Öykü

Kıyamet

Kara toprak üzgün. Kara toprak ağlak. Bereketi kaçmış, griye kesmiş, canı yanmış. Ölgün. Kuru. İnsanlarca unutulmuş, üzerinde çöm kalmamış, suyu kaçmış. Örselenmiş. Kemikleri sayılıyor, boynu bükük. Mar basmış damarlarını. Şarlarına çer çöp dolmuş. Gözenekleri islenmiş, eli yüzü düşmüş. İğfal edilmiş cevheri, içi yaralanmış, canına kastedilmiş. Ölüm reva görülmüş toprağa, insanoğlu nankör. İnsanoğlu çiğ süt emmiş. İnsanoğlu zalim. Özüne hıyanet etmiş. Anasını üzmüş. Toprak anayı üzmüş. Göktengriyi üzmüş.

Göktengri kızgın, uyuşuk. Başı bulutların arasında, bir ayağı Toros’ta, bir ayağı Zigana’da. Etleri kara. Etleri dolu. Yumrukları ay kadar, güneş kadar. Yaman Karadeniz yanında bir içimlik su, taze kız Eğirdir suluğunda bir yudum. Üzeri kutnu giyitlerle sarılı. Kavuğu tunçtan, hikmeti sualsiz. Çemrek bir hale bürünmüş, baldırı cıscıplak, ter basmış tenini, ejderlere özenmiş de pul pul olmuş elleri. Elinde bir tuğ. Üç başlı. Sırmalı. İbrişim püsküller dört yanını sarmış, al renge batmış, ulu göğün hüznüne kesmiş. Bakır şavkıyor içinde, altın deviniyor, buram buram demir kokuyor. İşlemeleri canlı, nineler can vermiş. Nineler ölmüş. Ninelerin gözyaşını içmiş. Yılmamış, üzülmemiş, hep içmiş. Tepesi Kaf Dağı’ndan yüksek. Dibi Van Gölü’nün te içinde. Mahreminde. Derinde. Her yerde. Meşelerden saçaklı, söğütlerden ulu.

Büktü Göktengri elini, tuğ hırladı, tuğ gürledi. Gözleri ala, kaşları bulut. Titredi toprak, zelzele bastı çığlığı. Su cımgışıyor, rüzgar ürüyüp kaçtı. Korkak. Hicaba gömülmüş. Gök sindi kenara, Hazar dalgalandı, soğuğa kesti. Sabi sübyan feryat figan. Analar tarumar. Baba yürekleri büzüldü kaldı, söndü, yitti. Balkıyor her yan, aydınlık dillere battı kubbe. Şimşekler canlı. Şimşekler beyaz. Dallı budaklı. Coşkun. Korktu toprak, ahuzar eyledi, bin ağıt yaktı bin pare can için. Ölüler için. Kurbanlar için. Yağmur başladı akmaya. Bardak ne kelime, kovadan boşalıyor, güğümlerden çağlıyor. Yağmur bastı yedi düveli. Sel aldı haneleri, tarlalar sırılsıklam, ekinlerin ciğeri suya battı, ormanlar göl. Alem boğuldu. Yağıyor yağmur, ısrarlı, hiddetli, çığlık çığlığa. Nefreti dağdan, nefesi taştan, ağıdı kandan. Ateşler söndü, cayır cayır her yer, suyla kavruldu. Çamurla yuğuyor köyleri yağmur. Derdi çok. Tasası büyük. Yüreği yangır yas. Dokunsan bin ah kusacak. Şuuru kor. Kindar.

Dinmedi Göktengrinin hışmı. Alnı domur domur, çenesi mora çalmış, dişleri zalim. Sakal bürümüş her yanını, kır, kızıl, kaba. Salyası tütüyor, çapakları sivri. Gözleri kara. Zifiri kara. Zifiri kızıl. Zifiri ak. Pus bastı şakaklarını, sisleniyor yöresi. Ciğeri gurulduyor, gırtlağı çavgan, böğrü kağşımakta. Döşü kıl yumağı. Kılları birer kılıç. Kıllar mızrak. Kıllar ok. Hepsi insana eriyor, deşiyor, dağlıyor. Can yakıyor, kan çıkarıyor. Veletler ağlaşıyor, kızlar kanıyor, gebeler kanıyor. Yürekler pare pare, etler lime lime. Çığlık kusuyor ademoğlu, isyan içinde, cinnet içinde. İmdat dileniyor, medet peşinde, umutsuz, zayıf. Aciz. İnsan günahkar. İnsan hain. İnsan zalim. Toprağa çile olmuş, diken olmuş, yara olmuş. İnsan toprağa düşman olmuş.

Tuğu bir daha büktü Göktengri. Gözleri yalıma kesmiş, yöresi ateş, kükrüyor bedeni. Uluk dağlar kaykıldı, horozlandı, kabardı. Dağ dağ üstüne bindi. Uzadı. Büküldü. Hırladı. Toros geçti birbirine, Artos yerle yeksan, Nemrut’un boynu bükük, Erciyes cılız. Melun insan dağların altında kaldı. Hepsi mendebur, içleri habis, şer, pis. Dağlar kaykıldı bir daha, Akdeniz üç pare, okyanuslar bin bir pare. Perdelerle yarıldı Akdeniz, kustu içini, kinini, nefretini. Dalgaları büyük, dev. Girdaplara sarındı, türlü şelaleyi kuşandı. Vuruyor kıyılara, büküyor gemileri, yutuyor şehirleri. Heybeti eşsiz, yüreği kan ağlıyor, yumruğu bir demir. İniyor da iniyor yumruğu, acımıyor, aman vermiyor. Amansız Akdeniz. Zalim Akdeniz. Kindar Akdeniz. Haklı, doğru. Kardeşleri de durmuyor. Yedi deniz coştu. Deryalar kaynıyor, okyanuslar sarıya kesmiş akıyor. Hepsi cinnet, hepsi deli. Divanelikle şavkıyor altları. Tepelerindeki gök bakıra bulanmış, yeşil, sarı, mor. Zıkkım olmuş da ciğerine doluyor insanın. Kokusu çiğ, dimağlara akıyor, zihinleri yakıyor.

Nedametten zerre nasip almıyor Göktengri. Hunhar. Kudretli. Baba. Pişmanlık yamacına ermiyor, insan uğursuz, insana reva. Tuğ bir daha bükülüyor. Cesetlere can eriyor, toprak altındaki gözler açılıyor. Gömütlerde kemik kağşıyor, kabristanlar cenge tutuşmuş. Etleri dökük nice mevta ayaklandı. Çürük, sünmüş, solucanlara yem. Hepsi uğursuz, hepsi günahkar. Eski günahkarlar. Tarihin günahkarları. Geçmişin günahkarları. Münker avucunu kaşıyor. Nekir hevesli. Hafaza yazmaktan yorulmuş. Tükenmiş, bitmiş, erimiş. Onlar bile üzgün, onlar bile kindar. Cesetler yılgın, yitik. Cesetlerin sonu belli. Kıyamet gelmiş, hepsi gözlerini açmış. Kapatmak için, son kez ölmek için, sönüp gitmek için.

Ayağını vurdu Göktengri. Toros zaten darmaduman, tuz buz. Kırıldı Toros. Büküldü, ağladı. İnim inim Toros. Yazık. İnsan etti, Toros buldu. Varsın bulsun, gün olur yine yükselir Toros. Israrcıdır Toros, yiğittir, candır. Canandır. Dicle titredi. Dicle küskün, ağlak, aciz. Koptu ortadan, başı bir yanda, ayağı bir yanda. Öldü Dicle. Artık uyanmaz, çağlamaz, akmaz. Fırat dellendi. Yar yitince Fırat cinnet, Fırat kudurmuş, Fırat ölüm. Kağşıyor Fırat, bir fırtına, bir tufan. Yağmurun suyunu alıp coşuyor Fırat. Yatağından çıkmış, şehirlere doldu, ciğerlere doldu. Fırat sel oldu, aktı, gürledi, kükredi. Sur oldu üfürüyor Fırat, çığlığı aleme zehir, cihana zulüm. Kırmızıya kesti Fırat. Kan kırmızı, nar kırmızı. Gelincik gibi, yürek gibi. Kıpkırmızı.

Ayağını bir daha vurdu Göktengri. Zelzele çığ oldu büyüdü, aktı, uçtu. Toprak çalkalanıyor, ölüm her yana saçılıyor. Mağrip titredi de düştü. Maşrık diz çöktü. Şimal yarıldı. Cenup devrik. Hüzne kesti her yan, çilenin ıtırı doldu yedi düvele. Yurtlar yitti, ocaklar söndü. Badiyelerde bir uğultu, soğuk, hisli, kızgın. Anaların ciğerpareleri sızım sızım, hepsi cansız, hepsi mevta. Ölen kalkıyor tekrar, şehirler ceset yığını, sokaklar kabus, binalar hortlak. Binalar üzerine düşüyor insanın. Acımıyor, üşenmiyor, üzülmüyor. Hışım her yanda. Orada, burada, şurada. Gök kaya oldu indi aşağı. Kapandı kubbe kendi üzerine. İnsan üzerine, can üzerine. Etti insan, buldu insan. Şehirler yerle yeksan, hayatlar bitik, hayaller suskun. Korku çığ oldu büyüdü. Hudutsuz, ufuksuz, sonsuz. Dört yan korkuya battı. Her ses korku, her dem korku, her şey korku. İnsan dönek, soysuz, çiğ. İnsana zillet müstahak. Yalvarıyor insan. Aman diliyor, af diliyor. Göktengri kızgın. Artık çok geç.

Kükredi Göktengri. Tuğ yanında büyük, cihan altında küçük. Mahlukat koşturuyor. Atlar deli, ceylanın içi kan, serçenin yüreği yarım. Ferfecir okuyor mahlukatın gözleri. Görenler pişman, görenler yitik, görenler bedbaht. Yavrucakların enikleri zalim, ısırıyor, ağlatıyor, saldırıyor. Kediler tırmık, kangallar pençe, aslanlar diş, kurtlar düşman. Yılan basmış şehirleri. Hepsi katil, hepsi azman. Yutuluyor insan. Ölüyor, diriliyor, yine yutuluyor. Kargalar kızlara istekli, martılar oğlanların peşinde. İğfal sonsuz, kuş elinden işkence bürüyor her dimağı. Şuursuzluk diz boyu, mezalim sonsuz. Kin tutmuş mahlukat, öç alıyor. Vaktiyle kurumluymuş insan, azametliymiş, büyüklenmiş. Şimdi devran dönmüş, insan küçük, can büyük, mahlukat sultan. Çilesini çekiyor insan. Hakkını buluyor. Ettiğini buluyor.

Son kez büktü Göktengri tuğunu. Fısıltı sardı her yanı. Çığlık gibi. Dalga gibi. Çığ gibi. Buğ taşıyor fısıltı. Hastalıklı, ölümcül, kangren. Vebaya battı cihan. Kanser düştü iliklere. Verem sardı ciğerleri. Hepsi bir, hepsi tek. Yekten daldı illet insana. Kanda mikrop. Kanda ölüm. Beyinler eriyor, düşüyor, tükeniyor. Gözler yuvalarından püskürdü. Mideler içe çöktü, karaciğer olmuş ak bir ur, akciğeri basmış kapkara yara. Deriler pul pul. Dökülüyor, sızlıyor, acıyor, kanıyor. Can çıktı insandan. Buğ bastı insanı. İçi dışa döndü bebelerin. Analar kıvrandı, babalar kemik kemiriyor. Delilik. İsyan. Cinnet. Korku. Korku hastalık olup sıktı avucunu. Kimse kaçamadı. Herkes hasta. Herkes veba. Herkes verem. Öksürük yağmur oldu aktı aleme. Ciğer kusuyor insan. Kan tükürüyor. Kan işiyor. Kanında boğuluyor. Boğuldu insan. Önce selde boğuldu. Fırat’ta boğuldu. Şimdi kanda boğuldu. Ceset oldu, dirildi, yine boğuldu.

Bir katre yaş süzüldü Göktengri’nin yanağından. Ağlıyor. Üzgün. Sinirli. Pişman değil. Ölüm reva insana. Ölüm hak mendebura, haine, nanköre. Toprak el vermiş, can vermiş, sevmiş. İnsan hıyanet etmiş. İnsan zalim, çiğ süt emmiş. Tuğunu söktü Göktengri Van’ın suyundan, dibi sonsuz, başı hudutsuz. Titredi tuğ, alem yarıldı, cihan yalıma battı. Elini uzattı Göktengri öne, şefkatli, babacan, aşık. Ege’ye bakıyor gözleri. Ege bir nazlı kız, körpe, taze, pembe. Ege zeytin kokuyor, sakız kokuyor, ışıl ışıl, canlı. Kalktı ayağa Ege, saçları ipek, teni pamuk, gözleri gümüş. Lüferin tadı saklı yanağında, denizin demi ellerinde, baldırı pürüzsüz, yüreği ferah. Toprak anadır Ege, tabiat anadır, candır, canandır. İnsana el vermiş, ev vermiş, su vermiş. Tabiat insana can vermiş. İnsansa nankör. İnsan hain. Hıyaneti reva görmüş Ege’ye. Hıyaneti hak görmüş doğaya. Doğa ana üzgün. Tabiat ana yıkık. Toprak ana çileli. Toprak ana ağlıyor.

Göktengri azametli, sinirli. Toprağı aldı yanına, Ege’yi sardı, anayı kucakladı. Kendisi bir baba, yiğit, büyük. Anaysa can, canan, tazelik. Ana yeryüzü, ana dünya, ana doğa. Ana ağlıyor. Göktengri dedi reva mı sana, hemen sonra dedi değil. İnsana reva. Haine reva. Nanköre reva. Süzüldü Göktengri yukarı, kucağında toprak ana, sarmaş dolaş, can cana karışmış, kol kola girmiş, göz göze değmiş. Yanaklar buluşmuş, aşk göğe sıçramış. Kızgın Göktengri, üzgün toprak ana. İnsansa pişman. Ama çok geç.

Gel dedi Göktengri. Kayıkçı çıktı meydana. Kayığı küçük, yeri az. Ömrü uzun, sonsuz, hep var, hiç ölmez. Kayıkçı ezeli. Kayıkçı kadim. Kayıkçı mengü. Gülmüyor. Önünde yeryüzü koskoca bir rıhtım, dev bir liman. Rıhtımda dizi dizi ruhlar. Hepsi hain, hepsi nankör, hepsi insan. Cesetlerini bırakmış ruhlar, yan yana, ordu gibi, binlerce, on binlerce. On bin kere on binlerce. Yalvarıyorlar. Dileniyorlar. Ah ediyorlar, vah ediyorlar. Etmişler de bulmuşlar ama hala dileniyorlar. Baktı kayıkçı hepsine, rıhtıma baktı, uzun uzun baktı. Doğruldu Kayıkçı olduğu yerde. Ayakları büyük. Elleri kocaman. Gözleri iri. Urbası taştan, kuşağı kumaştan. Sırmalı her yanı, heybetli, haşmetli. Azameti kaya gibi. Sakalı upuzun bir sicim, saçları demir zincir, kulakları sipsivri. Dişleri hırlamakta, böğrü inip kalkmada. İnsanlara bakıyor. Hepsi sefil, hain. Hepsi nankör. Gözleri ferfecir okuyor lakin çıplak. İnsanların gözleri cıscıplak. Nerede sikkeler? Sikkeler yok. Kayıkçı’nın hakkı yok, emeğine saygı yok. İnsanın emeğe saygısı yok. O vakit kayık da yok, öteye geçmek de yok. Sonsuza düşüp harap olmak var, çile var, hiçlik var. Yok olmak var. Kayıkçı döndü arkasını. Gitti, yitti, ırağa çekti küreğini, uzağa sürdü kayığını. İnsanlar çığlık çığlığa, yalnız, bir başlarına. Toprak anayı ağlattılar, toprak ana gitti. Göktengriyi kızdırdılar, Göktengri vurdu, kıyameti diri kıldı. Kayıkçı sikke istedi, yok hiçbirinde, hepsi cahil, hepsi nankör. Kayıkçı gitti. Ebede dek yok oldu insan. Sonsuz boşluk, sonsuz hiçlik. Hiç var olmamış gibi. Olmuş da olmamış gibi. Asla yaşamamış gibi. Reva insana. Reva hıyanete. Toprak ananın böğrüne beton sokan insana reva, suya zehir kusan insana reva, kara dumanı göğe salan insana reva. Ölüm insana reva.

Etti insan, buldu insan.

Hamit Çağlar Özdağ

1983, Ankara doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde lisans, Galatasaray Üniversitesi'nde yüksek lisans okudu. FABİSAD (Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği) üyesi. 2011 yılında üç romanlık fantastik kurgu serisi Kan Muskaları Destanı yayımlandı. 2013'te yayımlanan İsyan Öyküleri isimli öykü kitabı ve 2017'de yayımlanan Bir Yeniçeri Masalı adlı romanı, FABİSAD öykü ve roman ödüllerinde finale kaldı. Eşi ve oğluyla birlikte beş yıl Bern’de yaşadı, 2018'den beri Minnesota'da yaşıyor.

Kıyamet” için 2 Yorum Var

  1. Müthiş bir destan! Kitaplarınızı okumaya özendirdi. Ne zamandır okumak istiyordum zaten. Kolay gelsin. Sayenizde Faun’u da dinledim bu arada…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *