Öykü

İstilacı Küplere Çamurdan Muskalar

Yerden göğe küp dizseler
Altından birini çekseler
Seyreyleyin gümbürtüyü
– Yunus Emre

Şamanın etrafını saran kalabalık, çamurdan muskanın hazırlanışını korku, merak ve ümitle seyrediyordu. Avcılar, kadınlar, yaşlılar ve çocuklar, hepsi sanki ilk defa görüyorlarmış gibi heyecanla şahitlik ediyorlardı ayine. Şamanın dazlak kafasıyla çıplak gövdesi tere batmıştı. Avuçlarının arasındaki iri çamur topağını iştahla yoğuruyordu. Bilinmeyen, görünmeyen, şekilsiz bir düşmanla amansız bir güreşe tutuşmuş gibiydi. Bütün gücü gövdesinden kollarına oradan da parmaklarına akıyor, hünerli parmaklar bu görünmez şekilsiz düşmanı elle tutulur somut bir varlığa dönüştürüyordu. Böylece tehdit tanımlanabilir bir hâle geliyor, seyredenlerin korkuları görünür ve savuşturulabilir oluyordu. Çamur, küp şeklini aldıkça şamanın anlamsız öfkeli homurtuları da anlaşılabilir cümleler hâline geliyordu:

“Uçan daireler yalandı. Hiçbir zaman gelmediler. Gelmeyecekler. İnsanlar bir yalandan korka dururken küpler yavaş yavaş istila ettiler dünyayı. İnsanlar, her şeyi onların içine koydular. Yiyeceklerini, içeceklerini, bildiklerini, bilmediklerini, unuttuklarını, hatırladıklarını…”

Çamurdan muska hazırdı. Yumruk büyüklüğünde bir küp.

“Sonunda küpler onları yuttu.”

Ortasından bir ip geçirdiği küpü seyircilere doğru salladı. Kalabalık ürperdi. Eski dünyanın yıkıntılarından kopup gelen karabasanlar bu kübik muskaya hapsolmuşlardı. Eski dünyanın yıkıntılarına ya görmüş ya duymuşlardı. Bir şekilde kıyamet öncesi dünyanın köşeli geometrisine dair sisli puslu bir bilgiye sahiptiler.

“Ama artık hazırız. Muskayı güneşe koyun. Çatlayıp dağılana kadar sizi uçan küplerin istilasından koruyacak. O toz olduğunda ben geleceğim. Yeni bir muska yapacağım.”

Şamanı minnet ve dikkatle seyreden kalabalığın arasından çatlak bir ses koptu.

“Uydurma!”

Beklenmedik bu cüretle irkildiler. Kutsal ayine itiraz eden bu hain kim olabilirdi. Kalabalık, arandı. Ses bir daha yükseldi.

“Uydurma!”

Sesin sahibi tanınınca gözlerdeki endişe yerini rahatlama ve sırıtışa bıraktı. Sesin sahibi Sofil adındaki zararsız kaçık herifti. Uğursuz yıkıntılarda dolaşır, geçmişin lanetli bilgilerini eşelerdi. Sofil’in pek de güven veren bir görüntüsü yoktu. Gözüne taktığı o camlı nesnenin biri yuvarlak diğeri kare şeklindeydi. Yani bir gözü yalan diğeri uğursuz bakıyordu. Eski dünyanın yıkıntılarından topladığı kâğıtları okuyabildiğini iddia eder. İnsanları olmadık palavralara inandırmaya çalışırdı.

Şaman da rahatlamış, hor gören sırıtışı kuşanmıştı. Sofil’i tanıyordu. Onu kimsenin ciddiye almadığını da biliyordu. Korkacak bir şey yoktu. Hatta biraz eğlenmenin zararı olmaz aksine kalabalığın gerginliğini alırdı.

“Vay kim gelmiş! Sofil, bize ne masallar anlatacaksın bakalım.”

Sofil, kendisiyle dalga geçildiğini bilmiyormuş gibi ciddiyetinden zerre taviz vermeden konuştu.

“İnsanları kandırıyorsun. İnsanoğlu kendi yıkımının sebebidir. Dışarıdan kimse gelmedi. Ne uçan daire ne uçan küp ne de uçan küre. Biz yaptık. Hepsi bizim yüzümüzden oldu. Gerçek bu. Okudum. Biliyorum.”

Bu sözlerin ciddiye alınacak bir tarafı yoktu. Ama sanki sinsi bir kıymık batmıştı şamanın beynine. Aldırmadı. Yerden entarisini alıp terini silerken son darbeyi vurdu.

“Madem o kadar akıllıydılar kıyameti niye durduramadılar, söyle bakalım akıllı sefil.”

Kalabalık için bu yeterliydi. Birisi çelme taktı diğeri arkadan itti. Sofil düşerken kucağına bastırdığı kâğıtları uçuşuverdi. Çocuklar kâğıtları kapıp kaçıştılar. Adam çamurun içinde debelenirken kalabalığın kahkahaları üzerini örtüyordu.

Şaman yükünü tutmuştu. Buradan aldığı ganimet çadırdakilere bir hafta yeterdi. Oymağına vardığında çocukları sevinç çığlıklarıyla sarıldılar babalarına. Karısına “Bugün başka ayin yok. Ben küçük çadırımda dinleneceğim.” dedi.

Mahrem çadırında otun dumanıyla kafası tütsülenirken o sinsi küçük kıymık varlığını hatırlattı. Uykuyla uyanıklık arasında tuhaf bir düş hâlinde şaman elini ayağını kitleyen bir görüyle karşılaştı. Dağların arasından yükselen dev küreler ürkütücü bir yavaşlıkla kendi etraflarında dönerek yaklaşıyorlardı.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,

    Uçan daire temasında, yalın bir dille yazılmış kısacık bir öyküde nasıl derin konu işlenirin dersi olmuş metniniz.
    Ben metninizi çok ustaca buldum, elinize sağlık, kısa öykü yazmak ve bu kadar şey içinde barındırmak zor. Tebrikler.

    Kolay gelsin

  2. Refik says:

    Merhaba Müge Hanım

    Okuduğunuz ve yorumlamaya değer bulduğunuz için teşekkürler

    Yalınlık ve kısalığa dair endişelerim vardı, yorumunuz endişelerimi giderdi

    Çok sağolun :slight_smile:

  3. Arokan says:

    Merhaba.

    Bazen kısacık bir öykü, uzun tesirler bırakabilir okurda. Bu kaygı olmamalı derim yazar için.
    Yunus Emre’nin dörtlüğünden, öykünün çokluğuna erişebilmek zekice.

    Sevgiler…

  4. Refik says:

    Merhaba

    Teşekkür ederim

    Yunus’un küplerini çoğaltabildiysem ne mutlu bana :slight_smile:

  5. Refik says:

    Eyvallah

    Yunusça ‘selam olsun’…

    Görüşmek üzere.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar