Öykü

Boşluk

Yaprak çıtırtıları arasında doğanın sesini dinlerken kendi kendine konuşuyordu. Gidecekti bu yerlerden, aklına koymuştu. O son olay bardağı taşıran son noktaydı. Birkaç gündür kendisini rahatsız hissettiği için ormana atmıştı düşüncelerini. Geçirdiği dört saatin ardından biraz dinlendi. Olanları düşünmek istemiyordu ama aklından bir türlü atamıyordu.

Olanları tekrar düşündü, önce iş arkadaşı ile kavga etmiş, sonra müdürünün yanına çağrılmıştı. Müdürüne karşı da kendini tutamadı ve aynı gün içerisinde insan kaynaklarına çağrılarak, yeni sayılan işine son verildi. Belki üç ay herkese göre az geliyordu ama Mithat için bu bir ömür gibiydi. Çalışmayı oldu olası hiç sevmemişti. Lise yıllarında babası onu çalıştırmak istediğinde evden kaçmış, altı ay ortalardan kaybolmuş, hayatını sürdürebilmek için yine çalışmak zorunda kalmıştı ama itirazı birileri tarafından yönlendirilmekti.

En son geçen sene çıktığı işten bu yana evinde sessiz sakin takılırken, annesinin telefonu ile tüm huzuru bozulmuştu. Annesi artık para gönderemeyecekti, kıçını devirip bir iş bulmalıydı, yetmişti artık bu kayıtsızlığı. İstemediği bir işe girip en fazla üç ay dayanabildi. Kendisini rakip olarak gören bir çalışanın ettiği laflar yüzünden dayanamayıp ona saldırmıştı. O sahne gözünün önüne gelip duruyordu. Gerçi iyi yaptı, burnunu kırmış, kan akarken ona sevimsiz bir gülüş atmıştı. O anki bakışı her şeye rağmen görülmeye değerdi. Çıkış işlemi tamamlanıp eve geldiğinde durumun farkına vardı. Çünkü annesi arıyordu ve işinin nasıl gittiğini öğrenecekti. Açmadı telefonu, duvara fırlattı ve ceketini alıp çıktı. Yanına hiç kullanmadığı tarağını aldı. Ne yapacağını bilmiyordu, nereye gideceğini, sadece uzaklaşma düşüncesi ile ormana geldi.

Zifiri karanlık içerisinde geçirdiği saatler boyunca zihnindeki konuşmaları silmeye çalışıyor ve bulunduğu şehri terk etmek için düşünüyordu. Annesinin yanına gidemezdi, çekilmezdi orası. Arkadaşlarında zaten yıllarca kaldı yük oldu, bakacak yüzü yoktu, son çare olarak değerlendirebilirdi ancak. Ceplerini yokladı. Birkaç demir para harici parası yoktu, maaşı kim bilir ne zaman yatardı. Tazminat verdiler mi diye düşündü. Üç ayım geçti herhalde ihbar öderler, bir ay daha yeter bana diye düşündü. Bir ay sonra peki, yine aynı uğultuları çekemezdi. Telefonunu aldı eline, liseden arkadaşı Coşkun’u aradı.

Coşkun lise yıllarında sırasını paylaştığı can dostum dediği arkadaşıydı. Zekiydi, hep temiz giyinirdi, kitapları ve defterleri muntazam biçimde sıraya yerleştirir kimsenin el sürmesine izin vermezdi.

Telefonu açtı Coşkun, kısa bir görüşme yaptılar. İki hafta önce hal hatır sormak için aradığında bir durumdan bahsetmişti Coşkun, düşün demişti. Şimdi düşünmüştü ve geri dönüş yapıyordu Mithat.  Coşkun’un çalışkan olduğunun farkındaydı, onun elini attığı her işin doğru gittiğini biliyordu. Liseden sonra hiç görüşmediler ama telefonla konuşuyorlardı sık sık. Önce yurt dışında okuduğunu öğrendi, sonra bir araştırma merkezinde mühendis olarak çalıştığını. Kıskanmıştı biraz, ama ne yapabilirdi ki, mizacında çalışma yoktu Mithat’ın. Ne zaman kafası karışsa Coşkun’u arar biraz laflardı. O da dünyanın sonunu kimsenin bilmediğini, bu yüzden yatıp uyuması gerektiğini ve sabah olunca her şeyin düzeleceğini söyleyip teskin ederdi. Mithat da bunu biliyordu. Kimse sabah uyanır uyanmaz intihar etmezdi, sürekli uyku isteği de buradan geliyordu. İntihar etmemek için. Hayatı seviyordu, kendisiyle geçirdiği zamanları, parası oldukça yanında bulunan kadınları da seviyordu. Ama kaldığı evin kirasının vakti geldiğinde, işte o zaman hayatı sorgulamaya başlıyor, kan basıncı hızlanıyor ve çok hızlı kararlar alarak intiharı düşünüyordu. Sonra Coşkun’u arayıp sakinleşiyor, uyumaya çalışıyor ve sabah da hiç bir şey olmamış gibi uyanıp sahile yürüyüşe çıkıyordu.

Konuştular yine, Mithat iyi hissetti, Coşkun’un bahsettiği bir program vardı. Uzay ile alakalı bir program, riski büyük ama verecekleri ücret de bir o kadar büyüktü. Detaylarını pek sormadı, katılmak istediğini açıkladı. Bir hafta sonra bir deneye katılacaktı. Uzaya çıkacak astronotlar için basınç testlerinden bazılarını hayvanlara bazılarını da parayla tutulan kişilere uyguluyorlardı. Hayvan gibi yaşadığı için hiç soru sormadı, ısrarla katılmak istediğini söyledi.

Coşkun, yol masraflarının fon tarafından karşılanacağını bir iki gün beklemesi gerektiğini söylemesine rağmen Mithat dayanamadı, tüm iletişim bilgilerini ve yol bilgilerini alıp uçak biletini hesabındaki ek karttan çekerek aldı. Heyecanını yenemiyordu. Bahsettiği deneyin detayını hiç anlamamıştı ama belki uzaya bile gönderilebilirdi, kral adamdı bu Coşkun. Bugüne kadarki yaşama tutunmasının sebebi. Anlatmamıştı henüz ama gidince bunu söyleyecekti. Sen diyecekti, benim yaşam kaynağımsın, yanlış anlama sende gözüm yok, sadece beni yargılamadan anlamaya çalışan tek sen varsın. Bu düşüncelerle uçağına bindi. İlk kez binmiyordu ama bu sefer farklı bir ruh haliyle giriş yaptı kontuardan. Bir sene sonra astronot olabileceğini düşündü, yüzüne gülümseme geldi. Uçağa giriş yaparken, hosteslere müstehzi bir gülüş attı, bir sene sonra görüşürüz bayanlar diye düşündü. Hepiniz peşimde kedi gibi dolaşacaksınız. Yerine oturdu ve son kez Coşkun’u aradı. Aramasına cevap alamadı, saatine baktı. Coşkun’un çalıştığı ülkede çoktan gece yarısı olmuştu, açmaması normaldi. Telefonunu kapatıp, arkasına yaslandı ve gözlerini kapadı. Uykuya çok geçmeden dalmıştı.

Boşlukta gibiydi, o kadar kendinden emin davranıyordu ki bu son muhabbetleri iyice moda sokmuştu Mithat’ı. Kafasında astronot başlığı olduğunu hissetti bir an. Boşluktaydı, ama gözleri kapalıydı, ellerini başına götürdü, sert bir cisim vardı kafasında. Ne çabuk da başlığı geçirmişlerdi kafasına, vücuduna dokunmaya çalıştı ama hissedemiyordu, sanki yumuşak bir şey dokunma duyusunu engellemişti. Ah bir gözlerini açabilse, görecekti ama her yer zifiri karanlıktı. Çok geçmeden anladı, ellerinin ve kollarının üstünde kalın bir katman vardı, muhtemelen kıyafet diye düşündü. Astronot oldum ben, müdürüm beni işten atarken bunu bilebilir miydi? Annesi aradığında oğlunun uzay fatihi olabileceğini düşünebilir miydi? Benim kıyafetlerim var, gözlerimi kaybettim basınçtan sanırım ama ne önemi var, hissediyorum tüm bedenimle. Gerçekten vücuduna dokunduğunda kıyafetlerinin olduğunu, nefes alıp verirken buğusunun burnuna ve ağzına geri geldiğini hissediyordu. Astronot oldum, ne ara gelişti nasıl oldu bilemiyorum ama oldum işte. Gidiyorum, bu dünya sizin olsun ben hepinizden üstünüm diye bağırmak istedi. Fakat sesi de çıkmıyordu. Karabasan bastığında böyle olurdu, ama çok garip hiç rahatsız hissetmedi kendini. Sesinin olmaması kötü bir durumdu fakat düşünceleri çalışmaya devam ediyordu, ellerini oynatabiliyordu. Bütün bunlar geçecek ve ismimi herkes duyacak diye düşündü.

Nitekim ismini herkes duydu.

Mithat’ın bindiği uçak okyanus üzerinden geçerken motor arızası yüzünden alçaktan gitmek zorunda kalmış, ve fark edilemeyen bir bulut kümesinin içine girip türbülansa yakalanmıştı. Çok geçmeden sarsıntılarla birlikte anlık bir hata ile rüzgarın ters hareketine yakalanan uçak serbest düşüşe geçmiş, alçaktan uçtuğu için de ivmeyi yakalayamayıp suya inmek zorunda kalmıştı. Bu öyle bir inişti ki pilotun çok tecrübeli olmasına rağmen, uçağın burnunun beton gibi çakılmasıyla sonuçlanmıştı. Kuyruk kısmına yakın olanların daha şanslı olduğu kazada, olay yerinde 78 kişi can vermiş, olay sonrasında kurtarma ekipleri tarafından müdahale sırasında 8 kişi daha can vermişti. Pilot, mürettebat ve tüm yolcular bu kaza sırasında yaşamlarını yitirmişlerdi. Birisi haricinde. Mithat girdiği uykunun derinliğinde kaybolmuş, çarpmanın etkisi bile uykusunu açamamıştı, daha doğrusu uykudan komaya geçiş halinde hissedemediği bir form yakalamıştı. Sonuç olarak komada da olsa yaşıyordu ve mucize kurtulan olarak haftalarca tüm televizyonlarda gösterildi.
Mithat’ın başlık olarak dokunduğu boyunluklar, el ve kollarıyla hissettiği kıyafetler ise battaniyelerdi. Olay yerinde edilen müdahaleler, soğuk hava, uykudan ani girilen koma durumu, hissiyatını engellemiş, dokunduğu kısımları anlayamamış, gözlerini açamamış ve ağzını oynatamamıştı. Ama biliyordu ki o boşluktaydı ve bildiği tek boşluk olan uzaya doğru çıkıyordu.

Boşluk” için 6 Yorum Var

  1. Temayı değişik ve güzel bir şekilde kullanmışsınız. Öykü kısa olmasına rağmen karakteri yeterince anlayabildiğimi düşünüyorum. Öykünün finalini beğendim, beklenmedik ve etkiliydi.

  2. Bono dedi ki: dedi ki:

    Güzeldi ancak evden çıkarken telefonu duvara fırlatıp sadece ceketini alıp çıkmıştı, sonrasında ise sokakta telefonunu eline alıp, arkadaşını aradı.
    Bu kısım dikkatimi çekti.

  3. Hiç fark etmediğim bir süreklilik hatası olmuş, teşekkürler. Dosyamda değişikliği ve gerekli eklemeleri yapıyorum.

  4. Aremas dedi ki: dedi ki:

    Öyküdeki anlatım, kısa ve anlık sıçramalarla karakterize. Bu durum, takibi zorlaştırıyor. Tabiri caizse, öykü bizden daha hızlı koşuyor. Yazma konusunda heveskar biri olduğunuzu ancak sahneye çıktığınızda ellerinizi nereye koyacağınızı bilemediğinizi düşünüyorum. Cümlelerin, gündelik konuşma dilinden birkaç basamak yukarı yükseğe çıkması gerekmekte. Anlatım bozuklukları da öykünün geneline yayılmış durumda. Bunu gidermek için dile daha iyi hakim olmanız iyi olabilir.

    Kurgunuz üzerine tekrar düşündüğünüzde ve birkaç kat cila çektiğinizde çok daha iyi bir ürün ortaya çıkartabilirsiniz.

    Doğru ifade hışırtı olmalı. Çıtırtı deyince akıla kuru yaprakların yanması geliyor.

    Birkaç saat şeklinde ifade etseniz daha hoş durur. Ay ve yıl süresinde bir zaman diliminden bahsederken sayılara başvurabiliriz. Ancak saat, dakika gibi zaman dilimlerinde kesin süreler çizmek, sanki kahramanımız önce saatine bakmış, ardından harekete geçmiş imajı yaratıyor. Özetle, net ve ölçülü ifadelerin, aklın esnekliğine gem vurduğu kanaatindeyim.

    Hikaye her ne kadar 3.tekil(yazarın perspektifi) tarafından anlatılsa da 1.tekil hissiyatı üzerine örülmüş. Bu durumda annenin de duygu penceresini zapt ederseniz, karmaşa doğar. Okuyucu zihni kolay kanar ve anne ile oğlu birbirinden ayırt etmekte zorlanır hale geliriz. Eğer aynı perspektiften anlatmayı sürdürmek istiyorsanız bu cümle şuna benzer şekilde değişmeli. “Annesi artık para göndermeyeceğini, kıçını devirip bir iş bulması gerektiğini söylemişti. Oğlunun kayıtsızlığından bir hayli sıkılmışa benziyordu.” Yani kısaca, anlatıcı olarak bulunduğunuz konumu iyi seçmeniz ve görece sabitlemeniz lazım. Yoksa biz, zaten hükümdarı olmadığımız topraklarda kayboluruz.

    Eğer kurgunun devamında olayların gelişmesine ya da sonuçlanmasına hizmet etmiyorsa böyle sayısal detaylar vermeniz öyküyü masalsılıktan uzaklaştırıp “haber” niteliğine yaklaştırır.

    Sonraki seçkilerde görüşmek dileğiyle.