Öykü

İçsel Bir Bataklık

Bir hayat var biliyorum…

Oysaki

“kuşlar boşluk boşluk uçtukça bir şey hızla duruyor.”

.

Henüz yaşam ağır bir döngüye girmek üzereyken, kırık bir ses yükselir.

İçsel bir bataklık, donuk bir imgeye dönüşmekte. Halit her zaman olduğu gibi balkonunun soğuk ve iç çekişmeli yoğunluğuna bırakmaktaydı kendini. Birkaç adım evvele dönmek belki de bir yaşamın başlangıcı olacaktı. Bilinmez birliktelikler yeni yaşamlara dokunmak yerine onları yontup yok etmeye yetebilirdi. Belki de bunu seçmek insanı içine çekebilecek en iyi bataklıktı.

Gece gündüzün kucağında yeni umutlar doğurmakta olduğu kadar yaşamı donuk bir sessizliğe çevirebilecek güçteydi. Halit her zaman ki gibi masanın en ucuna oturarak, sahiplenmeden kimsesizliğini göğü solumaktaydı. Karanlık, derin ve ürkütücü bir çehreye dönüşmüştü. Aklında olup biten her neyse onu yaralamaktan öte dibe çekmeye yeltenmekteydi.

Hafif ve titrek el hareketleri ile masanın kenarındaki yalnızlığına dokunurcasına bira şişesine uzandı. Bir yudum aldıktan sonra karanlığın oyalı bir örtü gibi sarmaladığı balkonu belki de onu sahiplenmekten hoşnut değildi. Bunlar kafasının içinde infilaklar oluşturmakta ve onu hâlâ geçmişe bir adım bile yaklaştırmamaktaydı. Bir iki yudum daha derken geçmişin perdesine dokunmakta ve onunla yüzleşmekteydi.

Günlerden bir sonbahar akşamı saatin bilinmezliğinde bir vakit.

Halit suskun, ürkek ve bir o kadar yalnız.

Yabancısı olduğu bu kent onu boğarcasına tepelemekte. O ise buna aldırış bile etmeden yürümekte ve kendine yeni bir yaşam aramaktaydı. Yürümek bazen iyi olduğu kadar kötü bir arkadaş bile olabilirdi. Belki de bu yalnızca onun için bu geçerliliğe sahipti. Hayat onu hep sancıların ve sanrıların birlikteliği ile alıkoymuş ve onu dipsiz bir umarsızlığa çivilemiş gibiydi. Bazen odasının karanlığına gömülerek ve yahut sığınarak çırpınmaktaydı. Vaktin ve evvelin bilinmezliği çaresiz bir kimseye dönüşmüş Halit’in yakasından ayrılmak düşüncesine yaklaşmamıştı bile.

Ben ölmediğim her yaşamakta kalıyorum derdi Halit, bir vakitler. Sanırım onu bu kadar yoran ve kimsesiz bırakan bu cümlenin derin bataklığıydı. Batmak, çırpınmak, yeniden doğmak ya da yeniden başlamak bunlar bir takım söz gelimi varsayım. Ama varsaymak ya da ansımak bir şeyleri…

Halit her adımda bir düşünceye batmakta ve çırpınışlarının faydasızlığıyla yoğrulmaktaydı. Özlem, hüzün, aşk bunlar Halit için sıradan olmakla kalmayıp anımsanmıyordu bile. Çünkü gittikçe derinlere inen, yorulan, çabalamaktan çok çaresizce sonu bekleyen bir kimse artık bir şeylerin ardına bakmak eğilimde değil midir?

Sonra onu bir yerinden sararak ve yahut sarsarak…

Her yaşamakta kalmak bazen elinin kolunun bağlandığını hissetmek, öteye geçememek, aslında her şey burada başlar. Öyle bir vakit gelir ki nefes almak zor gelir. Adım atmak, konuşmak, bağırmak, yorulmak bile zor gelir. İşte yaşamın donduğu an bir takım uzaklıktadır bu andan. Bazı şeyler kapı deliğinin hafızasında gizlidir. Ölmek bile. Batmak bir bataklığın içine hapsolmak değildir belki de bir yaşamaktır kimsesiz. Bir tutam yaşamak…

Ben bir yaşamak var biliyorum,

Ölüm bir adım öte de durdukça…

.

Bu belki de Halit’in son mısralarıyla bataklığın son demlerine doğru süzülürken dudaklarının son bir iz bırakırcasına kıpırdayışının ardına bıraktıklarıydı.

Bunlar bir kapı deliğinin hafızasının yansımalarıdır.

Evet, bir kapı deliğinin…

İçsel Bir Bataklık” için 2 Yorum Var

  1. pcd dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Geniş zaman, şimdiki zaman, geçmiş zaman; öyküde hepsinin birden kullanılması, dağınıklığa ve anlaşılmazlığa sebep olmuş.

    Önce biraz kurgusal cümleler okuyoruz, Halit’in nerede olduğunu öğreniyoruz. Sonra yukarıdaki gibi soyut ve karakterin iç dünyasını ya da geçmişini, çevresini anlatan, anlaşılması için biraz çaba gerektiren cümleler geliyor ve öykü bir anda kurgusallıktan kopup bambaşka bir türe dönüşüyor.

    Dil çok şiirsel, betimlemeler ağdalı. Bu bana hitap etmedi fakat bu tarzı seven insanlar var elbette, o yüzden bu eleştirimi dikkate almayabilirsiniz. Ama tavsiyem, kullanacağınız zaman kipini belirleyip mümkün mertebe onu terk etmemeniz; ve eğer kurgu yazacaksanız kurgudan, edebi bir metin yazacaksanız da edebi havadan, okuru öyküden koparacak kadar sapmamanız. Bunlar öykünüzü daha derli toplu ve anlaşılır kılacaktır.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!