Öykü

Herkese Birer Bardak Rom!

Lilith, Ahura Mazda Hanı’nın içerisindeki barın penceresinden, dışarıda usul usul düşmekte olan kar tanelerini incelerken, geçen gece yine hanın barında tanıştığı çetin bakışlı delikanlı Balder yavaşça içeri girdi. Turuncu saçlı, turuncu sakallı Balder, çok bilmiş kasaba halkınca fiziksel özellikleri dolayısıyla kadim zamanlarda yaşayan Viking ırkını andırıyordu. Ancak bu ulusun hakkında söylenilenlerin aksine bu kızıl çocuk, her köşe başında karşılaştığı yine kendi gibi gençlere savaş karşıtı düşüncelerini paylaşmaktan gocunmuyordu. Hiç de çoğunluğun ona yakıştırdığı gibi barbarca güdüleri yoktu yani.

Ahura Mazda’da her gün tuhaf şeyler olmazdı. Oldu mu da, bir yenisi dillere düşünceye kadar ağdalana ağdalana anlatılır durulurdu. Lilith, “Kardeşler” olarak bahsedilen savaş karşıtı gizli bir örgütün çok daha gizli mesajlarını birilerinden alıp başka birilerine iletmek için geçici bir süre için bu hana yollanmıştı. Bu iş için handakilere abisi olarak tanıttığı ancak aslında bir yoldaşı olan Hanuman’la beraber görevlendirilmişlerdi. Kasabalının ağzına dolanan şu son Mirka olayından sonra hakkında konuşmaya değer büyük bir hadise patlamadığından olacak ki, dedikodu üretmekte başarılı olan kısım, bu sefer şu yeni gelen Balder denilen kızıl çocuğu ağızlarında sakız yapmışlardı. Dolayısıyla bazı kesimlerin konunun riskleri bakımından hakkında konuşmakta çekimser kaldığı kızıl çocuk, genelde olduğu gibi şimdi de bir masada yalnız başına oturmaktaydı.

Lilith’in abisi olarak tanınan Hanuman, tam da haftanın bu gününde şehirden 3 fersah kuzeyde yer alan kasabadan şehre gidiyor ve orada zabıtalar tarafından fark edilemeyen görünmez bir elle ve yüzünde onu oldukça tanınmaz hale getirmeyi başaran bir maskeyle elindeki afişleri bitirmeye çalışıyordu. Oğlan bu işlere koştururken Lilith de hanın bar kısmını han sahibine yardım olsun diye biraz temizledikten sonra dışarıya tahsili için çalışma yapıyormuş görüntüsü çizerek aslında pek yakında çıkartacakları fanzin için toplanılan yazıların düzeltmelerini ve son ayarlamalarını yapıyordu.

Ağızlarında hiçbir bakla tanesinin ıslanması asla mümkün olmayan kasabalılardan, bu kızıl çocuk hakkında duyduklarından cesaretle Hanuman’ın da şehirde olmasını fırsat bilerek Balder denen şu yeni tanıştığı adama biraz daha yakınlaştıktan sonra şu yasaklı meseleler hakkında onunla konuşmaya nihayet cesaret edebilecekti Lilith. Altı aydır hiç durmaksızın sürüp giden aksine an geçtikçe daha da hiddetlenen şu kar yağışı, herhangi birisiyle herhangi bir sohbet başlatmak için iyi bir bahane olduğundan genç kadın da bunu değerlendirdi.

Daha önce sık sık bakışları birbirlerininkine çarmış olsa da birbirlerine ettikleri kelime iyi gün veya akşam temennisinden ileri gitmemişti şimdiye kadar. Lilith’in Hanuman’la hakkında pek çok kez konuşup, kesinkes bir savaş karşıtı olduğunu düşündükleri çocuk işte karşısında duruyordu şimdi. Ancak bu kızıl çocukla olan ilişkilerini daha da ilerletmemelerinin arkasında yatan asıl sebep, bunu yapmak için ellerine fırsat geçmemesi değil, örgütün Lilith ve yol arkadaşını bu hana göndermeden önce yaptığı konuşmada çizdiği keskin sınırlardı. Çok çaresiz bir durumda kalmadıkça -ki aslında kalsalar bile- yüzleri tamamen görünür bir şekilde, örgütten olduğundan emin olmadığı herhangi bir kimseyle örgüt hakkında konuşmak, kardeşlik için işlenilebilecek en büyük suçlardan biri sayılırdı ve Lilith’in de pek tabii farkında olduğu gibi şu an içerisinde bulunduğu durum herhangi bir çaresizlik içermiyor, aksine oldukça keyfi gibi görünüyordu.

Geçmiş deneyimlerinden Hanuman’ın akşamın geç saatlerine kadar afişler için şehirde kaldığını biliyor ve şu anda da bunun tamı tamına böyle olmasını umuyordu. Çekingen bir edayla Balder’in masasına yaklaştıktan sonra utana sıkıla söze başladı. Yan yana masalarda oturup, seslerini birbirlerine işittirebilmek adına giderek artan ses tonlarıyla bir süre konuştuktan sonra, kızıl çocuk bu durumdan biraz olsun yılmış olacak ki sonunda zaten boş sayılabilecek barda Lilith’in yanına oturmak için ondan kibarca müsaade istedi. Ardından bitmek bilmeyen kışla ilgili gerekli gereksiz, akla gelebilecek her şeyi konuştuktan sonra sıra kızıl çocuk kasabaya gelmeden önce yerlilerin ağzını meşgul eden Mirka olayına gelmişti. Bu konu, ikisinin de asıl konuşma amaçlarından biraz daha kaçıp etrafında oyalanmaları için biraz daha zaman tanımıştı onlara.

Genç kadın, Mirka’yla ilgili, neredeyse hiçbir şey duymamış olan kızıl çocuğa kasaba halkının yarısına yakınının gördüklerini iddia ettikleri bu efsanevi sayılabilecek yaratıktan bahsederken, diğer bir yarısınınsa onu yalnızca bir hurafe, cahil kimselerce uydurulmuş hayali bir imge olduğuna inandıklarını da eklemeyi unutmadı elbette.

Aralarında yakaladıkları bu tuhaf enerji, garip bir şekilde ikisini de sanki görünmez bağlarla oturdukları masaya bağlıyordu. Vakit, öğleni geçmişti neredeyse. Her ikisi de bunu fark ettiklerinde şaşkınlıklarına engel olamadı. Bu görünmez bağın sebebi ise, sürekli çevresinde dolaştıkları ancak bir türlü konuşmaya başlayamadıkları yasaklı konular olduğunu bal gibi biliyorlardı. Oysa Lilith, hem Balder’in görüşlerinden emindi hem de halihazırda bu kadar saat konuşmalarına rağmen bir türlü şu meselelere girme cesareti gösteremiyorken, bu kızıl çocuğun onun dışında karşısına çıkan herkese korkusuzca fikirlerini açması, karşıt görüşlülerin karşısında bile susmaya yanaşmıyor olması kadının canını giderek sıkıyor, kalbiniyse kırmaya başlıyordu.

Balder’se kaç saattir havadan sudan konuştuğu bu genç ve bir o kadar da alımlı kadınla vakit geçirmekten keyif alıyor, hem daha önce de abisiyle birlikte kardeşlik için bir şeyler yaptıklarını düşündüğü için konuyu şu yasaklı konulara getirmeye can atıyor hem de kurula tekrar şikayet edilmekten korktuğu için bu duruma ihtiyatlı yaklaşmakta yarar görüyordu. Aslında artık kardeşlerden biri değildi ama evvelki deneyimlerinden onların davalarına ne kadar bağlı olduklarını ve sahip oldukları bu şeyi korumak pahasına neleri göze alabileceklerine dair tahminleri yok değildi.

Konuşulacak konular bitip de ne diyeceklerini bilemedikçe her ikisi de konuyu Mirka’ya getirip duruyorlardı. Bu, hem mizaha açık hem de çok daha az riskli bir konu gibi geliyordu onlara anlaşılan. Dışarıdan bakıldığında çok ciddi konular hakkında çok önemli fikirler tartışıyorlarmış gibi görünseler de aslı astarı hakkında hiçbir fikirleri olmayan bu yaratık hakkında konuştukları sırada Balder, bir anda kadına bu konu hakkında gerçekten neler düşündüğünü sorduğunda, konuşmanın bundan sonraki seyrinin bu soru üzerinden şekilleneceğini tahmin etmiyordu. Tam da bu noktada Lilith’in bu soruya cevap oluşturmak için seçtiği sözler dikkate değerdi çünkü her biri sohbetin gidişatı için birer kırılma noktası özelliği taşıyordu;

“Sadece birkaç insan inansa da, savunmasız ama kocaman… ve düşüncesi bile herkese bir şekilde yetiyor.” Diyip şunları da ekledi genç kadın, “Tıpkı Büyük Barış gibi.”

Kulakları bu kelimelerle dolduktan sonra her ikisi de istem dışı bir şekilde etraflarını kolaçan ettiler. Balder için çok bir şey değiştirmeyecek olsa da civarda bir gözcünün olması Lilith için en hafifinden kardeşlikten men anlamına gelirdi, en ağırını ise tanrı bilir. Tehlikeli bir durumda olmadıklarından nihayet emin olduktan sonra genç kadınla kızıl çocuk yine biraz çekingen ama çok daha fazla heyecanla birbirlerine bakmayı sürdürdüler. Kızıl çocuk ne tepki vereceğini bilemez bir halde karşısındaki bu ya fazla aptal ya da fazla cesur olan kadının gözlerinde daha açık ipuçları ararken Lilith ondan önce davrandı.

“O kadar konuşmanın sonucunda, birilerinin senin ve fikirlerin hakkında bazı önizlenimler edinebileceği fikrini yadsıyor olamazsın, öyle değil mi?”

“Sanırım neden bahsettiğini tam olarak anlayamadım.”

“Gel onun için demin de konunun bir şekilde sürekli bağlandığı Mirka ismini kullanalım. Böylesi senin pek umurunda olmasa da ikimiz için de çok daha güvenli olur.”

Lilith, kızıl çocuğun yüz ifadesinden hala bir anlam karmaşası içinde olduğunu fark etti ve tekrar çevresine bir göz gezdirip biraz daha rahat ettikten sonra iyice Balder’e doğru eğilip fısıldayarak devam etti;

“Barış için diyorum. Büyük Barış için şu koca hayvana yakıştırdıkları komik ismi kullanabiliriz.”

Hala gözleriyle etrafı taramaya devam etse de artık herhangi bir gözcü veya benzeri türden birisinin olmadığından adı gibi emin olduğu gözlerinden okunan güven duygusuyla anlaşılıyordu. Bunu fark eden Balder, böyle naif bir kadının böylesine cesurca davranabilmesi karşısında yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atamaması bir yana, bunu gizlemekte de çok başarılı olamamış olacak ki hala doğru düzgün söyleyecek bir cümle kuramıyordu.

“He? Ne dersin? Köylülerin bir kısmı onun var olduğuna ve bir gün kasabaya geleceğine inanıyor. Kalanıysa bunun düpedüz bir yalan olduğunu düşünüyor. Yani bir çeşit metafor gibi de düşünebiliriz onu, Mirka!”

Bu sözlerinden sonra muzipçe kıkırdayan genç kadının son derece ciddi olduğunu ve gözlerinde hala en ufak bir korku kırıntısına dahi yer olmadığını fark eden kızıl çocuk, ürkekçe çevresine bakınırken kendi için hiçbir endişe hissetmiyordu ancak bu korkusuz kadın için birilerinin endişelenmesi gerektiğini düşünüyordu.

“Sen… ama nasıl?”

“Sadece sen mi barış için her şeyi göze alabilecek azılı bir savunucusun sanıyordun?”

“Hayır ama ben… Sadece beklemiyordum. En azından bu kadarını.”

Gerçekten de beklemiyordu. Hadi kendisinin kaybedecek hiçbir şeyi yoktu, uğruna ölebilecek bir şeyi, bir düşüncesi vardı yalnızca. Ancak bu genç kadın, daha her şeyin bu kadar başındayken…

“Beklemezsin tabi. Kimse beklemiyor zaten. Mirka’yı yalnız erkekler düşleyebilir sanıyorsunuz değil mi? Ah, siz eski kafalı bağnaz kasaba halkının düşünce yapısından sıyrılamayan insanlar! Sizlere göre yalnızca erkekler mantıklı düşünebilir, öyle değil mi? Hem daha çocuk sayılabilecek yaşta oluşum hem de kadın oluşum beni sadece korunmaya, kollanmaya layık biri yapıyor ve düşünmekse size göre bunlardan çok uzakta kalıyor diye benim Mirka’nın hüküm sürdüğü bir yeryüzü arzusuyla yaşıyor olmam inanılır gibi gelmiyor kimselere. Söylesene bütün bu şaşkınlığın sebebi hem bu saydıklarım hem de bunlara rağmen böyle konuları henüz tam olarak tanımadığım bir yabancıya açacak kadar yürek yemiş olmam değil mi?”

Bu, hiçbir fikrini söylemekten geri durmayacağa benzeyen genç kadın karşısında, normalde de özgüven konusunda problemler yaşayan Balder, onları susarak içine sürüklediği bu durumdan bir şekilde kurtarması gerektiğinin farkındaydı. Daha da geç olmadan konuşmaya başladı.

“Hayır. Bak, ben sadece onca korkak varken, hatta bu konularda azımsanmayacak kadar büyük bir kısım ödleğin tekiymiş gibi davranıyorken… Bir etrafına baksana. Herkes sana da sanki krallığın hiçbir sorunu, sıkıntısı yokmuş gibi güle oynaya yaşamlarına devam etmeyi tercih ediyormuş gibi gelmiyor mu? Belki korkudan, belki değil ama sana da kimsenin Mirka falan umurunda değilmiş gibi görünmüyor mu? Ben… onca dil döktüm, inan. Onca insana. Beni şaşırtan senin bir genç veya bir kadın olarak değil, yoldan geçen herhangi biri olarak gerçekleri görüp bu konuda başına geleceklere aldırmadan onları savunuyor olman. Bir de bunları başka birilerine, hem de hiç de tanıyor sayılmadığın kişilere karşı açabilmendi beni böylesine şaşkınlığa uğratan. Söylediklerini anlıyorum yine de ve her birinde çok haklısın. Keşke genel düşünce yapısını değiştirmek benim elimde olan bir şey olsaydı.” Yer yarılsaydı da, diye düşündü Balder, keşke içine girseydi o dakikada.

“Öyle mi dersin?”

“Kesinlikle.” Sessiz ve mahçup bir bakıştan sonra da şöyle ekledi, “Eğer istemeden seni incittiysem, çok özür dilerim.”

“Senin özrünü gerektiren bir durum yok ortada sanırım. Ben, bazen, bazı konularda aşırı hassasiyet gösterebiliyorum.”

“Haklısın da. Eminim kardeşler, senin gibi bir yoldaşa sahip olsalardı, sırtları yere gelmezdi.” Karşısındaki zeki kadına yaptığı bu ucuz kelime oyunuyla kendini daha da küçük düşürdüğünü hisseden Balder, hiç de korktuğu gibi bir tepkiyle karşılaşmadı. Üstelik tam da istediği cevabı aldı.

Kızıl çocuğun başından beri merak ettiği şeyi sonunda dolaylı da olsa sorduğuna sevinen Lilith, ona istediği cevabı vermekte gecikmedi, “Gelmiyor da zaten.”

Bu şekilde aralarındaki gerilim de tatlıya bağlandıktan sonra Hanuman’ın şehir merkezinden döneceği saate kadar Büyük Barış, kardeşlik, kokusu burunlarına giderek daha keskin bir şekilde gelmekte olan savaş ve benzeri konular hakkında yer yer tartışmaya da varsa tadında devam eden sohbetleri süresince birbirlerine birkaç kadeh de rom ısmarlamayı ihmal etmediler. Balder’in kardeşlikten nasıl kovulduğunu, buna rağmen neden onlar için hala bu kadar uğraşıp didindiğini dinledikten sonra o da yollarının nasıl kardeşlikle kesiştiğini, abisi sanılan kişinin aslında bir görev arkadaşı olduğunu ve hayatıyla ilgili küçük ama önemli ayrıntılara değinerek anlattı.

Konuşurken ikisi de havanın nasıl karardığını anlamamışlardı. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlayan Ahura Mazda’da bu akşam işler açılmış gibi görünüyordu. Hanuman’ın birkaç dakika içinde hana ulaşacağını sezen Lilith, kalkmadan önce herkese birer bardak rom ısmarladı!

“Büyük Mirka’ya!”

Bunu duyan hancı ve Balder dışındaki yolcular, tam olarak anlamlandıramasalar da kadehini dikip kapıdan aceleyle çıkan kadının arkasından herkes neşeyle tekrarladı,

“Büyük Mirka’ya!”

Ahura Mazda’da her gün tuhaf şeyler olmazdı.

Bugün de olmadı.

Herkese Birer Bardak Rom!” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Hemen giriyorum konuya :slight_smile:

    Başlığı okur okumaz aklım ailk gelen şey Pirates of the Caribbean - Jack Sparrow oldu. Seriye ve karaktere oldukça fazla sempati besleyen biriyim ve neden bilmem rom dendi mi aklıma istemsiz olarak Jack Sparrow geliyor.

    Sonra giriş cümleni okur okumaz aklıma Kral Katili Güncesi geldi. Hanlarda geçen tüm hikayeler de otomatik olarak Kvothe’u getiriyor aklıma.

    Dolayısı ile daha baştan 2-0 yapmıştın durumu. Sonra isimler… İsimler harika. Balder, Ahura Mazda, Lilith, Hanuman… Zaten hanın adını okur okumaz durum 3-0 oldu.

    Öykü için seçtiğin mekan ve genel hava benim en sevdiğim türdendi. Ancak öykü içerisinde iki gol yedik ve durum 3-2 oldu.:slight_smile:

    Böyle ifade ediyor olmamı mazur görürsün umarım. :slight_smile:

    Öyküdeki bazı cümleler okuyanın canını okuyor gerçekten. Bazı bölümlerde anlayabilmek için zorlandığımı ifade etmeliyim. Aşağıda bazı alıntılar yapacağım. Bunlar gözüme çarpanlardı. Yeterli bir son okuma yapmadığını var sayıyorum. Öykün birkaç düzenleme ile -en azından benim için- bu ayki seçkinin en iyisi olabilirdi rahatlıkla. O kadar beğendim.

    Mesela bu aşağıdaki cümle; bölünmeye ya da daha sıralı ifade edilmeye ihtiyaç duyuyordu. Böylece hem derdini daha rahat anlatır, hem de okuyanı yormazdı.

    Aşağıdaki cümlelerde olduğu gibi bazı cümlelerinde özne-yüklem uyumsuzlukları vardı. Bu durum okurun cümleyi tekrar okumak ihtiyacı hissetmesine neden oluyor ve akıcılığı bozuyor.

    Aşağıda çoktan Barış için Mikra ismini kullanmakta anlaşmışlarken, tekrar barış, barış olarak geçiyor cümlede. Bu ufak bir kurgusal hata.

    Son bölümde Lilith’in

    Dediği kısıma bayıldım. Harika bir son.

    Cümlelerdeki problemler yenilen ilk goldü. Diğeri ise fazla gizemden kaynaklı bence. Savaşın ne ve neden olduğu, kardeşler denilen yapının nasıl bir yapı olduğu gibi kısımlar biraz daha açık olabilirdi. Bir paragraf ile bunlara değinilebilirdi. Mesela Mirka konusu. Aralarındaki muhabbet Mirka için biraz daha açıklayıcı diyaloglara sahne olsa, biz okurları da daha fazla çekerdi öykünün içine bu durum gibi geliyor bana.

    Umuyorum çok kurcalamadım. Ben şu an yaptığım tarzdaki yorumları daha değerli buluyorum. Elbette bazen söyleyecek hiçbir şey olmaz. Beğenmişsindir ve beğendim der geçersin. Ancak okuduğumda hissettiğim, düşündüğüm her şeyi yazar ile paylaşmak isterim ben.

    Tekrar edeyim, fazla deştiysem öyküyü affola! Kaldı ki bu tamamen bence kısmı olayın. Öykünün sahibi elbette ki hiçbirisine katılmıyor olabilir. Bu da tamamen yazarın tasarrufudur.

    Genel olarak konuşacak olursam 3-2 önde kapadık maçı ve öyküyü okumuş olmaktan dolayı gerçekten mutluyum. Başka öyküler de okumak isterim Seray Soysal’dan!

    Gelecek seçkilerde görüşmek üzere :slight_smile:

  2. Merhaba, öncelikle ayırdığınız vakit ve ayrıntılı yorumunuz için çok teşekkür ederim :blush:
    Seçkiye gönderdiğim ilk öyküydü ve bir sonraki sayılar için böyle deşen yorumlara çok ihtiyacım var elbet. Daha önce çok fazla öykü yazma ve okuma deneyimim olmadı, bu yüzden türe biraz da yabaniyim. Bu bir bahane olamaz tabii ama değerli eleştirileriniz doğrultusunda umarım okuyanlara daha çok zevk verecek içerikler sunabilirim daha sonraki seçkilerde.
    Aslında yediğim gollerin bir tanesi, bir türlü icabına bakamadığım uzun cümle kurma hastalığım sanırım. Nedense cümleleri bağlı ve noktasız kurunca yazarken daha fazla zevk alıyorum ancak elbette bunları en azından dil bilgisi kurallarını göz ardı etmeden yapmam gerek, farkındayım.
    Gizem konusunu da siz söyleyince fark ettim. Benim de nedenini çözemediğim bir kapalılık vardı anlatımda. Bilgi eksikliğiymiş demek.
    Bu iki unsura daha çok dikkat edeceğim bundan sonra. Teşekkür ederim tekrar yapıcı yorumunuz için. :pray:t3:

  3. Merhaba Seray,

    İçerikle ilgili söyleyeceklerim kısıtlı. Olması gerekenden daha kapalı gibiydi genel itibariyle. Belki kişisel tercihindir, belki de kasıtlı yapmamışsındır, bilmiyorum, fakat başta neysem sonda da oydum mevzu hakkında, muhtemelen benim dikkatsizliğim, bu yüzden tekrardan okuyacağım daha sakin kafayla. İçerikle ilgili yorumumu kısa tutayım, zira ne okuduğum, ne de yazdığım bir alan bu, ehil değilim.

    Biçimsel anlamda öyküyü beğendim. Hatta kelime seçimlerine hayran kaldım, amma ve lâkin bazı cümleler hikâyenin ahengini bozuyordu. En çok dikkatimi çeken nokta da virgül konusunda muazzam cömert olmandı. Tekrardan belirtiyorum ki ukalâlık olarak algılanmasın, belki sadece benim gözüme çarpmıştır fakat bazı cümlelerde o kadar çok virgül vardı ki duraksamaktan bütünüyle kayboldum.

    Genç kadın, Mirka’yla ilgili, neredeyse hiçbir şey duymamış olan kızıl çocuğa kasaba halkının yarısına yakınının gördüklerini iddia ettikleri bu efsanevi sayılabilecek yaratıktan bahsederken, diğer bir yarısınınsa onu yalnızca bir hurafe, cahil kimselerce uydurulmuş hayali bir imge olduğuna inandıklarını da eklemeyi unutmadı elbette.

    "Mirka’yla ilgili"den sonraki virgülü atsak çok güzel olur bence.

    Oysa Lilith, hem Balder’in görüşlerinden emindi hem de halihazırda bu kadar saat konuşmalarına rağmen bir türlü şu meselelere girme cesareti gösteremiyorken, bu kızıl çocuğun onun dışında karşısına çıkan herkese korkusuzca fikirlerini açması, karşıt görüşlülerin karşısında bile susmaya yanaşmıyor olması kadının canını giderek sıkıyor, kalbiniyse kırmaya başlıyordu.

    Bu ve bunun gibi cümlelerde de kayboldum.

    Dediğim gibi, yapılar ve yerleştirmelerde sıkıntılar vardı bana kalırsa, onun hârici kelime seçimlerini çok beğendim. Ufak tefek değiştirmelerle biçimsel açıdan çerçevelik bir öykü olabilir. İçerikle ilgili yorumumu daha sonra yapacağım, bir kez daha okumam gerek.

    Diğer seçkilerde görüşmek dileğiyle :krs:

    NOT: Başlık ateş ediyor :obey:

  4. Kelimeleri mitolojiden seçtim, çünkü inanılmaz bir hava katıyor mitolojik imgelemler öykülere diye düşünüyorum. Konuyla alakasız isimler olmamasına özen gösterdim tabii. Cümlelerin uzunluğu, karmaşıklığı ve düşüklüğü konusunda haklısınız maalesef. Cem’in de dediği gibi bu uzun cümleler sanırım hikayenin akıcılığına da ket vuruyor. Cümleleri biraz daha düzenli sıralamayı başarabilirim umarım bundan sonra.
    Verilmek istenen mesaj gibi bir şey belirlememiştim açıkçası yazmaya başladığımda. Bu yüzden de hikayeden bir şey alamadığını düşünüyor olabilirsin, zira yorumundan sonra düşündüğümde okuyucuya ne vermek istediğimi ben de bilmediğimi fark ettim. Kurgularken ve yazarken çok zevk aldığım bir metin oldu ama içini daha fazla da doldurabilirdim elbet. Bu nokta da bundan sonra dikkat edeceklerim arasında.
    Vakit ayırıp okuduğun için teşekkürler. :blush:
    NOT: !rom :krs:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!