Öykü

Lahanayı Katlamak

Lahana yetiştirmek ciddi bir iştir. Önce tohumları toprağa eker, haftalar sonra o tohumlar fide verdiğinde fideleri sürülmüş toprağa taşırsınız. İki fidenin birbirine mesafesini ölçer biçer, don vurmasın diye fidelerin üstünü örter, toplanmaya hazır mı diye lahanayı ellerinizle sıkıştırırsınız. Çok tatlısınız. İnsanın her kerameti kendinden bilmesi -evet, bir lahana başını yetiştirmek bile- onun kendi aciziyetinden duyduğu sonsuz korkuyla ilişkili midir? Bir lahanayı lahana yapan insanın ona gösterdiği özen değildir yalnızca, sizin yaptığınız işin çok daha fazlası bir sebze perisinin marifetli parmakları, bitmek bilmez sabrı ve biraz da büyüsü tarafından gerçekleştirilir. Toprağı ve suyu siz seçersiniz ancak bir tohumu kök salmaya ikna etmek ve sonrasında onu toprak üstüne taşıyacak üç küçük yaprağı dikmek benim görevimdir. Siz onu besledikçe ve hem soğuktan hem güneşten korudukça lahana, perisinden daha çok yaprak ister. Biz de o yaprakları diker ve güzel görünsün ve lahananın o içe kapanık mizacını -tıpkı lahanalarla ilgilenen sebze perileri gibi- yansıtsın diye bir güzel katlarız. Mesela kara lahanalarla ilgilenen sebze perileri kesin, katı fikirleri ve hiç dışa vurmadıkları öfkeleriyle sert zikzaklar çizerek katlarlar lahanalarını. Her yaprak tost makinesinde basmışsınız veya kayalık bir dağın yarısını yol yapımında yanlışlıkla yıkmışsınız gibi sert çizgiler içerir. Bir beyaz lahana perisi olan bense uyumlu, deniz dalgası gibi bir var bir yok ve hem var hem yok perilerdenim. Duygularım da beyaz lahana kıvrımları gibi akışkandır.

Hiçbir lahananın kıvrımları diğerlerininkine benzemez. O kitaba başka hiç kimsenin dokunmayacağından emin biri kitapta kendiyle veya bir yarasıyla karşılaştığında hiç sakınmadan satırların altını çizer. Dokuduğu kilimdeki hikâyeyi başkasının okuyamayacağını bilen bir dokumacı kıvrılmış dudağıyla seçer renkleri ve düğümleri. Ben de lahanamı öyle kıvırırım, diğer tüm lahana perileri gibi. Yaşadığım hayal kırıklığıyla bir yaprağı minik bir cebe dönüştürürüm. Oraya giren diğer yaprakların artık gidecek bir yeri yoktur, onları o cep içerisinde döndürür dururum. Oysa bir sevincim tüm lahanayı saran o kocaman tek yapraktır. Lahana katlamayı çok sevdiğimden her lahanama bir tane bu yapraktan mutlaka koyarım. Böyle böyle lahanam yeterince sıkışıp artık yaprak istemeyinceye kadar devam ederim.

Bir lahana perisinin görevi lahanası onu gönderince biter. Eğer gitmezse de lahanası görüşünün dışına çıktığı anda da peri kendisini yeni tohumunun başında bulur. İnsan lahanayı toplar, oradan oraya taşır. Bazen kamyon kasalarında bir fabrikaya, bazen bir pazar arabasının en dibinde mutfağa seyahat eder lahana. Ben de tabii peşinden giderim. Bir lahananın en büyük korkusu, özene bezene yaptığımız kıvrımlarını kimseye gösteremeden tekrar toprağa dönme korkusudur. Bu yönden lahanalar insanlara benzer. İnsanlar da görülmeden, duyulmadan, bir kez olsun ilgilenilmeden toprağa gitmeyi pek istemezler. Son vasiyetleri budur ve belki bu yüzden tüm kültürlerde cenaze törenlerinde herkes yönünü ölüye döner.

Bu seneki ilk lahanam oldukça nazlıydı. “Bak güzelim,” dedim. “Biliyorum, etrafında sürekli üzerine yaprak diken ve sonra her birini tek tek uzatan, bir bir katlayan biri olması hoş değil. Ama yapmalıyım, sen de yapmama izin vermelisin.” Yani, ikna konusunda en başarılı peri olmadığımı fark etmişsinizdir. Bu güne kadar kokoş lahanalarla çalıştığım için bu eksikliğime rağmen lahana kıvırışımla hep övgü aldım. “Hem insanlar çok seçicidir. Onların istediği kadar büyük olmazsan hep bu toprakta kalırsın, oysa o kamyon kasasına binmeyi ne çok istemiştin.” Lahanamla bir anlaşmaya vardık. Onu az kıvıracak ve pek sıkmayacaktım. O da diğer lahanalara diktiğim kadar ona yaprak dikmeme izin verecekti. Nihayetinde mevsim bitti, diğer gevşek lahanalarla birlikte küçük kamyona bindirildik. “Bu doğrudan yakındaki ilçenin pazarına giden kamyon.” dedim lahanama. “Yıllardır bu işi yaptığımdan biliyorum.” Pazar yerine vardığımızda elleri sigara kokan pazarcı lahanamı tezgaha koydu. Günün ilk saatlerini pazarcıların çadır çatmalarını, bağırış çağırış içinde kahvaltı yapmalarını, siftaha indirim yaparlar diye gelen pazarın eski müdavimi amcaların telaşlarını izleyerek geçirdik. “Bak abla, gevşek gevşek. Tam sarmalık.” Lahanamı gösterirken aynen böyle demişti pazarcı. “Sarma yapmaya vaktim mi var?” Gölgeler neredeyse bir adım boyuna gelince beyazlı siyah saçları örtüsünden taşan bir teyze aksi cevabına rağmen bu reklama karşı koyamayıp lahanamı pazar arabasına attı. “Artık gidebilir miyim?” Lahanamın beni bırakmaya niyeti yoktu ama insanlarla çok zaman geçirmemem gerekirdi. Biz periler dünyanın sizin için bu kadar karışık ve zorlu olmasına üzülerek tanık oluruz. Tüm bu karmaşa biraz da sizin suçunuz olmasına rağmen size kıyamaz, kendimizi tutamaz ve ufacık bir büyüyle yaşamı size kolaylaştırmayı isteriz. Oysa bu yasaktır çünkü bizim iyi niyetle yaptığımız büyümüzün sonucu -ne olursa olsun- sizin baş etmeniz gereken bir durum ortaya çıkarır. Bu yüzden sebzemizin bizi erkenden yollaması gerekir, benimki beni bırakmadı.

Her ev kadının kendine özgü bir yemek yapışı vardır. Baharatın miktarını koklamadan, yemeğin piştiğini tatmadan anlarlar. Süreyi saatle değil yaptıkları diğer işlerle, yoksa kafalarında gezen düşünce miktarınca ölçerler. Bu kadın da öyle yaptı. Ben doğranan maydanozun perisiyle konuşurken eski bir anının gözyaşlarını bıçağı tutan koluyla sildi. Saksıdaki çiçeklerin perilerinden bir dokunsan yırtılacak yapraklar dikmenin tarifini alıyordum, o hafifçe iç geçirdi. Haşlanmış lahanamın yaprağını süzgece alırken kafasını sallayıp gülümsedi. Bu kadının kimseye anlatmadıkları işte böyle yalnızken içinden taşıyor, bu yemeği yiyen kimsenin yemek hazırlanırken hissedilenleri , düşünülenleri bilme imkânı olmayacağı güvencesiyle tuza, pirince, ateşe karışıyorlardı. “Bir kere anlatabilse” diye düşündüm. Sadece bir kerelik. Belki bu sayede ağlaması gereken zamanda ağlamanın rahatlığına kavuşurdu, maydanoz doğrarken değil. Lahanam bu mutfakta bulunuşumun onunla bir ilgisi kalmadığından habersiz, gidebileceğimi söyledi. Lahanamın bir minicik parçasını görebilmek benim bu mutfakta kalmamı garantilerdi. Ne yazık ki bir parça lahana alıp yerini değiştiremezdim ve kadın lahanayı ayıkladığı gibi çöpü çıkarmıştı. Yine de lahanamla yapılan son sarma mideye indirilene kadar bu kadına yardım edebilirdim. Planım basitti. Önce yemeği yiyen kişi, yapanın duygularını anlasın diye tenceredeki sarma içine diğer perilere çaktırmadan peri tozu döktüm. Eğer kadının hoşuna gitmeyecek şeyler olursa yemeği yiyen herkesin kulaklarına bir büyü fısıldayacak ve tüm nahoş sonuçlardan kadını koruyacaktım. Ancak beklediğim gibi olmadı. Kadın tüm lahanaları hızlıca sardı. Önce dört büyük plastik kutuyu masaya, sonra sarmaları onların içine teker teker dizdi. En sonunda da paketleri buzluğa. Üçüncü paketi buzluğa yerleştirirken işlerin beklediğim gibi gitmeyeceğini ve aylarca buzlukta hapis kalabileceğimi fark ettim. Hemen peri tozlarını etkisiz kılmanın bir yolunu bulmalıydım. Ancak bulamadım. Meğer dördüncü kutuya sarma kalmamış. Kadın buzluğun kapağını kapatınca ben de kendimi bir çim tohumunun başında buldum. Bir insanın hayatına bencilce büyü bulaştırmanın bedelini bir daha yaprak katlayamayarak, olduğum yerde aynı çimi tekrar tekrar büyüterek ödeyecektim.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for mumincan mumincan says:

    Bir lahana perisinin gözünden etrafı izlemek güzeldi. Kaleminize sağlık.

  2. Avatar for curiko curiko says:

    Yorumunuz için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar