Öykü

Açlık

Koca bir göz; kallavi ve kana bürünmüşlüğün kızıllığında. Etrafı süzmekte şimdi, gözünü yakan denizin bulanmakta olan suyuna karşın. Vücudu, karanlık suda zelzeleye vesile olan sarsılmalara bürünmüş. İs rengindeki derisi, pörsümüş vücudundaki çatlakların gözükmesinin bile önüne geçemiyor artık. Deniz saklamakta ancak onu, zamandan kaçabildiği kadar. Lakin bir şeylerden kaçan bir tek bu devasa korkunçluk değil. Karanlığı kıskandıracak gölgesi altında, çevresinde veyahutta çatlaklarının arasında dahi kaçışmakta binlercesi, koca gözlü olandan. Ki o binlercesinden biriydi o da.

Doğduğu zamanı anımsamaya çalışırdı bazen. Gözlerini dolduran kutsal aklığın akışının huzurunda, teni gezdiği sulara ilk kez değmişti daha, dün gibiyken hatıralar. Ondan öncelerini tanımazdı diğerleri gibi, onlar da bilmiyordu geldikleri yeri herhalde. O sadece vücudunu okşayan soğuk suların çoşkusundaydı ve arada beliren ışığın ilk günkü parlaklığının selamında. Bazen cesaretini toplayıp yukarılara, yıldızların nabız gibi attığı, sıcaklıklara varırdı. Kara gözleri, sebepsiz yere dikilmiş bu muhteşem varlıkların yosunları karşılamasını seyrederdi. Ama onların parlaklığı, gözlerine bir uyku gibi çöktüğü vakit, derinlere dönerdi tekrar. Karanlık onu bir ana gibi kabul ederdi sonrasında. Karanlık sahi, ne menem bir şeydi. Bütün canlılar onu fethetmeye meyillenirdi. Mercanlar birer panayır gibi çökmüştü onun krallığına. Pek iyi ya ketum balıklara ne demeli? Hele bir de kendi soydaşlarının arsız parlamaları da eklenince, kaçardı tüm denizin keyfi. Çünkü bir tek yıldızlara değerdi ışık ve onların yaptığı hırsızlık yakışırdı ancak güneşten çaldıkları kadarıyla. Bir gün yine böyle bir ışığın aşkında, yükseldi yıldızlara. Arkasından gelen binlercesi sanki onunla yarışmaktaydı ve O, onlardan kurtulmaya çalışırken elleriyle kuyruğunu var gücüyle kullanmaktaydı. Ve dev geldi bir anda. Kırmızı gözleri dehşetti. Kuyruğunun darbeleri ölüm, ağzı ise cehennem. Dişleri prangalamışken binlercesini, kimse kaçamazdı onun gerçekliğinden. Yıldızlar düştü, dalgalar köpürdü kaymak gibi nazlı denize. O çekildi hiçliğe arsızca ve kimsenin umursamazlığında, zamanın bile önemsemediği bir aralıkta. Karanlık bile anlamını yitirdi tüm varoluşta.

Koca gözler onları aramaktaydı devamlı. Sanki hiç doymayacaktı. Bir sağa bir sola savrulurken, sızlayan dişleri devamlı bir şeyleri yoklamaktaydı. Ne zamandır bu sulardaydı o da bilmiyordu artık. Çocukları bile okyanusun hazin derinliğinde kalmıştı. Gün sayıyordu sadece, bir daha gidemeyeceği soğuk suların hayaline. Ve o hayaller ki başlamıştı dalgaların ninnisiyle. Martılar türkü söylememiş miydi onun doğum gününde? Çarşaf gibi uzanan denizin parlak damarlarında, hayatın ta kendisi gibi asılı kalıp dinlememişler miydi balinaların haykırışlarını? Ayın kalkan gibi parlayan feneri, ona göstermemiş miydi defalarca bereketli yolu? Nicesiyle oynaşmamış mıydı o büyülü gecelerde? Şimdi içinde sadece sonsuz hüzün ile acı gizliydi ve bastıramadığı bir açlık. Açlık bu dünyanın tek gerçeğiydi galiba, yanan midesinin huzursuzluğunda. Şimdi düşünüyordu; bunca geçen zamanı ne için yaşamıştı? Fakat bunlar aklına yeni gelmişken daha, iki derisinin arasına saplandı buzdan bir mızrak. Canı çekildi içinden, feri sönmüş gözleri geri döndü kendinden. Hayatın çırpınışları son kez gösteri sundu ve koca bir gemi, denizi yararak şahlandı.

“Çok güzel evlat! Tam sırtından vurdun onu,” dedi yaşlı bir adam. Üstünde sarı bir ceket vardı ama suratı gayet duygusuzdu. Ağzındaki pipodan tutam tutam yükselen dumanlar, sanki bulutlara değin karışacakmışçasına da pervasızdı. Koşturarak geminin başına vardı ve balinaya son vuruşu yaptı.

Açlık” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Elinize sağlık, gözlerime aç ve yaşlı bir balinanın gözlerini yerleştirdiniz :slight_smile:
    Öykünüzün akışını beğenmekle birlikte, ilk başlardaki devrik cümle kullanımınız bana biraz yoğun geldi. Biraz daha azaltılabilir belki.

    Öykünün sonu biraz aceleye gelmiş gibi. Belki bilerek yaptınız. “Üstünde sarı bir ceket vardı ama suratı gayet duygusuzdu.” Çok detaycı gelebilirim belki ama buradaki “gayet” kelimesi, vermek istediğiniz duygusuzluğu çok zayıflatmış. Yani adamın duygusuzluğunu betimleyeceğiniz daha vurucu bir anlatım olmalı diye düşünüyorum.

    Emeğinize sağlık

  2. Phaselis dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Müge,

    Yazdığım şeyi okuyup yorum yaptığın ve eleştirdiğin için öncelikle teşekkür ederim. Devrik cümle kullanmamım sebebi; gidişatı hayvanların gözünden daha yabanıl bir şekilde anlatmak ve yaşadıkları hislere daha çok gömmekti. Bundan dolayı sizi böyle bir yoğunluğa boğmuş olabilirim, kusuruma bakmayın :slight_smile: Öykünün sonu aceleye gelmedi çünkü ölüm spontane gelişen bir olay ve yanı başımızda nicesi ölürken, bu olayın kısa ve öz duygusunu vermek istedim yani ölenlerin umarsızca geçmişe gömülmesini. Sarı ceketli adamın duygusuzluğunu daha vurucu bir şekilde anlatabilirdim evet :slight_smile: Ama zaten bir balinayı kolayca vuran kişinin duygusuzluğunu daha ne güçlendirebilir ki?

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!