mizacıydı. Hep işin başlamadan önce bunu yapar, daha sonra işini görürdü.

Suikast.

İşi buydu işte. Aradığı fikir yakınlardaydı. Güçsüz düştüğünü hissediyordu Katil avının. Avı yozlaşmıştı. Tek umudu olan Madde Düzlem’den de kovulmuş, fikrine hizmet eden bir avuç insan kalmıştı. Ve son zamanlarda da varlığını İdealarda güçsüzce devam ettirme çabasındaydı.

Katil “Sadakat,” diye fısıldadı alayla. “gel bakalım.”

Sadakat Katil’in varlığını hissetmişti. Hemen ona döndü ve yeşil gözleriyle onu araştırmaya başladı. Amacı neydi? Neden buradaydı? Onun gibi kudretli bir fikrin kendisi gibi yozlaşmış bir fikirle ne gibi bir işi olabilirdi?

Aslında cevap basitti. Katil Sadakat’le irade savaşı vermek, onu kapsamak istiyordu.

Katil ilk hamleyi yaptı. Sadakat’in savunması neredeyse ilk anda düştü ve kapsanmak üzere bekledi; ama Katil yavaş davranıyordu. Kendisini küçümsüyordu. Öfke fikri yakınlarda olmalıydı. Zira Sadakat öfkeyle tütüyordu.

Sadakat daha Katil yanına ulaşamadan kendini topladı ve tüm gücüyle, Sadakat fikrinin kalmış son iradesiyle vurdu. Katil’in yüzü inanmazlık ve acıyla buruştu. Ve yapabileceği tek şeyi yaptı.

Kaçtı. Katil kaçtı. Katil…

Sadakat Şaşkınlık fikrinin de etkisiyle çarpılmışa döndü. Eski kudretini yeniden kazanabilir miydi? Bu mümkün müydü? Eğer Katil’i kapsarsa…

Sadakat gülümsedi. Gideceği yol önünde belirirken kendine olan güveni arttı ve Katil’in peşine düştü.

* * *

İntikam etrafı kokladı. Koku aldığından da değil hani. Bu sadece temsiliydi. Algılarını harekete geçirmek ve titreşimin sebebini öğrenmek için algılarını açmak zorundaydı.

Bir Fikir yaklaşıyordu. Bu onun için kötüydü. Madde Düzlem’de Şövalye’ye yenilince İdealar’daki Fikir’i büyük oranda güç kaybetmişti. Artık sıradan bir fikirle dahi baş edip edemeyeceğini bilmiyordu. Ya gelen fikir kudretli bir fikirse? O zaman bitmişti işte.

Sis bulutunun içinde bir fikir vardı. İntikam onu göremiyor ama algılayabiliyordu. Bu Fikir Öfke ve Şaşkınlık fikirlerinden etkilenmişti belli ki. Kendi güçsüz fikrinin yanında küçük haleler şeklinde öfke ve şaşkınlık da yayıyordu. İntikam neden onun böyle öfkeli olduğunu düşünmedi. Neden bu güçsüz haline rağmen arayış içinde olduğunu düşünmedi. Düşündüğü ve bildiği tek bir şey vardı.

Birazdan burada bir idare savaşı verilecekti.

Sadakat sislerin arasından çıktı…

* * *

Sadakat sislerin arasından çıktı. Katil fikrinin küçük bir imgesini yakalamıştı burada. Ama hala kendisi ortalıkta yoktu. Kaçmasına izin vermemeliydi. Kaçamazdı. Bu Sadakat’in son şansıydı.

Sonra karşısındaki siyahlı adamı gördü.

Katil.

Ama bir farklılık vardı. sadakat biraz düşünse bu fikrin katil’den kat be kat güçsüz olduğunu fark edebilir ve Katil’in gri-siyah cüppesi yerine sadece karalara büründüğünü görebilirdi. Bu adam Katil’in yaydığı gücün çeyreğini bile yaymıyordu.

Ama Sadakat düşünmedi. O sırada tekrar kudretli olma hayalleri kuruyordu ve önündeki tek engel Katil’di.

Sadakat saldırdı.

* * *

İntikam kendisine doğru gelen Sadakat’i gördüğü anda savunma pozisyonuna geçti. Sadakat bir süre ona bakıp düşüncelere daldı.

Ardından saldırdı.

Bu savaşlar fiziksel savaşlar değildi. Bunlar zihinde vuku bulan savaşlardı. Burada irade söz konusuydu, fikrin işlevi değil. Fikir sadece bir araçtı.

İntikam, Sadakat’in irade gücüyle yolladığı sadakat temalı fikirleri kolayca karşıladı. Saldırılar çok güçsüzdü. Sadakat’in kudretli olduğu dönemleri hatırlıyordu. İdealar Madde Düzlem’le paralel gittiğinden ortaçağa denk geldiğini sanıyordu. O zaman kendilerine şövalye diyen ve zırh içinde dolaşan insanlar vardı. Onlar sadıktı. Krallarına sadıklardı. Ülkelerine, kılıçlarına, zırhlarına, tanrılarına sadıklardı. Normal insanlar da sadakat fikriyle harmanlanmıştı.

Padişah ve krallara karşı korkunç bir sadakat vardı. Karıya, kocaya, borçlara ve sözlere devasa bir sadakat vardı.

İşte o zamanlar Sadakat de kudretliydi. Öyle ki bazıları onu Adalet’le kıyaslamaya bile başlamıştı.

Sonra rejimler değişmiş, monarşi yıkılmış ve Kapitalizm fikri Madde Düzlem’e nüfuz etmişti. Sadakat denen şey paranın önünde eğilmiş, ezici bir mağlubiyetle Madde Düzlem’den sürülmüştü. Artık ne kadınlar kocalarına ne de kocalar karılarına sadıktı. Siyaset denen şeyle entrika başladı. İnsanlar birbirinin kuyusunu kazdı. Kapitalizm fikri güçlendi ve hem İdealar’da hem de Madde Düzlemde etkisini artırdı. Sadakat artık İdealar’da zar zor tutunabilen bir fikirdi.

Vadesini doldurmuştu.

İntikam saldırıya geçti. İntikam içeren imgeler Sadakat’in başına üşüştü. Sadakat tutunmaya çalıştı ama o İntikam’ın dengi değildi.

Sadakat kısa süre içinde yenildi.

* * *

Morph gülümsedi. “İşte şimdi başlıyor.” Yanında duran Katil’e işaret verdi ve Katil başını hafifçe sallayarak harekete geçti. Avlanma zamanıydı.

* * *

İntikam Sadakat’i özümsedi. Uzun zamandır bir fikri kapsamamıştı. Sadakat kudretli olmamasına rağmen, tatmin ediciydi. En azından artık savunmasız sayılmazdı. Ufak bir umutla-Umut fikrini kendi kabul etmişti, Umut buna onu zorlamamıştı-eski gücüne kavuşabileceğini düşündü. Artık o hem İntikam hem de Sadakat idi. Ne ters fikirler.

Tam ayrılacakken güçlenmiş algıları yeni bir hareket sezdi. Bir Fikir. Kendi etrafında bir tur döndü ve yeni gelen fikrin yerini tespit etmeye çalıştı. Gözlerini kapayarak dinlemeye başladı.

Sessizlik… hayır.

Arkasında.

İntikam tekrar zihninde savunma duvarlarını ördü. İlk savaşından kapsanmadan kurtulmuştu. Bunda nenden olmasın?

Ama yeni gelen fikri fark ettiğinde tüm umutları suya düştü. Öyle ki Umut fikrinin acı içinde bağırması ve uzaklaşması bir an kadar sürmüştü.

Katil, kendisinin bir alt fikri olan İntikam’a irade demetlerini yolladı.

“Neden?” dedi İntikam. “Ezelden beri sana hizmet ettim. İntikam için cinayet işledim. Neden? Neden bana saldırıyorsun?”

Katil cevap vermedi. Kırmızı gözleri soğukça parladı ve irade demetlerini daha da kuvvetle saçtı.

İntikam yenilmişti.

İntikam’ın kapsanması için son bir irade demeti yeterliyken biri, bir başka Fikir-ya da ona benzer bir şey- geldi. İntikam aşinalığı tattı. Gerçi bu çok garip değildi zira buradaki tüm fikirlerle ufak da olsa bir geçmişi vardı.

Ama bu farklı bir tür aşinalıktı. Sanki ruhunun kalan kısmını bulmuş ve tekrar bir bütün olmuştu.

Krem rengi pardösü ve fötr şapkalı adam İntikam’ın önünde durdu. “Tekrar merhaba İntikam.”

“Morph” dedi İntikam soğuk bir sesle. “Demek söylentiler doğruymuş. Sen Fikir Adam’sın.” Başını salladı. “İntikamın için seni suçlayamam.” Hafifçe güldü. “temsil ettiğim şeyin gerçekleşmesini nasıl yadırgayabilirim ki?” Katil Morph’a baktı. Morph eliyle sakin olmasını işaret etti. “hah! Katil. Kudretli fikir. Sen de mi? Morph’un hizmetine mi girdin?” Katil gülümsedi. “anlamıyor musun? O seni kullanıyor. Sen bir kuklasın. Herkes onun için bir kukla.” Morph’u işaret etti. “kimsenin onun için bir değeri yok. O herkesi kullanır ve işi bitince atar.”

Katil’in tepkisi daha da fazla sırıtmak oldu. “çıkarlarımız uyuştuğu sürece benim için sorun yok.”

İntikam gözlerini kapadı. “pekala. Buraya kadarmış.” Morph’a döndü. “hadi, ne yapacaksan yap.”

Morph İntikam’a daha da yaklaştı. Sarı gözleri parlıyor ve zeka pırıltıları saçıyordu. “sana bir teklifim var.”

İntikam durakladı. Teklif mi? Onun ne işine yarayabilirdi ki? Bu adamın amacı neydi?… “ne teklifi?”

“seni kurtarabilirim. Tek bir sözümle Katil’in seni kapsamasını önlerim.” Katil buna karşılık olarak, Morph’un sözlerini doğrularcasına hafifçe başını eğdi. “ne dersin?”

İntikam tereddütlüydü. “ve karşılığında?”

Morph sarı gözlerini şapkasının gölgeleri arasından çıkardı. “karşılığında bana sadakat yemini etmeni istiyorum.”

* * *

Fikirler kaçıştı. Biliyorlardı ki gelenlerin karşısına çıkarlarsa kapsanacaklardı. Onları karşı durmak imkansızdı. Ancak iyilik veya Kötülük onlara karşı durabilirdi.

Ve yan yana yürüyen üç adam da bunun farkındaydı. Bu üç beyaz ceket giymiş adamın arkalarında parlak zırhları için beş tane muhafız geliyordu. Muhafızların hepsi bir birine benziyordu. Söylendiğine göre Muhafız fikrinin karşılıksız olarak verdiği bir hediyeydi bu muhafızlar. Kaslılardı ve emredileni yapmak için gerekirse ölürlerdi.

En önde yürüyen beyazlı adam hemen arkasındaki muhafıza bir işaret verdi. Muhafız gözden kayboldu ve bir süre sonra hırpalanmış bir fikirle döndü. “Önce gelmek istemedi. Ben de ona çağrıldığını ve eğer gelmezse onu zorla alıp götürebileceğime dair belgeyi gösterdim. Ama yine de direndi. Ben de biraz güç kullanmak zorunda kaldım.”

Fikir dermansızca düştü. Zihninin verdiği irade savaşının hasarı temsili olarak olmayan vücuduna yansıyordu.

Ortada duran beyazlı adam “Sen Altıncı His misin?”

Altıncı His kaymak üzere olan göz kapaklarının altından şöyle bir baktı ve başını hafifçe aşağı yukarı salladı.

Sağdaki beyazlı adam eğildi ve Fikir’in temsili çenesini tutup yukarı kaldırdı. “Her Fikir üzerinde bir kez etkiyebileceğin doğru mu?” Adam yine başını aşağı yukarı salladı. Beyazlı adam merhametle adamın başını okşadı. “Öyleyse bir Fikir’e etkimeni ve bana onun bir sonraki planının ne olduğunu söylemeni istiyorum.”

Adam soru dolu gözlerle baktı. Beyazlı adam da arkadaki bir diğer beyazlı adama baktı ve direktiflerini bekledi; ama ikisi de arkada sessizce ve iradesini içine çekmiş şekilde bekleyen fikri fark etmedi.

Arkadaki beyazlı adam sordu. “Morpheus Cendal’ın bir sonraki planı ne?”

* * *

“Madde Düzlem’e gitmeyi planlıyorum.” Diye açıkladı Morph Katil’e. Takımı gittikçe büyüyordu. İntikam da hemen Katil’in ardından onu izliyordu.

Katil tepki vermedi. Sadece “Neden?” diye sordu.

“Amaçlarım doğrultusunda birkaç ip ucu buldum.” Biraz durdu. “ya da bulacağım mı demeliydim?” İntikam’a döndü. “benim için bir şey yapmanı istiyorum İntikam.”

“ne istersen.” İntikam dişlerini sıktı. İçindeki Sadakat fikrine engel olamıyordu. Var oluş düzlemlerinde en fazla nefret ettiği bu adama karşı bir sadakati vardı ve gerekirse onun için ölürdü. Lanet piç!

“İletişim fikrini bulmalı ve bana getirmelisin.”

Katil kıpırdandı. “Ona güvenebilir miyiz? İletişim Adalet kararları okurken onun yanı başındaydı.”

Morph bu düşünceyi elinin tersiyle bir kenara itti. “Endişelenme. O sadece haberci. Onun taraf tutmak gibi bir gayesi yok. Haberleri taşıyacak, o kadar. Onun var oluş gayesi bu.” Katil kafasını aşağı yukarı sallayınca tekrar İntikam’a döndü. “Bunun için hızlı olmalısın.”

İntikam yine kendine hakim olamayarak başını eğdi ve hemen görevini yerine getirmek için uzaklaşmaya başladı.

Morph kendinden memnun bir şekilde gülerek pardösüsünün yakalarını düzeltti. Yürümeye başladı ama bir an sonra durdu; zira Katil elini Morph’un omzuna koymuştu. “ne var?”

“İntikam’ı çok iyi kandırdın. İnansan da inanmasan da sana saygı duyuyorum.” Morph’un gözleri tatminkarlığını yansıtırcasına bir an parladı. “ama biraz büyük oynadığını düşünmeye başlıyorum. Bu işin sonu iyi olmayacak.”

Morph öfkeyle nefes verdi ve Katil’in omzundaki elini ittirdi. “Benden hala şüphe mi duyuyorsun? Algımın ve kudretimin neler kadir olduğunu gördün. Fakat hala benden şüphe duymaya devam ediyorsun.” Etrafındaki zamanı büktü ve katil bir an sendeledi. Felç edici bir korku Katil’i sardı. Zaman onunla oyun oynayarak ağır çekimde sabitledi. “Ben en mükemmelim Katil. Sok bunu aklına.” Tam arkasını dönecekti ki tekrar Katil’e baktı. “Benim için bir fikir daha avlamanı istiyorum; ama kapsama sadece iradesini kır ve etkisiz bırak.”

Katil cevap vermeyince Morph tekrar yürümeye başladı. Katil Morph’un duyamayacağı şekilde dudaklarını oynattı. “Senin bu kibrin bizi ve seni yok oluşa götürecek. Umarım çok geç olmadan yaptığın yanlışın arkına varırsın.”

Sonra Katil de önündeki pardösülü adamı takip ederek yürümeye başladı.

* * *

İntikam’ın İletişim’i bulması sorun olmamıştı. İsteyen herkes İletişim’le buluşabilirdi. O mesajcıydı. Her mesajı değerine bakmaksızın sahibine iletir ve bir karşılık da beklemezdi. Bu onun yaşam gayesiydi.

“Mesajın nedir, İntikam?”

“Mesaj bana ait değil. Mesaj sana Morpheus Cendal tarafından verilecek.” Şaşkınlık fikri hemen ihtiyaç duyulduğunu anladı ve yakınlarda cisimlendi. Dolayısıyla İletişim şaşırmıştı.

“Morphes Cendal, ha? İlginç olabilir.” Etrafta biri var mı diye çevresine bakındı ve tüm iradesini içeri çekti. “Sanırım kimse bilmemeli.”

İntikam başıyla onayladı ve önden giderek İletişim’e yol gösterdi.

* * *

İdrak yaptığı yanlışı düzeltmeliydi. Yardımı nerede bulacağını biliyor ama bunu yapmayı istemiyordu.

Şövalye ile konuşmak her şeyin sonu demek olabilirdi.

Ama başka ne yapabilirdi ki? Yarattığı canavarı, Morph’u, serbest mi bırakacaktı. Asla. Onu durdurabilecek yegane kişilerden biri olan İyilik’ten yardım alacaktı. Evet, yapacaktı bunu.

En kudretli iki fikirden biri olan Şövalye’yi bulmak kolaydı. İdrak konsantre oldu ve etrafa idrak dalgaları yaymaya başladı. Yavaşça dalgaların içine İdealar’dan topladığı İyilik fikrini de kattı ve mesajını tamamladı.

Şövalye karşısındaydı. “Selam olsun İdrak. Onur sana yol göstersin ve adalet asla ellerinden eksik olmasın.”

İdrak nazikçe eğildi ve bu devasa fikre baktı. Önünde adeta eziliyordu. Zırhlı adam o kadar baskındı ki İdrak büzüldü. “Efendim,” dedi içten bir şekilde. Ama bu adamın kölesi olmaya layık mıydı, bilmiyordu. İçinde bir zamanlar Morph’un bu adamı yenebileceğine dair bir his vardı.

Ne kadar gülünç! Yenmek, ha? Karşısındaki bir titandı. Yenilmezdi. İdrak daha önce hiç böyle bir kudrete tanık olmamıştı. Ve artık biliyordu.

Morph ölecekti.

* * *

Yaşlı ve Bilgili Kadın klişesi, olmayan sandalyede, olmayan insanlara gidecekleri kasabanın hayaletli olduğunu ve oraya gitmemeleri gerektiğini söylüyordu. Ezelden beri böyleydi. Yani ilk korku filmleri Madde Düzlem’de boy göstermeye başladığından beri. O çoğu şeyi bilirdi. Kendisinin de bu bilginin nereden geldiği hakkında bir fikri yoktu. Sadece biliyordu işte ve ezelden beri yaşlıydı.

Yaşlı Kadın ileride bir hareketlenme sezdi ve yakınlarda bir fikir veya ona yakın bir şey olduğunu anladı. Bir süre bekleyince kapısının önüne krem rengi pardösü giyen, fötr şapka takan ve sapsarı gözleri olmayan güneşte parıldayan bir adam geldi.

“Merhaba bilge kişi.” Şapkasını çıkardı ve küçük bir reverans yaptı. “Ben Zaman’ım”

Kadın bilgiç gözlerle gülümsedi. Olmayan dişleri bembeyazdı. “Morpheus Cendal. Fikir Adam.” Kadın da sallanan sandalyesinden hafifçe kafasını eğdi. “Ne büyük şeref.”

Morph’un egosu tatmin olmuştu. Hatta “O şeref bana ait.” Diyecek kadar kendini iyi hissediyordu. Kadının yanına yaklaştı ve sarı gözlerini ona dikerek konuştu. “Size bir sorum var.”

“hmm.” Dedi kadın dudakları arasından. “her zaman herkesin bir sorusu var zaten.” İğne ve ipliği eline alarak sonsuzdan gelen ve asla bitmeyecek olan örgü işlemine başladı. “sor bakalım; ama unutma, bu sorunun bir karşılığı var.”

“elbette.” Morph eliyle arkasını işaret etti ve Kadın ilk o zaman başka bir fikrin varlığını algıladı. Katil’di bu.

Katil yavaşça kapıdan içeri girdi ve taşıdığı yükü yere bıraktı. Kadın gözleriyle değil ama algılarıyla bunun iradesi kırılmış bir fikir olduğunu anladı.

Gülümsedi. “Çok nazik ve hanımların ihtiyaçlarını anlayan bir centilmensiniz bayım.”

Morph reverans yaptı. “sorumuz için yeterli değerde mi?”

Kadın başını hevesle salladı. “hangisi bu?”

“Huzur.”

“hmm, güzel.” Yaşlı Kadın göz açıp kapayıncaya kadar iradesi kırılmış olan Huzur fikrini kapsadı. Kapsadıktan sonra sanki daha bir gençleşmiş, daha bir bilge olmuştu.

Memnuniyetle nefes aldı. “sorun bakalım sorunuzu.” Dedi tok bir sesle.

Morph cüppesinin yakasını düzeltti. “Madde Düzlem’de başka bir Fikir Adam var mı?”

* * *

Morph birkaç adımda millerce yolu ardında bıraktı. Kara ve iç karatıcı yollar neredeyse anında yerlerini çiçekli bahçelere ve masmavi göllere bıraktı; ama Morph durmadı. Manzara umurunda değildi. Mavi göller ve rengarenk çiçek bahçeleri de aynı hızla kayboldu. Morph temsili olarak sisli bir dağa gelene kadar durmadı.

Buluşma zamanı gelmişti.

İletişim ve İntikam sükût içinde sislerin arasında bekliyorlardı. Sadece gözü olsaydı onları göremezdi; ama gözü temsiliydi; algılarını temsil ediyordu. Algılar ise mesafe ve engel tanımazdı.

Morph onların varlığını hissettiği yere doğru ilerlerdi. Sislerin arasındaki karaltılar siluetlere, siluetler de bir süre sonra nesnelere dönüştü.

İntikam ve İletişim oradaydı işte. İletişimin ifadesiz yüzü Morph’u inceliyor, bu adamı özel kılanın ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Morph hem ona yardımcı olmak hem de gücünün bir parçasını göstererek takdir kazanmak için iradesini bir kısmını yaydı.

İletişim’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Şaşkınlık fikri o kadar çabuk vücut bulmuştu ki İntikam irkilmeden edemedi.

“Sen… sen de neredeyse her fikir var?” diye şaşkınlığını belirtti İletişim.

Morph başıyla onayladı. İstediği takdir ve tepkiyi almıştı. “Benden bir fikre mesaj götürmeni istiyorum.” Elindeki temsili mektubu İletişim’e uzattı.

İletişim başıyla onaylayarak mektubu aldı. “Mesajı almasını istediğin fikir hangisi?”

Morph cevap vermeden önce bir süre İletişim’i izledi. Sonra gür bir sesle konuştu. “Değişim.”

* * *

Morph tertemiz havayla ciğerlerini doldurdu ve kaslarını açtı. Uzun zamandır antrenmansız kalmıştı.

Açıkçası özlemişti Madde Düzlem’i. Burası- diğer fikirlerin aksine- onun var oluşun başlangıç yeriydi. Burası onun yurduydu. Ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın içinden bir parça hep buraya ait olacaktı.

Omzuna tünemiş olan atmacanın kafasını okşadı. Eski Morph olsa korkar ve omzundan atmaya çalışırdı; ama yeni Morph ondan korkmuyordu. O Korku’nun efendisiydi. Madde Düzlem’deki tüm korku temalı olaylar onun zihninde işleniyordu.

Atmaca-aslında Katil’in Madde Düzlem’de bedenlenmiş haliydi- birden havalandı ve gözüne kestirdiği bir tavşanın peşine düştü. Tavşanın hızlı bacakları atmacanın geniş ve güçlü kanatlarıyla yarışamadı ve atmaca avının üzerine üşüştü. Önce ön pençeleriyle sırtını deşti. Sonra yere düşen tavşanın üzerine kapanarak sivri gagasıyla boğazına isabet alan darbeler savurmaya başladı.

Tavşan ölmüştü; ama atmaca avından bir parça bile almadan Morph’un omzundaki yerine geri döndü.

Morph gülümsedi ve atmacanın yapısıyla ne kadar uyum gösterdiğini fark etti. Arkasında duran İntikam’a döndü. “Benim için bir şey yapmanı istiyorum…”

Morph planını anlatırken Atmaca bir başka tavşan gördü ve peşine düştü.

* * *

Üç beyaz ceketli adam ve beş zırhlı muhafız Madde Düzlem’de belirdi.

Muhafızlar biraz afalladı; ama beyazlı adamlar sanki bunu hep yapıyorlarmış gibi hiç tepki vermeden yağmur altında yürümeye başladılar.

Muhafızlar biraz şaşkındı çünkü Madde Düzlem’deki fikirler iç içe geçmişti. Bir fikrin nerde başlayıp nerde bittiği muğlaktı. Zira şaşkınlık fikri içlerine nüfuz etmiş, şaşırmalarına neden olmuştu.

Beyazlı adamlar ise hiçbir fikirden etkilenmeden yeni büründükleri bedenlerle yürüyorlardı. Madde Düzlem’de olmalarına rağmen kudret saçıyor ve diğer tüm fikirlere meydan okuyorlardı.

Ve kazanıyorlardı.

Sağdaki beyazlı adam konuştu. “Bundan hoşlanmadım. O adama ve türüne güvenmiyorum.”

“Ben de.” Diye karşılık verdi soldaki. “fakat Madde Düzlem’de vücut bulmak için ona ihtiyacımız vardı.”

Ortadaki adam kafasını onaylar biçimde salladı. “Bu iş bitince onun da icabına bakmalıyız. Şu anda öncelikli olmamakla beraber, ilerde tehlike arz edebilecek potansiyele sahip.” Sağdakine döndü. “temsil ettiğimiz fikre karşı herhangi bir suçu veya aykırılığı var mı?”

Sağdaki adam bir süre gözlerini kapadı ve konsantre oldu. “evet,” dedi gözlerini açtığında. “Birkaç kez bu suçta bulunmuş.”

Ortadaki adam tatminle başını salladı. “Güzel. Öyleyse bir dahaki hedefimiz o olacak.”

Sağ ve soldaki beyazlı adamlar tatmin içinde başlarını salladılar. Ortadaki beyazlı adam muhafızlara döndü. “Morpheus Cendal’ı bulun ve bize getirin. Önce teklif edin, gelmek istemezse güç kullanmakta serbestsiniz.”

Muhafızlar başlarını salladılar ve her biri farklı yöne dağılarak insanı aramaya başladılar.

Ortadaki beyazlı diğer beyazlılara hitaben “Biz de onu arıyor olacağız; ama unutmayın. Eğer içimizden biri onu bulursa hemen harekete geçmesin. Sadece etkisiz bıraksın ve geri kalanımızı çağırsın.” Adamlar onaylar nitelikte sesler çıkardılar ve beyazlı adamlar da ayrıldı.

* * *

Kısa boylu ve geniş omuzlu adam arka sokaklara daldı ve eskileri düşünerek önünü görmeden yürümeye başladı. Eski zamanları severdi. O, hep güzel zamanlarda yaşardı. Anılara tutunur, onlardan asla kopmazdı.

Bunun için anıyı kendisinin yaşaması gerekmiyordu. Herhangi birinin herhangi bir güzel anısına tutunabilirdi.

Zamanın koridorları karmaşıktı; ama anılar sayesinde o yolunu bulurdu. Anılar asla yalan söylemez, her isteğine karşılık verirdi. O anılara anılar da ona bağlıydı.

Adam bunları düşünürken dar sokağın karşısından gelen krem rengi pardösü ve fötr şapkalı adamı son anda gördü. Adamın omzuna bir atmaca tünemişti. Normalde adamın omzundaki atmacaya rağmen ona dikkat etmez ve yanından yürür geçerdi; ama adam çok güçlü ve tanıdık bir hale yayıyordu.

Tam pardösülü adamı durduracaktı ki adamın da onu izlediğini fark etti. Kısa boylu adam bunun bir tesadüf olmadığını anladı. Bu pardösülü adam onu arıyordu.

“Merhaba.” Dedi hafif ve ezgili bir sesle. “Chanal, değil mi?”

Chanal başını salladı. “Evet, benim. Siz kimsiniz?”

Adam fötr şapkasının ardından ürkütücü sarı gözlerini gösterdi. “Ben Morpheus Cendal.” Bunun adam için bir şey ifade etmediğin görünce ekledi. “Nam-ı diğer, Zaman.”

Şimdi olmuştu işte. Adam aşinalığın nedenini anladı. Bu adam Zaman’dı. Anı’nın üst fikri. Chanal aslında yıllar boyunca bu adama hizmet etmişti. İçinde bir yerlerde taşıdığını bilmediği özlem bitmiş, bir kavuşma hissi doldurmuştu kalbini. “Zaman,” dedi usulca. “Ben Anı’yım, sizin için uzun yıllar boyunca çalışan sadık hizmetkarınız.”

Morph tadirle başını salladı. “Senden hizmetine devam etmeni istiyorum; ama bir farkla. Artık doğrudan bana ve amaçlarıma hizmet edeceksin.”

Anı durakladı. Şüphelenmiyor değildi. “Efendim-ee- yanlış anlamayın ama, neden ben?” Morph’un yüz ifadesi değişmeyince devam etti. “Yani o kadar kudretli fikirler sizin hizmetinize girebilecekken, benim gibi kendi halinde yaşayan ve anılardan başka hiçbir şeyi olmayan bir adam sizin ne işinize yarar ki?”

Morph hafif ve güven verici bir şekilde gülümsedi. “Kendini küçümsüyorsun. Anı sandığın gibi küçük ve etkisiz bir fikir değildir. Zira yaşayan herkesin anıları bilinç altlarında mevcuttur; yani tüm insanlar bana ettikleri gibi aynı zamanda sana da hizmet ederler.” Atmacasının başını okşadı. “Fakat seni istememin tek sebebi bu değil.” Chanal dikkat kesildi. “Fikirlere güvenemem. Madde Düzlem’de belirdikleri anda değişiyor ve farklı fikirlerin etkisi altına girerek belirsizleşiyorlar. Bana madde düzlemde yürümeye alışkın biri, senin gibi biri lazım.” Anı gözlerini şaşkınlıkla kısınca Morph hafif bir kahkaha attı. “Evet, senin bir Fikir Adam olduğunu biliyorum. Tıpkı… tıpkı benim gibi.”

Adamın şaşkınlığı hat safhaya ulaştı. “sen…sen bir Fikir Adam mısın? Zaman, ha? Yılladır hizmet ettiğim bilinç bir Fikir Adam mıydı?” adam başını ellerinin arasına aldı. “İnanamıyorum.”

Morph elini adamın sırtına koydu. “Chanal, Chanal. Beni hayal kırıklığına uğrattın. Sen kendini, bir üst varlığı, yetersiz ve kudretsiz bir Fikir’den alçak mı görüyorsun?” Morph cık cık etti. “Yanılıyorsun Chanal. Biz üstünüz, anlamıyor musun? Onlar sabit bir fikre bağlıyken bizler özgürüz ve her türlü fikre açığız. Onlar dar görüşlüyken biz yeni olasılıkları hesaba katabilir ve onları yaşamımıza adapte edebiliriz. Biz daha iyiyiz Chanal; ve bunu sana kanıtlayacağım.” Sağ elini Anı’ya uzattı. “Sadece bana elini ver ve oluşturmaya başladığım ordumun ilklerinden ol.”

Chanal yorgun ve şaşkın gözleriyle Morph’u süzdü. Gerçekten durum bu muydu? Yıllardır kendisini hakir gördüğü için gitmediği İdealar Dünyası’nda aslında kendinden daha alçak olan varlıklar mı vardı? O üstün müydü? Üstün… kendisini hiç üstün olarak görmemişti. O hep etrafındakilerden bir adım arkadaydı ve her zaman üçüncü tekil şahıs olmuştu. Asla bir olayın ana kahramanı olmamıştı. Okul ve iş hayatında hep başkaları güzel kızlarla çıkmış hep başkaları öğretmenlerin gözdesi olmuştu. O insanların gözünde yoktu. O silikti.

O üstündü.

Chanal gülümsedi ve elini uzattı. Morph güven verici gülüşüyle tekrar güldü. “Doğru olanı yaptın dostum. İnsanların çağı başlıyor… ve bu çağ gelmiş geçmiş en görkemli çağ olacak.”

* * *

Morph amacını gerçekleştirme yönünde hızlı adımlar atıyordu. Planı Chanal’a anlatmak ve kabul etmesini sağlamak gerçekten zor olmuştu; ama Chanal sonunda yıllardır hizmet ettiği adama boyun eğmişti.

Planı geçekleşecekti. İnsanların çağı yaklaşıyordu. Bunu içinde kalbinde hissediyordu.

Birden algıları onu uyardı. Yakında bir varlık, hem de kudretli bir varlık vardı.

Fikrini değiştirdi. Yakında bir değil, beş kudretli varlık vardı.

Morph etrafa baktı ve hiç insan olmadığını gördü. Kötüye işaret.

Birden karşısına beş tane dev gibi, kaslı ve zırhlı adamlar çıktı. Adamların kılıçları da en az boyları kadardı. Demir zırhları güneş ışığı altından parlarken, kara kılıçları güneş ışığını yutuyordu.

Ortadaki adam öne çıktı. “Morpheus Cendal,” dedi derin, bariton sesiyle. “Bizimle gelmeni salık veririm. Eğer zorluk çıkarırsan güç kullanmak zorunda kalacağız.” Düz sesi ve yüzü duygudan yoksunda. Adam sadece kendisine söylenen şeyi yapıyordu ve bunu yaparken de ne nefret ne de merhamet duyuyordu. Tam bir görev adamı.

Morph’un fötr şapkası ve pardösüsü rüzgârda sallandı. Arkadan vuran güneş yüzünden karanlık bir siluet olarak gözüküyordu. Sakin bir sesle konuştu. “Sizin kim tarafından gönderildiğinizi biliyor ve o kişiye saygı duyuyorum. Ne onunla ne de sizle ters düşmek gibi bir gayem yok; ama sizi uyarıyorum. Eğer saldırırsanız,” Sapsarı gözler geniş siperlikli fötr şapkanın altında ölüm vaadi ile parladı. “Kendimi korurum.”

Muhafızın ifadesi değişmedi ve Morph’un sözleri biter bitmez saldırıya geçti. İki eliyle tuttuğu iki metrelik kılıç havada yay çizdi ve bir ıslık çıkardı.

Daha sonra kılıcı tekrar kınından çekti, kılıç havada bir yay daha çizdi ve tekrar ıslık sesi çıkardı.

Kılıç tekrar kınından çıktı, havada yay çizdi ve ıslık sesi çıkardı.

Kılıç tekrar kınından çıktı…

Morph gülümsedi.

Adamı zaman tünellerine hapsetmiş ve aynı zamanı sonsuza dek yaşaması üzerine dalgaları sabitlemişti.

Zaman, Madde Düzlem üzerinde kudretli bir fikirdi.

Morph geri kalan şaşkın muhafızlara baktı ve saldırdı.

Muhafızlar önce saf korkuyu tattılar. Öyle bir korkuydu ki ezelden beri tatmadıkları bu duygu onları çılgına çevirdi. Hepsi çığlıklar atarak ya kaçmaya ya da fevri bir şekilde kılıçlarını çekip Morph’a saldırmaya davrandılar; fakat Morph’un parmaklarını şıklatmasıyla hepsi bir anda dondu kaldı. Zaman’ın Efendisi karşılarında tüm haşmetiyle duruyordu. Korku zihinlerini kör ediyor, Zaman vücutlarını donduruyordu. Muhafızlar yalvaramadı; çünkü Zaman tarafından dondurulduklarından haberleri yoktu. Onlar hala kendilerini hareket halinde sanıyorlardı.

Morph omzunun üzerindeki atmacayı serbest bıraktı ve atmaca kıpkırmızı gözleri parlayarak teker teker savunmasız düşmanlarının üzerlerine uçmaya ve onları öldürmeye başladı. Nefes borusuna tek bir pençe darbesi.

Morph katliamı izlerken ardından yaklaşan fikri görmedi. Bir süre sonra onu fark ettiğindeyse artık çok geçti.

Morph bilinçsizliğin sınırlarına doğru sürüklenirken kanat çırpışı sesleri ve soğuk bir ses duydu. “Ben Yargı. Seni yargılamak üzere mahkemeye götürüyorum. Suçlular Adalet’ten asla kaçamaz ve eğer suçluysan cezanı çekeceksin…”

* * *

Anı-yani Chanal-önündeki fikri yaklaşık iki saattir izliyordu; ama adam savunmasız ve güçsüz görünüyordu. Chanal hiç İdealar’a ayak basmadığından algıları açık değildi ve adamın kudretini tespit edemiyordu.

Beyazlı adamın zayıf ve pek de korkutucu olmayan görüntüsüne baktı ve omuz silkti. Kolay av gibi görünüyordu.

* * *

Morph ağzındaki kanı tükürdü. Bilinci yavaş yavaş yerine geliyordu; ama o anda sezinlediği tek şey sert bir zeminde yattığı ve ellerinin zincirlerle bağı olduğu bilgisiydi. Güneş ışıklarının gözlerini acıtmasına rağmen merak duygusuna yenik düştü ve gözlerini açtı.

Bir hücredeydi. Küçük, soğuk, süssüz ve karamsar bir hücre. Morph artık bir tutsaktı.

Ben Yargıyım…”

Hatırladığı son ses buydu.

Yargı.

Dişlerini sıktı. Adam gerçekten güçlüydü. Hatta Şövalye’den sonra Morph’un karşılaştığı en kudretli fikirdi. Nasıl bu kadar çabuk Madde Düzlem’de vücut bulmuşlardı?

Bir başka Fikir Adam.

Cevap Morph’u sarstı. Onun ölmesini isteyen ama karşısına çıkacak kadar cesareti olmayan bir Fikir Adam. Tam hırsından bağıracaktı ki hücresinin kapısı anahtarla açıldı ve içeri temiz yüzlü, düzgün görünüşlü, beyaz ceketli bir adam girdi. Tanıtılmasına gerek yoktu.

“Adalet.” Dedi dişlerinin arasından.

Adam bir süre yüzüne baktı ve başını iki yana salladı. “Adalet mi? Hayır evlat, ben Adalet değilim. En azından hepsi değilim.” Beyaz ceketini çıkardı ve çizgili kravatı ile gömleğini gözler önüne serdi. “Ben Yargı’yım.” Morph anlamamış görününce “Bak evlat fikirler değişik şekillerde vücut bulur. Biz İdealar olarak zamansal çizgide Madde Düzlem’le paralel gideriz. O sırada Madde Düzlem’deki popüler fikir neyse, biz de öyle vücut buluruz. Zaman’nın Hakim’i olarak bunu bilmemene şaşırdım doğrusu?” Morph’a sorarcasına baktı ama hala İdrak ışığı yoktu. “Adalet ezelden beri farklı şekillerde algılanmıştır. Kimi zaman bir kralın buyruğu, kimi zaman bir din adamının isteği, kimi zamansa bir topluluğun ortak kararı olmuştur. Son zamanlarda ise farklı şekilde algılanıyor. Yönetim sistemi değiştiği için Adalet de değişti. Şu sıralar Madde Düzlem’deki popüler yönetim anlayışının ismi Demokrasi. Demokrasi de adaletle doğrudan alakalı. Nasıl mı? Demokrasinin gereği olarak Adalet güçler ayrılığı ilkesiyle, birbirini denetleyecek üç kısma ayrıldı. Yasama, Yürütme ve-ben deniz- Yargı. Bu sayede artık güç tek bir kişide olmuyor, her birim farklı bir birim tarafından kontrol ediliyor. Yasama birimi ile yasa yapılıyor, Yürütme ile yasa yürürlüğe konuluyor, Yargı ile de kanunsuzlar yargılanıyor. Bu daha sağlıklı ve güvenceli kanımca; ama kral olduğum günleri özlemiyorum değil.” Beyaz dişlerini göstererek güldü. “Neyse. Şimdi önemli konulara geçelim.” Krem rengi kumaş pantolonunun el verdiğince Morph’un önüne eğildi ve başlarını aynı seviyeye getirdi. “Şunu bilmeni isterim ki evlat, durumun hiç iyi değil. Fiziksel durumunda bahsetmiyorum tabi ki; ama o da her an bozulabilir. Bu sana bağlı.

“Suçların bir hayli kabarık. İdealar Dünyası’nın genel mantığı olan olağan kapsama durumunu planlı hale getirerek en büyük kurallardan birini bozdun. Üstelik yasak olmasına rağmen insan halinle İdealar’a ayak bastın. Bununla birlikte orada bir Fikir’i kapsadın; ki yüz sene önce olsa bunun cezası idamdı; fakat yeni yasalara şükret ki Adalet idamı içermiyor ve onu kınıyor. Her bireyin yaşama hakkı olduğunu düşünerek sizi birey yerine koyuyor. Peki siz ne yapıyorsunuz?” Yüzünü Morph’a iyice yaklaştırdı. “kanunlara karşı geliyor ve Adalet’i hiçe sayıyorsunuz. Düzeni bozuyor ve kendi bencil amaçlarınız uğruna kırıp döküyorsunuz. Bunun cezasız kalacağını mı sandın?”

“Evet.” Dedi morph soğuk bir sesle.

Adam sükut içinde doğruldu ve cebinden çıkardığı bir kalemle deftere bazı notlar aldı. “Söylediğin her söz mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabilir. Bu yüzden avukatın gelmeden konuşmanı tavsiye etmem.”

Morph’un çene kasları gerildi ve ağzına gelen acı sözleri yuttu. “Peki ne zaman yargılanacağım?”

“Yasama ve Yürütme de gelince. İşte o zaman Adalet tamamlanacak ve yargılanacaksın.”

‘Chanal,’ diye düşündü Morph. ‘Eğer biraz kudretin varsa işini düzgün yap. Her şey sana bağlı.’

Yargı hafifçe gülümseyip tekrar onu kilitleyerek odadan çıktı.

* * *

Yürütme beyaz ceketini astığı yerden aldı ve araştırmasına tekrar başladı. Bu antrenman ona iyi gelmişti. Neydi bu fikir? Anı mı? Fikir, adamın bünyesinde o kadar az yer kaplıyordu ki Yürütme hangi fikri aldığını zar zor fark edebilmişti; ama Anı’ydı bu. Anı’yı kapsamıştı ve anılar arasında yolculuk edebilirdi artık.

Durup dururken saldıran bu Fikir Adam’ın-ismi Chanal idi, varlığının dalgalarından bunu sezinlemişti Yürütme-işi çabuk bitmişti. Anı, onu İdealar’a çağırıp meydan okumuş ve yenilmişti. Daha sonra tekrar Madde Düzlem’e dönen Yürütme, fikirden arınan ve sadece insan olarak kalan varlığa acımış ve onu öldürmemişti. İnsan dizlerinin üzerinde uzaklaşmıştı ondan…

Arkasındaki hareketlenmeyi çabuk sezdi. Bu Madde Düzlem’de vücut bulmuş bir Fikir’di. Gözlerini kapadı ve algılarını açarak onun türünü de anladı.

İntikam’dı bu.

İntikam-kara bir pardösü giymiş, uzun boylu bir adam formundaydı- elinde kısa bir bıçakla kedi çevikliğiyle Yürütme’nin üzerine atladı ve aynı zamanda bıçağını sert bir şekilde aşağı savurdu.

Fakat Yürütme İntikam’dan çok daha kudretliydi. Elinin tersiyle havadaki şekle vurdu ve metrelerce uzağa fırlattı.

* * *

Morph gözlerini kapadı ve bedbaht haline rağmen konsantre olmaya çalıştı. Lanet olası kelepçeler bileğini acıtırken konsantre olmak hiç de kolay bir iş değildi. Ama yine de denedi ve en sonunda nirvana denen forma ulaştı.

Önce onu bulması gerekiyordu. Algılarının sınırlarını zorladı. Bir süre geçti; ama hala bulamamıştı.

Dur.

Bir şey vardı. İmgenin ucunu yakalayabilmişti Morph. Dalgaları takip ederek uzun yollar aştı.

Oradaydı işte. İradesini dışarı saldı.

Ve o sırada Yargı tekrar içeri girdi.

* * *

Birden İntikam kayboldu.

Sinirlenen ve Adalet’in yerine getirilmesi için onu yakalaması gereken Yürütme algılarını açtı.

Şaşkınlıkla farkına vardı ki İntikam boyut değil, Zaman değiştirmişti. Bu dönemden yaklaşık, 700 sene önceye, yani Ortaçağ’a gittiğini anladı.

Yürütme üzerine fazla düşünmedi. İntikam’ın geçmişte Morpheus Cendal ile bağlantıları olduğu bir sır değildi.

Ortaçağ’a dair anılar aklına üşüştü. Şövalyeler, derebeylikler, lordlar, toprak beyleri…

İnsanlığın tüm ortak düşünce ve anıları zihnine girdi.

Bir imge ona özel gelmişti. O anıyı aklına getirdi. Bir saray vardı ve etraftaki şövalyeler bağlılık yemini etmek üzere meydana toplanmışlardı. Pazarda insanlar alış veriş yapıyor, hırsızlar loncası kalabalık içinde kısa günün karını elde ediyorlardı. Bir büyücü-yani bir şarlatan- şövalyeleri görünce tüm takipçilerinin arkasına saklandı ve yakalanıp idam olmamak için kaçtı. Kaçarken de siyah pardösülü bir adama çarptı. Daha sonra domates tezgahını yerle bir ederek…

Kaçarken de siyah pardösülü bir adama çarptı…

Siyah pardösülü bir adama çarptı…

Siyah pardösülü adam.

Yürütme gülümsedi.

* * *

İntikam kendisine çarpan büyücü kılıklı adama bir süre baktı. Sonra önüne dönerek pazardan alış veriş yapıyormuş gibi gözükmeye çalıştı.

Göz ucuyla etrafa bakarak Yürütme’yi aradı. Onu bulması uzun sürmezdi.

Şövalyelerin bulunduğu tarafa doğru yürüyerek kalabalığı taradı. Şövalyeler sarayın görünen ön bahçesinde kutsal metni ezberden bağıra bağıra okuyor, krallarına bağlılık yemini ediyorlardı.

İntikam kalabalığın arasından çıkarak ön bahçeye yollandı; ama bir süre sonra durdu.

Zira karşısına Beyaz ceketi ve krem rengi pantolonuyla Yürütme çıkmıştı.

* * *

Yargı, dengeli adımlarla Morph’a doğru yürüdü. “Vaadeni tüketiyorsun, Morpheus.” Morph saf saf bakınca gülümsedi. “Planını anlamayacağımızı mı zannettin?”

“Plan mı? Ne planı?”

“Oyunu bırak, Morph. Asla insan yarından vazgeçemedin. Bu senin sonun oldu.”

Morph dişlerini sıktı. “Amacıma ulaştım ama değil mi?”

Yargı bir kahkaha koyuverdi. “yaklaştın; ama başardın mı? Hayır.”

Morph zehir gibi bir sesle “Sen neden bahsediyorsun?” diye sordu. “Nasıl başaramadım?”

“Evet, kabul ediyorum, planın zekiceydi. Anı ile anlaştın.” Morph gözlerini kısınca güldü. “daha sonra onu yürütmeye saldırması için zorladın. Nasıl ikna ettiğini bilmiyorum. Hükümdarlık mı vaat ettin?” Morph kaşlarını çattı ve cevap vermeyi reddetti. “Anı yenildi. Sen de böyle olacağını biliyordun. Daha sonra Yürütme’nin üzerine İntikam’ı saldın. İntikam.” bir kahkaha attı. “onu da güzel kandırdığını belirtmeliyim. Onu Sadakat ile kapsamak dahiyane bir plandı. Böylece o artık sana sadık olacak ve her istediğini yapacaktı.

“İntikam vur kaç taktiğiyle, senin de yardımınla zaman içinde yolculuk ederek Yürütme’yi peşine taktı.” Diye devam etti Yargı. Ses tonu alaycıydı. “Yürütme’yi ve bizi salak mı zannettin?”

Morph dişlerinin arasından “ama hileyi yedi. Zaman içinde geri gitti. İstediğim noktaya geldi.” Bunun üzerine Yargı daha fazla güldü. Morph’un gözleri inanmazlıkla açıldı. “Hayır… sen. Sen söyledin. Benim böyle yapacağımı biliyordun ve Yürütme’ye zaman içinde geri gitmesini sen söyledin!” yüzü öfkeyle kızarmıştı. “Nasıl? Çok… çok yaklaşmıştım. Neredeyse başarmıştım.” Birden durakladı. “ama dur. Hala istediğim noktada. Hala… başarabilirim.”

Yargı bembeyaz dişlerini göstererek başını iki yana salladı…

* * *

İntikam bekledi. Böyle olmaması gerekiyordu. Morph açıkça belirtmişti. O geldiğinde büyük değişim olacak ve intikam kurtulacaktı. Neden böyle olmamıştı?

Yürütme gülümseyerek İntikam’ın üzerine yürümeye başladı.

* * *

Yargı bembeyaz dişlerini göstererek başını iki yana salladı. “Amacını en başından beri biliyorduk. Yürütme zaman içinde yolculuk edecek, Ortaçağ’a gelecek ve zamanın etkisiyle o dönemin popüler Adalet fikri olan Kral’a dönüşecekti. Daha sonra İntikam’ı infaz edecek ve buraya döndüğünde biz de onu adam öldürdüğü için yargılamak zorunda kalacaktık. Böylece Adalet’in yapısı bozulacak, birimleri yok olacaktı. Ne yalan söyleyeyim, planın çok iyiydi; ama Kibir…. Bunu kendine sen yaptın Morph.” Morph’un başı umutsuzluk için göğsüne düştü. ”Çok kibirlendin. Zaman olunca, Kibir’i de aldın ve kendini her şeye muktedir gördün. Adalet fikrini küçümsedin. Halbuki küçük bir hesap yapsan sadece zamanda yolculuk yaparak Yürütme’nin yapısını bozamayacağını anlardın. Suçlu sensin. Kendi kaderinin suçunu kendinden başka kimseye atamazsın.” Hücreden çıkmak için arkasını döndü. “Kaybettin Morph.”

Tam kapıdan çıkacaktı ki Morph tekrar konuştu.

“Ben asla kaybetmem, Yargı. Ben en mükemmelim.”

Yargı bu son ve öfkeyle söylenmiş sözleri yalanlamak için arkasını döndü; ama şaşkınlıkla fark etti ki Morph’un sarı gözleri parlıyor, dudakları büyük bir gülümsemeyle açılarak dişlerini sergiliyordu. Bu umudu kalmamış bir adamın gülüşü değildi. Bu gülüş zaferin, zekânın ve güvenin duygusunun desteklediği bir gülüştü. Bu gülüş korkutucuydu.

Yargı korktu.

“Herkesin sandığının aksine ne Kibir’e hizmet ederim ne de Kibir fikrinin kontrolü altındayım, Yargı. Sizi tek başıma yenemeyeceğimi biliyordum.” Yargı’nın gözleri kısıldı. “Bu yüzden başka bir fikirden yardım aldım.”

* * *

İntikam ile arasında kısa bir mesafe kalmıştı ki Yürütme durdu. Garip bir his vardı içinde.

Yenilik. Değişim. Rejim. Bu imgeler aklını doldurmuştu.

Yürütme değiştiğini hissetti. Değişiyor, benliğinin yapı taşları parçalanarak enkazın içinden yeni bir yapı kuruyordu. Düşünce sistemi, doğruları, hayata bakışı değişti. Fiziksel görünüşü de büküldü ve yeni bir form aldı.

Yürütme tamamen değişmişti.

Sonra değişen Yürütme farklı bir Fikir’in sesini duydu. “Merhaba. Ben Devrim.”

* * *

“Devrim!” diye çığlık attı Yargı inanmazlıkla. “Se-Sen ne yaptın? Sen-ama sen kibirliydin…” sesi soldu gitti.

Morph gülümsedi. “Sizi tek başıma yenemezdim. Bunu inkar edecek ve ölümüme gidecek kadar ahmak olduğumu mu düşündün?” omuzlarını silkti. “Yanıldın. Değişim fikrinin alt fikrinden yardım aldım: Devrim. O ünlü sıralamayı bilir misin? Tabiî ki de bilirsin. Ezelden beri bu döngü içindesin.

“Oligarşi biter, Devrim yapılır ve yerine Teokrasi gelir. Halk bir süre sonra dinin baskısına isyan eder ve Demokrasi’yi getirirler. Daha sonra halk kendi içinde, farklı fikirler yüzünden savaşır ve bu savaşın sonunu getirmek için bir kahraman çıkar ortaya. Kahraman ülkeyi tekrar tek elde toplayarak, merkezi otoriteyi kurar. O artık kraldır. Ve bu yönetimin ismi de,” zincirlerini şıklattı “Monarşi’dir.”

* * *

Yürütme artık Yürütme değildi. Devrim yapılmış, adalet sistemi değişmiş ve halktan hakları alınarak Demokrasi Monarşiye dönüşmüştü. O artık hem Yasama hem yürütme hem de yargıydı.

O Kral’dı, altın tacı ve süslemeli cüppesiyle gerçek bir kral.

Kral İntikam’a baktı ve halkın huzurunu bozan bu uçarı hakkında kararını verdi: İnfaz.

Uzun kılıç kınından çekildi ve İntikam’a savruldu.

İntikam’ın bir kez daha Madde Düzlem’i terk ederkenki son düşüncesi efendisine, sadık olduğu adama iyi hizmet ettiğiydi.

Uzun kılıç İntikam’ın kafasını vücudundan ayırdı.

* * *

“Olamaz. Sen bunu… sen bunu yapmış olamazsın.” Yargı’nın sesi titriyordu. Kesin olan bir şey vardı ki; Yargı veya Adalet’in herhangi bir birimi daha önce hiç kimsenin önünde ezilmemişti. Şimdiye kadar.

“Yapabilirim ve yaptım.” Morph zincirlerinin el verdiğince ayağa kalktı.

Ve tam o anda Yürütme, Zaman’ın etkisiyle tekrar Yürütme-yani o zamanın popüler fikri- olarak hücrenin içinde belirdi. Devrim onu tekrar değiştirmişti. Gözleri donuktu ve içlerinde bir kabul etme, pes etme havası vardı. Ellerinde de Kral’ın kılıcını taşıyordu. Kral’ın kanlı kılıcını. Adalet’i hiçe sayarak can almış bir kılıcı.

“Kendi birimlerinizden biri Adalet’e aykırı hareket etti. Onu yargılayacaksın Yargı. Bu senin görevin ve var oluş nedenin; ama onu suçlu bulursan Yürütme hüküm yiyecek ve Adalet’in yapısı bozulacak. Eğer onu suçlu bulmayacak şekilde Yasama’ya bir yasa yaptırırsan bu adam kayırma olur ve yine Adalet’in yapısı Adalet tarafından bozulmuş olur.” Sarı gözleri parladı. “Yanılıyorsun Yargı… Ben kazandım.”

Yürütme bedbaht bir halde dizlerinin üzerine çöktü ve uzun kılıcı büyük bir tangırtıyla yere bıraktı. Yargı da sessizdi. Sadece öyle dikiliyordu. Sonra konuştu. Onun da gözleri donuktu. “Yürütme; seni Adalet’i hiçe saymak, ona karşı eylemlerden bulunmak ve adam öldürmek suçlarından itham ediyorum.” Morph’a baktı. Yenilmişti. “ Seni Madde Düzlem’den kovuyor ve bir daha gelmeni kanunların önünde yasaklıyorum.”

Yürütme yavaşça eridi ve Madde Düzlem üzerindeki avatarı yok oldu.

Morph Yargı’ya döndü. Adalet’in yapısı bozulduğu için o da yavaşça eriyordu. Tam olarak kaybolmadan önce Morph’un önünde saygıyla eğildi ve yok oldu.

Morph kazanmıştı.

* * *

Siyah, görüntüyü dağıttı ve hiddetle toplantı salonundakilere döndü. “Gördünüz mü?”

Beyaz, ağır ağır olmayan nefesini verdi ve başını kaldırdı. “Adalet Morpheus Cendal karşısında yenilgiye uğradı.” Diye bildirdi resmen. Tüm renkler ona beklenti içinde bakınca kararını açıkladı. “Morpheus Cendal’ı yok etme görevini biz devralıyoruz.”

* * *

Şövalye ufukta batan güneşe çevirdi gözlerini. Bu gün büyük bir darbe yemişti. Bunu içinde biliyordu. Nasıl bilmezdi?

En çok güvendiği ve en fazla kudret bahşettiği alt fikri yenilmiş, Morpheus Cendal tarafından Madde Düzlem’den kovulmuştu.

Evet, bu gün kötü bir gündü. Morpheus Cendal bunun hesabını verecekti.

* * *

Morph İdealar’dan çağırdığı İletişim fikrine baktı.

“Mesajın nedir?” diye sordu ona dingin sesiyle İletişim.

Morph fötr şapkasını düzeltti. “Dünya üzerindeki tüm Fikir Adam’lara benden bir mesaj götürmeni istiyorum. Onlara de ki ‘Artık Fikir’ler tarafından avlanmayacak ve toplum tarafından dışlanmayacaksınız. Bana katılın ve hep birlikte, üstün ırkımızın bize verdiği yetilerle Fikir’lere karşı savaşalım. Ben Morpheus Cendal, Zamanın Efendisi ve Korku’nun Son Kalesi, sizden bana katılmazını istiyor, davamda bana arka çıkmanızı talep ediyorum. İnsanların Çağ’ı başlarken biz, yani Fikir Adamlar, merdivenin en üst basamağında olacak ve tüm diyara hükmedeceğiz.

Bana katılmak isteyenleri İdealar ile Madde Düzlem’in kesiştiği noktada toplayacak ve sadakatlerini sınayacağım.

Size varlığımın verdiği mutlak bilgiyle söz veriyorum ki;

İnsanlık muzaffer gelecek,’”

İletişim kafasını salladı ve hemen işe koyuldu.

* * *

Ölüm kendisine gelen mesajı düşündü. Morpheus Cendal. Çenesi kasıldı. Kendi işini kendi halletmek zorunda kalacaktı. O ki Fikir Adam’ların en büyüğü bir yeni yetme karşısında mı eğilecekti?

Adalet’e ve onların saçma kurallarına küfretti. Onları Madde Düzlem’e bir amaç doğrultusunda çağırmıştı ve adamlar faka basmıştı. Lanet beceriksizler.

Sonra güldü. Kahkahası gece havasında patladı. O kadar mutluydu ki zahmet edip doğruldu ve yanından geçmekte olan kediye dokundu. Kedi aynı anda yere düştü ve öldü.

Gülüşü yavaş yavaş solup yerini daha kalıcı ve mantıklı bir sevince bırakırken fısıldadı. “Seni öldürmek zevkli olacak Morpheus…”

Son

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *