Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kalkan İşlemecisi

“Sürekli kuzeye gitmek gerekiyordu. Sürekli ama sürekli. Kar ve buzdan başka bir şey yokken üstelik. Ama her şeye rağmen vazgeçmedi Salikan. Gemisini başka hiçbir rüzgâra emanet etmedi. İşte böylece iki yüz yıl önce bir Viking, Kutsal Hazine’den bir hediye almayı başardı. Salikan da sizler gibi o adaya gitmişti. Sabah adadan ayrıldığında kalkanında Kader Ağacı işlenmişti. Siz de bu kahraman gibi güzel bir kadere sahip olmak istiyorsanız önce kalkanlarınıza işlenecek olanı bulmalısınız.” Geminin genç kaptanı hikâyenin son bölümüne bir öğüt eklemenin rahatlığıyla gülümsedi. Etrafında heyecanlı gözler görmek her zaman hoşuna gidiyordu. 14 yaşına yeni giren Simeel de bu gözlerden biriydi. Kaptanın tam karşısındaki kalabalığın içinde durmuş anlatılanlarla içi içine sığmıyordu. Annesi küçük olduğunu düşündüğü için ona izin vermekte sorun çıkarmıştı ama yeterince büyük olduğunu düşünüyordu kendisi. İki yıl önce bir kalkan edinmişti ve artık üzerinde bir işleme görmek istiyordu. Yaşıtı kızlar gidip balık pişirmenin bin bir yolunu öğrenebilirdi. Simeel kaderine yön verecek o işlemeyi almaya gidiyordu. Kaptan konuşmasını bitirdikten sonra herkes gemide bir yere dağıldı. Simeel ise sonbahar rüzgârını tüm cesaretiyle kucaklayan ön kısma geçti. Kuzeyin denizi soğuyordu. Her yer ve her şey soğuktu. Kar yakında başlayacaktı. Ama Simeel bu soğuğu hissedemeyecek kadar sıcak hayallerle doluydu. Kalkanının zımparalanmış tahtasına dokundu. Belki de bir ejderha olur, dedi kendi kendine. Güneyli annesinin anlattığı o uçabilen bilge kertenkelelerden biri… O zaman daha özgür olabilirdi. Kaderi kanatlarını açıp uçabileceği bir şekil alabilirdi. Bunları düşündükçe daha hızlı esip onu kalkan işlemecilerine bir an önce götürmesi için rüzgâra seslenmek istedi. Aslında kalkanını ilk aldığı anda bu yolculuğa çıkmak istemişti. Fakat gemiler yirmi yılda bir gidiyordu. O kadar garip bir zamanda doğmuştu ki o doğduktan sonra gidecek ilk gemi için yaşı anne ve babasının onaylamak istemeyeceği kadar küçüktü. Çok uğraşmıştı onları ikna etmek için. Her şeye rağmen o sabah rıhtımdan yola çıkan dokuzuncu gemiye binmeyi başarmıştı.

Yolculuk beş soğuk gecenin ardından bir şafak vakti son buldu. Simeel daha önce kalkan sekiz geminin en fazla üç günde karaya vardığını duymuştu oysa. Deniz bazen insanı gitmek istediği yere olabildiğince geç götürürdü. Herkesçe bilinirdi bu. Yine de yarım Viking kanının buna sebep olduğunu düşündü bir an. Bazen uğursuzluklar onu buluyordu. Etrafındaki herkes şanslı ve mutlu olmayı bir şekilde başarırken üstelik. O da kendince bu durumu yarım bir Viking olmasına bağlamıştı. Kimse ona böyle bir şey söylememişti daha önce ama Simeel kendine “yarım” diyordu. Genç kızların o kendini hor gören kibrinden onda da vardı elbette. Kendini yenilmiş hissediyordu biraz. Küçük adanın kıyısına ayak bastığında işte böyle duygulara karşı gelmeye çalışıyordu. Geminin kaptanı hiç aşağı inmeden heyecanlı kalabalığa seslendi:

“ Yarın sabah erkenden yola çıkacağız. Yetişemezseniz onuncu gemiyi beklemek zorunda kalırsınız. Yani yirmi yıl sonrayı.” Bu söylediğine katıla katıla güldü. Oysa Simeel korkmuştu. Kalkan işlemecilerinden başka kimselerin yaşamadığı bu küçücük adada kalmaktan ödü koptu. Bu yüzden adımlarına hız verdi. Hemen bir işlemeci bulup kalkanını ona vermek istiyordu. Ama Kendisiyle birlikte yüz elli kişi daha gelmişti. Herkes onun gibi düşündüğü için Simeel nereye gitse kendinden önce oraya birisi varmış oluyordu.

Öğlen vakti yaklaştıkça adanın yukarılarına doğru çıkıp şansını orada denemeye karar verdi. Bu biraz zorlu bir tırmanış oldu. Çünkü yeni yağan kar toprağı çamura döndürmüştü. Yamacın bitimine doğru bir ev gördü. Küçük ve bakımlı bir evdi. Kapısına varmak için tüm gücünü kullandı. Oraya vardığında yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Biraz soluklanıp kendine geldikten sonra kapıyı çaldı. Üstünü başını düzeltip annesinin verdiği tüm terbiyeyi kullanmaya hazırlandı. Fakat kapı açılmadı. Bacadan duman çıkıyordu oysa. Belki kulakları duymayan yaşlı biridir diye düşünerek tekrar çaldı. Bu defa uzun bir süre bekledi. Kapının hala açılmadığını görünce içindeki umutsuzluk yerini kızgınlığa bıraktı. Ve o hırsla son kez kapıya bir yumruk atarak arkasını döndü. İşte o an kapı hızla açıldı. Simeel korkudan olduğu yerde donmuştu. O son hareketi yapmaması gerektiğini biliyordu. Ürkek bir şekilde arkasını döndü. Kapıda genç bir kadın duruyordu. Çok güzel ve alımlıydı. Yüzünde bir gülümsemeyle Simeel’e bakıyordu.

“Yumruğunu iyi vuramadın sanki.” dedi. Simeel daha önce böyle bir ses duymamıştı. Sanki dağlardan sıcak bir rüzgâr esiyordu.

“Özürlerimi kabul edin lütfen. Şafaktan beri bana açılacak bir kapı arıyorum.” Simeel sesinin titremesine engel olamıyordu.

“İçeri gel. Bu kapı sana açıldı.” Genç kadın onu beklemeden içeri girdi.

Simeel ağır tahta kapıdan içeri girerken kalkanını geçirmek için kolunu çevirdiğinde dirseği kapıya değdi. Dişlerini sıkıp bu acıyı görmezden geldi. Ayakkabıları çamura bulandığı için onları dışarıda bıraktı. Kulübenin içi de dışı kadar düzgün ve derli topluydu. Ev sahibini rahatsız etmemek için etrafa dikkatlice bakmamaya özen gösterdi.

“ Gel de ısın biraz. Dışarıda üşümüşsündür. Kar yağmaya başladı bile. Eminim memleketinde hala sonbahar rüzgârı esiyordur.”

Simeel küçük adımlarla ocağın başında oturan güler yüzlü kadının yanına gitti. Elbette üşümüştü. Kalkanını ocağın gömüldüğü duvarın uzak bir yerine yaslayıp ateşe iyice yakın oturarak tüm sıcaklığını hissetmeye çalıştı. Genç kadına bakmaktan kendini alamıyordu.

“Teşekkür ederim. Beni kabul ettiniz.”

“Buna sevindin mi?” diye sordu ev sahibi.

“Evet. Çok sevindim. Kimse beni içeri almayacak diye korkmaya başlamıştım.”

“Ve kızmıştın da. Kapıma pek de güzel olmayan bir yumruk attın.”

Simeel buna cevap veremedi. Çok utanıyordu.

“Önemli değil yarım kanlı Simeel. Bu olması gereken bir şeydi. Tıpkı buraya gelmen gibi. Talihsiz bir zamanda doğdun. Fakat bana gelmeyi yine de başardın. ”

Kalkan işlemecileri her şeyi bilirdi. Gelecek olanı, onun getirdiklerini ve kendilerinin onlara vereceklerini. Her şeyi misafirleri gelmeden önce görürlerdi.

“ Neden kapıyı ilk çalışımda açmadınız?” Bu soru kalkan işlemecisini rahatsız etmişti. Huzursuzca gözlerini kaçırdı.

“Senin geleceğini biliyordum fakat işlemen bir türlü göstermedi kendini bana. Göremediğim bir şeyi sana sunamazdım. Gitmeni bekledim. Ama içeri girmeyi çok istiyordun. Bu yüzden açtım kapıyı.” İşlemecinin sesi neşesini kaybetmişti. Kelimeleri zorlukla çıkarıyordu ağzından.

Duydukları Simeel’i korkutmuştu. Küçük olduğu için mi böyle oluyordu? Yirmi yıl sonra mı gelmesi gerekiyordu? Belki de çok kibirli davranmıştı. Kendisi kadar küçük hiç kimse bu yolculuğa çıkmamıştı. Salikan bile otuz yaşında gelmişti adaya. Ocakta yanan alevlere baktı bir süre. Kabullenmek istemiyordu. Zihninde saklayıp kendiyle beraber getirdiği gerçeği hemen kabullenmek istemiyordu. Aslında herkese bir işleme verilmezdi. Bazı insanlar kalkanlarını oldukları gibi geri getirirlerdi. Kaç kere giderlerse gitsinler sonuç hep aynı olurdu. Umutsuzlukla beklenen yirmi yıllar… Simeel farklı olduğunu düşünmek istiyordu. Çünkü bu yaşta gelen ilk kişiydi. Bir sonraki gelişinde kesinlikle farklı olacaktı. Olmalıydı. İstediğini alarak döneceğine o kadar inanmıştı ki.

“Siz çok güzelsiniz.” dedi birden bire Simeel. “Daha önce genç ve güzel bir kadının işlemeci olduğunu duymamıştım. Bu adayla ilgili neredeyse her şeyi öğrenmeye çalıştım. Hep yaşlı kadın ve adamlardan bahsedilir. Ama siz-“ sözünü nasıl bitireceğini bilemedi. Sanki rüyada gibiydi. Söylemek istediği başka şeyler vardı ama ağzından bunlar çıkıyordu. İşlemeci gülümsedi.

“ Ben değişmeyen bir zamana sahibim Simeel. Bazen aldığın hediyeler sana ağır bir yük olur. Taşımaktan yorulursun. Buraya dinlenmek için geldim. Her şeyin başladığı yere.”

Simeel anlamıyordu. Uykusu gelmişti ve açtı. Öylece geri dönecekti üstelik. Hiçbir işlemeye sahip olamadan.

“Burada uyuyabilir miyim?” diye sordu titreyen sesiyle. Ağlamak üzereydi.

“Önce yemek yemelisin.” dedi ev sahibi. Sesi artık dağdan esen sıcak rüzgârlara benzemiyordu. Simeel soğuğu hissediyordu. Kışı nihayet görmeye başlamıştı.

Ev sahibi ve küçük misafiri ocağın başında beraber yemek yediler. Simeel geldiğinden beri çok zaman geçmişti. Gece yarısı olmak üzereydi. Kısa konuşmalar ve uzun sessizlikler tüm zamanını tüketmişti. Üzüldüğü zamanlarda açlığını çok geç fark ediyordu. Tabağındaki balık çorbasını büyük bir iştahla içip tabağını köşedeki masaya bıraktı. Yıkamak istemişti fakat ev sahibi buna izin vermedi. Ardından kendine gösterilen ot şilteye uzanıp gözlerini kapadı. Kalkanı başucundaydı ama ona bakmak istemiyordu. Şafakta geri dönecekti. Belki de onsuz gitmeliydi. Uykuya dalmadan evvel kalkan işlemecisinin adını hiç sormadığını fark etti.

Ada denizin ortasında aydınlanmaya yeni başlamışken Simeel uyandı. Ocak yeniden yakılmıştı. İşlemeci yüzü ona dönük şekilde oturuyordu. Misafirinin uyandığını fark edince başıyla selamladı onu. Simeel de karşılık verdi. İçerisi yarı aydınlıktı. Geç olmadan yola çıkmalıydı. Kalkanını almak için uzandığında onu bulamadı. Endişeyle gözlerini kulübede gezdirdi.

“Şu tarafa koydum kalkanını.” dedi İşlemeci. Yine gülümsüyordu. Simeel kadının işaret ettiği yere baktı. Kapının yanında duvara ters yaslanmıştı. Yavaşça kalkıp ev sahibine teşekkür etmek için yanına gitti.

“Beni misafiriniz olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İsminizi bilmek isterim. Anneme bana göz kulak olan sizden bahsedeceğim.” dedi.

“ Annen güneydeki memleketinden sana nezaket hediye etmiş sevgili Simeel. Yarım değilsin sen. İki ayrı tamsın. Sudaki yansımana yeniden bakmalısın döndüğünde. Kalkanın işte orada. Dönerken daha hafif bir yük olacak. Sen uyurken onunla konuştum.” Yüzündeki gülümsemede bir zafer işareti vardı bu defa.

Simeel duyduklarını anlamakta gecikmedi. Hızla kalkanını alıp ateşin aydınlığına doğru tuttu. Tüm kalkanın etrafını saran siyah bir yılan, dilini kuyruğuna değdirmek üzereyken orada donup kalmıştı. Simeel heyecanla dokundu ezberlediği tahtaya. Her şeyi eskisi gibiydi. Sanki hep oradaymış gibi sadece görünür kılmıştı kendini.

“Teşekkür ederim İşlemeci. Bu hediyeyi hayatım karşılığında olsa bile koruyacağım.” Kalkanı tutan elleri titriyordu bu kez.

“Bunu hak ettin Simeel. Bir kadın olarak döneceksin. Güneyli kanı taşıyan bir Viking kadını olarak. Bir çocuk olarak geldiğini unutma ama. Bize nasıl geldiğini hiç unutma. Unutursan aynı yere dönersin. Çatal dil kuyruğa değmekle kalmaz, kuyruk yutuluverir.”

“Buna izin vermeyeceğim.” diyerek ilk defa rahatlamış bir şekilde gülümsedi.

Simeel saygılarını sunup evden çıktı. Ayakkabıları soğuktu ama bu onu canlandırdı. Gerçekten de kalkanı hafiflemiş gibiydi. Yolda beraber geldiği arkadaşlarına rastladı. Herkes işlemesini birbirine gösteriyordu. O da büyük bir gururla kalkanındaki yılanı gösterdi. Gece kendisini saran o ürkütücü duygulardan kurtulduğu için çok iyi hissediyordu. Artık onun da annesine anlatacağı bir hikâyesi vardı. Gitmek için sabırsızlanıyordu.

Gemi adadan uzaklaşırken Simeel, Kalkan işlemecisinin kulübenin kapısında söylediği adı fısıldadı.

“Salikan.”

Kalkan İşlemecisi” için 8 Yorum Var

  1. Merhabalar ve seçkiye hoş geldiniz. Duru metniniz ve akıcı anlatımınizla öykünüz kendi kendine bitti sanki. Bu ayki seçkide çok beğendiklerim arasına girdi. Karakterin toyluğunu ve heyecanını güzel resmetmişsiniz. Elinize emeğinize sağlık diyerek sizi gelecek seçkilerde de okumak istersem kabalaşmış mı olurum?

    1. Merhabalar ve hoşbuldum. Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Burada olmak heyecan verici. Şüphesiz ki çok kibar bir istek. Umarım diğer seçkilerde de yer alabilirim.

  2. Merhaba;
    Seçkiye hoş geldiniz öncelikle. Temayı güzel kullanmışsınız. Ana karakterin bir genç kız olması güzeldi. Anlatımınız ve seçtiğiniz konu da gayet iyiydi. Bir tek şurada takıldım: “Genç kızların o kendini hor gören kibrinden onda da vardı elbette.” Kelimenin yanlış kullanımından kaynaklı bir anlatım bozukluğu var gibi geldi bana, hor gören kibir derken.
    Kaleminize sağlık.

    1. Merhaba. Yorumlarınız için teşekkür ederim. Evet haklısınız anlatım bozukluğu var orada. Söylemek istediğim iki ayrı özelliği bir cümlede kullanmışım. Okuyup dönüt vermeniz mutlu etti. Saygılar.

  3. Merhaba, hoş geldiniz. Öykünüz akıcı, güzel ve rahat okunuyor. Hemen bitiverdi. Sayın Öznur’un belirttiği gibi anlatım bozukluğu olmuş gibi. Bunun haricinde pek bir hataya rastlamadım. Ellerinize sağlık ve kaleminize kuvvet. Gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle…

    1. Merhaba, hoşbuldum. Teşekkür ederim. Okumanıza ve yorum yapmanıza sevindim. Gelecek seçkilerde de olmak dileğiyle..

  4. Merhabalar. Öykünüzü çok beğendim, ne ara başladım ne ara bitirdim anlamadım. Doyamadım. 🙂
    Maalesef eleştirebileceğim bir şey yok. Yazış kabiliyetiniz öykünüzde kendisini açık bir şekilde göstermiş. Ayrıca yukarıda zaten arkadaşların belirttiğini benim de belirtmeme gerek yok. Merak ettiğim bir husus var. Cevaplayabilirseniz çok memnun olurum. Kalkan işleme olayı sizin fikriniz miydi yoksa Vikinglerde olanı harmanlayıp mı sundunuz?
    Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet. Gelecek seçkilerde de muhakkak sizden bir şeyler okumak isterim, görüşmek üzere.

    1. Merhabalar. Bu güzel yorumları almak çok güzel. Teşekkür ederim. Kalkan işleme fikri bana ait. Kılıçlarıyla çok haşır neşirler zaten. Bir de diğer ellerinde tuttukları nesneye bakmak istedim. Umarım gelecek seçkilerde de yer alabilirim. Görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *