Öykü

Karanlık Taraf

Babasının sahip olduğu şirket binasının çatı katındaydı. Ayaklarını aşağıya sarkıtmış otururken, bir düşünceye takılmıştı.

“Karanlık tarafa çekilip ve oraya uyum sağlayan kişinin yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Birini bile bile oraya çeken insan, kendi sonunu da hazırladığını hiç aklına getirmiş midir?” diyerek saçlarını havalandıran rüzgâr eşliğinde kafasındaki bu sorunun cevabını arıyordu.

Ahmet, iki yıl önce babasının iş adamı kimliği arkasındaki karanlık tarafı ile tanıştı. Aslında o güne kadar her şeyin farkında olmasına rağmen üç maymunu oynayarak yaşıyordu. Cebine giren paranın nereden geldiği ile fazla ilgilenmiyordu. Kendi hayatı ile meşguldü. Liseye geçmesi ile birlikte yurt dışına gitmişti. Üniversiteyi de bitirdikten sonra yaşamının eğitim bölümünü tamamlayıp döndü. Babasının yerini alacak tek kişi oydu. Fakat ileride kendi istediği gibi bir hayat yaşayacağını umuyordu.

Evdeki girilmesi tek yasak yer çalışma odasıydı ve daha önce oraya adım atmamıştı. Ahmet, babasının isteği ile oraya çağrıldığında hayatı yeni bir dönemece girmişti. Yaklaşık iki saat kaldığı odadan çıktığında, artık onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Ahmet, şirkette görev almaya başladı. Aynı zamanda karanlık dünyaya açılan kapıdan giriş yaptı. Yasal işlerle uğraşırken, illegal görüşmelere de götürülüyordu. Birçok yere gitmişti ve daha önce duymadıklarını duymuş, görmediklerini görmüştü. Her seferinde başka deneyimler yaşıyordu. Babası, Ahmet’in iki tarafta aynı anda bulunmasının sonucu olarak, daha başarılı olacağına inanıyordu. Oğlunu ince ince işliyordu. Ahmet’i dünyaya getiriş amacı buydu sanki.

Babası, bir gün onu odasına çağırdı. Oturması için işaret etti. İçeriye girdiği andan itibaren Ahmet’in gözü masadaki tabancaya takılmıştı.

“Bak oğlum, istediğimizi almak ve bizim olanı korumak için her şeyi yapmaya hazır olmalıyız!” dedi ve başka bir şey söylemeden tabancayı gence verdi.

Ahmet, bütün gününü o tabancaya bakarak geçirdi. İyi kullanırdı, daha önce eğitimini almıştı. Yine babasının isteğiyle öğrenmişti silah kullanmayı. Bunun ona verilmesinin altında ne olduğunu düşünmemişti. Zaten çok geçmeden ortaya çıktı.

Henüz gözünü uykudan açmamıştı ki kapısı dövüldü. Babası onu çağırıyordu. Üzerini giydi ve onun yanına gitti.

“Yurt dışına gemi ile çıkaracağımız mallar var. Sen gidip bunu sağlayacak kişi ile görüşeceksin!” dedi babası.

Ahmet çok şaşırmıştı. İlk defa tek başına bir işi halletmesi isteniyordu. Yanına aldığı adamlar ile birlikte arabaya binerken, babasının camdan ona baktığını gördü. Bütün bu yaşadıkları karşısında bir huzursuzluk hissediyordu. Yaşantısının tamamının bu şekilde geçmesini istediğinden emin değildi. Bir yandan da fazla ciddiye almıyordu olanları. Bir nevi babasının gönlünü hoş etmekti bu yaptıkları.

Issız bir yerdeki depoya geldiler. Kapının önünde siyah bir araba vardı. İçeriye girdiklerinde deponun ortasındaki masada oturan, siyah takım elbiseli kişiyi gördü. Adam onu bekliyordu. Yanındakiler dışarıda kaldılar.

Adam, konuşma sırasında anlamsız bir şekilde agresif tavırlar sergiliyordu. Ayağa kalkıp dolaşarak konuşması ve hareketleri kuşku uyandırıcıydı. Ahmet, sinirlerine hakim olmaya çalışırken, bir sonuca varmadan kalkıp gitmek istemiyordu. Adamın saçmalıklarına sabır ediyordu. Fakat adam işi iyice abarttı.

“Senin baban, bana yaptığı kötülüklerden sonra ona yardım edeceğimi nasıl düşünür!” diyen adam küfür etmeye başladı.

Ahmet, adamın bir anda belinden çıkardığı silahı görünce, daha önce davranıp onu göğsünden vurdu. Şoka girmişti. Kanlar içinde kalmış adamın yanına gitti. Cansız bir şekilde yatıyordu. Onun silahını eline aldı. Bu sırada içeriye koşan adamlar, apar topar onu dışarıya çıkardı. Olanlara bir anlam verememişti. Diğerleri, cesedi ve delilleri yok ederken o eve döndü.

Birini öldürmek, yapılan kötülüklerin zirve noktasıydı. Doğumu ile başlayan hayat maratonundaki bir kişiye, bile isteye çelme takıp onu yarış dışı bırakmaktı. Bu daha önce yaşadığı hiçbir duyguya benzemiyordu.

Evdeki odasında tek başına oturmuş düşünüyordu. Eline aldığı silahın oldukça hafif olduğunu anımsadı. İçindeki mermiler ile bir silahın o kadar hafif olmasının imkanı yoktu. Bu da geçmesi gereken bir sınav olabilirdi. Babasının olayların bu şekilde gelişeceğini önceden biliyor olabileceği geldi aklına. Ölen adam gerçekten ortaklık için gelen birimiydi? Yoksa kendisi için tutulan bir av mıydı? Eline boş bir silah tutuşturup ateşleyecekmiş gibi yapması istenmiş olabilirdi. Bir çanta içinde yüklüce para verip, korkması gereken bir şeyin olmadığı mı söylendi? Adamların dışarıda beklemesi bu durumu kuvvetlendiriyordu. Av ile avcı kandırılmış mıydı? Adamın anlamsız bir şekilde silah çekmesi de her şeyi açıklıyordu. Tüm bunlar karanlık tarafa geçmenin hazırlığıydı. Can almak zorunda kalındığında, ne yapacağını görmenin yoluydu.

O güne kadar, karanlığın onu içine tam olarak çekeceğine inanmıyordu. İstediği zaman çıkacağını düşünüyordu. Ama o kadar kolay değildi. Bu hayata bir kere bulaşınca, bataklığın dibine çekileceğini anladığında çok geçti. Babası, yerini alacak kişinin katı ve her şeyi yapabilecek bir yapıya sahip olmasını istiyordu. Bunun için Ahmet’in her yoldan geçmesini sağlayabileceğini göstermişti. Çünkü kendisi de o şekilde yetişmişti.

Bunları ona yaptıran babası kim bilir neler yapmıştı? Bu zenginlik kan ile sulanmış ve büyümüştü. Yaşam kaynağını başkalarının acılarından, ezilmesinden ve yok olmasından alıyordu. Bu mirasın başına geçecek sonraki kişinin de önceki kadar zalim, vicdansız ve dışarıya karşı riyakâr olması gerekliydi.

Ahmet’in içindeki şeytanı sonunda dışarıya çıkarmayı başarmışlardı. Kendisini küçükken izlediği Tazmanya Canavarı’na benzetiyordu. Her şeyi parçalayıp yıkıyor, istediğini alıyor ve bu ona son derece normal geliyordu. Pişmanlık ve suçluluk hissetmiyordu. Bunun nedeni, belki de her şeyi onu bu hale getirene yüklemesindeydi. Ama bundan sonra nedeni, sonucu hiçbir şey önemli değildi. Artık kendi dünyasının Tazmanya Canavarı’ydı ve son sürat döne döne bu karanlık yoldaki hayatını yaşayacaktı. İlk olarak yapması gereken önündeki engeli kaldırmaktı. O şimdi çatı katında otururken, küçük bir boğma ipi ile önündeki engel sonsuza kadar ortadan kaldırılıyordu.

Karanlık Taraf” için 4 Yorum Var

  1. Hasan merhaba,
    Akıcı ve güzel ilerleyen bir öykü olmuş. Sadece sonda “Kendini çocukken izlediği Tazmanya canavarına benzetiyordu” cümlesinde biraz tuhafsadım. Tema ile bağlantı kurmak için kurulmuş hissi veriyor. Ancak öykün bir solukta okunup akıcı bir şekilde ilerliyor. Elinde sağlık. Diğer Seçki’lerde görüşmek üzere

  2. Hasan dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,
    Okuduğunuz ve yorumunuz için teşekkür ederim. “Kendisini küçükken izlediği Tazmanya Canavarı’na benzetiyordu.” cümlesini yazarken; Tazmanya Canavarı’nın yıkıcı gücü onun normaldir ve yarattığı zararlardan bir pişmanlık duymaz. Bu şekilde düşündüğüm için bağlantıyı oradan kurup cümleyi yazdım. Görüşmek üzere :slight_smile:

  3. Tazmanya Canavarı’nın kendi halinin yıkıcılığı ile karakteri iyi eşleştirmişsiniz. Akıcı, ne anlattığını bilen bir öyküydü.
    Elinize sağlık.

  4. Hasan dedi ki: dedi ki:

    Değerli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!