Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Odin’in Çocukları

Açtık. Yok olmak üzereydik. Kimimiz yaşamak için ölülerini yemeye başlamıştı. Ateşimizi alevlendirmesini çok sevdiğimiz kuzey rüzgarı soluğumuzu kesiyor, göz pınarlarımızı kurutuyordu. Bu sefil yaşamdan kurtulmak için birbirimizi öldürmekten bizi alan koyan şey umut muydu yoksa vazgeçmişlik miydi bilmiyorum. Kurumuş ağaç kavuklarına sığınmış ölümün bizi almasını bekliyorduk.

Günler sonra gelen yağmuru neşeyle karşılamadık. Boş kaplarımızı gökyüzüne kaldırdık. Güçlükle yudumladığımız sular zehirli gibiydi. Acıydı. Yeryüzü gibi gökyüzü de bizi lanetlemişti. Pisliğini suratımıza vuruyor, bizim onu çaresizlikle içtiğimizi gördükçe tepemizden kahkahalarını eksik etmiyordu.

Yağmurdan sonra sis geldi. Kalan bir avuç insan birbirimize sokulup son anlarımızı yaşadığımızı düşünüyorduk. Çocuklarımızın umutlu, beklenti içindeki ağlayışları son bulmuş; onlar da ölümün soğuk sessizliğine bürünmüşlerdi.

Bir an aylardır gecemizi gündüzümü karartan bulutlar aralandı. Güneş ışınları karanlık bir balçığa dönüşmüş toprağımıza birer altından mızrakmış gibi saplandı. Yüzümü ilk önce gökyüzüne çevirdim. Boru sesini işittiğimde bakışlarım doğuya kaydı.

Günlerden çarşambaydı. Bunu çok iyi hatırlıyorum. Devasa bir ata binmiş bir adam tacında iki büyük boynuza sahipti. Boynuzlar sanki bulutları parçalıyor, güneş üzerimize yağıyordu. Tepesinde iki kuzgun dolanıyordu. Yolunu açan iki kurt vardı. Bir bilgine bildiklerini unutturacak dehşete sahiptiler. En kadim savaşçılar bile karşılarına çıkmaya cesaret edemezdi. Arkasında ise binlerce adamı onu takip ediyordu.

Adam atından inip yanımıza geldi. Bana yaklaştı. Yüzüne bakmaya cesaret ettiğimde tek gördüğüm hiddetti. Ama bilgelik dolu bir hiddet. Gür sakallarından ağzı gözükmüyordu. Ama davudi sesini işittiğimde vücudumu bir titreme sardı. Anlamadığım bir dilde konuşuyordu. Boynumu eğip onu anlamadığımı belli ettim. Daha da yaklaştı. Elini yanağıma koydu. Bir an sevgili babamın dokunuşu hissettim. Sonra aynı ses bana “kalk,” dedi. “Şerefli bir adam gibi kalk ve Tanrı’dan başkasının önünde asla diz çökme.”

Artık onu anlıyordum. Dilini bana öğretmişti. “Adın ne?” diye sordu. “Adım Su’dur efendim,” dedim. “Öyle olsun,” dedi. Başımıza neler geldiğini anlatmamı istedi. En ince ayrıntısıyla anlattım. Güneyden gelen barbarların tüm varlıklarımızı elimizden aldığını, topraklarımızın lanetlendiğini, burada ölümü beklediğimizi söyledim. “İnsan yalnız değildir,” dedi.

İçleri bildiğimiz bilmediğimiz çeşit çeşit yiyeceklerle dolu kağnılar getirdiler. Yememizi ve karnımızı doyurmamızı istedi. Ben ve insanlarım ölümün eşiğinden bu yabancıların yardımları ile dönmüş olduk. Bizlere ateş yaktılar. Kalın kumaştan giyecekler verdiler. Bize çadırlar kurdular. Kendi çadırlarından eşyalar getirip yerleştirdiler. Gök boynuzlu adam beni çadırına çağırdı. Yanı başına oturttu.

-Sana bahşettiğim dili halkına da öğret. Bu dil aranızda daha iyi anlaşmanızı sağlayacaktır.

-Emredersiniz, efendim.

-Sen bilgili ve açık görüşlü bir adamsın. O yüzden sana oğullarımı tanıştırayım. Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ ve Deniz. Her biri bir ilim sahibidir. Sizlere de bunları öğretecekler.

Oğullarının her birinin onun parçası oldukları oldukça belliydi. Aynı heybete aynı ihtişama sahiptiler. Başlarıyla beni selamladılar. Saygıyla karşılık verdim. Bana at sütünden içki sundular. Onların sofrasından yedim. Hep karnımı hem zihnimi doyurdum.

Onlara Asyalı adamlar dedik. Bize ilim ve medeniyet öğrettiler. Dilimizi ve kalplerimizi geliştirdiler. Kılıç ve zırh dökmeyi, onları kullanmayı en ufaklarımıza bile bellettiler. Babamız-artık ona öyle diyorduk- bize denizi gösterdi. Denizi kullanabileceğimiz gemileri nasıl inşa edebileceğimizi bizlere öğretti. Ondan ayrılırken çok zorlandık ama ışığını başka diyarlara ulaştırması gerektiğini de biliyorduk. Ona Odin dedik, daha bir çok ismiyle birlikte ve kendimize Odin’in çocukları. Daha sonraları bize başka isimler verdiler. Vikingler dediler.

Odin’in Çocukları” için 3 Yorum Var

  1. Merhabalar. Başlangıçta açlıktan evvel bu açlığın sebebini belirtseydiniz, ardından da açlığı kademeli olarak betimleyip doruk noktaya ulaştında birbirkerinin cesetlerine meylettirseydiniz fikrimce daha etkileyici bir seyir sunardınız. Yine de öykünüz bende güzel bir tat bıraktı, haz aldım. Ellerinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de ğörüşebilmeyi umuyorum.

  2. Merhaba;
    Osman Eliuz’un yorumuna harfiyyen katılıyorum. Sanırım öyküyü uzun tutmamak için bu detayları vermediniz. Öykünün ilk kısmındaki anlatım, ikinci kısma nazaran daha güzeldi fikrimce. İkinci kısımda aktarmacı düz bir anlatımı tercih etmişsiniz.
    Genel itibariyle hoş bir öyküydü.
    Kaleminize sağlık.

  3. Merhaba, öykünüzü okurken Sayın Osman’ın yazdıkları aklımdan geçti. Yorumu görünce gülümsedim 🙂 Öykünüze gelecek olursak gayet akıcı olmuş. Biraz daha uzun olsaydı daha güzel olurdu. Öyküye kendimi kaptırıp gidecekken bir anda bitiverdi. 🙂 Ellerinize sağlık. Gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *