Öykü

Proje: Aldva

“Yıl 22XX. Altı yıl önce Dünya’ya çarpan AD-9947 kodlu asteroidin içinde bulunan FOZ22 adındaki virüsün -halk arasında, “Prometheus Virüsü”- hızla yayılması sonucunda insanların çoğunda olumlu yönde gelişen mutasyonlara sebep olmuştur. İnsanlar bu virüsün nimetlerinden faydalanarak çeşitli antikorlar üretip aşırı zorlu doğa koşullarında günlük hayatlarını sürdürebilir hale gelmişti. Buna örnek olarak Kuzey ve Güney Kutuplarında kurulan, nüfusu beş yüz bini aşan kentler, yanardağların uç noktalarına kurulan köyler gösterilebilir. Devletler bu virüsün kökenini araştırmak için bir araya geldiler ve her ülkeden yaklaşık biner bilim insanını uzaya gönderdiler. Burada anlatılacaklar bu operasyonda görev alan Tulpar gemisindeki TRK452 numaralı kayıttan alınmıştır.”

“Hâlâ bir iz yok mu?” dedi siyah saçlı, pos bıyıklı adam. “Maalesef.” diye yanıtladı Önündeki notları inceleyen kıvırcık saçlı kadın. “Aylardır uzaydayız bir arpa boyu yol alamadık.” diye sinirlendi adam. Kadın gözlüklerini çıkarıp, “Sakin ol Murat. Elbet bir şeyler buluruz. Bulamazsak da sorun değil. Bizden önce çok kişi başarısız oldu.” diye teselli etmeye çalıştı kadın. “Öyle diyorsun da boşuna uğraşıyormuşuz gibi hissetmek istemiyorum Büşra.” dedi Murat. İkisi de birbirinin yakın arkadaşıydı bu yüzden rahat bir tavırla birbirleriyle sohbet ediyorlardı. İçeri daha sonra kel, sarı bıyıklı bir adam girdi. Murat adama dönüp, “Makine dairesinde durumlar nasıl, Hikmet?” diye sordu. Hikmet, “Her şey yolunda. Laboratuvarda durumlar nasıl?” dedi. Büşra, “Otuz yerden aldığımız DNA örneklerinde virüse ait bir ize rastlamadık ama üç yeni tür keşfettik.” dedi. Hikmet kafasının arkasını kaşıyarak, “Anlaşıldı bu gece de bize rahat uyku yok.” dedi. İki arkadaşı da omuz silkerek ona hak verdi. Hikmet onlardan iki yaş büyük olsa da üniversitede Büşra ve Murat’la aynı dönemde okumuşlardı. Sık sık birbirleriyle vakit geçirmiş ve birçok şey paylaşmışlardı. Hikmet onların yanına gelip pencereden yıldızlara hayranlıkla bakarak, “Vay be! Biz gerçekten küçüğüz.” dedi. Büşra ve Murat ona eşlik etti.

Ertesi gün Büşra heyecanla arkadaşlarını uyandırıp onları güverteye doğru sürükledi. Radarı göstererek “Bakın! Bir iz buldum.” dedi. İki adam radara dikkatlice baktılar. İlk başlarda uyku sersemliğinden bir şey anlamadılar fakat birkaç kez kendilerini silkeledikten sonra heyecanla gülümsediler. Bu bir elektron iziydi ve virüsün DNA’sının frekansı ile eşleşiyordu. Murat, “Harika bir haber bu.” dedi. “Hikmet, çabuk şu iz kaybolmadan nereye çıktığını bul.” diye emir verdi. Hikmet kısa bir süre sonra ona dönerek, “Buradan altı yüz ışık yılı uzakta.” dedi. Murat, “Merkeze rapor gönderin. Daha sonra hiper atlayış için hazır olun. Zaman süspansiyonları ne durumda?” diye sordu. Hikmet, “Atlayışı kaldırırlar.” diye cevapladı. “O halde gidelim.”

Patikanın sonuna vardıklarında daha önce hiç görmedikleri bir gezegene ulaştılar. Gezegenin yüzeyi koyu sarıydı. Hikmet analiz robotlarının raporunu incelerken, “Sizce keşfe çıkmalı mıyız?” diye sordu. Büşra tam ağzını açacağı sırada Murat araya girerek “Gezegen iklimi müsaitse neden olmasın?” dedi. Geminin uzaktan yaptığı ölçümler Murat’ı doğruluyordu. Büşra, “Ama orada ne tür canlılar olduğunu bilmiyoruz. Vahşi bir yaratıkla karşılaşmak istemiyorum. Keşif robotlarını gönderelim.” diye itiraz etti. Hikmet de aynı fikirdeydi. Murat, “Sizi bilmem arkadaşlar ama ben aylardır burada kalmaktan sıkıldım. Keşfe robotlarla birlikte çıkarız, onlar kendi işlerini yaparken biz de başka şeyler buluruz belki. İnsan sezgisiyle robotun ki bir olur mu?” dedi. Büşra ve Hikmet biraz düşündükten sonra onunla hemfikir oldular.

Atmosfer koşulları uygundu, yerçekimi Dünya’ya yakındı. İniş yapacakları bölgeye önce robotlar indi. Bir süre sonra kendileri çıktı. Bulundukları bölge nispeten kurak bir yerdi fakat burada birkaç bitki benzeri canlıya rastladılar. Büşra, “Sanırım burası da bizim Sahra Çölü gibi eskiden bereketli bir yermiş.” dedi. Murat, “Robotlardan ilk veriler gelmeye başladı. Yeraltında su olma ihtimali yüzde on beş, oldukça yüksek.” dedi. Hikmet, “Gezegene ait bir medeniyet olabilir mi?” diye sordu. Murat “Bunun için daha çok erken, daha çok araştırmalıyız.” dedi. Aradan yaklaşık bir saat geçtikten sonra Büşra “Beyler! Bakın.” diyerek işaret parmağıyla ufku gösterdi. Adamlar dürbünlerini çıkararak o yönü gözetlemeye başladı. “Bu bir mağara.” dedi Murat. “Evet ve aldığım verilere göre güvenli gözüküyor.” dedi. Murat, “Gidelim o halde.” dedi ve yürümeye başladı. Hikmet birkaç adım attıktan sonra birden arkasına döndü. Büşra, “Hikmet, hadi gelsene.” dedi. Hikmet, “Tamam geliyorum.” dedi ve içinde bir kuşkuyla onlara doğru yürüdü.

Mağaraya vardıklarında karşılaştıkları manzara onları çok şaşırttı. Duvarda daha önce hiç görmedikleri şekiller vardı. Murat, “Bunlar ne anlama geliyor olabilir ki?” diye sordu. Büşra, “Biraz karışık gibi görünseler de aralarında belli bir düzen var, çözümlemesi baya zaman alır.” dedi. Murat, “O zamana kadar birçok şey buluruz bu mağarada. Hadi gidelim.” dedi. Ekip bir robotu orada bırakarak ilerlemeye devam etti.

Mağarada ilerledikçe duvarların daha düzleştiğini fark ettiler. Daha sonra duvarlarda resme benzer şekiller gördüler. En sonunda genişçe bir alana vardılar ve burada bir harabe buldular. Büşra, “İnanılmaz!” dedi hayranlıkla. Harabeleri incelerken birkaç tablet buldular. Üzerlerindeki yazı mağaranın girişindekilere benzese de bunlar daha temiz ve düzenliydi. Hikmet, “Burada ne olmuş ola ki?” diye düşündü. Murat biraz ileride büyük, yekpare bir duvara rastladı. Duvarda iki yanında çeşitli yazılar bulunan, bir elindeki kılıcı göğe doğrultmuş, diğer eli alev almış bir adamın resmi vardı. Murat bu resme duyduğu hayranlığı gizleyemedi. Yazıların ne anlattığını anlayamasa da onun bir kahraman olduğunu hissediyordu. Belki bir zamanlar burada kurulmuş olan medeniyetin kurucusuydu ya da kurtarıcısıydı. Belki de medeniyetin son anlarında halkını mertçe savunduğu için düşmanlarının büyük saygısını kazanan biriydi. Her halükârda görkemli biriydi.

Murat resme bakıp düşüncelere dalmışken Büşra ona seslendi, “Çeviri tamamlandı.” Murat ona doğru dönerek, “Ne anlatıyormuş?” diye sordu. Büşra dehşete kapılarak aletini düşürüp geriye sıçradı. Hikmet’le Murat hemen onun yanına koştu. Murat daha sonra eline aldığında şu yazıları okudu: “Tuzağa düştünüz aptallar!” Harabenin girişi bir anda kapandı. Taşların arasından onlarca gölge çıkıp onların üzerine atladı. Ekip göz açıp kapayıncaya kadar esir alınıp bayıltıldı.

Uyandıklarında gezegene indikleri bölgedeydiler. Etrafında onlarca robot ve uzaylı olduklarını tahmin ettikleri kişi parçalara ayrılmış gemilerini inceliyordu. Başlarındaki muhafız benzeri kişi onların uyandıklarını fark ettiğinde biraz uzakta konuşan iki kişiye seslendi. Lider yakınlarına geldiğinde çoktan uyanmışlardı. Lider, Hikmet’in yüzünü inceledi. “Evet, bunlar Dünyalı.” dedi. Hikmet, “Siz nasıl-“

“Kan örneği ve DNA analizi, ayrıca geminizdeki kayıtlardan da faydalandık. Eğer nasıl sizin dilinizi konuşabildiğimizi soracak olursanız. Açık konuşmam gerekirse biraz kolay ve güzel bir diliniz var.”

Ekip bu cevap karşısında ne diyeceğini bilemedi. Birden robotlardan birinden garip sesler çıkmaya başladı. “Nihayet!” dedi lider ve arkasını dönüp anadilinde bir şeyler söyledi sertçe. Emir erlerinden biri yanında robottan aldığı verileri getirdi. Lider verileri dikkatlice incelerken, “İlginç, Aldva’nın başarılı olmasını beklemiyordum. Belki de testleri gözden geçirmemiz gerek.” dedi. Büşra, “Neyden bahsediyorsun sen?” diye sordu sinirle. Lider ona küçümseyici bir bakış attı, “Siz zayıf yaratıklara bunu nasıl açıklayabilirim bilmiyorum ama,” dedi elini çenesine götürerek, “Bundan yılar önce imparatorumuz küçük bir deney başlattı, bir asker programı. Kendisi bizzat bilim kuruluna önderlik etti ve en büyük önceliği oldu. O bilim kurulunun başındayken biricik prensesine geçici olarak tahtı devretti -belki de iktidarındaki en doğru ikinci karardı- En nihayetinde çalışmalar meyvesini verdi ve kolonileşme hızımız kat be kat arttı, hem de en ufak kaybımız olmadan. Gezegenler önümüzde bir bir düştü. Fakat daha fazlasını istiyordu. Bilinmeyen diyarları istiyordu. Bu yüzden birçok göktaşına bu virüsleri işledi. Sizin gezegene inen bunlardan yalnızca biriydi fakat deneylerde pek gelecek vaat ettiklerini söyleyemem. Yine de imparator onların da salınmasını istedi. Haklıymış.”

Ekip, Lider’in anlattıkları karşısında şok olmuştu. Lider onların yüzlerinin aldığı şekle gülerek, “Ama merak etmeyin. Hiçbiriniz dünyanıza olanları göremeyeceksiniz.” dedi. Murat’ın en son duyduğu ses arkalarından ateşlenen ışın silahının sesi oldu.

“Altı yıl önce Dünya’ya çarpan AD-9947 kodlu asteroidin içinde bulunan FOZ22 adındaki virüsün kaynağını araştırmak için gönderilmiş gemilerden Tulpar’ın mürettebatının katledilişinden sonra Dünya Xelfer İmparatorluğu tarafından kuşatma altına alındı. Dünya onlara sadece üç saat direnebildi.”

Ali Sarp Sunay

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Aremas says:

    Olay akışı biraz hızlı geldi bana. Okurken; bir dakika, kim, nerede, kiminle, ne oluyor vs. soruları dolanıyor zihnimde. Diyalogları aynı paragraf içine yerleştirmek yerine, her kişi için ayrı bir satır açarsanız takibi daha kolay olur. Bir de karakterler, gerçekleşeceklerden haberdarmış gibi rahatlar bazı yerlerde. Bu durum, karakterlerin ve sizin olay örüntüsünü bildiğinizi, bizimse dışlandığımızı hissettiriyor ara ara. Karakterlerle özdeşim kurabilmemiz için onları da, henüz bilmedikleri şeyler için meraklı ve bilgisiz yapmaya çalışın.

    Hayal gücünüz daha iyi metinleri çıkartabilecek güçte. Anlatacaklarınıza yetmesi açısından da metnin biraz daha uzaması ve güçlenmesi gerekiyor. Bilhassa karakterler açısından… Teşekkürler.

  2. Merhaba,

    Yaklaşık 3 ay önce virüs temasını içerisinde barındırmasada bende bize yabancı bir gezegende geçen bir öykü kaleme aldım. Bu tür kurguları seviyorum. Tabi daha çok karanlık motiflerle donatılmış olanları ilgimi çekiyor.

    Öncelikle, ilk paragrafını okuduktan sonra büyük bir heyecanla devamında ne olacağını bekledim fakat bu hevesim maalesef durağan geçen kısımlardan sonra giderek azaldı. İnsanlar için olumlu gelişmeler vadeden bir virüs fikri ilginç geldi bana. Fakat devamında bunu ilerletmeni bekledim. Buna dair birkaç olay görmek istedim.

    Bunun dışında, bu tür kurguların hakkını uzun öykülerin verdiğinden yanayım. Biraz daha uzatmalıydın bence. Herşey oldu bittiye gelmiş gibi hissettirdi bana. Kalemin gelişmeye açık gözlemlediğim kadarıyla ve bu konuda deneyimlerin var diye düşündüğüm için bu şekilde eleştiriyorum.

    Son olarak, gözüme birkaç anlatım tıkanıklığı çarptı. Bir tane örnekleyeyim,

    ‘Dünya’nınkine yakındı’ daha doğru bir tabir olur kanımca. Diğer türlü cümleyi anlamak için birkaç kez okumam gerekti.

    Hayal gücün ‘Hadi libereits, biraz kurgu oluşturalım!’ diyerek seni harekete geçirmek istiyor belli ki. Teknik kısmı öğrenerek çok çarpıcı öyküler yazabilirsin. Yazmaktan hiç sıkılma.

    Kalemine sağlık.

  3. Merhabalar. Sonuca hızlı bağlanması dışında ben beğendim öykünüzü. Finali bulduğunuz gibi hızla bitirmeye çalışmışsınız gibi görünüyor. Elinize sağlık.

  4. Eleştirileriniz için hepinize çok teşekkür ederim. Sonraki öykülerimde bunları dikkate alacağım. Saygılar ve sevgiler.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.