Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Avın Seçimi

“Zengin iş adamı Bora Beyaz’ın kızının da bulunduğu gece kulübü Safari’de cinayet!”

– Haberin manşetini görür gibiyim, dedi elindeki küçük deftere bu cümleleri not eden genç gazeteci.

– Henüz sorgudan çıkmadı değil mi?

Not defterine birkaç kelime daha yazan kadın, ekip arkadaşına bakmadan başını olumsuz anlamda iki yana salladı.

– Gördüğün üzere saatler oldu bekliyoruz.

– Onları kaçırmak istemeyiz; özellikle babasının ne cevaplar vereceğini merak ediyorum. Peki ya sen Reyhan?

Genç gazeteci herhangi bir yanıt vermedi. Tepkide dahi bulunmadı. İşine odaklıydı. Çevresinde gelişen olayları kısa zamanda ve doğru bir şekilde toplamasını sağlayacak materyallerini hazır tutuyordu. Okuyucuyu bilgilendirmek onun göreviydi. Her sabah gazete kültürünü rutin hâle getiren insanlara bir nevi sabahın ilk ışığı olmak istiyordu, peşinden koştuğu nitelikli haberler ile. Ve mühim amacı tarafsız olmalıydı. Bora Beyaz kapıda belirir belirmez kendisine kısa, vurucu ve net sorular soracaktı. İşlenmiş cinayetin tüm ayrıntılarını bilmek istiyordu. Nasıl olur da böylesine kusursuz bir mekânın insanları tarafından işlenirdi? Reyhan’ın şu anki bir diğer ilgi odağı not defteriydi; keza diğer gazeteci, tüm duyduklarını anlatmayı sürdürüyordu ekip arkadaşlarına. Dinlemek isteyen dinliyordu.

– Adamın bir ceset olduğunu gecenin ilerleyen saatlerinde algılayabilmişler. Zaten bu yüzden katil çoktan sırra kadem basmış.

Bir meslektaşı daha yanlarına katılmıştı, Reyhan ise düşüncelerinde kaybolurken farkına varamadı. Yusuf ve Mustafa hâlâ şaşkınlıkla konuşmaya devam ediyorlardı.

– Ve bir ceset daha bulunmuş. Bu seferki kurban en son kulüpte görülmüş. İletişime geçememiş çevresi, günlerce haber alınamamış adamdan. Ceset de kulübe yakın ormanlık alanda, köpeğiyle yürüyüş yapan birisi tarafından fark edilmiş.

– Ölenler… Yani bir ceset daha bulunmuş öyle mi?

İstemeden de olsa sohbete katıldı. Gizemin ayrıntıları yavaş yavaş çözüldükçe içi rahatlıyor gibiydi.

– Evet, hatta üç. İlk kurban başka bir yerde öldürülüp denize atılmış. Yine kulüp Safari ile bağlantısı varmış. Henüz genç bir iş adamı.

– O hâlde sadece bir cinayet değil.

Not defterindeki yazdığı cümlenin sonuna çoğul eki ekleme gereği duydu;

“Zengin iş adamı Bora Beyaz’ın kızının da bulunduğu gece kulübü Safari’de cinayetler serisi!

– Arkadaşlar babası kapıda, koşun!

Gazeteciler yaşlı adamı sorularıyla boğmayı sürdürürken, korumalar engel olmaya çalışıyorlardı. Apar topar elindeki defter ve kalemi sırt çantasına atarak kalabalığa karıştı Reyhan. Adama doğru hızlıca koşmaya başladı.

– Kızınız neden suçlanıyor? Sadece orada bulunduğu için mi? Deliller kızınızı mı işaret ediyor? Yakında açacağı sergi iptal mi olacak?

Bora Beyaz avukatından tüyo almış bir bilinçlilikle hiçbir soruya yanıt vermeden zar zor meraklı gazetecilerden sıyrılıp özel arabasına ulaştı. Şoförü de arabaya bindiği an oradan uzaklaştılar. Kızı ise hâlâ oradaydı. Babası kadar şanslı olamayacaktı; tüm soruları şüpheli olarak yanıtlamalıydı.

Dedektif kapıdan içeriye girdiğinde masanın oturacağı kısmına elindeki dosyayı bıraktı. Henüz sandalyesine oturmadan dosyanın içinden bir kâğıt çıkarıp kızın önüne uzattı ve sol omzunda asılı duran çantasından bir de kalem alıp kâğıdın üzerine koydu. Yuvarlanarak düşmeyecek biçimde sabitledi silgili kurşun kalemi. Kâğıdı ona uzattığından beri yüz ifadesini okuyordu. Hareketlerini gözlemliyordu; ellerinin masada duruşunu, tedirgin olup olmadığını, bakışlarındaki kelimesiz itirafı ve suçluluğu yakalamaya çalışıyordu. Fakat kız epeyce sakindi. Kendinden gayet emin duruşuyla kısa sürede sorgulanıp gitmek istediği apaçıktı. Sorgu odasının kapısından sokaklara ulaştığında genç kız, bir kafeye veya alışveriş merkezine gidecekti. Ya da arkadaşlarıyla herhangi bir yerde buluşup birazdan ona yönelteceği soruları unutacaktı. Kızın umursamaz tavrı dedektife, gelecek tahminlerini düşünmesine sebebiyet veriyordu ister istemez. Çantasını sandalyenin tam yanına, yere koydu. Otururken hareketleri ağırdı, zihninde düşüncelerin bir yük misali dolaştığı pek belliydi. Kendi zihnindeki bulanık düşüncelerin netliğe kavuşması için şüphelinin de zihninden neler geçtiğini okumak istedi o an.

– Hoş geldiniz Derin Hanım.

Buz mavisi gece elbisesi hâlâ üzerinde duruyordu. Kestane rengi saçlarına yakışacak şekilde, tüm ihtişamıyla alımlı görünmesini sağlıyordu genç kızın.

– Buraya neden geldim bilmiyorum. Biraz önce bana sorular soran komisere de aynı cümleyi kurdum. Siz de komiser misiniz?

– Evet, öyle de denebilir. Ben özel dedektif Erdem Pertev.

İlgisini çekmediği hâlde zoraki bir sırıtmayla önündeki kâğıda bilgilerini yazdı. İşlemini bitirdikten sonra dedektife göz ucuyla baktığında dolma kalemi gördü elinde.

– Henüz suçlu olduğu kesin olmayan bir şüpheliye bile mi bu kalem ile ceza veriyorsunuz? Hiçbir albenisi olmayan sıradan bir kalem ile. Sen memursun, ben ise bir sanatçı. Sence hangimiz sıradanız?

– Şu anki toplumsal statüye göre sen şüphelisin, ben ise dedektif. Ayrıca birbirimize “siz” diye hitap etmeye devam edelim lütfen. Bulunduğunuz yer resmi bir kurum.

Derin’in ela gözlerinde alaycı bir parıltı belirdi ve şeftali tonunda ruj sürmüş dudaklarında manidar gülümsemesiyle masaya dirseklerini koydu.

– Yazgıya inanır mısınız?

– Dedektif kimliğimle ben size birkaç soru sorarsam eğer, geçen dakikalar daha faydalı olur bizim açımızdan.

Tek sapını gömleğinin cebine asmış olduğu okuma gözlüğünü özenle açıp, iki sapını şakaklarına yerleştirdi. Bir müddet üstünkörü okudu önündeki cinayet dosyasını. Detayları geceden beri okuyordu, şimdi ise tekrar gözden geçirerek hatırlamak istedi.

– Dosyayı okudum. Planlanmış üç cinayet. Seri cinayet failinin olay yerlerinde bıraktığı Lavinia çiçeği imzası, cesetlerin ortak noktasının bulunmasını sağlayacak. Kulübe gelen insanlar ile bu çiçekle alakalı herhangi bir konuşma geçti mi aranızda?

– Saçlarımı toplayabilir miyim?

– Elbette.

Gergin hareketlerini tüm sorgu boyunca yakalamaya ve davranışlarını izlemeye devam ediyordu genç kızın; saçlarını topladıktan sonra bir ara boynunu kaşıdığını gözlemledi.

– Gergin misiniz?

– Fazlasıyla. Benim buraya asla gelmemem gerekiyordu ve işte bakın buradayım. Yaşantım ile hiç ilgisi olmayan olayların kenarında köşesinde buldum kendimi bir an. İşte demek istediğim yazgı kavramı tam olarak bu. Bir de annemizin yazgısını yaşarız istisnasız. Birkaç gecedir Safari’de bulunmamın sebebi de gayet açık; av olmak istedim annem gibi. Babam ile bu vesileyle tanışmışlar; mekânın hangi arzulara ve amaçlara hizmet ettiğini bilen kadınlar gibi orada çalışıyormuş. Ben de Ceylan Hanıma çok benziyormuşum, onun kızıymışım. Şimdi anlıyorum. Arzularım ve beklentilerim kasvetli sorgu odasında bulmamı sağladı kendimi. Onun kendisini akıl hastanesinde bulduğu gibi. Fakat benim bakış açım ondan daha gelişmiş elbette.

İçini rahatlatacak nefesi alıp verdikten sonra devam etti konuşmasına.

– Kulüpteki karmaşa ile başladı, son zamanlarda ne gibi hatalar yaptığımı kavrayabilmek. Ancak dank etti diyebiliriz. Lakin iş işten geçti. Cesedi locada yatıyor vaziyette gördüğüm an ne yapıyorum ben dedim kendi kendime. Cinayetten önce iki adam birbirlerini öldürmek için savaşıyorlardı. Belgesellerde olur ya, dişiyi güçlü olan kazanır. Muhtemelen adamı öldüren o. Adı Fikret. Ağız dalaşı ve maddiyat kıyaslamalarını takiben dişi en zengin olanı seçti, diğeri ise elinde viskiyle kalakaldı. Fikret barda oturup düşüncelere daldı, yenilgiyi kabullenemedi ve locaya gidip yalnız olduğu kadar savunmasız rakibini öldürdü. Ve zamanla diğer rakiplerini.

Dedektif karşılık vermeden dosyaya bakmaya devam etti. Ayrıntılarıyla yaşadıklarını anlatıyor olması şüphelendirdi. Hedef şaşırtıyor olabilirdi. Saf bir niyetle gördüklerini anlatmak ile yardımcı olmaya çalışıyordu belki de.

– Orada bulunan diğer insanların sorgulamalarındaki yanıtlara göre siz, Fikret Bey ile görülmüşsünüz, katil kurbanı öldürmeden önce. Bir müddet sonra birlikte ayrılmışsınız mekândan.

– Evet, kendisiyle konuştum biraz, kulüp kapısının önünde. Aşırı sinirliydi, sanki yalnızca itibarını değil her şeyini kaybetmiş gözüyle bakıyordu olup bitenlere. Rakiplerinin varlığından bıktığını ima ediyordu her kurduğu cümlede. Sonra Fikret içeriye girdi tekrar, ben de galeriye gittim. Sergi açıyorum ve tablolarımın düzeni ile alakalı son hazırlığı yapmak için meslektaşım ile sergi alanında buluşmuştuk.

– Fikret Bey ile maalesef iletişim kuramıyoruz.

– Cinayeti işledikten sonra muhtemelen kaçtı. Yurt dışında olayın unutulmasını bekliyordur.

– Bu kadar emin olmakla birlikte kanıt niteliği taşıyan başka hangi ayrıntıyı hatırlıyorsunuz?

– Kulüpteki en düşük gelir ona aitti. Sabrın da bir sınırı vardır elbet.

– Bunu neden belirttiniz? Katili haklı mı buluyorsunuz?

– Suç işlemenin basit bir nedeni yoktur ve katilin içindeki nefreti alevlendirdiği sürece benzer kurbanları tutuşturmaya devam edecektir.

– Suçlu Fikret Bey çıkmasa da katili tanıyor gibisiniz. Özellikle nefretini tetikleyecek nedenleri.

– Fark etmek zor değil elbette, o kulübe gidip av peşinde koşan sürü halindeki her erkeğin nefreti tazedir bana göre. İlk çağlardaki içgüdüsel eylem yetisini kaybetmemiş insanlar topluluğu.

Derin’in gözleri kolundaki saatine kayıyordu: 15:37. Akşama kadar sürmesini istemiyordu bir sonuca varılamayan sorgunun. Evin bodrumuna inmek ve sergi için Caravaggio’nun aydınlık ve karanlık resimlerinden esinlenerek yarattığı tablolarına dönmek istiyordu.

Dedektif, karakoldan ayrıldıktan sonra alacakaranlıkta, Kadife caddesindeki gece kulübüne doğru yürüdü. Sokaklar sessizdi, binaların ışıkları tek tük yanıyordu. Bu mayıs gecesinde ılık bir hava vardı. Bir saat içinde kulüp binasını gördükten sonra etrafını inceledi; binanın mimarisini, önünden geçip gidenleri, lüks arabaları ve şehvetle içeriye giren insanları. Cinsel beklentinin yanında maddiyat beklentisi olan bu insanlar içeriye girdikleri an mekâna uyum sağlıyor gibiydiler. İki kadın dikkatini çekti; yanlarına yaklaştığında konuştukları, kendi meselelerinden ve cinayet gecesinden başka bir konu içermiyordu. Muhakkak ki o geceden tüm inanılmazlığıyla bahsedeceklerdi.

– O geceyi asla unutamayacağım, resmen locada zengin bir adamın çoktan soğumuş cesedi bulundu.

– Birazcık pintiydi.

– İyi mi olmuş diyorsun?!

– Haha! Eğer bizim gibi kadınları önemsiz ve kolay yaratıklar olarak görüyorsa çoğu erkek, sen de onları önemsiz görmelisin tatlım. O adam bizi öyle görüyordu. Ve bazen böyle gelişen olaylara dert etmeyecek kadar gamsız ol. Yaşantımıza alışmalısın. Rol yapmaya alışmalısın.

Dedektif kapı aralığında durdu. Katilin gözünden göreceği her detayı bilmek istiyordu. Öfkesini veya sakinliğini hissedebilmek, failin zihnindeki bağlantıları keşfetmeyi sağlayacaktı. Duygularına yenik düşmüş bir insanın nasıl eyleme geçtiğini tahmin edecekti. Bara doğru yöneldi. Tabureye oturdu ve parmaklarını tezgâhın üzerinde gezdirmeye başladı. Barmenden bir viski istedi. Kurbanını oturduğu yerden nasıl takip ediyordu; nasıl avlayacaktı onu? Tam da bu taburede oturup plan mı kuruyordu?

– Efendim, bu not size ait.

Barmen mühim notun ıslanmaması için küçük kâğıdı tezgâhın kuru bölgesine koydu ve bardakları diğer müşteriler için silmeye devam etti.

“Lavinia, hayalimdeki muhteşem sevgili anlamına gelir. Bir diğer anlamı da ölüm çiçeğidir.”

Akşamüstü bürosunda masadaki kahvesini yudumlarken dosyayı ve katilin notunu tekrar tekrar inceliyordu. Ne demekti bu? Bu çiçeğin kaynağı neredeydi? Zihnini tazelemek için Derin Beyaz’ın sergi davetine bakmak istedi. Bu akşam odak noktasını değiştirerek genç kızdan daha kapsamlı bilgiler edinebilirdi geceye dâir. Hazırlanıp sergi binasının yolunu tuttu.

Sergi alanını gezerken tablolardaki ufak birkaç ayrıntı dikkatini çekiyordu. Kadınlar tüm bedenleriyle karanlığın içinde kalmıştı. Güzel yüzleri karanlıkla kaybolurken elleri ışıkla beliriyordu. Kibar parmaklarıyla çiçekleri tutuyorlardı. Her elin taşıdığı çiçek başkaydı; yasemin, sümbül, defne, gül… Üç kadının elinde ise misk çiçeği olarak bilinen pembe renkli zarif bir çiçek çizilmişti. Dün gece bulduğu notu cebinden çıkardı; bir diğer adıyla Lavinia çiçeği vardı üç kadının elinde. Biraz daha yaklaştı tabloya; çiçeğin üzerinden süzülen bir damla kan.

– Çizdiğim kadınların tablolarda sureti yok. Fakat karanlığa gizledikleri hâlde ışığın cazibesine kapılmış duygular fark edilmek ve yaşanmak istiyor. Kadınlar ellerindeki narin çiçekler gibi mütevazı duygularla yaşamak istiyorlar. Sevgilerinin yaprakları katmerlenirken hassasiyetle koklanmak. Fakat yanlış yönlendiriliyorlar, maddiyat odaklı istekler aslında kadınlara özgü değil. Böylelikle zamanla çiçeklerini kaybediyorlar. Lavinia çiçeğini henüz üç tabloda bulduğunuzu varsayıyorum. Dördüncü ise çok yakınınızda.

Derin’in ne demek isteğini tam soracağı sırada telefonu çaldı. Arayan komiserdi.

– Karakolun bahçesinde bir ceset bulduk Erdem, çabuk buraya gelmelisin.

– Gidelim dedektif. Soruşturmayı yöneten komiser sizin gibi notumu almış ve bahçeyi kazmış. Sizlere itirafta bulunmak için sergimi bekliyordum. Her bir ayrıntıyı anlatacağım. Rakiplerine yenik düşmüş Tevfik’i nasıl öldürdüğümü de. Yaşamayı hak etmiyordu; güçsüzdü. Doğal seleksiyon güçsüzleri sevmez nihayetinde. Sizden ricam, bilhassa bu cümlemi haber bekleyen gazetecilere iletirsiniz.

Gazeteci Reyhan çantasını toplarken, not defterine yazmış olduğu manşet taslağından daha yaratıcı ve vurgulayıcı bir cümle bulduğu için gururluydu.

“Ava giderken avlandılar.”

Yazıyı bir kez daha okumak isterken genç kıza hak vermeden edemiyordu. Öldürmek abartıydı elbette, yapmaması gerekirdi. “Hayatının baharındaydı ve çizeceği daha birçok resim vardı.” diye düşündü. Fakat adamlar için pek de üzülememişti.

“Ünlü gece kulübü Safari’de dördüncü cinayetin de sırrı çözüldü. Ünlü iş adamının kızı Derin Beyaz, ettiği itirafta dört adamın seri ölümünü pişmanlık duymayarak gerçekleştirdiğini dile getirdi.”

Dedektif asansöre bindiğinde kulaklığını taktı ve Derin ile yaptığı sorgu kaydının bir kısmını dinlemeye başladı.

“Babam annemden hiç bahsetmez. Sınıfsal ayrımı her gün yaşatmıştır ona. Tımarhaneye kapattığından beri sanki yokmuş gibi davranır. Bir nevi kadınından utanır. Hem sahiplenir hem de dışlar. İşte babam gibi dengesiz adamların çoğu Safari kulübündeydi. En prestijli mekân; sanırsın tüm mükemmel insanlar orada toplanmış. Mükemmel ve modern insanlar. Haha! Adamlar kapıdan içeriye girer ve viskileri elinde koltuklara otururlar. Kadın önce beğendiği adama gülümser ve kur yapar. Birbirlerine bakmak için gözlerini iri iri açarlar. Gözbebekleri git gide büyür. Viskiyi yudumladıktan sonra yanına çağırır ve sıra bedenlerine gelir. Tüm gece ruhlarıyla da sevişirler. Pardon, çiftleşirler demeliydim. Çünkü anlattıklarım çiftleşme ritüelinden ibaret.”

Ses kaydını biraz daha ileriye sararak arabasını çalıştırdı. Otomatik çalışan radyoyu bir hamlede düğmesinden kapattı. Genelde yolculukta dinlediği sesli bloglamalardan daha akıcı geldi ona.

“Kadınlar sağlam ve değecek bir ücret almak için adamların statülerini peşinen araştırmışlardır tabii. İşlerini asla şansa bırakmazlar. O an her bireyde çiftleşme isteğini anlatan bakışlar vardır. Habeş maymunları gibi; onlar da kur yaparken bakışırlar. Kadınların bilmedikleri tek nokta kur yapmaya değmeyecek yanlış adamları seçmeleridir. Hatta Safari kulübünü tercih eden tüm kadınlar hatalarının farkında değildirler. Hem duygusal bir ilişki ararlar hem de parasına göre değerlendirirler. Annem gibi. Orada çalışmasının sebebi babamı tavlamaktı, rahat bir yaşam sürmek için. Şimdi ise lüks evine giremez oldu. Benim de görevim dengesiz adamları zamanla kendime âşık edip öldürmekti. Sayılarını azalttığım an sorun çözülür, buna eminim. Böylelikle annem gibi kadınlar doğru adamlarla yuva kurarlar. Ancak elediğim dördüncü yanlış adamdan sonra düşünme gereği duydum. Son iki ölüm, daha şimdiden beni yormaya başladığı için durdum. Fikret ve Ozan hünerlerini sergilediler o gece. Tüm mal varlıklarını süsleyerek anlatıyorlardı bana. Kahkahalarımla sadece birine karşılık veriyordum. Ozan’ı seçtim. Locaya gittiğimizde henüz bana dokunamadan bıçağı karnına; yetmeyip boynuna sapladım. Acıdan kıvranırken tekrar boynunda hissetti bıçağı. Gözlerine bakarken çok çaresizdi. Fikret’in gözleri de aynı çaresizlikle bakıyordu. Zevk alıyor olsam da dediğim gibi yorgun düşmüştüm. Dünyada o kadar çok dengesiz adam vardı ki…”

Biraz daha ileriye sardı kaydı. Çiçeğin kaynağının olduğu vurgulayıcı son cümlelerine.

“Tablodaki dört kadın, öldürdüğüm dört adama karşılık doğru insanı bulabildiler. Ellerinde tuttukları dört çiçek, dört hayal edilen sevgili demekti. İnsanlar aşkın, sevginin ve saygının daha değerli olduğunu anladığı gün, çiçekler hiç olmadıkları kadar rengarenk açacaklar. Ve her kadın, o günlerde kendine ait Lavinia’sını, hiç olmadığı kadar tutkuyla bulacak.”

Bade Saba

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Etkileyici bir öykü. İlkin güçlü tasvirlerinden bahsetmek isterim. Dedektifin gözünden sorgudaki kadının hareketlerini sanki bire bir biz de izliyorduk. Ayrıca gece kulübüne seçilen ad, içeride olup bitenler, temayla muhteşem bir uyumluluk sağlamış ve güçlü bir kurgu sunmuş. Altı çizilesi birçok cümle vardı. Eline sağlık.

  2. Avatar for SJack SJack says:

    Öyküye bir bütün olarak baktığımda gayet iyi bir iş çıkardığınızı düşünüyorum. Safari temasının ve işlediğiniz konunun uyumunu beğendim. Daha sıkı çalışma ve egzersizlerle çok daha gizemli ve şaşırtıcı bir cinayet öyküsü yazabilirsiniz.

    Öykünüzde olmamış diyebileceğim tek şey Derin’in hayat amacı ve olayların hemen sonlanmasıyla olan uyuşmazlığı. Böylesine bir amaca tutunan bir insanın çabuk pes etmemesi gerekiyordu.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

2 cevap daha var.

Yorum Yapanlar