Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Hahinde’nin Anka Olması

Gökyüzüne baktı uzun süre, maviliklerin içine, derinine hatta en derinine baktı. Yorgundu, üzgündü ve tükenmişti; sona gelmişti, her şey bitmişti. Önce çok sevdiği kocasını yitirmişti bir av kazası dedikleri olayda, ardından kambur oğlu sürülmüştü uzak çok uzak bu yerlere. Kafasını kaldırdı bir daha baktı, hiç bir şey yoktu maviden başka, ne bir bulut beyazı nede bir zümrüt yeşili görünmüyordu yukarılarda. Oğlu Homtu’da buralarda kaybolmuştu, bir şeytan ele geçirmişti zavallı canının parçasını. Yemyeşil otların üzerine oturdu. Rüzgârın sesini dinledi bir zaman, şarkılar söylüyordu yakınlara, uzaklara iniler gibi. İlahi tadında nağmeler fısıldıyordu kulağına gidenler için ve tekrar gelecekler için. Uzan diyordu benim üzerime yeşil otlar, uzan ve dinlen. Yılların yorgunluğu anca böyle çıkar.

Uzandı yavaşça yeşili ve içerisindeki canlıları incitmemek için, başını dayadı toprağa en son. Önce sıcaklık duydu yüreğini ısıtacak, bir anne kucağı gibi. Sonra sıcaklık çoğaldı azar azar, sonsuz kadar özlenen sevgilinin teni gibi yaktı. Ve biraz daha arttı, öfkeli bir anne kadar oldu kızgın ama bir o kadar sevgi dolu. Uzandığı yeşil otların sarıya, sarının turuncuya döndüğünü görüyordu, ardından turuncular kırmızı oldu. İçinde her şeyini kaybeden kişinin öfkesi parladı birden kızıla dönen alevlerle. Özellikle de oğlunu alan kocasının ağabeyine, kendisine tuzak kuran yeğenine. Teni alev alevdi, söndürmeye gücü yetmezdi dereler dolusu soğuk suyun, denizler dolusu buzun. Haykırmak istedi acılarını şimdi kızıla dönmüş gökyüzüne ama ne sesi vardı ne de sesi çıkaracak ağzı. Dans ediyordu kızıl diller önünde, yanında, tüm çevresinde. Derisi kavruldu, kemikleri bembeyaz ışıldadı kırmızının içinde, buhar oldu kemikleri ateşin karşısındaki buz misali. Sadece yüreği kaldı öfkeli ve intikam hissiyle dopdolu. Ateş mi yüreğindeydi yoksa yüreği mi ateşte anlayamadı.

Şimdi dışarısındaydı bedeninin ve bedeninden kalan son küllerin. Birden tüm acılar son buldu serinlik ve hoşluk duygusu sardı yanıp giden yaralarını. Öfke ve nefret yerini sevgiye, umutsuzluk yerini umuda bıraktı. Önce beyazdı etrafı ardından sarı ve en sonunda yeşil oldu. Yok yok etrafı değil kendisiydi yeşil olan zümrüt gibi. Kanat oldu kolları; tüy oldu kılları yeşil. Silkindi ne varsa döktü geçmişten kalanları ve acıların kendisine verdiği kanatlarla havalandı bir kuş gibi. Uzakta duran ve olanları izleyen uzun boylu kadının çevresinde döndü saygıyla. Kadın kendisine, “bir Anka kuşu oldun” dedi, Zümrüdü Anka. “Görüşeceğiz,” dedi kadın “yıllar, yüzyıllar sonra görüşeceğiz,” dedi Anka kuşu, ardından yükseldi maviliklerin içine en derinine.

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.