Öykü

Yalan

İnsan neden yalan söyleme ihtiyacı hisseder ki, nedendir bütün bu çaba. Sadece doğruların acı vermesi midir insanı yalan söylemeye iten, yoksa benliğinde yalan söylemeye karşı bir içgüdü mü gelişmiştir? Belki de binlerce yıldır söylediğimiz yalanlar ve sonucunda gerçekleşen olaylardan ötürü vücudumuz evrimleşerek ruhumuzu esir alan bir hormon salgılamaya başlamıştır.

Önceleri yalan söylediğinde gözlerini kaçıran binlerce yıl önceki ilk türler hayatta kalmayı başaramamış  ve tarihin yazılmaya bile başlamadığı zamanlarda kendilerine bir duvar resminde bile yer bulamamışlardır. Daha sonra gelenler ise hayatta kalabilmek için kendilerini geliştirerek bir sonraki aşamaya geçmişlerdir. Böylece kimin nerede ve nasıl yalan söylediğini, hatta yalan söyleyip söylemediğini bile anlayamaz hale doğru evrilmişiz.

Uykusuzluğun bir kavramdan gerçeğe dönüşeceği bir eşik noktası vardır, o eşik noktasından önce kendinizi yatağa atıp gözlerinizi kapatmadığınız zaman artık çok geç kalmışsınız demektir. Eşik noktasının ilerisi ya yatağınızda dönüp durmaktır ya da vazgeçmektir. İşte beni de gece yarısı belgesel izlemeye iten de aynen bu geçilmiş eşikti. Önce bir şeyler okumaya çalıştım ama uykusuzluk okuduğumu anlamama da engel oluyordu. Kitaba da yazara da saygısızlık etmemek için kitabı elimden bırakıp televizyon karşısına geçmiştim. İlk karşıma çıkan kanalda Kocaayak efsanesi ile ilgili bir belgesele denk gelip izlemeye başladım. Beni yalan ile ilgili başlayıp insanın evrimi hakkında saçmasapan düşüncelere kadar götüren işte bu belgesel oldu.

Dünyanın dört bir yanında kocaayak olarak bilinen efsanevi yaratığı gördüğünü iddia eden onlarca insanla konuşuyorlardı. Belli aralıklarla ısıtılıp yeni hikaye diye tezgaha sürülen kocaayak efsanesi için bu sefer tüm bilimsel kaynaklar seferber edilmiş ve kocaayağı gördüğünü ya da izini sürdüğünü söyleyen insanların gönderdikleri kıl ve tüy örnekleri teker teker incelenerek, DNA testlerinden geçirilerek sonuçlar kocaayak sevdalılarına bildiriliyordu. Ama artık belgesellerin bile popüler olma kaygısı yüzünden kocaayak gördüğünü iddia eden kişinin verdiği kıl örneğinin bir ineğe ya da eşeğe ait olduğunu söylediklerinde kişinin yüzüne gözüne uzun süre odaklanıp hikayeyi biraz daha dramatize etmeye çalışıyorlardı.

Beni cezbeden ise bu insanların yalana olan ihtiyacıydı, ya da olmayan ihtiyacı. Siz neyin peşindesiniz diye televizyona doğru bağırmak istedim ama alt kat komşumun gazabından korktuğum için kendimi tuttum. Benim bir türlü söylemeyi beceremediğim yalan konusunda bu insanların bu kadar rahat olmasına kafayı iyice takmıştım. Sabaha karşı artık belgesel sonuna gelmiş ve tüm hikaye bilimsel olarak çürütülmüşken ben de bir karar verdim. Ertesi sabah işe gidecek ve yalan söyleyecektim. Ne olduğu önemli değildi. Tek yapacağım yalan söylemek ve hayatıma devam etmek olacaktı. Bu kararlılıkla bu sefer yeni bir uyku eşiğini kaçırmadan yatağıma dönüp uyudum.

Ertesi sabah uyandığımda hala geceki belgeseli düşünüyordum. Sonra verdiğim karar biraz keyfimi kaçırdı. Ufak tefek yalanlar söylemek niye tedirgin ediyordu ki beni. Niye daha önce söyleyemediğimi düşünüyordum. Çünkü gereksizdi. Ayrıca hiçbir yalan sonsuza kadar gerçek kılığında dolaşamazdı. Ama bir karar vermiştim artık.

İlk yalanımı çaycı Nazmi abiye söyledim. “Dün ofisten çıkarken senin çay ocağının orada fare gördüm.” dedim. Adamcağızın beti benzi soldu, fareden mi yoksa müşteri kaybetmekten mi korktu anlamadım. Benim de ellerim terlemeye, alnımdan birkaç damla ter damlamaya başlamıştı, sanki ekmek teknesinde fare olan bendim ve işimi gücümü kaybedecektim. O akşam bina girişindeki çay ocağının önünden geçerken Nazmi abinin bütün tezgahı indirdiğini gördüm. Adam elinde bir kova su ile hem temizlik yapıyor hem de oraya buraya bakınıyordu. Belki de yalan söylemek o kadar da kötü değil diye düşünerek evimin yolunu tuttum.

Daha sonraki günlerde biraz daha az heyecanlanmaya çalıştım, daha az terliyor, daha az tedirgin oluyordum artık. Hatta yalan söylediğim konuların seviyesi biraz daha yükselmeye başlamıştı. Artık ufak tefek yalanlarla tatmin olamaz hale gelmeye başlamıştım.  Her bir yalan ilk başta hayatımda yeni bir iş başarmışım gibi bir mutluluk verse de yalan olduğunu bildiğimden bu his kısa sürede geçiyordu. Fare yalanı ya da barda tavladığım kızlar, halısaha maçında attığım goller, tatilde tuttuğum balıklar beni kesmiyordu. Yavaş yavaş insanları da dahil etmeye karar verdim. Ama bunu kimse şüphelenmeden yapmalıydım. Bunu yapabilmek için şirketteki her özel sohbete dahil olmaya başlamış ve herkesle muhabbet eder hale gelmiştim. Bu yalan işi beni sosyal olarak oldukça geliştirmişti. Yüzünü görmeye tahammül edemediğim meslektaşlarımla samimi dostluklar kurmaya bile başlamıştım. İnsanlar bana, önce kendi hayatlarını, sonra düşüncelerini, sonra başkaları hakkındaki düşüncelerini açmaya başladı. Artık şirketteki neredeyse herkesin öğle yemeğinde ne yiyeceğinden, akşam evde ne konuşacağına kadar bir tahminim vardı. Kimin hangi siyasi görüşe sahip olduğundan, kimin kime aşık olduğuna kadar her türlü bilgiye sahiptim. Yeni dünya düzeninde bilgi güç demekti.

Bundan sonrası bir bilim adamı edasıyla verilerle oynamaya kalmıştı. Sanki elimde sihirli bir değnek varmış gibi yalanlarıma dedikoduları da alet ediyor ve şirketteki her işi kendi istediğim yöne doğru çekebiliyordum. Yalanın geldiği nokta ve insanların sorgusuz inancı bazen beni hayrete düşürüyordu. Zamanla insanların neden yalan söylediğini anlamaya başlamıştım. Bir ihtiyaç değildi, bir zorunluluk da değildi. Zamanla istemsizce yapılan refleks haline gelmiş bir eylemdi bu. Kontrol edemiyordunuz. Kontrol edilemeyince de işler çığırından çıkmaya başladı.

Dedikoduların seviyesi de yalanların hayasızlığı da artmaya, bardağı doldurmaya ve taşırmaya başladı. Dediğim gibi kendimi kontrol edemiyor, yeni yalanlarla ve dedikodularla insanlara birer zehir enjekte ediyordum.

Bir sabah satıştan Kerem bey şirkete gelmedi. Sonraki ve bir sonraki gün de gelmedi. Ama haberi geldi. Karısı, iki çocuğunu alıp evi terketmişti. Kadın, Kerem beyin kendisini aldattığını öğrenmişti. Bizim şirkette çalışan çok yakın bir arkadaşı, şirketteki dedikoduları anlatmış ve bunun üzerine kadın iki çocuğunu da alarak çekip gitmişti. Adamcağız ne söylediyse karısını ikna edememiş, onu aldatmadığına inandıramamış ve üzüntüsü kalbini tetiklemişti. Kalp krizi geçirmişti ama neyse ki hayattaydı.

Bütün bu trajedinin sebebi tıpkı bir kartopunun büyüyerek çığ haline gelmesi gibi ortaya attığım birkaç yalanın bu şekilde evrilmesiydi. O gece yine uyuyamadım. Bu sefer belgesel de işe yaramamıştı. Sonraki günler de işe yaramadı. Hem suçluluk duyuyordum, hem de kendimden tiksiniyordum. Bir insanın hayatıyla, eşinin ve çocuklarının geleceğiyle oynamıştım. Bunun bir cezası olmalıydı ama gidip itiraf etmekten de korkuyordum. En azından bu işyerinde daha fazla kalamayacağımın farkındaydım. Bu yalan oyununa da son vermeye karar verdim.

İstifa mektubumu hazırlayıp ertesi gün işyerine gittim. Müdürümün odasına girdiğimde henüz elimdeki dilekçeyi veremeden müdür beni beni tebrik edip Kerem beyin yerine terfi ettiğimi söyledi. Gözümün önüne o izlediğim belgeselde Kocaayak gördüğünü söyleyen insanlar ve yalanları ortaya çıktığındaki yüzleri geldi. Belki benim yalanlarım ortaya çıkmamıştı ama yüzümde aynı ifade olduğundan emindim. Artık yalan nedir, neden söylenir tamamen anlamıştım. Elimdeki istifa mektubunu müdür beye uzattım.

Yalan” için 6 Yorum Var

  1. Merhabalar.

    Güzel, vermek istediğini anlatabilen ve seçki adına farklı bir çalışma olmuş, ellerinize sağlık.
    Gelecek seçkilerde de görüşebilme umuduyla.

  2. Günümüz sorunlarından biri üzerine yazılan güzel bir öyküydü. Nasıl sonlanacak diye beklerken gayet yerinde, kısa ve öz şekilde bitirmişsiniz. Ellerinize sağlık.

  3. Teşekkür ederim. Aslında gerçekten bir yeti hikayesi olsun isterdim ama bir türlü istediğim konuyu yaratamadım kafamda. Sonunda gerçekten de izlediğim bir belgeselle başlamaya karar verdim.

  4. Öykünün sonu biraz aceleye geldi aslında, son geceye kaldı. Beğendiğinize sevindim. Yorumlarınız için teşekkür ederim.

  5. Merhaba,

    Öyküsel bir inceleme olmuş tabiri yerinde ise. Beğendiğimi ifade etmeliyim bu noktada. Sade ve etkili bir bakış açısı ile sunulmuş söylenmek istenen. Tebrik ederim!

    Tekrar görüşmek üzere. :slight_smile: