Öykü

Devler Vadisi

Gece yarısını geçiyordu Nyks Adası yakınlarına geldiklerinde. Esen rüzgâr koca teknenin yelkenlerini indirmesine sebep olmuştu. Önce gürültüyle denize salınan çıpanın sesi duyuldu. Ardından ince uzun tekneden bir sandal indi. Kürekleri çeken bir gurubun yardımıyla dalgaların üzerinde seğirten sandal sahile güçlükle varmıştı. Sandalın burnu soğuk ve nemli kumlara değdiğinde salda bulunanlardan yaşlı olan ayağa kalktı. “Hadi bakalım gençler” dedi. Yarın sabah burada olmalısınız. Boru üç kere çalacak beş dakika arayla. Üçüncü boru sesinden sonra yola çıkacağız ve hiç kimse için durmayacağız. Geride kalanlara Tanrılar yardım etsin” Aslında bütün bunlar imparatorluğun beş büyük okulunun birincilerine günlerdir söylenmekte, kafalarına kazınmaktaydı. “Daha önce size anlatılanları unutmayın. Beş armağan istiyorum sizden akademiye yazılmanıza sebep olacak beş nesne. Bilginizi gücünüzü ve cesaretinizi temsil edecek beş nesne. Başınızın çaresine bakın ve hayatta kalın.” Sesi zaman zaman rüzgârın uğultusunda kayboluyordu. Beş genç sandaldan indi.

“Elinizdeki hançere iyi bakın. Biz dönene kadar tek yardımcınız bu olacak.” Delikanlılar uzaklaşmaya başladığında arkalarından seslendi… “Tanrının gözlerinin siz seçkin öğrencilerin üzerinde olacağını hiçbir zaman unutmayın ve… Devler Vadisinden uzak durun”

Gençler bir zaman uzaklaşan sandalın arkasından baktı. İçlerinde hem bedenen hem de yaşça büyük olan Ksadema:

“Evet, şimdi herkes kendi başının çaresine bakacak. Yancısı ve yardımcısı gibi olan Zoilalen,

“Bakalım sabaha kimler sağ çıkacak” diye ekledi diğer ikisinden daha ayrı duran üçlü kahkahalarla gülmeye başladılar. Zayıf ve çelimsiz görünümlü olan esmer genç uzaklaşan sandala baktı. Kendine güvenenleri mahcup etmeyeceğini bilse uzaklaşan sandala seslenecek ve tüm onursuzluğu kabul edip geriye dönmesini talep edecekti. Diğerlerinden daha ılımlı olan Fratva “Dağılalım arkadaşlar, kural gereği bir araya gelmemiz yasak” Sandalın arkasında ayakta dikilen gölgenin kendilerini izlediğini bildiği için şu an bir zarar veremezlerdi. Uzaklaşacak kedi fare oyunu oynayacaktı. Tabii kendisinin fare olduğunu söylemeye gerek yok. Diğerlerinin de denize baktığını görünce hemen sahilin sağına doğru koşmaya başladı.

Önce nereye gittiğini bilememişti. Ayak izlerini takip edeceklerini biliyordu. Bu nedenle ağaçlıklı bir yön aradı kendisine. Uzaklarda gölgeler gördü. Aradığı yer orası olabilirdi. Bir zaman orada saklanacak ardından boru seslerini duymaya başladığında aşağı sahile inecekti.

Khadra, ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu çıktığı ağacın üzerinde. Madem düşmanlarına boyun eğmeyecekti o zaman savunmada kalacak ve bekleyecekti. Sabaha kadar böyle sessiz kalmayı başarabilir miydi? Çok zor. Çevreden o kadar çok ses geliyordu ki bırakın bir çocuğu bir yetişkinin bile korkmaması mümkün değildi. Yaşadığı birkaç günü düşündü, uzun çok uzun bir yolculuktan sonra buralara gelmişti. Zantara’ya geldiğinden beri pek dostu olmamıştı. Ama bu lanetli adaya çıktığından beri düşmanının sadece doğa ve ada olmadığını anlamıştı. Kendisiyle birlikte gelen arkadaşlarının dördünle birlikte savaşamayacağını anladığı için geri çekilmek zorunda kalmıştı. Birden irkildi Sağından karanlığın içinden fısıltı halinde konuşmalar duymuştu sanki. Bir saniye sonra daha belirgin bir ses uyardı kendisini. “Kaç” önce anlamadı ne olduğunu ve nereden geldiğini. Ama daha yüksek bir ses tonunda geldiğinde daldan dala geçmeye çalıştı. Dallar kollarını yüzünü çiziyordu ama aldırış edecek durumda değildi. Tutunduğu dalın ucuna yaklaştı ve bir büyük çatırtıyla aşağıya sert toprağa düştü.

“Korkak, kaçma, dövüş bizimle” dedi. Sesler iyice yaklaşmıştı.

“Ben kimseden korkmam. Siz dört kişisiniz ben bir kişi. Üstelik belaya bulaşmak istemiyorum” O zaman arkasından koşan dört gölge kendisine yetişti.

“Benim, sizlerle bir sorunum yok. Yalnızca geceyi tamamlamak istiyorum. Kentinizde ülkenizde sizin olsun, doğduğum topraklara gitmek istiyorum” dedi. Sarışın ve dalgalı saçlı delikanlı araya girdi.

“Yapmayın arkadaşlar, adam fikrini söylüyor. Uzak durun” İri yarı genç öne çıktı.

“Tamam memleketine dönsün ama bedeni değil ruhu dönsün” Bir başkası “Burada ona manzaralı bir mezar hazırlarız” dedi.

“Zoila, bu size hiçbir şey kazandırmaz.” Bir saniye durduktan sonra “İsterseniz biz aşağıya kumsala inelim ve beyaz bayrağımızı açalım.” Aslında cazip bir teklifti. En büyük rakibi çekilecek ve diğeri ona uyacaktı. Yanındaki iki genç zaten sözünden çıkmazdı. Kendisi orduların başına geçtiğinde hem Zoilalen’i hem de Montezhi’yi yardımcı komutanları yapacaktı. Ama meydan okumuştu bir kere ve üstelik numara yapabilirlerdi.

“Hayır, bu iş bu gece burada bitecek” dedi. O zaman Fratva son kozunu oynadı.

“Dövüş mertçe olsun, hançerlerinizi bırakın” Bu tekliften kaçması mümkün değildi Ksedema’nın çaresiz belindeki kısa hançeri arkadaşlarına teslim etti. Khadra’da yanında olduğunu bildiği Fratva’ya verdi kısa çeliği.

Ağaçların altında küçük bir alanda kapışma başladı. İki rakip birbirlerini tarttı önce. Aslında aralarında o kadar büyük fark vardı ki. Biri kısaca boylu çelimsiz ama sağlam yapıda diğeri ondan en az bir baş uzundu ve iyi beslendiği kaslarından belliydi. Sağlam bir yumruğu eğilerek savuşturdu Khadra. Arkasından daha doğrulmadan midesine bir darbe indirdi. Evet Ksedema iriydi ve kaslıydı ama bu aynı zamanda kendisini ağır ve hantal yapıyordu. Yine de Sürekli spor yapan genci fazla etkilememişti yediği bu yumruk. Hemen karşılığı geldi, önce bir sol,ardından bir sağ ve bir sol daha. Birinden kaçsa da diğeri çenesine isabet etmişti. Çabuk toparlamış bir adım geriye çekilmişti.

“O kızdan uzak duracaktın” dedi. İşte o zaman düşmanlığın nedenlerinden birini daha anlamıştı. Kente geldiği gün kendisini karşılayan gurupta sarışın uzun boylu bir kız vardı. Kızın kendisine ilgi göstermesine kızmış olmalıydı.

“O kız senin esirin mi ki sen sahipleniyorsun” dedi. İşte o zaman yolunu şaşırmış ve gitmemesi gereken yola gittiğini anlamamıştı. Asıl nedenin ne olduğunu anlaması için daha uzun bir zaman geçmesi gerekiyordu.

“Sen güzel bir kızı elinde tutamıyorsan bu garibin kabahati ne” dedi. Sesi alaycıydı ve yavaş yavaş kendini bulmaya başlıyordu. Soluk alıp vermesi biraz daha düzelmişti sanki. Ksedama öfkelendi ileri atıldı. Bu Khadra’nın beklemediği bir hareketti ve delikanlıyı kıskıvrak yakaladı. Kollarıyla sardığı Khadra’nın ayaklarını yerden kesti. Genç delikanlı nefes bile alamıyordu. Rakibinin güçlü kolları kemiklerini birbirine geçiriyordu sanki. Kurtulmaya çalıştıkça mengene daha da sıkıyordu. Beş saniye, on saniye geçti. Diğerleri kahkahalar atmaya başlamıştı. İşte o zaman güçlü bir ses karanlıkta yankılandı. Genç adam alnının ortasıyla rakibine beklemediği bir kafa darbesi indirmişti. Kolları serbest kalınca şakaklarına bir darbe daha indirdi. Ksedema afallamıştı. Hücum bitmemişti. Sağlı solu yumruklar işi bitirmek üzereydi. Ksedama adım adım geriliyordu, ayağı takılınca yere düştü. Khadra, birden acı ile haykırdı. Elini acının kaynağına baldırına atınca hançeri gördü. İşte o zaman Ksedema’nın arkadaşlarından birinin daha kendisini hedef aldığını anlamıştı. Eğilince Şans eseri diğer bıçaktan kurtuldu. Artık kaçmaktan başka bir çaresi kalmamıştı.

Yönünü belki kendini garantide hissetmek için olacak yokuşa çevirmişti. Kafasını kaldırıp baktığında ileride yukarıda gölgeler gördü. Saklanabileceğim bir yer diye düşündü. Bir yandan kaçıyor bir yandan da cevap yetiştirmeye çalışıyordu.

“Siz başlattınız, artık memleketime dönmeyeceğim ve sonuna kadar sizlerle mücadele edeceğim” diyordu. Nefes nefese durduğunda içine bir kuşku düştü. Gitmemesi hatta yaklaşmaması sıkı sıkı tembihlenmiş bölgenin Hayalet kayalarının oraya gelmiş olmalıydı.

Birden yakınlarına bir taş düştü. Delikanlı korktu. Şaka gibiydi, bir oyun oynanacak ve adadan kurulun beğeneceği bir hatırayı götüreceklerdi. Ama iş nerelere varmıştı.

“Bu hatıra nedir” diye sormuştu arkadaşı Fratva’ya. Bir çakıl, bir dal ya da öldürdüğünüz canavarın dişi ‘işte bu’ diyeceğiniz her şey olabilir” cevabını vermişti. Şimdi hatıra düşünecek zamanı değildi. Birden aklına elinde tuttuğu hançer geldi. Bu hançer Ksedema’nın de ve iyi bir hatıra olabilirdi.

Ağaçların yavaş yavaş son bulduğu bir araziye gözlerini kısarak bakıyordu. Kıpırdayan bir nesne olsa hemen gereğini yapacak etkisiz hale getirecekti. Teker teker gelseler hepsinle başa çıkabileceğini biliyordu ama üçüyle birden nasıl uğraşabilirdi. Elini bacağına bastırdı. Karanlıkta göremese de kan aktığını biliyordu. Üzerindeki gömleği çıkardı. Bacağına yaranın üzerine sardı. Sağ salim sabahı görmeyi istiyordu yalnızca. Sonra, sonrasını düşünecek durumda değildi. Her ne kadar az önce tersini söylese de O muhtemelen okulu bırakır doğduğu topraklara geri dönerdi. Sığındığı yerde bunları düşünürken üzerine gelen bir dal hissetti. Bir an irkildi. Ama canı fazla yanmamıştı. İşte o zaman kendisini bir böceğin ya da bir yılanın ısırdığını anlamıştı. Önce hafif bir üşüme hissetti, havaya yordu. Sabah yaklaştığı için çiğ yağıyor olmalıydı. Bir uluma sesi duydu ama kötü bir taklitti. Çevresine daha dikkatli baktı. Hareket eden gölgeler gördü. Biraz daha geri çekildi. Biraz daha biraz daha derken sırtı sert ve soğuk bir nesneye dayandı. Gözleri hafiften kararmaya başlamıştı. Oradan kaçması gerektiğini biliyordu. Yılan gibi süzüldü kayaların ve çalıların arasından. Birden bir boşluk gördü zorladı, zorlandı. Kayaların arasında bitmiş çalıların içine girmeye çalıştı. Nasıl akıl ettiyse girdiği yerleri kapatmaya çalıştı ellerine batan kollarını çizen dallara aldırmadan. Ortam daha da karanlık hale gelmişti. Artık kendisini bulmasınlar diye tanrılara dua etmekten başka elinde bir şey gelmezdi.

Zamanın durduğunu biliyordu. Her şey korkusunun potasında eriyip bitmişti. Fısıltılar duymaya başladı. O zaman Ksedama’nın sesini duydu. “Nereye kayboldu bu piç” diyordu. Diğerlerini anlamıyordu ama onayladıklarını biliyordu. Kendisine destek olabilecek bir tek Fratva vardı. O da bir şey yapamayacaktı anlaşılan. Montezhi ve Zoilalen liderlerinin sözünden çıkmazdı. Sesler yaklaşıyordu. Sırtını dayadığı zemini itip bir köstebek gibi içine girmek istedi. Parmakları yumuşak bir zemine değdi. Çaresiz kalmış kedi gibi kazmaya başladı. Hemen birkaç kulaç ilerisinden ses duyuldu

“O burada.” Diğer sesler yaklaştı.

“Onu istiyorum.” Ses o kadar öfkeliydi ki sel olsa önünde durulmazdı. Khadra’nın elleri kısa zamanda boşluğa çıktı. Bir bıçak karanlıkta kendisiyle diğerlerinin arasındaki çalı perdeyi doğruyordu. Ellerinin girdiği yere bir iki tekme atınca geçebileceği büyüklükte bir boşluk açılmıştı. Hiç düşünmedi kendini o boşluğa bıraktı. Ama keşke atmasaydı.

“Yapabileceğimiz bir şey yok. Artık ona değil biz değil Tanrılar bile yardım edemez.” Adayı, Devler Vadisiyle bölgesiyle ayıran kadim duvarın ötesini görmüşlerdi. Şaşkınlıkla aşağıda uzanan vadiye vadide kendilerine her an hamle edecekmiş gibi duran kocaman kafalı devlere baktılar. Korkunç bir kükreme duyuldu. Kanlarını donduran o sesten sonra gençler geri çekildi. Ksedema’nın önündeki engel kalkmıştı. Şimdi asıl işlerine dönüp nesnelerini aramaya başlayabilirlerdi. Avının peşinde zamanı unutan avcılar gibi başlarını gökyüzüne çevirdiklerinde üzerlerini örten siyah perdenin laciverde döndüğünü fark ettiler. Henüz çalılıktan çıkmışlar, düzlüklere varmışlardı ki uzaklardan güçlü bir ses duyuldu. Teknenin borusu vaktin yaklaştığını söylüyordu.

Uzun bir yuvarlanmayla bayır aşağı düşmeye başladı. Ne kadar yuvarlandığını kaç takla attığını bilemiyordu. Sırt üstü durduğunda önce geldiği yönü görmeye çalıştı. Dik bir yokuştu ve yukarılarda bir yerlerden sesler geliyordu. Ardından yakınlardan bir yerlerden korkunç bir kükreme duyuldu. Delikanlı düştüğü yerden doğrulmaya kalkıştığında çevresinde dikilen devleri gördü. Sayılamayacak çoklardı ve bedenlerinin üzerlerinde kocaman kafalarıyla öylece dikilip duruyorlardı. Başı dönüyor, kusma isteği duyuyordu. Yarı aralık gözlerinden gördüğü devlere karşı bir saygısız bir davranış içerisinde olmamak için yerinden doğrulmaya çalıştı. Ama kendisine o kadar düşmanca bakıyorlardı ki Titreyen bacaklarıyla birine yaklaşmaya çalıştı. Kendinden kat be kat uzundu. Yumruklamaya çalıştı ama bedeni toprak gibiydi. Yine de öfkesini çıkaramamıştı. Sanki belinde kocaman bir kılıç varmış gibi elini beline attı ama o zaman nerede olduğu aklına geldi. Hançeri bir yerlerde düşürmüş olmalıydı. Bıraktı o koca devi on adım ötede dikilen bir başkasına yöneldi.

“Ey koca dev, neden öyle tepeden bakıyorsunuz bana, savunsanıza kendini” diye nara attı ama ondan da bir ses seda yoktu. “Ben genç bir yiğidim ve sizlere meydan okuyorum. Hadi, hamle edin” Kafasını kaldırdı gövdelerinin üzerinde duran kocaman kafalarına baktı. Ne gözleri vardı görecek ne de ağızları vardı cevap verecek. Öfke ve korku ter içinde bırakmıştı kendisini. Koşmaya çalıştı, onlardan kaçıp kurtulmaya ama attığı her adım kendini daha yorgun hale getiriyordu. En sonunda gözleri iyice kararınca

“Ben Gobiana’lı Khadra. Teslim oluyorum. Artık benden sizlere bir zarar gelmez” diyebildi. Ama söylediği sözler o kadar zayıftı ki kendi bile duymakta zorlandı. Başının arkasında vahşi bir hırıltı duyunca tanrısına dualar etmeye başladı.

“Bizden de sana bir zarar gelmez genç yiğit Khadra” dedi ince ama güçlü bir ses.

 

Kaptan, güvertede hâlâ umutla bekliyordu. Boru seslerinden sonra dört delikanlı geri gelmişti ve içlerinden biri kendisine verilen görevi yerine getirmemişti. O dik kafalı, çelimsiz çocuktan haber yoktu. Önce yanında gelen delikanlıların yüzüne baktı. Uzun boylu sağlam yapılı genç utanmasa kahkaha atacaktı. Lider havası vardı ve soylu bir aileden geldiği her halinden belli oluyordu. Pek çok yönden kendisine cömert davranan Tanrılar içindeki merhameti almışlardı. Bu olay daha önceki sınavlarda da olmuştu. Yani Ada uğursuz ada kendisine meydan okuyanların bazılarını geri vermemişti. Sanırım bu defa da öyle olacaktı. Kaptanın yüzüne baktı bir an göz göze geldiler ve başını hafifçe eğerek gitmeleri gerektiği ifade etti. İşte o zaman teknenin burnunda duran nöbetçinin gür sesi duyuldu.

“Orada… Sahilde…” İki insan silueti batıdan kayaların arasından görünmüştü.

“Sandalı indirin” emri anında yerine geldi. Ksedema ve arkadaşlarının yüzleri asılmıştı bir anda “Kaptan süre doldu” demek istedi ama daha kelimeler ağzından dökülmeden iri yarı kaptan sözünü kesti.

“Burada kaptan benim”

Teknede duranlar sahilde ıslak kumların üzerinde iki kişi görüyordu. İki çocuğun biraz gerisinde kocaman bir arslan vardı sessizce bekleyen. Khadra, vedalaşmak için kendi yaşlarındaki genç kıza elini uzattı. Kız, bacağındaki yarasını sarmış, karnını doyurması için koca bir parça et ve zehir için ilaç vermişti. Fazla vakit kaybetmeden sahile inmişlerdi. Ayrılırken boynundaki küçük madalyonu çıkarıp delikanlının boynuna taktı. “Bu dağın Söylenecek bir söz kalmamıştı. Delikanlı beş dakika sonra sandaldan geri dönüp baktığında kocaman arslanıyla küçük kız gözden kaybolmuştu…

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

Devler Vadisi” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Ben öykünüzü pek anlamadım. Peri bacası temasını göremedim. İmla hatalarınız var. Cümleleriniz de kopukluk var. Yazım kurallarına da pek uyulmamış gibi. Yazınız ikinci bir gözden geçirmeyi gerektiriyor.

    Teşekkürler
    Müge

  2. Günaydın: Okuduğunuz ve eleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Öyküyü anlamamanız normal, Nedenine gelirsek -ki aslında bu satırları bir tür itiraf gibi de okuyabilirsiniz.- Uzun çok uzun bir bütünün parçası olmaya çalışan mini bir bölüm. Son zamanlardaki popüler terimi kullanırsam kurmaya çalıştığım Hiçkimse ve onun akıl hocası şaman Khadra evreninin bir parçası Daha önceki bölümler Kayıp Rıhtımın muhtelif yerlerinde mevcut. Özellikle de şubat ve ocak aylarındaki denemeler bu öykünün öncesi gibi düşünülebilir. Bu arada anladım ki devlerin aslında peri bacaları olduğu yeterince açıklanmamış.
    İmla konusuna gelirsek maalesef ve maateesüf ki bu konuda hiç mi hiç iyi değilim. Birazda konu bütünlüğünün ve hikayenin mantıklı ve akıcı olmasına daha çok dikkat etmemin bir sonucu olsa gere. Umarım bu tür hatalar zaman içerisinde düzelir. Bütün bunlara rağmen biraz Poliannacılık oynarsam ne mutlu bana ki denememi sonuna kadar okumuşsunuz. Tekrar teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!