Öykü

Mahareti Meşhur Aydolu ve Şaman

Ne vakittir mühim değil, vakit dediğin sürekli değişir. Bir zamanlar uzaktan daha uzak bir diyar, bu diyarda mahareti meşhur bir kız varmış. Derler ki bu kızın yüzünü gören periler kendilerini beğenmez, kıskançlıklarından çatlarlarmış. Yaptığı yemeklerden bir yiyen bir daha başka bir şey yemek istemezmiş. Avladığı avları gören kısmetleriyle yerinirmiş. Bu güzel kızın ismi Aydolu, annesinin ismi Kübey Hatun imiş.

Kübey Hatun’un bir evdeşi yokmuş, yıllar yıllar evvel kör bir geceye dolunay doğmuş. Bu dolunayın ışığıyla, Kübey Hatun’un karnına bir çocuk konmuş. Bu çocuk Aydolu’ymuş ve göğün bir hediyesiymiş. Bu çocuk daha doğduğundan güzelliği belli, elleri hünerliymiş; gözleri boncuk boncuk, kolları boğum boğum, saçları sık mı sık, bahtı açık, yüzü ise ay parçası gibiymiş. Bu çocuk büyüdükçe serpilmiş, serpildikçe namı yeşermiş. Kimse bu güzel kız gibi ne at binebilir ne kılıç kuşanabilirmiş, ne ok atabilir ne de güreş tutabilirmiş. Evlilik çağına geldiğinde ise kapısına er kişiler dizilmiş. Bunların içinde ozanlık edeninden, kamlık edenine; en bilgininden en alplerine kadar türlü kişi olsa da, hiçbiri Aydolu’nun yüreğine girememiş.

Günler gelmiş, günler geçmiş; tan yeri ağarmış, ufuklar kararmış. Vakti zamanı geldiğinde Aydolu, kendine evdeş bulabilmek için yarış yapmaya karar kılmış. Ona göre her kim ki kendisini her mücadelede yenecek, Aydolu kaderini ona bağlayacakmış. Bu haber rüzgârlara katılmış, bozkırın ucunda bucağında dolaşmış. Haberi duyan ve yarışı göze alan herkes, azığını sırtına alıp Aydolu’nun memleketine ulaşmış. Tam tamına kırk yiğit bu kutlu gün için hedeflerine varmış. Aydolu bakmış ki birbiri ardına kırk yiğit dizilmiş, içlerinde her türlü boydan, her türlü yetenekten kişi var imiş. Haberi vermiş, ertesi günü yarışlar başlayacak; Aydolu bu kişilerin hepsine meydan okuyacak, eğer içlerinden muzaffer biri çıkarsa da onunla bir ömür yaşayacakmış. Derken bu sırada kalabalığın gözleri bir yere dikilmiş, görmüşler ki uzaklardan bir kişi salınarak gelirmiş. Yaklaştığında anlamışlar ki bu kişi bir şaman imiş. Hatta herhangi bir şaman değil, namı don değiştirmekle salınan imiş.

Şaman geldiğinde görmüş bu kızın güzelliği nam olandan kat be kat fazlaymış, Aydolu ise görmüş bu şaman kendi cinsinde hem yaman hem de güzel olanmış. Gözleri birbirleri ile kıvılcımlı bir dans etmiş fakat kimse bu durumu fark etmemiş. Ardından gelenlerin istirahatı için herkes evlerine çekilmiş, yarın ki mücadeleler pek heyecanla beklenirmiş. Akşam kocaman bir sofra kurulmuş ki üzerinde kımızlar, ayranlar, etler, sucuklar; başında hatunlar, kızlar, beyler, oğlanlar. Herkes yemeğini yedikten sonra çadırına geçip rahat bir uyku çekmiş. Günün ilk ışıklarıyla ilk yarışın yapılacağı yere gidilmiş. Aydolu söz alıp söyleyeceklerini söylemiş, bakalım nasıl söylemiş.

– Her biriniz hoş geldiniz, sözü fazla uzatmayacağım. Zaten malumunuz olan şeyleri anlatıp vaktinizi almayacağım. Bugün ilk yarışımızı edeceğiz, bugün ve bundan sonraki kırk gün boyu yarışları sürdüreceğiz. Her bir yarıştan sonuncu olanı evine göndereceğiz. Çekilmek isteyen varsın gitsin yoluna, yoksa başlıyoruz hemen bu oyuna. Herkes bineklerine binsin, bu dümdüz ovanın en ucuna kadar olan yarışta beni yenmeyi umut etsin.

Böylece herkes bineklerine binmiş, içlerinde dağ keçisi, at, deve gibi türlü hayvan var imiş. Aydolu rengi kardan daha beyaz doru bir ata binmiş; atın yeleleri tıraşlı, kuyruğu örgülü imiş. Hepsi yan yana dizilmiş, tam yarışa girileceği sırada bir ses işitilmiş. Dönmüşler ve görmüşler ki şaman kişi etrafında dört dönmekte, efsunlu sözler söyleyip göğe göğüs germekte, nihayetinde şaman don değiştirip alacalı bir at kılığına girmiş. Herkes bundan etkilenmiş fakat kimse de belli etmemiş. Sonrasında yarış başlamış bir anda ortalığın tozu dumanına katılmış. Herkes birbirini geçmek için dişini tırnağına takmış, yağız yer bu binicilerin altında çınlamış. Adeta rüzgârla yapılan bu yarışta bitişe en yakın olan bembeyaz atıyla Aydolu imiş, onun hemen arkasındaki ise alacalı bir at imiş. Peşlerinde pek çok yarışçının arasında neredeyse hiç fark yok gibiymiş, bu çekişmeli yarışın sonunda bitişe gelinmiş. Elbette kazanan Aydolu olmuş fakat onunla aynı anda varan bir kişi daha varmış, o da alacalı at halinden insan haline dönen şamanın ta kendisi imiş. Birbirlerini yenememişler fakat diğer herkesi geride bırakmışlar, sonuncu olan kişiyi geldiği yere uğurlamışlar. Herkes dinlenmek için çadırına gitmiş, yiyip içip ertesi günü beklemiş. Sabah olduğunda ikinci yarışın yapılacağı yere gidilmiş, Aydolu söz alıp söyleyeceklerini söylemiş, bakalım nasıl söylemiş.

– Bugün ikinci yarışımızı edeceğiz, aynı kurallarla devam edeceğiz. Bu gördüğünüz koca ağacın tepesinde bir kadeh vardır, ağaca tırmanmak yasaktır. Bu kadehi ilk kim oradan alırsa, galibiyet ona haktır.

Böylece herkes koşuşturmaya başlamış, tepesi göğe kadar uzayan bu ağaçtan kadehi almaya alet aramış. İki yanında kulpları olan bu kadeh, koca kayın ağacının en üst dalındaymış. Herkes ne yapıp ne edeceğini düşünürken Aydolu, sadağından bir ok almış, ucuna ise bir ip bağlamış. Oku yayına takmış, gerim gerim germiş, sonra ellerinden azat edip gözleriyle kadehin kulpunu hedeflemiş. O sırada şaman yerden küçük bir ardıç dalı almış, dudaklarına götürüp usulca fısıldamış. Sonra etrafında üç tur dönmüş, dalın ucunu yere gömmüş. Sonra geri çekmeye başlamış hızla fakat dal devam ediyormuş uzamaya. Uzadıkça uzamış, şamanın yönlendirmesiyle kadehin kulpundan geçmiş. Böylece kadehin sol kulpuna Aydolu’nun oku girmiş, sağ kulpuna şamanın dalı girmiş, her ikisi birden asılıp kadehi aşağı indirmiş. Böylelikle yine galip olan ikisi olmuş, diğerlerinin kaderi hüsran olmuş. Sonuncu olan kişi geldiği yere uğurlanmış, sonra herkes dinlenmek için çadırına gitmiş, yiyip içip ertesi günü beklemiş. Sabah olduğunda üçüncü yarışın yapılacağı yere gidilmiş, Aydolu söz alıp söyleyeceklerini söylemiş, bakalım nasıl söylemiş.

– Bugün üçüncü yarışımızı edeceğiz, aynı kurallarla devam edeceğiz. Benim bileğim pek yamandır, karşıma çıkan aptaldır. Herkes davransın başlasın güreşmeye, kimin sırtı çalınmazsa yere, o layıktır galibiyete.

Böylece herkes en yakınındakine davranmış, birbirinin sırtını yere çalmak için uğraşmış. Yiğitler birbirinin önünden arkasından saldırmış, kazanmak için ne gerekiyorsa onu yapmış. Her kim ki Aydolu’nun karşısına çıkmış kendini yerde bulmuş. Bu sırada şamandan bir inleme duyulmuş, etrafta kurşuni bir sis vuku bulmuş, dönüp bakmışlar ki şaman don değiştirip kendini bir deve şekline sokmuş, karşısına çıkanı yere vurmuş. En son ayakta kimse kalmamış Aydolu ve şaman karşı karşıya durmuş. Kız elini atmış devenin boynuna devirememiş, hörgücünden tutmuş devirememiş, öyle etmiş böyle etmiş bir türlü becerememiş. İki pehlivan ne kadar uğraşsa da yenişememiş, birbirini deviremeyeceklerini anlayınca beraberlik ilan edilmiş. Böylelikle galip olan yine ikisi olmuş. Sonra herkes dinlenmek için çadırına gitmiş, yiyip içip ertesi günü beklemiş. Sabah olduğunda sonraki yarışın yapılacağı yere gidilmiş, günler böylece geçip gitmiş. Kırk gün sonra gelenlerin her biri birer birer elenmiş, nihayet kırk birinci gün şaman ve Aydolu son bir yarış için karşı karşıya gelmiş. Yarıştan önce bir sohbet etmiş, bakalım nasıl etmiş.

– Görüyorum ki epey yamansın şaman kişi, ne dersin bitirelim mi artık bu işi? Bu son yarıştır haberin olsun, eğer beni yenemez isen sen de yolcusun.

– Bilirim Aydolu kurallara riayet ederim fakat bil ki buraya geldiğimde sadece namını bilirdim. Şu kırk günde seni tanıma fırsatı buldum ve seni sevdim. Seninle evdeş olmak için bu yarışında galibi benim.

– Dediklerin benim içinde geçerlidir şaman kişi, başladığında bu bir yarış bir eğlence idi fakat artık bu gönlümün işi. Umarım kazanırsın ki artık yüreklerimiz buluşur fakat bil ki sana bilerek kaybetmek göklere saygısızlık olur.

– Biz elimizden geleni ardımıza koymayalım, sonrasında kaderimizin bize çizdiği yola bakalım. Bilirim ki en hayırlısı ne ise o olacaktır, gönüllerimiz bu dünyada mesut olacaktır.

Böylece birbirine sevdalanmış bu iki yürek yarışa başlamak için yan yana gelmiş. Bu yarışta öncekiler gibi farklı imiş. İki kişi bir nehrin yanına gelmiş, nehrin karşısında bir kayık görmüş. Yarış oymuş ki her kim kayığa ilk önce ulaşır, onunla kıyıya geri dönüp karaya ayak basarsa galibiyet onunmuş. Yarış başlamış Aydolu hemen kendini suya atmış, kayığa doğru yüzmeye başlamış. Kayığa ulaşınca hemen üzerine çıkmış, etrafına bakınmış fakat şaman yokmuş. Sadece kayıkta bir kurbağa görmüş, acelesi olduğu için onu da kovmakla uğraşmamış. Hemen küreklere asılmış, olanca gücüyle kıyıya varmaya çabalamış. Kıyıya yaklaşırken ileriye bakmış şamanı gözleri bulamamış. Kıyıya geldiğinde hemen atlamış böylece yere ilk ayağı o basmış. Galibiyetin verdiği zafer hissi bu sefer yerini hüzne bırakmış. Kazandığı için artık şamanla evdeş olamazmış. Aydolu üzgünce etrafına bakınırken arkasında şamanı görmüş. Şaman ona yaklaşmış ve konuşmaya başlamış, bakalım nasıl konuşmuş.

– Neden öyle üzgün bakarsın Aydolu, yüreğin hüzün gözlerin yaş dolu?

– Çünkü bu yarışı ben kazandım, artık seni evine yolculayacağım. Gönüllerimiz birleşemedi yazık, neden mücadele etmedin ulaşacağın alt tarafı bir kayık?

– Hahaha sen öyle mi sanırsın, ey ay yüzlü güzelim? Tasalanma ne gönüllerimiz ayrı kaldı ne de bu senin galibiyetin. Yarış başladığında sen yüzerken ben dönüştüm bir balığa ve böylece senden önce ulaştım kayığa. Sonra dönüştüm bir kurbağa şekline, sıçradım kayığın içine. Sen kürekleri çekerken ben de seninle geldim, kıyıya geldiğinde tekrar sıçrayıp senden önce indim. Görüyorsun yere ayağını ilk basan benim, bu demektir ki galip olan da benim.

Aydolu şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacakmış, hatta heyecandan oracıkta bayılacakmış. Şamanın oyun etmediğinden emin olmak için onları izleyenlere sormuş, yaşlı bir bilge şamanın dediğini doğrulamış. Böylelikle yarışın kazananı şamanmış, artık sevgililerin gönülleri kavuşmuş. Aydolu ve Şaman tam kırk gün kırk gece düğün etmiş, bu iki namlı sevgilinin aşkı herkesi büyülemiş. Muratlarına eren bu iki kişi gördükleri herkese yardım etmişler, kendilerini gariplere dost ilan etmişler. Kısacası her şey güllük gülistanlık edilmiş, tüm sıkıntılar zamanla def edilmiş. Gökten üç elma düşmüş, biri Aydolu’ya, biri Şaman’a, biri de kim sevgisi için sonuna kadar mücadele ederse ona gitmiş. Uzun lafın kısası, her şey güzel olmuş ki bir bendeniz nasiplenememiş.

Mahareti Meşhur Aydolu ve Şaman” için 1 Yorum Var

  1. Lightsky dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Oğuz Can Acar,
    Masalınızı keyifle ve merakla okudum; çok beğendim.
    Ellerinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!