Öykü

Beyaz Adam ve Reis

Her şeyini kaybettiğini düşünen Beyaz Adam, yürümeye başlamıştı. Dibe vurmuş bir haldeydi. Ne cebinde beş kuruş para, ne de hayatında gerçekleştirmeyi düşündüğü bir amacı vardı. Saatlerce yürüdükten sonra yorgunluktan bitap düştü.

Yavaş yavaş hava kararıyordu. Açlıktan ve susuzluktan başı dönmeye başlamıştı. Barınacak bir yer bulmaktan ümidini kestiği anda, yanan bir ateş gördü uzaklarda. Koşar adımlarla yürümeye devam etti. Bozkır görünümündeki vahaların ardında bir kızılderili kabilesi ile karşılaştı. Yanlarına doğru yürüdü.Tedirginleşen kabile üyelerinin arasından kabile reisi Beyaz Adam’a doğru yaklaştı. Ve ona selam vererek, “Burada tek başına ne arıyorsun?” dedi.

“Her şeyimi kaybettim ve ne yapacağımı bilmeden yürüdüm.”

“Buralara kadar geldiğine göre kaybettiklerinin bir öneminin olmadığını anlama vakti gelmiş demektir.” diyerek Reis onu ateşin yanına davet etti.

Beyaz adamın tuhafına gitmişti Reis’in söyledikleri. Evi, arabası ve eşi bile yoktu artık. Ama kader onu buraya getirmişti.

Reis ona aç olup olmadığını sordu. Kafasını “Evet” anlamında sallayınca pişen geyik etinden ona da uzattı. Beyaz adam geyik etini iştahla yerken sordu:

“Bu topraklarda yaşıyorsunuz. Cebinizde paranız, üstünüzde doğru dürüst bir kıyafetiniz bile yok. Bana kaybettiklerimin hiç önemi olmadığını söylüyorsunuz.”

“Suyun, ağaçların, hayvanların olmadığı bir dünyada paranın hiç bir hükmü yoktur Beyaz Adam. Asıl zenginlik doğaya sahip olmaktır.” dedi Reis.

“Belki doğrusu budur, ama bizim mantığımız para ile her şeye sahip olabileceğimizi söylüyor.”

“Beyaz adamların da ahmaklığı bu ya! Siz sadece beyninizle düşünüyorsunuz.”

Beyaz adam şaşırıp;

“Nasıl düşünmeliyiz ki” dedi.

Kabile Reisi bir elini kalbinin, bir elini de kafasının üzerine koydu.

“Bak sana bir hikaye anlatayım. Kabilelerden birinde ‘Serçe’ diye bir çocuk yaşarmış. Bir gün huzurun ne olduğunu öğrenmek için, kabilenin en bilge insanının yanına gitmiş. Bilge, çocuğun sorusuna ancak bir şey yaptıktan sonra cevap vereceğini söylemiş. Çocuğun eline yanan bir ağaç sapı verip, ırmağın kenarına gitmesini ve onu esen rüzgârda söndürmeden geri getirmesini istemiş. Serçe de Yaşlı Bilge’nin söylediği gibi gitmiş ve geri gelmiş. Ağaç sapı sönmemiş. Bilge O’na etraftaki asırlık ağacın güzelliğini görüp görmediğini sormuş. Serçe de görmediğini söyleyince, Bilge; ‘İşte huzur, elimizdeki ateşi söndürmeyecek kadar akıllı olup; etraftaki güzellikleri görebilecek gönül gözüne sahip olabilmektir’, demiş.”

Beyaz Adam bu hikayeden çok etkilenmişti. Hayatı boyunca çok çalışmış, ama etrafındaki bir çok güzelliğin farkına varamamıştı. Üstüne yaşadığı olaylar da onu alt üst etmişti. Lüks bir evi, arabası ve çok güzel bir eşi vardı. Bir dostunun ortaklığıyla yanlış yatırımlar yaparak bütün servetini kaybetmişti. Meteliksiz kalınca da eşi onu terk edip gitti.

Yakın bir zamanda da, eski eşinin, yakın bir dostu ile evlendiğini öğrenmişti. Yaşamının hiçbir manası kalmamıştı artık. Tek yapabileceği şey ya ölmekti, ya da yürümek… O yürümeyi seçmişti. Ne gariptir ki,yürüye yürüye bu kızılderili kabilesine rastlamıştı. Şimdi ona bir kabile reisi şu ana kadar sahip olup, kaybettiklerinin bir değeri olmadığını söylüyordu.

Başına gelenleri kabile reisi ile paylaştı.

“Bak anlıyor musun kayıplarının nedenini? Beyninin esiri olmuşsun, kalbi unutmuşsun. Yüzleşmelisin Beyaz Adam, seni esir yapan ne var, ne yoksa yüzleşmelisin”

Şu ana kadar yaşadıkları çok anlamlıydı. Gözü tamamen kapanmıştı Beyaz Adam’ın. Manasız şeylerle tükettiği yaşamını yeniden şekillendirmesi gerektiğini düşünüyordu. Onun için, bu kabile ile karşılaşması da rastlantı değildi.

Beyaz Adam doğaya bu kadar önem veren insanların neden bu verimsiz vahalarda yaşadığını sordu. Geldiği yerde yeşilliğin bol olup, burada az olması onun dikkatini çekmişti. Reis, ona eskiden beyazlar tarafından kandırılarak, verimli topraklarının nasıl ellerinden alındığını anlattı. Buna rağmen, Beyazlar tarafından vahşi görülen kızılderililerin, hiç de kindar olmadığını görüyordu. Tam aksine kendisini öyle dostça karşılamışlardı ki, şehirdeki dostları bile onların samimiyetlerinin onda birine sahip değildi.

“Bunca yaşanan şeyden sonra, hiç düşmanlık beslememeniz oldukça garip.” dedi Beyaz Adam.

“ Eskiden yaşanan şeyleri değiştirmek mümkün değil. Geçmişte takılıp kalmanın da bize faydası yok. Bu yüzden kültürümüzü en güzel şekilde yaşayıp, geleceğimize bakıyoruz. Kin tutmak kimseye huzur vermez.”

Kendi başına gelen şeyleri düşündü. Her şey olup bitmişti onun için de. Geriye bakıp “ah”lanıp “vah”lanmanın da hiç bir yararı yoktu. Artık tamamen önüne bakmalıydı.

Beyaz Adam etraflarında kendi doğalarından başka hiçbir şeye sahip olmayan bu kabilenin mutlu görünümlerine de hayret etmekteydi. Canlı ve cansız ne varsa hepsi ile bir diyalog halindeydiler. Elinde taşla oynayan çocuğun taşa, “Korkma, seni incitmeyeceğim.” demesi dikkatini çekmişti. Reis’e etraflarındaki canlı ve cansız varlıklarla neden konuştuklarını sorduğunda, Reis, doğadaki herşeyin kendileri için bir değere sahip olduklarını söyledi.

“Dünyada olan her şey yaşama hizmet eder. O yüzden biz sadece insanları değil, her şeyi kutsamalı ve korumalıyız.” dedi Reis.

“Biliyor musun? Siz beyazların bütün şarkıları aşk ve sevgi üzerine, bizim de yağmur üzerine… Biz yağmura aşığız. O yağdığı zaman, bütün sıkıntılarımız akıp gidiyor.”

Kabilenin olduğu topraklarda çok az yağmur yağdığını anlattı Reis. O yüzden yağmura hasret bir yaşantıları vardı. Yağmur demek, onlar için bereket demekti. Kabileler arası savaşlarda, bütün verimli topraklarını Beyazlara kaptırmışlardı.

Oysa her şey Beyaz Adamın elinin altındaydı eskiden. Ne sıkıntısız bir hayat yaşıyordu. Keşke bunların zamanında farkına varabilseydi…

Kabile için ise, Beyaz Adamın önceden sahip olduğu hiçbir şey onlar için bir anlam ifade etmiyordu. Neredeyse bir kuşun cıvıltısı, Beyaz Adamın lüks arabasından bile kıymetliydi.

Reisin eşi, elinde meyvelerle yanlarına geldi. Onlara karadut, yabanmersini ve aronya ikram etti. Beyaz Adam bu meyvelerin etrafındaki vahada yetişmesinin zor olduğunu düşündü ve dile getirdi.

“Bu kadar güzel meyveleri, buralarda yetiştirebilmeniz çok güzel!”

“Meyveleri bulmamız zor olmuyor. Bir saatlik kadar mesafede beyaz adamlardan satın alabiliyoruz.” dedi Reis.

Reisin bundan şikayet etmemesi ilginçti. Beyaz Adam iki adım ötesindeki bir marketten alışveriş yapmaya üşenirken, kızılderililerin hiç söylenmeden bir saatlik yoldan alışveriş yapmalarına şaşırmıştı. Çorak topraklarda “Buna da şükür” diyorlardı.

“Görüyor musun? Meyve ve sebzelerinizi para ile satın alıyorsunuz.”

“Siz Beyazlar son ağaç kuruduğunda, son yaprak düştüğünde, son balık öldüğünde paranın yenilemez olduğunu ne zaman anlayacaksınız?” dedi Reis.

Beyaz Adam afalladı. Bütün servetini kaybetmişti ama, asıl servetin toprakta yetişen sebze ve meyvelerin, ırmaklarda gürül gürül akan suyun olduğunu hiç düşünmemişti. Bunu dile getirdi. Reis:

“Biz ‘Büyük Ruh’a inanırız. Bazen onun bize verdiği bir sıkıntılar, bizi onun verdiği bütün bereketlerden daha fazla akıllandırıyor. Baksana! Sen de gerçekleri ancak şimdi görebiliyorsun.”

Beyaz Adam, içten içe hak verdi ona. Öyle farkındalıktan uzak bir hayatı yaşamıştı ki, sadece sahip olduğu servet ve paranın onun için önemli olduğuna inanıyordu. Yorgun haliyle Reis ile ettiği sohbet, onun için farkına vardığı şeylerden dolayı, para ile ölçülemeyecek kadar kıymetliydi. Artık gözlerini açma zamanı gelmişti.

Birden aklına eski karısı geldi; yüzü düştü. Reis onun neden üzüldüğünü anlayınca,

“Üzülme, o senin doğana değil; anlamsız olan servetine aşıkmış. Ne iyi oldu da hepsinden kurtuldun!” dedi.

Artık uyku zamanı gelmişti. Gözleri iyice kapanmaya başlamıştı. Kabile Reisinin karısı misafir yatağının hazır olduğunu belirterek onları bungalowlarına çağırdı.

“Ben de yerimde uyumak üzereydim. İyi uykular!”

“İyi uykular! Yarın yeni bir gün başlıyor. Uyu ve güneşin doğuşunu kaçırma!”

Beyaz Adam ayağa kalktı. Hazırlanan yatağa girdi ve güneş doğana kadar deliksiz, huzur dolu bir uykuya daldı.

Beyaz Adam ve Reis” için 2 Yorum Var

  1. İyi bir çalışma olmuş. Beyaz adamın kaybettikleri ve yerlilerin zenginliklerini iyi vurgulamışsınız ama biraz züğürt tesellisi gibi değil mi? Para beyaz adamda güç beyaz adamda gezegenin pek çok iyi yeri beyaz adamda… Müsaade ederseniz bir şey daha söylemek istiyorum. Öykünüz biraz didaktik olmuş sanki ne dersiniz… Bence yazmaya devam edin…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!