Öykü

Bir Kara Kedi Masalı

Gökkuşağı Kedileri’nden Zeytin’e

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben kedimin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ip koptu beşik devrildi. Kedim kaptı maşayı, fare kaptı meşeyi, döndürdüler dört köşeyi. Dar attım kendimi dışarı. Vardım gittim ormana, çıktım oturdum bir ağaç dalına. Girdim bir sincabın koluna. Haydi kulak verelim sincap kardeşin anlattıklarına…

Bir varmış, bir yokmuş. Çok uzak ülkelerin birinde, etrafı mis gibi kokan bin bir çeşit çiçekle çevrili; biraz ötesinde sakin bir ırmağın aktığı; bahçesinde heyecanlı sincapların, hınzır kedilerin, saf köpeklerin dolaştığı; baharda kuşların neşeli şarkılar söylediği; kışın kar yağdığında geyiklerin ormandan selam getirdiği küçücük bir evde genç bir kadın yaşarmış. Bu kadın, evinin yakınındaki küçük bir okulda bir müzik öğretmeniymiş. Bazen öğrencileri ders almak için kadının evine de gelirlermiş. Komşuları evinden gelen melodilere kulak verip ona imrenir, onun gibi yetenekli olmak isterlermiş. Gelgelelim bizim masal kahramanımızın ruhuna ilaç olmazmış müzik. Kadın o kadar mutsuzmuş ki yüzü, çok yaşlı bir cadınınki kadar buruşuk görünürmüş. Aynaya her baktığında hem kendinden nefret eder hem de yalnızlığına kahredermiş. Buna rağmen, komşularını görmeyeyim diye, hep başı öne eğik gezermiş. Öğrencilerine nota öğretmekten hiç zevk almaz, onları her sabah asık bir suratla karşılar ve sürekli azarlarmış. O yüzden de bu öğrenciler şarkıları öğrenmekte çok zorluk çekerlermiş.

Günlerden bir gün, birdenbire bir fırtına kopmuş. Gün ortasında gece oluvermiş. Ağaçlar devrilmiş, çiçekler ezilmiş, hayvanlar kaçışmış. Rüzgar çok hiddetlenmiş, uğultular koparmış. Kadın hemen pencerelerini kapatmış sıkı sıkı. Ardından gök yarılırcasına gürlemiş, etrafı aydınlatan şimşekler çakmış. Çok kuvvetli bir yağmur inmiş yeryüzüne bulutlar diyarından. Kadın çok tedirgin olmuş, hatta birkaç defa kendini tutamayıp çığlık atmış. Korkusunu unutmak için mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlamaya karar vermiş. Hava çok soğuk değilmiş ama yağan yağmurun serinliği ve yaşadığı tedirginlik onun üşümesine sebep olmuş. Bir çorba yapmaya koyulmuş. Çorbası piştiğinde artık kendini daha sakin hissediyormuş. Her zamanki mutsuz ve bitkin tavırlarıyla çorbasını içmiş. Ama masadan kalktığında hala üşüyormuş. İçini ısıtmaya çorba da pek yetmemiş. Bu yüzden, mutfağın bahçeye açılan kapısının yanındaki ahşap dolabın içine sakladığı odun parçalarından birkaç tane alıp şömineyi yakmaya salona geçmiş. Havanın gün ortası bu kadar karanlık olması canını daha da sıkmış. Şömineyi yakmaya çalışırken, yüreğini saran kara bulutlar da nerdeyse gözyaşı olup yanağından süzülecekmiş. Buna fırsat vermemek için, işi bitince, bulaşıkları yıkamak üzere, çorba kokusu sinmiş mutfağa geri dönmüş.

