Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Yün Avcısı

Paral’ın koşmaktan taşlaşmış bacakları, ruhuyla yaptığı ebedi antlaşmayı bozmak üzereydi. Devinimin karşısında duruyor, direngen bir ruhun histerilerinden kurtulmaya çalışıyordu. Zihni ise, bacakların aksine antlaşmanın hükmünü kırmamak için çırpınıp duruyordu.

Altı üstü kürkünü istiyorlardı. Ne vardı bu kadar büyütecek? Ruhunu yeryüzünden kazıyacak değillerdi ya! Bedenler daima sahip değiştirirdi. Dün toprak olan; bugün otun yeşili, yarın kanın kırmızısı, öteki gün de denizin mavisi olabilirdi. Muzip ruhlar, renkler kazanından bir şeyler aşırdıkça da böyle olacağa benziyordu.

“Takati kalmadı. Yakalayın!” Avcının nefesi, soğuk havada hareler çizerek dağılıyordu. Ciğerlerini henüz terk eden hava, aç gözlülüğün buğusuyla kaplıydı.

Paral’ın pek de orantılı olmayan bedenindeki tüm güzellik, parıldayan buklelerle dolu kabarık kürküne sıkıştırılmış gibiydi. Görüntüsü, pek çok destana konu olmuştu. Bunun başa gelebilecek en güzel lanet olduğunu düşünenler de vardı, vahşi hayvanlarla büyütülmenin doğal bir sonucu olduğunu söyleyenler de…

Söylenceler zamanın dinginliğinde süzüledursun, Paral, gölgesiz bir ağacın dibinde durmuş söz dinlemez bacaklarını sıvazlıyordu. İşte oradaydı ve kürkü, gözlerin görebildiğince ışıldıyor; çaresiz nefesi ise toprağın kulağını tırmalıyordu. Altın gibi parlayan kürküyle arzulanandı. Ucube bedeniyle ise tam bir istenmeyen…

Genç bir çocuk, bıçağını çeken avcının kolundan yakaladı. “Madem o kürke dokunmayı bu kadar istiyorsun, neden yanında yaşaması için ona da bir yer açmayasın?”

Avcı, kolunu, onu kelepçe gibi saran bir çift elden kurtulmak için debelendi. Sonra da hırladı. “Ruhu zapt etmek zor. Ben kolay olanı, çok daha kolay olanı yapacağım.”

“Sence onun için de kolay mı?” Paral’ı gösterdi. Gözyaşlarıyla ıslanan altından kürkü olağandan daha çok parlıyordu.

Avcı bir süre cevap vermedi. Sonra kasvetli soğuğa karışan bir şeyler mırıldandı. “Bugünün sarısını ben istiyorum. Dünün kırmızısı, boyanmayı arzulayan beyazın olsun.”

Avcı bıçağı doğru noktaya koyduğundan emindi. Kürkün neredeyse silindiği yere, Paral’ın tam kalbinin üzerine saplamıştı. Avcı kalbi çıkardığında titriyordu. Korkudan mı yoksa içinde biriktirdiği öfkeden mi olduğunu kimse bilmeyecekti. Ruhu sanki uzun süredir bu anı bekliyormuşçasına hızla bedenini terk etti. Bacakların neşeli özgürlüğü görülmeye değerdi. Bedeni gevşeyerek karların üstüne yayıldı. Yeryüzünde bıraktığı son iz, beyaza çizdiği kırmızı resimler oldu. Çok geçmeden o da renk değiştirmeye, koyulaşmaya başladı. Anlaşılan, muzip ruhlar yine renk kazanına dadanmışlardı.

Avcı, altın posta dokundu. Heyecandan ölecek gibiydi. Parmaklarıyla postu okşamaya başladı. Postun sarısı karardı ve ufalandı. Nereye dokunsa ellerinden kayarak yere dökülüyordu. Deliye dönmüşçesine Paral’ın bedenini hırpaladı ve postun dökülmedik yeri kalmadı. Avcının gözlerinde derinde yanan bir ateş parladı. Ayağa kalktı. Karlara batıp çıkarak yürümeye koyuldu.

Genç çocuk, avcının bıraktığı enkazın yanına eğildi. Kararıp dökülmüş kürk parçalarına baktı. Daha biraz önce parlayan kürkten geriye bir avuç yün kalmıştı. Çok şey konuşabilirdi belki. Lakin ruhu enkazlara ağıt yakmaktan dolayı oldukça yorgundu. Yaşlı ağacın bilgeliğinden ilham alarak söylendi. “Kalp, et olunca hissetmez derler. Kürk de yün olunca parıldamazmış.”

Onur Şahin

Birkaç yarışmada ödül aldıktan sonra gaza gelen amatör bir okur, pek amatör yazar. Ergenlik yıllarından beri bir şeyler karalamakla meşgulüm. Metaforları kendimden çok sevdiğim konusunda şüphelerim var. Özgün senaryolar üzerinde çalışmak en büyük hobilerim arasında. Okumaktan arta kalan zamanda gündelik hayatımla haşır neşirim.

Yün Avcısı” için 8 Yorum Var

  1. Merhaba 🙂 Seçkiye gönderdiğin ikinci öykün bu galiba. Maalesef ilkini okuyamadım fakat bunun girişindeki güzelliğe bayıldım: “Paral’ın koşmaktan taşlaşmış bacakları, ruhuyla yaptığı ebedi antlaşmayı bozmak üzereydi. ”
    Çok bilindik bir durumu anlatırken klişeden sakınarak böylesi güzel bir cümle kurmak… Bayıldım. Öyküyü okurken, hakkında bir şeyler söylemek istediğim irili ufaklı kısımları buraya yazacağım.

    Evet 🙂 Bu arada herhangi bir şey yazmak için durmamış olmam, bir şeyleri beğenmediğimi değil, öyküye kapılıp gittiğimi gösteriyordur umarım 🙂

    Bu, uzun zamandır okuduğum en iyi öyküydü. Bir ya da iki yerde, minicik bir virgül eksikliği hisseder gibi oldum ama inan hiç takılınacak noktalar değildi onlar.

    ““Ruhu zapt etmek zor. Ben kolay olanı, çok daha kolay olanı yapacağım.””
    Bu cümleyi okuduğumda “beyaz”dan neyi kastettiğini pek anlayamamıştım çünkü, yanlış anımsamıyorsam, öncesinde “karlı yer”de olduklarına dair herhangi bir ip ucu bulunmamaktaydı fakat pek de büyük bir eksiklik sayılmayacağı gibi, öyküde dokunabildiğim şeylerin miktarını azaltıp sadece ismi verilen karaktere uzanmamı, durumun kendisine dair yargılarımı muhatap almamı ve empati kurmamı kolaylaştırdı. Tek bir isim… Muhteşem bir tercih…

    Bıçağın saplandığı ya da fırlatıldığı kısma geçiş biraz ani olmuş gibi gelmişti okuduğum anda fakat… Yukarıdaki durum bu kısım için de geçerli. Öykü böyle çok daha güçlü.
    Özellikle, sonundaki “işini gerçekten de çok iyi yapan” vurucu kısım düşünülünce…

    Tebrik ederim 🙂 Uzun zamandır kimseyi kıskanmamıştım 🙂
    Görece “karmaşık” cümleleri çok etkileyici ve akıcı şekilde kullanman… Senden öğreneceğim şeyler olduğunu hissettirdi bana. İmkan bulduğumda diğer öykünü de okuyacağım.

    Son olarak: Seçtiğin konu ve öykü ismi fark “alışılmadık” olmadığı halde bunu hiç düşündürtmemeyi, hatta hissettirmemeyi, çok güzel başarmışsın.

    1. Merhabalar 🙂 Öncelikle bunları hissettirebilmek gerçekten beni hoşnut etti. Orada alegorik bir anlatımla kırmızı-kan beyaz-kar denklemini kurmaya çalıştım. Bugünün sarısı derken de altın rengindeki kürkü kastediyor. Tabi beyazın kar olduğu daha sonra ortaya çıkıyor. Olabildiğince ince göndermelerle süslemeye çabaladım.

      Öykülerimi kısa tutmak durumundayım. Maalesef yazıları kurgulamak için çok vaktim yok. Yarım saat içinde ne kurgulayabilirsem, toparlayıp onu yazıyorum. Biraz ani geçişler olmuş olabilir, son derece haklısınız. Yine de olabildiğince kilit noktalara parmak basmaya çalıştım.

      Hepimizin birbirimizden öğreneceği çok şey var. Keyifli sohbetlerde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.

    1. Teşekkürler 🙂 Önceden kurgulamamıştım ama öykünün gidişatı kendiliğinden söyletti bana o cümleyi.

  2. Anlatım çok ahenkli ve dikkat çekici olmuş. İnce göndermeler çok iyiydi. Bir çırpıda okudum. Biraz daha uzun olsaydı keşke.

  3. Güzel bir başlangıç, güzel bir bitiş. Öykünün kısalığı yerinde. Kurgu ve öykü harika.

    “Avcı, kolunu, onu kelepçe gibi saran bir çift elden kurtulmak için debelendi. Sonra da hırladı. “Ruhu zapt etmek zor. Ben kolay olanı, çok daha kolay olanı yapacağım.” yerine

    “Avcı silkindi ve kolunu saran ellerden kendisini kurtardı: “Ruhu zapt etmek zor. Ben kolay olanı, çok daha kolay olanı yapacağım.” denilebilir. Eğer öykü yazmayı rutin bir hale getirirsen, bu tarz sorunlar kendiliğinden çözülecektir.

    Eline sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *