Öykü

Sızı

Bu mevsimde hiç umulmayacak bir durgunluktaydı ucu bucağı olmayan koca okyanus. Tek yavrum ise henüz birkaç günlüktü. Sık sık acıkıyor, mememin altına giriyordu ve ben onun ağzına sütümü fışkırtıyordum, bizim yavrularımız insanoğlununkiler gibi memeye yapışıp ememezler çünkü. O ve ben gökyüzünün rengini almış mavi, yer yer lacivert sularında yol alıyorduk, sürüden biraz uzakta, bazen dalıp çıkıyorduk derinlere, oyunlar oynuyorduk.

Kırmızı gördüm yavrumu bir ara, kıpkırmızı. Çevremizdeki sularda kızıl bir okyanusa dönüşmüştü, Nerede o mavi sular, nerede o gök mavisi deniz? Kızıldı her yer, kırmızı suların içinde ne olduğunu anlamadan yavrumu aldım yüzgeçlerimin altına. Mememden fışkıran sütüm bile kırmızıydı. O zaman gördüm dev kancaları tepemde. Üzerimize doğru iniyorlardı, demirden tek kollu canavarlar.

Yavruyu alın, yavruyu, diye bağırıyordu bir ses. Yavrudan elde edilen hücreler iyi gelirmiş insana, hastalıklara.

O küçücük yavruma attılar kocaman dev kancayı. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kuyruğumla savaşıyordumama hiçbir şey yapamadım, engel olamadım onu benden almalarına. Gözyaşı bezlerimiz vardır bizim de aynı insanoğlu gibi. İşte gözyaşlarım süzülüyordu gözlerimin kenarından, o kadar çok aktı ki okyanusa, o kadar çok aktı ki, fazlası kıyılara vurdu da, tsunami sanıp korktu insanoğlu.

Memelerimde biriken sütler ise taşıyordu sulara, sızım sızım sızlıyordu bütün hücrelerim.

O arada sırtıma saplanan zıpkının farkına bile varamamışım. Sırtımda bir zıpkın deli gibi çırpınıyordum sularda. Pusulamdı benim yavrum, pusulamdı sürüm ve ben hepsini kaybettim, yolumdan çıktım, şaşırdım.

Ne kadar, nereye kadar sürüklendiğimi hiç anlamadım, zaten fark etmezdi de. Kocaman kızıl bir okyanusta tek başıma yol alıyordum, amaçsızca.

Yanımda bir turuncu bot fark ettim bir ara, o gece karanlıkta. Gökyüzünde tek bir yıldız bile yoktu. Sular kapkara, gökyüzü simsiyah bir battaniye gibi örtmüştü denizin üzerini. Bot ise turuncu, ben buradayım diye bağırıyordu. Küçücüktü, fındık kabuğu gibi sallanıyordu dalgaların arasında. Belli ki o da kaybolmuştu benim gibi. İçinde birçok insan, üst üste. Kadınlar aynı benim gibi yavrularını almışlar kollarının altına, dalgalardan, soğuktan korumaya çalışıyorlar. Bir tanesi emziriyordu bebeğini, memelerime dolan sütler fışkırıverdi birden onları görünce, kıskançlıktan.

Sırtında bir zıpkınla koca bir balina ve turuncu bir bot, iki yolunu şaşırmış zavallıydık sonsuz bir boşlukta.

Kıyıya, kıyıya, diye bağrışıyorlardı, kıyıya ulaşmak istiyorlardı, anlamıştım.

Benden bile ürkmüyorlardı. Onları kendi insanları o kadar ürkütmüştü ki, soluğu okyanusta almışlardı, kaçıyorlardı kendi türlerinden. Yanmış yıkılmış evleri, öldürülmüş erkekleri sonunda terk etmek zorunda kalmışlar topraklarını.

Anlamışlardı benden onlara zarar gelmeyeceğini. Ya ben, ya ben… Benim yavrumu katledenler bu insanların akrabaları değil miydi? Değişik duygular kemiriyordu beynimi. Bazen kuyruğumu şöyle bir çarpsam bota, yavrumun öcünü alsam derken, bazen de kıyamıyordum botun içindeki o minicik yavrulara…

Gece gündüz yol alıyorduk, alışmıştık birbirimize. Bazen turuncu bot kayboluyordu dalgaların arasında. Çığlıklar artıyordu, dalgalar büyüdükçe.

Sıkı tutunun, sıkı tutunun, birbirinizi bırakmayın…

Tam o sırada bir şey fırladı, düştü suların arasına. Bir kadın çığlığı çınlattı yeryüzünü. Dünyanın öbür ucundaki okyanuslara kadar ulaştı acı. Bir bebek sularda diplere doğru yol alıyordu. Minicik iki kollarını yana doğru açmış, salınıyordu kara sularda diplere doğru. Gözleri açık, yanmıyor muydu ki tuzlu sudan, diye düşünüyordum ben de hipnotize olmuş gibiydim.

Benim yavruma karşılık, onların yavrusu. Adalet vardı galiba yeryüzünde.

Koştum peşinden, İndim derine. Benim memelerimi görünce bana doğru yaklaştı sanki onları emmek ister gibi. Ama ben açtım kocaman ağzımı, bir lokmada yutuverdim bebeği, gönderdim mideme.

Annenin çığlıkları kulağımda, bebek midemde, kendi yavrum bir kancanın ucunda gözümün önünde.

Kıyıya doğru yaklaşıyordu turuncu bot gittikçe. Sığ sulara giriliyordu artık. Takibi bırakmalıydım, yoksa bu kıyılar benim sonum olurdu.

Botu kıyıya yanaştırdılar nihayet bin bir zorlukla. İnsanlar iniyordu birer birer, ıslanmışlar, battaniye veriyorlardı üzerilerine. Yavrusunu kaybeden anne ise hâlâ ağıtlar yakıyordu…

Bakın bakın, balina kıyıya vuruyor. İntihar ediyor galiba. Balinalar intihar edermiş ya…

Sığ sulara girmiştim artık, bedenim kumların üzerinde ilerlemeye çalışıyordum zorla. Sıcak kumların üzerine uzanıverdim, insanlar başımda. Ağzımı açtım kocaman, kustum, boşaltıverdim bütün midemi kumsala. Hepsi kaçıştı sağa sola, ne oluyor diye. Bir bebek fırladı içimdekilerle birlikte kumların üzerine, ağlaması duyuldu, şaşkın şaşkın bakıyordu insanlar. Bebeğinin ağlamasını tanıdı ağıtlar yakan kadın. Bir mermi gibi fırladı yerinden. Koştu, kaptı bebeğini…

Ben sırtımda zıpkınla sıcak kumların üzerindeydim.

Ağlıyor mu yoksa bu balina, baksanıza göz kenarları ıslak, diyordu birileri.

Sızı” için 1 Yorum Var

  1. Merhaba

    Elinize sağlık. Bu okuduğum üçüncü öykünüz.

    Genel özellikleri “Ağır konular, Devrik cümleler ve Kısa hikayeler” olan metinleriniz var.

    Bu anlattığınız hikaye de yine çok üzücü bir noktayı işaret edip, hüzünlü bitmiş. Ama metni bitirememişsiniz bana göre. Son cümleniz sanki havada asılı kalmış.

    Bu sefer metin anlatım açısından da sanki biraz aceleye gelmiş, cümlelerinizin bir kaçında zaman kayması yaşadım.

    Ele aldığınız konuları işleme zamanını arttırdığınızda çok güçlü hikayelerle karşılaşabilir okur.

    Kolay gelsin

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!