Mutfak lavabosunun önünde bir pencere varmış. Bu pencereden yemyeşil bahçeyi görmek mümkünmüş her zaman ama bugün gördüğü tek şey kapkara bir toz bulutuymuş. Hoş, yemyeşil bahçe de yetmezmiş kadını neşelendirmeye. Yine karamsar düşüncelerle bulaşıklarını yıkıyorken bir çift sarı göz parlamış pencerenin önünde. Önce hayal gördüm sanmış. Ama sonra farketmiş ki kömür karası bir kedi ışıl ışıl ona bakıyor. “Miyav miyav miyav,” demiş kedi üç kere. “Lütfen miyav,” diye miyavlamış, “çok açım.” Kadın aldırmamış kedinin yakarışına. Ama kara kedi ısrarla pencere camını tırmalayıp “Miyauuuuuvvv, çok açımmmiyauvvv!” diye ağlıyormuş. Pencereyi açmış kadın, sırılsıklam olduğunu farketmiş kedinin; içeri almak istememiş. Kara kedi tüm kibarlığıyla, “Özür dilerimiyauvvv, ama çok açım. Bana biraz sulandırılmış süt verebilir misin?” demiş. Kadın bir şey söylemeden, kedi içeri girmesin diye kapatmış pencereyi. Bir kaseye su ile süt karıştırıp gelmiş pencerenin yanına. Açmış tekrar pencereyi, koymuş kara kedinin önüne. Bu sefer de, “Özür dilerimiyauuvvv! Uzak yollardan geldim ve çok ıslandım. Sütümü içip kurulanana kadar evine misafir olabilir miyimiyauvvv?” diye sormuş kedi nezaketiyle. Kadın sinirlenmiş, “Hayır,” diyerek reddetmiş kediyi sert bir sesle. Pencereyi hızla kapatmış, fakat kedi acı acı miyavlamalarına devam etmiş. Kadın pamuklar tıkamış kulağına kedinin sesini duymamak için. Ama kedi öylesine tiz bir sesle miyavlıyormuş ki camlar titreşiyormuş. Dayanamamış, birkaç saat sonra tekrar açmış pencereyi kadın. Yağmur durmuş, gökyüzü dinginliğine kavuşmuş. Ama kedi tir tir titriyormuş. Kedinin gözleri de sımsıkı kapalıymış ve hiç hali kalmamış bir kelime daha miyav etmeye. Biraz önce kendinin de çok üşüdüğünü hatırlamış kadın ve pencereyi açık bırakıp tek söz söylemeden odasına gitmiş. Kedi önce sağ gözünü açmış, etrafın sakin olduğunu hissedince sol gözünü de açmış; yumuşak pati hareketleriyle içeri girmiş. Tezgahtan yere yavaşça atlamış, güzelce silkinmiş. Usul usul salona geçmiş. Kuyruklu bir piyanonun küçük salonu kapladığını görmüş ama onunla oynayacak hali yokmuş. Hızlı adımlarla mutfak kapısının tam karşısındaki şöminenin önüne gelmiş. O sırada kadın elinde bir havlu ve yumuşak bir minderle çıkagelmiş. Kara kediyi nazikçe kurularken kedi de huzurlu mırıltılar çıkarmaya başlamış. Daha önce hiç böyle sesler duymayan kadın, bu mırıltı sesinin kendine verdiği huzurdan rahatsız olmuş. Hemen bırakmış kediyi kurulamayı. “Ne yılışık şeysin sen öyle,” diyerek azarlamış kara kediyi. Minderi şöminenin önüne yerleştirip kendi odasına çekilmiş.

“Miyavdın,” demiş ertesi sabah neşeyle kara kedi, kadını mutfakta görünce. Kadın, kara kedinin parlak ve kabarık tüylerini farkedince şaşmış kalmış, fakat şımarmasın diye ne kadar güzel göründüğünü söylememiş. “Günaydın,” demekle yetinmiş cılız bir sesle. Bal rengi gözleriyle kendine bakan kedinin önüne bir kase yoğurt koymuş. “Teşekkür ederimiyauvvv,” demiş kara kedi. Küçük pembe dilini şapırdatarak yalayıp yutmuş yoğurdu. “Benim adım Bastet! Kara kedilerin uğurlu sayıldığı bir ülkeden geliyorum. Sana da şans getirmeye geldimiyauvvv,” diye miyavlamış kedi. “Nasıl yani?” diye inanmayarak sormuş kadın, “Bu havada, çok uzaklardan benim için mi geldin?” “Hayır,” diye yanıtlamış kadını Bastet, “senin için gelmedim. Şey, aslında, bir kelebeğin peşinde koşarken yolumu kaybettim! Ama sen karnımı doyurup bana ısınacak bir yer verdiğin için sana şans büyümü sunacağımiyauvvv!” “Nasıl bir büyüymüş mü bakalım?” diye bıkkın bir sesle sormuş kadın. Bastet mutfak tezgahının üstüne çıkarak kahvaltısını yapan kadınla göz hizasına gelerek kuyruğunu patilerine dolamış. “Yerine geçmek istediğin bir kişiyi seçme hakkı sunacağım sana. Yaşamını onun yerinden devam ettirebilirsin böylelikle. O da farkında olmadan senin yerine geçecek. Kararını değiştirsen üç kere, “Bastet,” diye seslenmen yeter bana miyauvvv! Ama sadece üç seçim hakkın var. Üçüncü hakkını kullandığın kişi kimse ömür boyu onun hayatını yaşayacaksın. Şimdi söyle bakalım, kimin yerine geçmek istersin?” diye hızlı konuşmasını sonlandırmış Bastet. Kadına çok cazip gelmiş bu teklif, çünkü çok uzun süredir çevresindeki insanlara bakarak “Keşke onun gibi bir hayatım olsa, keşke şunun gibi zengin olsam,” deyip duruyormuş sürekli kendine, yaşantısından memnuniyetsizlik duyarak. Kadın gözünü kapatmış, düşünmüş, düşünmüş ve “Tamam,” demiş. Irmak boyunca ilerleyen yolda kazların evine varmadan bir köprü var, o köprüyü geçer geçmez büyük bir bahçe içindeki iki katlı bir villa, pembe badanası ve geniş terasıyla, göze çarpar. Bu villada, sekiz yaşında bir kız çocuğu ile annesi yaşıyor. Ben bu kız çocuğunun yerine geçmek istiyorum,” demiş. Kedi, kapkara patilerini kıvırıp göbeğinin altına almış, bilgece bakmış kadına. “Nedenini de söylemek zorundasın, yoksa seni onun yerine koyamamiyauvvv,” diye miyavlamış sakince. “Çünkü, Bastet, onun annesi eğitimli ve şık bir kadın. Benim annem ise, nasıl söylesem, cahil biri. Eğitimimle hiç ilgilenmedi; şimdi de onunla konuşacak hiçbir şey bulamıyorum, o yüzden de onu hiç aramıyorum. Ama eğitimli bir annem olsaydı yaşamım bambaşka olurdu. O kızın yerine geçerek her şeye yeniden başlayabilirim,” demiş. Bir ışın çıkmış bal rengi gözlerinden Bastet’in ve kadın kendini küçük kızın odasında buluvermiş. Aynaya bakmış, upuzun kestane rengi saçları ve yine aynı renk iri gözleriyle kendini çok beğenmiş. Gülümsemiş aynada kendine ve odasındaki oyuncakların, kitapların çokluğuna şaşmış. Yatağı prenseslerinki gibi tül bir perdeyle korunuyormuş. “Melisaaa!” diye seslendiğini duymuş bir kadının. Melisa’nın odası, iki katlı villanın üst katındaymış. Kadın, Melisa’nın kılığında, heyecanla inmiş aşağıya, “Efendim, anneciğim!” diye karşılık vermiş annesinin çağrısına. “Bakıyorum bugün yüzü gülüyor. Bak piyano öğretmenin de geldi,” demiş annesi. Melisa oturmuş piyanonun başına. Çok sıkıcı bir iki saat geçirmiş öğretmeniyle, çünkü öğretmeni hiç gülmüyor ve neşeli şarkılar çalmasına da izin vermiyormuş. Üstelik, Melisa dikkatini toplayamadığı için sürekli ona kızıyormuş. Kadın, böylesine sıkıcı ders verdiğini daha önce hiç bilmiyormuş… Derin bir hüzün kaplamış Melisa’nın kılığındaki kadını. Piyano dersinden sonra ödevlerini yapmış, yemeğini yemiş, kitabını okumuş ve uyumadan önce sütünü içerek annesi tarafından odasına gönderilmiş. Annesi ona iyi geceler öpücüğü vermek ve üstünü örtmek için yanına gelmemiş. “Olsun,” diye teselli etmiş kendini Melisa, “kusursuz bir eğitim almam için her şeyi yapıyor annem.”

Melisa’nın programı annesi tarafından belirleniyormuş ve o kadar dolu geçiyormuş ki günleri Barbie bebekleriyle oynamaya, pelüş oyuncaklarını okşamaya, çizgi film izlemeye hiç zamanı olmuyormuş. Binicilik, piyano, tenis dersleri, okuldaki dersler, ödevler, belgesel izleme saatleri… Günler böyle geçip gitmiş. Melisa ne oyun oynamaya ne de arkadaşlarını görmeye fırsat bulabiliyormuş. Zaten annesi de bunu bir zaman kaybı olarak görüyormuş. Bir gün bile annesi ona sarılmamış, aferin dememiş başarılarına, başarısızlıklarında onu teselli etmemiş. Bir gece dayanamamış Melisa hüngür hüngür ağlamaya başlamış ve “Bastet, Bastet, Bastet!” diye üç kere haykırmış. Şöminenin önünde miskin miskin uyuyan Bastet, kadının sesini duyunca irkilmiş. Önce sağ, sonra sol patisini bedeninin önüne getirerek sırtını kamburlaştırmış ve uzun uzun gerinmiş. Esneyerek bir, “Miyauuuuuvvvv,” çekmiş. Sonra da bal gözlerinden ışın çıkararak, kadını eve geri getirmiş. “Aman Tanrım, Bastet! Benim annem beni öpüp koklamadan okula göndermedi bir gün olsun, üstümü örtmeden yanımdan ayrılmadı gece yatarken. İstediğimde bahçede arkadaşlarımla beraber zaman geçirdim, istediğimde tek oyuncağımla neşeli oyunlar oynadım. Meğer ben ne mutlu bir çocukluk geçirmişim,” demiş. Demiş ama bu kadar neşesiz ve sinirli bir müzik öğretmeni olduğu gerçeğine de şahit olduğu için biraz kendinden utanmış. “Tamamiyauvvv,” diye miyavlamış Bastet. “Üzülme, iki seçeneğin daha var!” Bastet, kanepede oturan kadının göz hizasına gelebilmek için şöminenin önünde duran sehpaya zıplamış. Kadın bu sefer daha hızlı karar vermiş. “Ormanın içindeki okulun hemen yanında büyük bir çiftlik evi var. Orada çok zengin bir dev, karısı ve küçük bebeğiyle yaşıyor. Karısı çok güzel bir kadın ve çok da parası var. İstediği her şeyi yapabilir. Üstelik çalışmak zorunda da değil. Dev de onu sürekli korur. Ne güzel bir hayat! Ben onun yerinde olmak istiyorum. Ben de öyle rahat bir hayatım olsun istiyorum,” demiş sevinçle. Bastet gözlerinden sarı ışınlar saçarak, kadını o eve göndermiş. Kadın kendini kucağında bir bebekle bulmuş birdenbire. Sarışın, masmavi gözlü biblo gibi bir bebekmiş bu. Ama sürekli ağlıyormuş. Kadın bilememiş nasıl susturacağını önce. Sonra emzirmeye başlamış, bir müddet sonra bebek uyumuş kalmış. Çocuğunu yavaşça beşiğine yatırdıktan sonra kadın kocasının yemeğini hazırlamak için mutfağa girmiş. Dev zenginmiş zengin olmasına ama çok cimri olduğundan bir hizmetçi, bir aşçı çalıştırmazmış. Bu yüzden yemekleri de kocaman evin temizliğini de karısı yapmak zorunda kalırmış.

Akşam dev gelir gelmez, kapıdan, “Yemeğim hazır mı?” diye kükremiş. Kadın korkuyla, hazırladığı kusursuz sofraya davet etmiş kocasını. Yemek yerken hiç yüzüne bile bakmamış karısının. Sonra da televizyon karşısında saatlerce zaman geçirmiş. Bebek ağlasa umur etmez, sevmek için bile yanına gitmezmiş. Dev, tek laf etmeden yaptığı kahvaltıdan sonra işe gider ve akşam da gelince yine aynı şeyleri tekrar edermiş. Artık devin karısı olan kadın ise evin işlerinden ve bebekle ilgilenmekten gün ışığını bile görmez, arkadaşlarıyla konuşamaz, evin bahçesinde dolaşamaz olmuş. Her gün bebekle ilgilen, yemek yap, mutfağı topla, çamaşır yıka, temizlik yap döngüsüne dönüşmüş hayatı. Çok parası varmış ama onu harcayacak ne enerjisi ne de zamanı kalıyormuş. Uzun bir zaman geçmiş böyle, kadın çocuk büyüdükçe işlerin değişeceğini düşünmüş. Ama çocuk büyüdükçe işler de büyümüş büyümüş büyümüş ve kadının hayatına sığmaz olmuş. Kadın çalışmayı, okulunu ve hatta öğrencilerini özlediğini anlamış hüzünle. Bir gün dayanamamış ve ağlamaya başlamış. “Bastet, Bastet, Bastet!” diye haykırmış kara kediye. Bastet, o sırada mutfakta sulandırılmış sütünü içiyormuş. Kadının sesini duyunca acele etmeden sütünü bitirmiş ve kapkara bıyıklarındaki sütü de yaladıktan sonra gözlerinden yine ışınlar saçarak kadını evine geri getirmiş. Kadın, “Aman Tanrım, Bastet,” demiş heyecanla, “bu kadar zengin olup da bu kadar sıradan bir hayatım olacağını hiç düşünmemiştim. Ben zengin devin karısı da olmak istemiyorum,” demiş. “Tamamiyauvvv,” diye miyavlamış Bastet, “Dert etme! Bir hakkın daha var! Ama unutma bu kez geri dönüşün yok. Kim olmak istiyorsan sonsuza dek öyle kalacaksın bu sefer miyav.” Çok uzun süredir ilk defa yüzünde bir gülümseme belirmiş kadının ve hiç düşünmeden neşeyle cevap vermiş:

“Kendim olmak istiyorum, Bastet,” demiş, “müzik öğretmeni olmak ve bu küçük ama sevimli evde yaşamak istiyorum.” Bastet kadının bacaklarına kuyruğunu dolayıp sadece, “Miyauvvv,” demiş ve mırlamaya başlamış. Kadın bu huzuru hissettiğine çok memnun olmuş ve Bastet’e teşekkür etmiş. Koşarak okula gitmiş. Bahçede oynayan öğrencilerini çağırmış yanına. Öğretmenlerini böyle neşeli gören çocuklar hem şaşırmış hem de sevinmiş. “Sevgili çocuklar,” demiş heyecanla kadın, “bahar geliyor ve düşündüm de sizinle neşeli bahar şarkılarından oluşan bir konser verelim. Bunun için hemen hazırlıklara başlayalım.” Sevinç çığlıkları atmış bütün çocuklar! Kadın onların sevinciyle daha da heyecanlanarak evine koşmuş tekrar ve yolda gördüğü bütün komşularını bahçesinde vereceği bahar partisine davet etmiş. En sonunda da annesini aramış. “Düşündüm de anneciğim,” demiş, “ben de yalnızım sen de yalnızsın. Neden yanıma taşınmıyorsun?” Annesi mutlulukla kabul etmiş bu teklifi ve hemen kızının evine taşınmış. Artık sabahları aynaya baktığında ışıl ışıl parlayan bir yüz görüyormuş kadın; yüzü buruşmuş bir cadı değil, güler yüzlü bir peri duruyormuş karşısında.

Eveeet, Bastet’in tüm amacı da aslında kendine huzurlu ve şömineli bir yuva bulmakmış. Hatta, yumuşak patileriyle üzerinde gezinebileceği bir piyanosu bile olmuş! Bastet, kadın ve annesi ile birlikte sonsuza dek mırlayarak yaşamış. Eeee, Bastet ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Pınar Aydoğdu

14 Haziran 1982 İstanbul doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölümü”nde öğretim üyeliği yapmaktayım. Ankara”da üç kedimle birlikte sakin bir hayat sürüyorum.

Bir Kara Kedi Masalı” için 6 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Elinize sağlık, temaya çok uygun, temiz, sakin bir masal okuttuğunuz için çok teşekkürler.

    Keyifle sonuna kadar okudum, kedileri ayrıca sevmemin de büyük etkisi var bunda. Okuyucuyu yormayan bir anlatımınız var. Çocuklara çok rahat hitap eden tarzınızla bence rahat resimli bir kitaba dönüşebilir bu masal. Karakteriniz, aklıma kızımın da çok sevdiği “Mutsuz Kedi Dila”yı getirdi. Oradaki memnuniyetsiz karakter kediydi ama. Kurgusal olarak bir benzerliği olmasa da, karakterinizin hoşnutsuzluğu ve kedi ikilisi algıda seçicilik oluşturdu :slight_smile:

    Sadece küçük bir önerim var; mutsuz kadın ile küçük kız yer değiştirdiğinde, kadın kıza piyano dersi vermeye gelip aynı karakterde kalamaz diye düşünüyorum. Çünkü daha önce Bastet’in bahsettiği yer değiştirme teorisi ile uyumsuz oluyor. Bu nedenle, belki o piyano bölümünü çıkartabilirsiniz. Masal bize zaten diğer örneklerle “en iyisi kendin olmak” mesajını veriyor.

    Emeğinize sağlık
    Hoşçakalın

  2. Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Açıkçası çocuklar için yazmak en büyük hayalim. :slight_smile:

  3. Merhaba @Pinar_Aydogdu,

    Sanırım seçkideki ilk öykünüz. Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. :slight_smile:

    Sıcak ve içten bir masal okuduk sayenizde. @Muge_Kocak’ında belirttiği gibi, illüstrasyonlarla desteklenen güzel bir grafik işe çevrilebilir bu metin.

    Birkaç küçük hata fark ettim fakat bir masal kaleme aldığınız için bunları yazmam doğru olmayabilir. Daha çok hikaye ya da roman yazarken hata olarak nitelendirebileceğim şeyler bunlar. Bu yüzden belki benim bakış açım da yanlış olabilir, tam olarak emin değilim.

    Okuması keyifli bir masaldı Pınar Hanım. Bastet’a sevgilerimi yolluyorum buradan.

    Kendinize iyi bakın, hoşçakalın. :slight_smile:

  4. Çocuklar için masallar yazmak hiç kolay değil. Özellikle hangi mesajların verildiği çok önemli. Ben sanırım hayata dair olanlardan mesela hayvan sevgisi, bilim, uzay vs gibi bilgilerle donatılmış çocuk hikayelerini daha çok seviyorum. Çocukları inceden kodlayan ve bilinçaltına yönelik mesajlar vermeye çalışanlardan pek hoşlanmıyorum :slight_smile:

    Umarım hayaliniz gerçek olur ve biz de sizin kitaplarınızı severek okur okuturuz

    Kolay gelsin

  5. Çok teşekkür ederim Oğuzhan Bey. Hoşbuldum! :slight_smile: Evet bu ilk katkım seçkiye, o yüzden çok heyecanlı oldu benim için. Değerli yorumlarınız için ayrıca teşekkür ederim.

    Sağlıcakla kalın! :slight_smile: