Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ceylan

Kalbine isabet ettirmelisin. Yoksa çok acı çeker. Asla göz göze gelme. Yoksa bu, felaketimiz olur. Bastığın yerdeki ufacık bir çıtırtı bile her şeyi mahvetmeye yetebilir. Üç günlük emeğimizi bir adımınla mahvetmek istemezsin öyle değil mi? Şu karşıdaki ceylanı görüyor musun? Sürüsünden yavaş yavaş ayrılıyor. Aradaki mesafeyi doğru ayarladığın ilk anda hamle yapmalısın. Doğru hamle doğru sonucu doğurur.

Bozkırın sert rüzgârının yüzleri paramparça ettiği yıllarda bir şaman ülkeye belaların yağacağı inancıyla ayinler düzenlemeye başlamış. Davula vurdukça davulda oluşan gerginliğin ritmi yavaş yavaş halkı da içine çekmiş. İnsanlar başlarına geleceklerden o kadar korkuyormuş ki kimse bunu sesli dile getiremez hale gelmiş. Fısıltılar yavaş yavaş tüm ülkeyi sarmalamış. Geceleri ülkenin üzerinde Fısıltılar dolaşıyor uyuyanların kulaklarına usulca yaklaşıp rahatsızlık veriyorlarmış. Gündüzler her geçen saniye daha da kısalıyor gece her yanı rengiyle boyuyormuş. Ortalıktan tüm hayvanlar çekilmeye başlamış, ışıksız kalan toprak yeşermeyi kesmiş. Sonsuz bir kıtlık baş göstermiş. Ardı arkası kesilmeyen kötü haberlere bir yenisi eklenmiş, ülkede doğan çocukların hiçbiri kız değilmiş. Başta kimsenin dikkatini çekmeyen bu durum gün geçtikçe daha da tehlikeli boyutlar kazanmış. Gün ışığından mahrum kadınlar yavaş yavaş solmaya başlamış. Ölen her kadın olduğu yerde taşlaşmış. Kadın sayısı sürekli azalıyor ülkede yalnızca erkekler kalıyormuş. Kadınlar, toplumların oksijenidir denir ya hani ülke de günden güne nefesini yitiriyormuş. Şamanın dediklerinin çıkışıyla halk gelecekten korkar hale gelmiş. Şamanın yolunu tutmuşlr. Başlarına gelenlerin nedeninin ne olabileceğini fısıltıyla sorup yardım dilenmişler. Şaman davuluna vurdukça kendi etrafında dönüyor, olan biteni iyice kestirmeye çalışıyormuş. Birdenbire olduğu yerde durup sol avucunun içini açmış. Bir avuç kan…Halk irkilmiş. Şaman halka doğru yaklaşmış.

“1000 yıl öncesinde bu topraklarda atalarımızdan biri bir ceylana yaklaştı. Onu önce sevgi dolu halleriyle kandırdı. Gözlerine baktı. Ceylan adamın gözlerine tutuldu. Ot verdi yedi. Söyledi inandı fakat 1000 yıl önceki atalarımız ceylanı tam o an yaraladı. O gün ceylanlar bu diyarlara küstü. Ülkede tek bir ceylan bile kalmadı. Fakat bugün bu topraklara yeni bir ceylan döndü. Bu ceylanın ataları için ettiği lanetin bedeli…”

Halk ne yapacağını şaşırmış. Yavaş yavaş yok olacakları telaşıyla kendilerinden geçmişler. Şaman ancak demiş bir yolu var. Eğer kalan son ceylanı bulup af dilerseniz her şey yoluna girecek. Taşlaşan kadınlarınız geri dönecek. Halk günlerce, haftalarca, aylarca ceylanı aramış. Fısıltıların arasında büyülü bir ses etrafa yayılıyor ve gökyüzü bu sesle birlikte ışıl ışıl parlıyormuş. Masmavi kelebekler etrafa yayılıyormuş. Fısıltıların bastırıldığı tek anı fark eden ülkenin son kadını sese kulak verip ormana doğru yürümüş. Mavi kelebeklerin yuvalarını takip etmeye başlamış. Kuytu bir köşede bitmiş bir avuç çimenin yanında bulmuş ceylanı.

“Ey gazel,

gözleri güzel,

affet bizi ne olur,

Ülkede oldu göz yaşı sel” demiş.

Gazel cevap vermiş:

“Atam, dedem sürüldü

Defterleri dürüldü.

Ben onlara yanarım

En son ceylan ne zaman görüldü” demiş.

“Kadın ceylana cevap vermiş:

Biz ceylanı bilmeyiz

Yalandan yüze gülmeyiz

Çok yara aldık olandan

Sizleri burdan silmeyiz” demiş.

Ceylana ülkede yaşanan tüm acıları bir bir anlatmış. Ceylan sessizce beklemiş bir müddet. “Atalarım sizlere inanmıştı. Biz inanarak var olan canlılarız, bizim insanlığa olan inancımızı yitirmemeliydiniz, oysa koşup oynardık kırlarda. Ülkenize güzellikler sunardık” demiş. Kadının gözünden bir damla yaş gelmiş. “İnsan güzel olan ne varsa onu çadırlarına saklar. Solup güzelliği kaybolana kadar onu yalnızca kendisi görür, güzelliklerini yitirince yaptığının hesabını veremez olur. Biz atalarımızın yaptıklarının utancıyla bulduk seni, affet bizi ne olur.” Yufka yürekli ceylan halkı affetmiş. Ancak insanlar ceylanlardan o kadar utanmış ki o günden sonra hiçbir ceylanı kandırıp gözlerine bakmamış. Av da avcılık da göz göze bakılmadan yapılır olmuş. Efsaneden korkan bu ülkenin insanları avlanırken lanete uğrayacakları inancıyla halen avlarının gözüne bakmaz, safari için gelenleri sıkı sıkı tembihlerler. Şimdi başını eğ ve doğru şekilde hedef al. Ceylan bize doğru yaklaşıyor.

Kadriye Nur Erarslan

1994 Tokat doğumluyum. Şanlıurfa Viranşehirde Türkçe öğretmeni olarak çalışmaktayım. Küçük metinler oluşturma çabam lise yıllarıma dayanıyor. Edebi metinlere olan ilgim ve gözlemlerimi aktarma isteğim sebebiyle bir süredir kendi öykülerimi kaleme almaya gayret ediyorum. Zeynep Kahraman Füzün'den yazarlık dersleri aldım.