Öykü

Nyks Adasına Dönüş

En eskilerin bildiği bilenlerin günden güne azaldığı adıyla Nyks Adası ya da bilinen namıyla Kara ada. En cesur kaptanların uzağından bile geçmeye cesaret edemediği bir yerdi. Genç adam bu adanın kara övgüsünü uzun zamandır duymaktaydı ama buralara gelmek aklından geçmiyordu. Şaman kendisini davet ettiğinde içinde garip bir korku oluşmuştu. Derinlerde bir yerlerde o adaya gitmeyi istiyordu ama rivayetler o kadar çoktu ki. Bir Üç kız kardeşten bahsediliyordu ve bunların yaptığı kara büyülerden. Ayrıca adada yaşayan kötücül ruhlar, cinler, periler, herkes gibi Delikanlının da oradan uzak kalmasına neden oluyordu. Ruhunun derinlerinde bir yerlerde Kaderinin orada olduğunu söyleyen bir ses vardı. Sonuçta gezi davetini kabul etmişti. Ne de olsa yıllardır tanıştığı bu adamın sözünden çıkmak aklından geçmemişti.  Soka kentinden küçük bir tekne kiralamak istiyorlardı. O uğursuz adaya gitmek için pek çok sandalcıyla balıkçıyla görüşmüşlerdi ama hiç biri yanaşmadığı için son görüştükleri Chotka adlı balıkçının istediği fahiş fiyatı kabul etmek zorunda kalmışlardı.  Hırpani balıkçı kendisinin de gelmek istediğini ısrarla söylemişti. Ve son seçenek olduğu için o isteğini de kabul etmişlerdi.

En son faaliyetini yüzlerce yıl önce gerçekleştirmiş ve artık sönmüş olan yanardağın zirvesinin yakınlarında yüksek ve dik bir tepe üzerinde kurulmuştu Bina. Bir kulübeden irice ve kaleden daha küçük bir yapıydı. Yapılış amacını kimse bilmiyordu. Bazılarına göreyse bir tapınaktı. Eğer kuzeyden yaklaşırsanız göremezdiniz çevresiyle bütünleşmiş gibi duran yapıyı. O yüzden adayı turlamışlar güney doğudan yaklaşmışlardı.  Kayaların arasında dar bir kumsala güçlükle yanaşabilmişlerdi. Chotka’ya uzaklaşmamasını her an yola çıkacaklarmış gibi teknesini hazır tutmasını tembihlemişlerdi. İki adam taşlık yola düştüler. Yaklaşık bir saatlik tempolu bir yürüyüşten sonra varmışlardı viran sayılabilecek tapınağa.

Yaşlı bir mürit karşılamıştı kendilerini. Eğer bir yabancı olsaydı kesinlikle kapının açılmayacağını biliyorlardı. Yolda söylemişti bu durumu şaman. “Orada yaşayan üç kadın var. Üç kardeş, üçüz karındaş. Birbirini tamamlayan üç ruh gibiler deniliyordu. Onların gözleri keskindir daha adaya yaklaşmadan görürler seni. Onların kulakları hassastır. Aldığın her nefesi, attığın her adımı duyarlar. Hele biri var ki daha sen ağzını açmadan bilir ne söyleyeceğini. Üstelik dudakları kıpırdamasa da kafanın içerisinde duyarsın sesini.”

“Buradan sonrası senin yolun,” dedi ve delikanlıyı hafifçe itti.  “Bakalım Hakkında neler söyleyecekler.” Genç adam hafifçe ürperdi. Karanlığın giderek arttığı iki yanı duvarla çevrili derin boşluğa baktı. Çaresiz ilk adımını attı. Önce uzun bir koridoru aştı. Ardından ancak bir kişinin geçebileceği birkaç kapıdan geçti. Bu yolun hiç bitmeyeceğini düşündüğü bir anda açtığı kalın meşe kapının ardında büyük bir şaşkınlık yaşadı.

Yüksek tavanlı geniş bir salona varmıştı. Dağın içerisinde uzun bir süre yol aldıktan sonra geçtiği karanlık yolun böyle bir aydınlığa çıkmasına şaşırmıştı. Çevresine bakındı. Hiç pencere yoktu ama içerisi koridordan daha aydınlıktı. Karşılıklı iki duvarda yağ kandilleri vardı zayıf ışığı belli belirsiz titreşen. Aydınlığı asıl, tavandan sarkan küçük avize ve avizenin ucundaki bir kristal sağlıyordu. Her yan kimi gömme kimi açıkta duran raflarla dolmuştu. Eğer adımlayabilseydi bir uçtan bir uca yirmi adımda alabilirdi salonu.  Eğer her yanda sıralanmış ve içleri kitaplarla desteklenmiş kitap raflarını yok saysaydı. Hiç bu kadar rafın ve raflar dolusu kitabı ruloyu bir arada görmemişti. Sadece kitaplar yoktu raflarda. Biblolar, vazolar, heykelcikler, Cam işleri, metal nesneler ve ahşap ürünler. Garip yapılı nesneler tıka basa dolduruyordu her yanı. Ve aralarda koltuklar sehpalar vardı. Ama neredeyse adım atılacak yer yoktu.

“İncelemen bitti mi?”  Sesi duyunca irkildi. Kafasını hafif sağa çevirince birkaç adım ötesinde dikilen güzel kadını gördü. Otuzlu yaşlarının ortasında sayılırdı. Üzerinde topuklarına kadar uzanan bordo renkli düz bir elbise vardı. Konuşuyordu ve kendisini görüyordu; bu Şamanın söylediği Sağır Sultan olmalıydı.

“Özür dilerim,” diyebildi titreyen sesiyle. Kadın yüzüne bakıyor gülümsüyordu. İçinde olduğu salon kendisini o kadar büyülemişti ki. Sonra bir ses daha duydu ve kafasını çevirip baktığında biraz ötedeki deri koltukta oturan ikinci kadını gördü. Kadın elindeki kalın, ciltli kitabı kapattı. Kadının dudakları kıpırdamasa bile kafasının içinde duymuştu “hoş geldin” sözünü. Bu hanım da Lal Sultan olmalıydı. Şamanın yolda kendine anlattıklarına rağmen afallamıştı, iki kadın birbirine o kadar benziyordu ki.

“Hoş geldin,” dedi kendisini ilk gören kadın. İşte o zaman nereden çıktığı belli olmayan üçüncü biri daha belirdi hemen arkasında. O zaman son gördüğü kişi Âma Sultan olmalıydı. Üç Hanım, birbirini tamamlayan üç kardeş. Biri hiç konuşmadan ellerine sarıldı. İnce uzun parmakları avuçlarının içinde dolandı bir süre. Bir çığlık attı garip bir ses tonuyla. Sonra o parmaklar delikanlının yüzünde dolandı bir süre. Bir diğeri gözlerinin içine bakarak eğildi kalbini dinledi bir zaman. Göz göze geldiğinde derin bir kuyuya düşer gibi oldu Gözde değildi baktıkları kocaman iki karanlık çukur. “Acı sesler duyuyorum,” dedi. Diğer kadın “Haykırışlar ve bağırışlar çınlıyor kulaklarımda. Ama beklenen sensin. Yüzyılların ardından dünyaya düzen verecek olan kişi sen,” dedi, devamını getiremedi. Bir vızıltı duyuldu önce ardından sessizce açılan bir ağız. Gören ve konuşan Rahibe olduğu yere yığıldı.

Delikanlı ne olduğunu anlamamıştı, bakışlarını sesin geldiği yere çevirdi. İşte o an yanında duran diğer kadın bir hamle yaptı önüne doğru. Küçük hain okların ikincisi boynuna saplandı. Bir saniye sonra oda göçtü dünyadan. Uzun saçlı genç adam belinden çektiği bıçağı fırlattı içgüdüsel olarak.  O zaman kendilerini adaya getiren balıkçının sesini duydu acı içinde ve bedeni yığıldı koridorun girişinde. Birkaç saniye sonrasında yaşlı şaman da belirdi kapıda. Üçüncü kız kardeşin elinde bir kâğıt vardı. Kâğıtta da sadece iki kelime yazıyordu. “Burada Kal.” Böyle başladı HiçKimse’nin eğitimi.

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

Nyks Adasına Dönüş” için 6 Yorum Var

  1. Merhaba, öykünüzü okudum. Üzerinde biraz daha çalışmanız gerektiğini düşünüyorum. Geçen ayki öykünüzü okumuş ve beğenmiştim. İki öykü arasında bir karşılaştırma yapmam gerekirse bu ay için hazırladığınız öykünün biraz daha tamamlanmamış olduğunu düşünüyorum. Ayrıca cümlelerin üzerinden bir kez daha geçmeniz gerekiyor gibi görünüyor. Kimi cümlelerin daha iyi yazılabileceğini, böylece anlam karmaşalarının giderilebileceğini düşünüyorum. Aşağıda birkaç alıntı ile bunu açayım.

    Bu iki cümle hem tek bir cümle olmalı hem de tekrar yazılmalı. Başlangıcı çok karışık. ‘‘En eskilerin bildiği, bilenlerin de sayısının günde güne azaldığı’’ gibi bir değişiklik yapsanız daha iyi olabilir.

    ‘‘Kara övgü’’ yerine ‘‘kötü şöhret’’ daha doğru bir tercih bence.

    Bu tarz devrik cümleler fazlasıyla yer alıyordu. Bana biraz özensiz ve anlatımın akışını bozuyor gibi geldi. İyi yazılmış devrik cümlelere hayır demem ancak sizin yazdıklarınız hem tekrar ediyor hem de üzerinde fazla çalışılmamış.

    Ayrıca bu paragrafta anlatım, fiillerin çekiminden dolayı birbirine karışmış. Hem esas karakterimizin içç dünyasını, hem de adayı okuyoruz. Ancak geçişler çok ani olduğu için anlatım tekliyor ve bir anda ardı ardına sıralanmış olaylar, anlatımlarla karşılaşıyoruz. Paragrafın başında adayı tanırken, sonuna geldiğimizde ise yeni bir karakterle adaya gidilme kararı verildiğini okuyoruz.

    İkinci paragrafta da yukarıda bahsettiğim odak sorunu devam ediyor, karakterler ile mekan anlatımı arasında çok hızlı gidip geliyoruz. Betimlemeden harekete geçiş bu denli hızlı olunca okur olarak afallıyoruz. Ayrıca Chotka’nın öyküye katkısı çok sınırlı olduğundan bu karaktere ihtiyaç olduğundan emin değilim.

    Aslında Şaman bunu söylemiyor. Şaşırtma amacıyla bunu tercih ettiyseniz dahi pek başarılı bir numara olmadığını söylemeliyim. Şaman’ın anlatımının daha uzun olmasını ve kardeşleri tanıtmasını tercih ederdim.

    Daha önce sadece bir öykünüzü okuduğum için bu öykünün diğerleri ile olan bağlarını bilemiyorum. Ancak seri öykülerde de her öykü, kendi içinde başlayıp bitmeli. Elinizde yapı olarak ilgi çekici bir malzeme var, ancak kendi içerisinde sonlanmıyor. Bir kez daha, öykünün temel noktalarına dikkat ederek öyküyü ele almanızı öneririm.

    Elinize sağlık, iyi geceler.

  2. Teşekkür ederim yazdıklarınız için. Sözlerinize bir itirafla katılıyorum. Evet, bu defaki konu uzun zamandır üzerinde çalıştığım ana konuya eklemleyebileceğim bir konu değildi. Başlıkları kim buluyorsa… “Gene aynı şeyi yaptım sanırım. Ama ne yapayım devrik cümleleri seviyorum.” Sanırım bu yüzden yani olayın zihinde planlanması aşamasının uzun tutulması yüzünden son günlere kaldı ve yetiştirebilmek için biraz aceleye geldi. sanırım bu yüzden de bir özür borçluyum sizlere. Yazdıklarınızı göz önüne alacağımdan emin olabilirsiniz.
    Bu arada yeni konu olan Balina’yı konuya nasıl dahil edeceğimi kara kara düşünüyorum… İyi geceler…

  3. Merhaba.
    Konu ve anlatmaya çalıştığı şey açısından öykü güzeldi. Lakin birkaç kere okumama rağmen sanki öykünün sonunu anlamamış gibiyim. Ya çok kısa olduğundan ya da bir kopukluk olduğundan. Bir de cümleler içindeki bazı kelimelere bile bile mi büyük harfle başladınız yoksa bunun başka bir açıklaması var mı? Sağır sultan, ama sultan, lal sultan fikrini beğendim ama dediğim gibi dikkatli bir okuyucu olmama rağmen anlayamadım sonunu. Ya da anladım ama yazardan farklı bir açıklama bekliyor da olabilirim? Böyle uzatılabilecek ve çok farklı bir sonla bitebilecek bir öykü neden bu kadar kısa mesela?
    Bunların hepsi tabii ki benim görüşüm. Başka arkadaşlar çok başka açılardan bakıp yorumlayacaklardır elbette.
    Kaleminiz daim olsun. Yazdıklarınız şifa olsun.
    Görüşmek üzere.

  4. Yıllar önce bir öykü yazmıştım. yere düşen bir damla gibi. Sonra aynı eksen de bir tane daha bir tane daha devam etti. Damlalar biriktikçe birbirlerine yakışmaya, birbirlerini tamamlamaya başladılar. Bir baktım ki hala boş kısımlarının daha çok olduğu ama iyi kötü ana resmin belirdiği bir yapboza benziyorlardı. Vaktimin bol olduğu bir zamanda toparlamayı düşündüğüm kendimce güzel bir yapboz olacak. Yani umarım. Ve konu öykü seçkisinin verdiği konuları da bu yönde işlemeye çalıştım. özellikle dikkat etmeye çalıştığım nokta her öykünün kendi başına bir anlam ifade etmeye çalışmasıydı. Sanırım istediğim gibi yani sizlerce kolay anlaşılacak bir kıvamda olamıyorlar, lütfen hoşgörün onları.
    Okuduğunuz ve yorum getirdiğiniz için teşekkür ederim. Yukarıda bir yerlerde dediğim gibi bakalım Balina konusuna nasıl bir yaklaşım sergileyebileceğim…

  5. Lütfen böyle söylemeyin. Anlayamamak belki de benim hatamdır. Sadece burada yorumlaşıyoruz ve öykülerimiz ne kadar mükemmel olurun peşindeyiz. Sonuçta bugün dünyaca ünlü olan her yazar bu yollardan geçti. Kimse bir anda oluvermedi. Eleştire eleştire hep birlikte yükseleceğiz. Hep yazın, hep okuyalım.

    Görüşmek üzere.