Öykü

Kuklalar Cemiyeti’nin Zımpara Partisi

Pinokyo şöminenin yanında ısınırken ödevlerini bitirmeye çalışıyordu. Babası Geppetto’yu bekliyordu. Acıkmaya, açlıktan deftere yazdıklarını birkaç saniye sonra unutmaya başlamıştı. Geppetto onu, yalnız başınayken şömineyi yakmaması için sıkıca tembihlemişti ama böyle bir kış gününde kupkuru tahtadan vücudun ne kadar titreyeceğini düşünmemişti. Pinokyo ısınmaya başlayınca ateşten uzaklaşıyor, titremeye başlayınca ateşe yaklaşıyordu. Bu işin en zor tarafı şöminenin içine yeni odun atacak kadar ona yaklaşamamasıydı. Kolunu uzattığı anda siyahlaşmaya başlardı. Bu yüzden şömine sadece içinde olan odun kadar yanabilecekti. Pinokyo hem açlığa hem de soğuğa aynı anda katlanamayacağı için elindeki defterle alevi havalandırmaya karar verdi. Bu hareketi babası Geppetto’dan görmüştü.

Sonra Pinokyo’nun kulağına bazı takırdama sesleri gelmeye başladı. “Midem,” diye düşündü, “herhalde artık eşyalarını toplayıp gitmek istiyor.” Sonra elini karnına götürdü. “Gitme,” dedi mahcup şekilde, “babam biraz sonra geri dönecek.” Defteri şöminenin önüne doğru attı. Sesini duyurmak için biraz bağırdı. Takırdamalar devam etti. “Aç kapıyı,” cevabı geldi. Pinokyo kapının neresi olduğunu anlamadı. Ağzını sonuna kadar açıp bir yandan da gitme demeye çalışıyordu. Sonra, “Kapı açık,” demeye çalıştı, “işte çık.” Söyledikleri anlaşılmadığı gibi takırdamalar da gittikçe sertleşiyordu.

Ağzı sonuna kadar açık şekilde karnına bakmaya çalışırken kapının yanındaki camda birkaç tüy gördü. Birinin başının ucundaki tüyler camın ucundan çıkıyordu. “Dostum Pinokyo, kapıyı açar mısın kim bilir?”

“Kim bilir,” dedi Pinokyo, “biri kim bilir diyorsa, o ‘kim bilir’ diyen kişi dostum Ördek Kim Bilir’dir!”

Karnını unuttu. Yanan ateşi ve hemen önünde bıraktığı defteri unuttu. Kapıya koştu. Camın altında görünen birkaç yeşil tüy biricik arkadaşına aitti. Kapıyı açar açmaz ördek üstüne atladı. Kanatlarını Pinokyo’ya sardı, “Seni ne çok özledim kim bilir,” dedi, “ne kadar büyümüşsün kim bilir.”

“Ördek Kim Bilir, seni görmeyeli uzun zaman oldu,” dedi Pinokyo.

“Kim bilir,” dedi ördek.

“İçeri girmez misin?”

“Karnım aç sevgili dostum Pinokyo, ördek yemi var mı?”

Pinokyo tahtadan kafasını yine tahtadan parmağıyla kaşırken Geppetto’nun daha önce ördeği olup olmadığını düşündü. Yem yok, demek de istemiyordu. Onca yıl (1) görmediği dostu Ördek Kim Bilir’e rezil olacağını düşündü.

“Hadi geç otur,” diyecekti ki Ördek Kim Bilir’in kıstığı gözleri ve ince gülümsemesiyle kendisini süzdüğünü fark etti.

“Ben pek lezzetli değilimdir,” dedi. Ördek, gagasının son gücüne kadar güldü.

“Seni isteyen kim, kim bilir? Gezmeye gidelim diyecektim. Hadi ödev yapmayı bırak, seni bir yere götüreceğim.”

“Babama sormam lazım ama,” dedi Pinokyo.

“Babanın işi var, o gelemez.”

Pinokyo ani karar değişimlerinden hoşlanmazdı. Bir defasında babası Geppetto, birdenbire kararını değiştiren kişiler için, “Zihinlerinden geçenlerden haberi olmayanlar bir dakika içinde beş kez karar verebilirler oğlum,” demişti, “bazı ansız gibi görünen kararlar ise asıl kararlarını masum göstermenin bir başka yoludur.”

Pinokyo babasının yanıldığını düşündü çünkü dostu Ördek Kim Bilir, Pinokyo’nun gördüğü en aklı başında ördekti. Tanıdığı ördek sayısının bir olmasını hesaba katmadı: “Hadi gezmeye!”

Kapıyı çekip çıktılar. Az sonra gelecek olan babasını, yanan ateşi ya da ödevini düşünmedi. Ördek Kim Bilir, Pinokyo’yu evden çıkarmanın bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordu. Pinokyo hemen yemek yemeleri için bir yol arıyordu. Kasabadaki kurabiyeciyi, ekmek fırınını ve manavı hızla geçen ördeğin açlığı Pinokyo’da kuşku uyandırmıştı.

“Birçok yemeği es geçtik,” dedi.

“Biblocuya gidelim mi, kim bilir?”

“Ama ördek yemi istemiyor muydun?”

“Biblocuda ördek yemi… yani biblolar var. Ördek yemlerinden… kim bilir, yani şey işte canım, biblolardan almak istiyorum.”

“Açlıktan kafan karışmış olmalı.”

“Çok eğleneceksin dostum Pinokyo, benim de karnım doyacak kim bilir, yani gözlerim doyacak, biblolardan diyorum.”

Yol boyu bir daha hiç konuşmadılar. Pinokyo ağaçlı yola girdiklerinde bir başka dostunu ziyaret etmek istedi. Bilmiş bir salyangozun yaşadığı ağaç kavuğunun önünde durdular. “Yağmur yağmayacak demek ki,” diye düşündü Pinokyo, “yağacak olsa salyangoz şu yaprağın üzerindeki yerini çoktan almıştı.” Ördek Kim Bilir Pinokyo’yu dinlemiyordu. Kanatlarını Pinokyo’nun vücudunda gezdiriyordu.

“Yeterince pürüzsüz,” dedi Ördek.

“Yaprak mı? Salyangoz dostum için fark etmez.”

Ördek kafasını salladı. Salyangoz sesleri duyup dışarı çıktı. Pinokyo işaret parmağını uzatıp onu eline aldı. “Seni görmeye geldik,” dedi Salyangoz’a. Sümüğümsü gövdesiyle Ördek Kim Bilir’in midesini bulandıran Salyangoz, Pinokyo’nun yüzüne gözlerini ayırmadan bakmaya başladı. Gözlerini büyütüp Ördek’i işaret ediyordu. “Bununla ne işin var?” diye fısıldadı sonunda, “son olanları duymadın mı?” Bu cümle Pinokyo’yu heyecanlandırdı, “Söyle,” dedi, “hemen, hemen, hemen!”

Salyangoz ağzını oynatmadan fısıldamaya çalıştığı için son derece gergin görünüyordu.

“Dur tahmin edeyim, canın dostun Ördek Kim Bilir Efendi açmış ve ördek yemi istiyormuş. Seni de gezmeye götürüyor.”

“O kadar belli oluyor mu? Önce biblocuya sonra ördek yemcisine gideceğiz.” dedi Pinokyo, ördek için gitgide daha çok üzülmeye başlıyordu.

“Çok belli oluyor,” dedi Salyangoz, sesi alaycıydı ama Pinokyo kinayeleri anlamayacak kadar üzgündü. “Geçen gün gezmeye götürdüğü son arkadaşı tavşanı gizliden gizliye ördek yemi satan biriye takas etmiş,” diye anlattı Salyangoz. Ördek Kim Bilir’in rengi solmaya başladı. Pinokyo onun açlıktan bayılmak üzere olduğunu düşündü. Kanadının ucundan tutup çekiştirmeye başladı. “Hadi Ördek, koş, koş!”

Salyangoz arkasından bağırdı:

“Babanın Ördek Kim Bilir ile olduğundan haberi var mı?”

“Yok,” dedi Pinokyo, “onu iyileştirdiğimde babam benimle gurur duyacak.”

Salyangoz kabuğuna çekildi. Pinokyo’nun dönmesini umuyordu. Ağaçlı yol bittiğinde Ördek canlanmaya başladı. Pinokyo, “Miden o kadar boş kaldı ki, boş olmanın normal olduğunu sanmaya başladı galiba,” dedi. Yürüyerek biraz daha zaman geçirdikten sonra Ördek biblocunun tabelasını gördü.

“Geldik!” diye vakladı. Pinokyo sıçradı. Yol boyu sesi çıkmamıştı. Pinokyo ise düşünceli görünüyordu. “Keşke babama haber verseydim,” dedi, “en azından bir not bırakabilirdim, Salyangoz haklı.”

Mahallenin dükkânlarla dolu yoluna girdiklerinde bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Ördek kanatlarıyla Pinokyo’yu sardı. “Sakın ıslanma,” diye bağırırken bir yandan da onu iterek biblocuya doğru götürüyordu.

“Yağmur yağdığına göre Salyangoz yola çıkar,” diye düşündü Pinokyo, “ama bunu düşünmenin hiç sırası değil.”

Ördek dükkânın kapısını hızla açtı. Dükkân sahibine birinin içeri girdiğini haber verecek demir çubuklar tavandan sarkıyor ve birbirine çarpıyordu. Pinokyo tekrar sıçradı. Tahta kukla için beklenmedik şeylerdi. Rengârenk, büyüklü küçüklü bir sürü biblo vardı. Ahşap, alçı ve demir. Küçük insanlar, arabalar, büyük evler ve köprüler. Tatlı çocuklar ve kocaman hayvanlar. Biblo denemeyecek kadar büyük, canlı gibi görünen balmumu heykeller de vardı. Birebir kalıbı alınmış ayak şekilleri, onları uygun ayakkabılarla yan yana duruyordu.

Biblocu, biblolarla dolu geniş girişi arkadaki bilinmez odaya bağlayan kapıda göründü. Onları bekliyormuş gibi, o iki küçük misafirini uzun rafların arkasında henüz görmeden, “Ördek Kim Bilir ve sevgili dostu Pinokyo,” dedi ellerini çırparken, “hoş geldiniz!”

Pinokyo babasını ve arkadaşının açlığını unutmuş, renkleriyle büyüleyen, gerçeğe yakınlığıyla hayrete düşüren suratlara, ellere, ayaklara ve ufak biblolara bakıyordu. Ördek paytak adımlarla biblocunun yanına gitti. Ayaklarını dürttü. “Hani yemler, getirdim işte,” diye fısıldadı. Biblocu ayağının yanıyla onu itti. Şşş’ledi. Pinokyo bibloları inceliyor, daha önce görmediği birçok nesneyi ve canlıyı tanımaya çalışıyordu.

Biblocu tüm dikkatini Pinokyo’nun üzerindeki ince işçiliğe verdi. “Muazzam, nefis bir kukla!” diye bağırdı. “Ne güzel kuklaymış, küçükmüş ama biblodan büyükmüş, tahtadanmış ve sapasağlammış!”

Pinokyo bakışlarını raflardan ayırmadan biblocunun parmaklarıyla incelediği kollarını havada tutuyordu. Ördek Kim Bilir, Pinokyo ile biblocunun arasına girdi. İşi hızlandırmak istiyordu.

“Pinokyo, burası biblocunun yalnızca görünen kısmı. Çok ama çok özel misafirlerin görmesi için çok ama çok özel bibloların bulunduğu bölme şu kapının ardında,” dedi. Pinokyo, “Daha önce hiç kendi boyumda canlıya benzeyen şeyler görmemiştim,” dedi.

Ördek Kim Bilir artık dayanamayacağı kadar acıktığında biblocunun ayak bileğini ısırdı.

“Ahhhh!” diye bağırdı biblocu, “unutuyordum az daha!”

“Pinokyo’nun geleceğini tahmin ettiğim için ona arkada biblo yapımını göstereceğim harika bir tezgâh hazırladım.”

“Bana bir tezgâh mı hazırladın!” diye sevindi

Ördek Kim Bilir ve biblocu da Pinokyo’nun arkasından içeri girdi. Pinokyo çoktan tabureye tırmanmış, tezgâha geçiş yapıyordu. Biblocu, Ördek Kim Bilir’e ötede beklemesini söyledi. “İşlemden sonra, olmazsa da hiçbir şey yok,” dedi. “Anlamadım,” dedi Pinokyo, “rahatsızlık verdiysem özür dilerim, konuşulanları anlamıyorsam konuyu bilmiyorumdur, bilmiyorsam dinlememem gerekir, dinlememem gerekirse gitmem gerekir.” Tabureden aşağı inmeye çalışınca Ördek koştu.

“Biblo! Eğer Pinokyo biblo yapmazsa bir daha bu dükkânda hiçbir şey olmayacak, kim bilir,” diye tek solukta açıkladı.

Biblocu Pinokyo’nun masaya çıkmasına yardım etti. Pinokyo zımparalanmış tahtaları gördü. Sonra ellerine ve ayaklarına baktı. Onunkine benzeyen yuvarlak bir suratı ve ince, uzun burnu gördü. Büyük tezgâhın ortasında yeni bir biblo yapımı için çalışılıyordu. Biblocu ayakta, Ördek taburenin üstünde, Pinokyo’yu izliyorlardı. Onun az sonra canlı kukladan biblo kuklaya dönüşeceği tezgâhı keşfi keyif veriyordu.

Biblocu, “Denemek ister misin?” diye sordu. “İstersen biblo yapabilirsin. Hatta istersen biblo bile olabilirsin.” dedi. Pinokyo şaşırdı, “Biblo cansız olur,” dedi, “kukla canlı olur.”

Ördek Kim Bilir, “Bu biblocuda her şey mümkün, kim bilir, hem kukla hem biblo hem de Pinokyo olabilirsin,” dedi.

Pinokyo merakına yenik düşerek isteksizce kabul etti. Bir şeyi çok merak edip hiç istemiyorsa muhakkak yapardı. Bir saatten az süre sonra Pinokyo biblocu tarafından kalın bir verniğe baştan sona üç kere bulanıp kurutma makinesiyle kurutuldu. Artık bakışlarını bile çeviremiyordu. Şapkasını çıkaramıyor, kaşınan ayağını kaşıyamadıkça içi içini yiyordu. Tamamen kuruyunca biblocu kahkahalarla zıpladı. Ellerini havaya kaldırıp kendine özgü şekilde dans ederek sevindi. Ördek Kim Bilir bayık bakışlarıyla onu seyretti. Hiç yapamadığı kadar yükselip kanatlarıyla biblocunun yüzüne vurdu. Biblocu hiç tepki vermeden tezgâhın altından ördek yemi çıkarıp Pinokyo’nun yanına koydu. Pinokyo kıpırdayamasa bile olup biteni görüyor ve Salyangoz’un imalarını daha yeni anlıyordu.

Biblocu Pinokyo’yu alıp vitrine götürdü. Hava kararmıştı. Mahallenin sarı, turuncu ışıkları biblocunun rengârenk vitriniyle birleşince festival gibi görünüyordu. Vitrinin en parlak ve belirgin yerine Pinokyo’yu yerleştirdi. Yağmurun artık nadiren düştüğü yolda, tam vitrinin önünde bir çift eski ayakkabı belirdi. Pinokyo sadece ayakkabıları görebiliyor, bakışlarını yukarı kaldıramıyordu. Neyse ki ayaklarının sahibinin yüzüne bakmasa da kime ait olduklarını biliyordu. Ses çıkaramadı. Zıplayamadı. Bağırıp sevinemedi. Arkadan sırtındaki kabuğu iterek ayakkabıların yanına yaklaşan Salyangoz Pinokyo’yu ikinci defa mutlu etti.

Tavandan sarkan çubuklar birbirine çarptı. Biblocu bu defa gelenin kim olduğunu bilmeden kapıya yöneldi. Vitrine en nadide biblosunu koyar koymaz iki müşteri geldi, diye düşündü. “Buyurun beyefendi ve Salyangoz,” dedi. Geppetto kızarmış yanaklarının ardında kavrulan öfke topunu ses tonuna yansıtmamaya çalışarak, “Biblo kukla da nereden geldi?” diye sordu. Biblocu yeni ürününün bu kadar çabuk fark edilmesine sevinirken onu birine benzetiyor olmalarından çekiniyordu. En iyisi onu sahiplenmekti. “Benden,” dedi tedirginlikle ellerini birbirine dolarken, “ellerimden çıktı.” Geppetto dudaklarını sıkıyor, konuşmak için zorlanıyordu. “Senden çıktıysa söyle bakalım; bacağının arkasında onu oyduğun bıçak nasıl bir iz bırakmıştı?”

“Yılana benzer bir çizgi,” dedi, “tilkininkine benzer kulaklar ve ayınınkine benzer pençeler var.” Geppetto burnundan solumaya başladı. Pinokyo gözlerini ayıramadığı asfaltı ezberleyerek bacağının arkasını düşünüyordu. Orayı hiç görmemişti. Babası ona bacağının arkasından hiç bahsetmemişti.

“Hiçbiri,” dedi Geppetto, “Pinokyo’da hiç bıçak izi yok.” Biblocu’ya doğru bir adım attı. Biblocu da geriye doğru bir adım attı. Salyangoz iki santim kadar süründü. Ördek Kim Bilir’den nam nam nam sesleri geliyordu. Biblocu hiddetlendi. Dükkânındaki bibloların ve kuklaların nasıl olup da bu kadar canlı göründüklerinin anlaşıldığını biliyordu. Geppetto’yu tehditle savuşturmak istedi. “Seni de buraya dikerim,” dedi, “vitrinde kıytırık oğlunun yanında yıllarca ayakta beklersin, kimse de senin buruşuk suratını alıp evine götürmez,” dedi. Salyangoz sessizce ilerlemeye devam etti. Amacı Biblocu’nun ayağını kaydırıp düşürmekti. Gerçek bir beyefendi olan Geppetto’yu ve pek saf Pinokyo’yu buradan kurtarmak için her şeyi yapardı. Her şey çoğu kez çoğu şeyden daha tehlikeli bir kelimeydi.

Geppetto, Pinokyo’yu almadan gitmeyeceğini söyledi. O ahmak Ördek’i de, seni de mahvedeceğim, dedi. Pinokyo donup kaldığı yerden gururla omuzlarını kabartmak istedi ama yapamadı. Babası onun için her şeyi yapmaya hazırdı. Salyangoz sessizce ilerlemeye devam etti. Geppetto Biblocu’nun üstüne gidiyordu, biblocu ise geriye. Salyangoz hızlandı. Geppetto yavaşladı. Biblocu hızını kesti. Ördek Kim Bilir canlanmış kanatlarıyla şişmiş göbeğini ovuşturarak arka odadan çıktı. Geppetto, oğluna dost gibi görünen Ördek Kim Bilir’i görünce kendine hâkim olamadı. Salyangoz’un anlattığı kadarıyla neler olduğunu biliyordu. Ördek’in üstüne sıçradı. Tüylerine yapıştı, “Oğlumu çabuk eski haline çevir gagası kopasıca,” dedi. Biblocu bu anı fırsat bilip kaçacakken Salyangoz’a bastı. Kabuğun parçalanma sesi Geppetto’yu, Ördek’i ve diğer tüm sesleri kesti. Biblocu ilk önce hareket edemedi. Sonra, hızla dükkândan çıktı. Geppetto yere kapaklanıp Salyangoz’un kırık kabuğunun altından vücudunu bulmaya çalışıyordu ki Ördek Kim Bilir de kanatlarından tüy saçarak dükkândan çıktı.

Salyangoz artık orada değildi. Ruhen.

Geppetto günlerce dükkândan ayrılmadı. İlk önce oğlu Pinokyo’yu zımparalayarak vernikten kurtardı. Sonra ikisi birlikte dostları Salyangoz için iki kişilik bir tören düzenlediler.

Var olan tüm zımparaları kullanıp yüz kat vernikle dondurulmuş canlı kuklaları günlerce süren uğraşlar sonu kurtarmışlardı. Dükkândaki tüm kuklalar biraz incelmişlerdi ama artık kıpırdayabiliyorlardı. Ne Biblocu ne de Ördek Kim Bilir bir daha göründü. Geppetto dükkânı Pinokyo ve arkadaşları için Kuklalar Cemiyeti olarak yeniden düzenledi. Yılın “Salyangoz Anısı” günü tüm canlı kuklalar Biblocu’da toplanıp zımpara partisi vermeye başladılar.

Derin Manavoğlu & Elif Şeyda Doğan

Derin Manavoğlu Merhaba! Benim adım Derin, soyadım Manavoğlu. İstanbul doğumluyum ve 10 yaşındayım. 5. sınıf öğrencisiyim. Yazmaya yeni başladım ve yazmaktan çok hoşlanıyorum. Bana yazmayı öğreten ve sevdiren Elif Abla'ydı. Öykü Seçkisi'nde yer almaktan keyif alıyorum. /// Elif Şeyda Doğan Eylül 1994’te Ankara’da doğdum. İzmir’de büyüdüm. İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalında doktora yapmaktayım. Öykü yazıyorum. İki kişi olarak CosmicZion Zine (czz) adlı fantastik edebiyat, uzay ve mitoloji fanzinini çıkartmaktayız.

Kuklalar Cemiyeti’nin Zımpara Partisi” için 4 Yorum Var

  1. Lightsky dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Öykünüze bayıldım. Ördek Kim Bilir’i ve Zımpara Partisini de çok sevdim.
    Ellerinize sağlık.
    Başka öykülerinizi sabırsızlıkla bekliyorum.
    Sevgiler.

  2. Elif dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Çok teşekkür ederim. Umarım karşılaşırız başka öykülerde.

  3. Merhaba,

    İki kişilik bir öykünün çok başarılı kotarıldığını söylemek istedim. Umarım Derin’i daha fazla okuyabiliriz. Çok başarılı olacağına eminim. Kendisine yol gösterip yazmayı sevdirdiğiniz için de ayrıca tebrikler.

  4. Elif dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Ben sadece köprü oldum. Öyle yetenekli ki yalnız da olsa keşfetmemesi mümkün değildi. Seçkide olduğumuz için çok mutluyum tabii.
    Öykümüzü beğenmenize sevindim.
    Sevgiler!

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!