Öykü

Araf

Nihal otuzlarının başında, rutinleşmiş bir hayatı olan, artık dünyanın gizemlerini merak etmez olmuş bir beyaz yakalıydı. Yine bir gün aracıyla, yıllardır gittiği yoldan işine giderken kaza yaptı. Bir sebepten dolayı aniden durmuş olan tıra yüksek bir hızla çarptı. Hayatta kalması için birçok müdahalede bulunulsa da Nihal artık hayata gözlerini yummuştu. Ancak bunun farkında olmayan artık sadece kendisiydi.

Kızıl topraklarla kaplı, sarp kayaçların bulunduğu bir coğrafyada açmıştı gözlerini. Ne olduğuna anlam veremedi. Kazayı da hatırlamıyor, sadece işten eve döndüğünü anımsıyordu. Hatta ondan bile tam emin değildi. Üzerinde iş kıyafetleri vardı: beyaz gömlek ve kumaş bir pantolon. Çevresini incelediği zaman bu durum ona oldukça saçma geldi. Tablo gerçekten de gülünçtü. Nihayetinde rüya gördüğünden emin oldu. Kesinlikle rüya görüyordu. Garip bir rüyaydı. Daha önce böyle rüyalar olduğunu duymuştu. Lucid rüya mı? Astral mi? Öyle bir şeydi. Zaten araştırmaya da üşenmişti.

Sarp coğrafyada yürümeye başladı. Çok acıkmış ve susamıştı. Yüksek ve düz bir kayalığa ulaştığında birkaç metre solunda büyük bir tabağa konmuş, büyük bir biftek ve koca bir bardak su duruyordu. Bu harika manzaranın tadını çıkaramadan birkaç metre sağından çığlıklar gelmeye başladı. Kayalığın iyice dikleşip uçurum oluşturduğu taraftı burası. Yeni yeni genç olmaya başlamış bir çocuk uçurumdan düşmek üzereydi. Nihal hemen çocuğa doğru yöneldi, ancak bir adım atmasıyla durdu kaldı. Hiç kuvveti kalmamıştı. Belki de önce bifteği yiyip, suyu içmeliydi. O zaman çocuğu rahatlıkla yukarı çekebilirdi. Yiyeceğe doğru yöneldi. Ama aklı yine dank etti. Aklıyla zoru mu vardı? Çocuk uçurumdan düşmek üzereydi, hemen onu kurtarmalıydı. Çocuğa yönelip ilerlerken tekrar durdu. Çocuğun da karnı aç olmalıydı. Onu kurtardıktan sonra çocuk, Nihal’in yemeğine ve suyuna göz dikebilirdi. Hayır! Hemen yemeği yemeli ve suyunu içmeliydi. Bir çocuğa bir de yemeğe baktı. Karar veremiyordu. Çok basit bir karardı vermesi gereken ama Nihal karar veremiyordu. Birden bir atmaca ortaya çıkıverdi ve bifteği kaptı, bifteği kaparken de koca su bardağını devirmişti. Aynı anda büyük bir çığlık da uçurum tarafından koptu. Çocuk uçurumdan düşmüştü. Yemek gitti ve çocuk düştü. Nihal donakaldı. Basit bir karardı vermesi gereken, karar bile değildi! Doğru olanı yapmalıydı. Ama yapmamıştı, bir türlü karar verememişti. Gerçekten bu kadar bencil ve vicdansız mıydı? Bu nasıl bir rüyaydı böyle? Karar anında aklı gitmişti. Gerçek dünyada olsaydı tereddüt etmeden çocuğu kurtaracağına yemin ediyordu. Kararsızlığının sonuçları ona ataklar geçirtmeye başladı. En sonunda dayanamayıp bayıldı.

Gözlerini açtığında rahat bir tekli koltukta oturuyordu. Burası uzun zamandır uğramadığı anne babasının eviydi. Şiddetli bağrışmalar duydu. Bunlar anne babasıydı ve kavga ediyorlardı. Bir anda Nihal’in bulunduğu odaya girdiler. Ayrıldıktan sonra Nihal’in kimde kalacağını tartışıyorlardı. Bir tarafına annesi bir tarafına babası geçmiş, kimi tercih edeceğini soruyorlardı. Sanki küçük bir kızı ikna etmeye çalışıyorlardı. Birbirlerine çok ağır hakaretler etmeye ve Nihal’e de bağırmaya başlamışlardı. Nihal korkudan kalakalmış, koltuğa mıhlanmıştı. Karar vermesi için yapılan baskılar iyice şiddetlendi. Nihal bir karar veremedi, korkudan ölmek üzereydi. En sonunda babası cinnet haliyle öbür odadan tabancasını kapıp geldi. “Demek kimseyi seçmiyorsun öyle mi?” dedikten sonra karısını alnının ortasından vurdu. Sonra Nihal’e dönüp, yüksek kahkahalar atarak silahı başına dayadı ve tetiğe bastı. Yine bir karar vermesi beklenmişti ve yine karar veremedi. Bu kararsızlığın dehşetli sonuçları onu tekrar bayılttı.

Yine uyandı ve yine başka bir yerdeydi. Koca bir metropoldü burası. Yolun ortasında uyanmıştı. Çıt çıkmıyordu. Şehir bomboştu. Bu da bir rüya olmalıydı. Koca metropolde ne insan vardı ne de araç. Bir rüya için bile absurd bir durum. Nihal kalkıp bomboş şehirde dolaşmaya başladı. Burası yaşadığı şehirdi. Boş olduğu için tanıyamamıştı. İnsan selini ve trafiğini aldığınızda tanınamayacak bir şehirdi burası. Caddenin ortasına geldiğinde sağından bir ses geldi. Ofisteki en yakın arkadaşıydı bu. “Hemen yanıma gel! Bizi bu durumdan kurtaracağım! Çabuk koş!” diye bağırmaya başladı. Hemen sonra solundan bir ses duydu. O da ofisten bir erkek arkadaştı. Nihal’in hoşlandığı bir erkek arkadaş. O da benzer şeyler söyleyerek onu ikna etmeye çalışıyordu. Yine bir karar verme batağının ortasına düşmüştü. İki yanından da türlü türlü teklifler yağıyordu. Ancak Nihal yine karar veremedi. En sonunda arkadaşlarının sabrı tükenmiş, küfürler ederek onu terk etmişlerdi. Nihal çıldırmak üzereydi ve tekrar bayıldı.

Defalarca farklı yerlerde uyandı, defalarca bayıldı. Bir rüyada olmadığını anlamıştı artık. Bu anlaşılmaz döngünün içerisinde en basit kararları bile veremiyordu. Dehşet içindeydi. Neydi nu hal? Neler oluyordu? Karar verme mekanizması ve iradesi resetleniyor gibiydi ama daha ilk karar anından beri farkındalığı devam ediyordu ve bu farkındalıktan bıkmış, altında ezilmişti. Nihal bu durumla boğuşurken, gerçek dünyada cenazesi çoktan toprağa verilmişti. Annesi yas tutmuş, arkadaşları mezarı başında gözyaşı dökmüşlerdi. Hatta ölümünün üzerinden on beş gün geçmişti. Bazıları gidişine çoktan alışmışlardı bile. Çok az insan kısacık anlarda onun hatırasını aklına getiriyordu. Peki Nihal ne yapıyordu? Nihal Araftaydı ve kendisi için verilecek nihai kararı, kararsızlıklar içinde beklemek zorundaydı.

Recep Çelik

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba öykünüzü güzel buldum. Bende devamı yazilabilir hatta güzel bir filme dönüştürulebilir etkisi yarattı. Kaleminize sağlık 🖎

  2. Merhaba, güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. :slight_smile:

  3. Merhabalar rica ederim tekrardan emeğinize kaleminize sağlık 🖎

  4. Senaa says:

    Merhaba @Efsuncu_Gezgin,

    Öykünün giriş cümlesindeki “beyaz yakalı Nihal” tamlaması okumama vesile oldu diyebilirim. Devamında ne yazıldığını merak ederek başladım. Kararsızlık arafındaki Nihal’in psikolojik savaşını anlatan hikayenizi yetkin buldum. Bireysel tercihim bu tarz insan davranışlarının temeliyle ilgilenen yazıları okumaktır. Siz de belli kesitler sunmuşsunuz kendisinin kısa yaşamından. Yazmaya niyet ettiğiniz fikri beğendim.

    Emeğinize sağlık,

    Sena

  5. Yorumunuz için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar