Öykü

Eğer

Çocuk, soğuktan sümüklenmiş burnunu hırsla çekti. Omuzları geride, başı yukarıda altında durduğu evin balkonuna bakıyordu. 8-9 yaşındaydı sesi, az daha kalınlaştırıp yukarıdakilere bağırdı.

“Gelmiyor musunuz oğlum?”

Çocuklar gönülsüzce omuz silktiler. İçlerinden birinin evinde oynamak için anneleri ikna etmek daha kolay oluyor, eve dönüşte yiyecekleri azar ihtimali azalıyordu. Birazdan gelecek kurabiye de cabası. Çocuğun boynundaki damarlar iyiden iyiye belirmişti. Elini yumruk yapıp balkona doğru salladı.

“Eğer benimle oynamazsanız, Ahmet Abi’ye söylerim, bakkaldaki cips dolabını sizin devirdiğinizi!”

Çocuk, aşağıya inen arkadaşları ile istediği oyunları oynadı. Hatta diğer mahallenin çocuklarıyla yaptıkları maçta, top kendisinin olmadığı halde, kaleyi bile seçti. Keyfi yerindeydi. Canının istediği, aklına gelen bütün oyunları oynadılar. Ama artık ağzındaki sakızın tadı azalmış, biraz da sıkılmıştı. Eve gidip tableti aşırmanın ve yeni yüklediği araba yarışı oyununu hayal ederek eve koştu.

Kapıyı ablası açtı. Kızın kaşları her zamanki gibi yukarı kalkmış, dudakları ise aşağı bükülmüştü. Çocuk, ablasının yüzüne yapışmış gibi duran umursamaz ifadeye bakmadan üstünü başını çıkarmaya koyuldu. Kız kulaklığının birini çıkarıp, “Annem odayı toplamamı söyledi. Burada senin de bir sürü oyuncağın var, gel bana yardım et.” dedi.“Bana ne, annem sana söylemiş.” diye fırlattı çamurlu ayakkabılarını çocuk. Bu, “Bana yardım edersen tableti iki saatliğine veririm,” sözünü duymadan hemen önceydi.

Çocuk anlaşmadan memnun, odaya saçılmış oyuncaklarını toplamaya koyuldu. Henüz ellerini bile yıkamamış, yol boyu hayal ettiği su şişesini kafasına dikmemişti.

İçeriden annenin sesi geldi. Bir şey isteyeceği besbelli sesi her zamankinden daha yumuşak olsa da evi çınlatmaya yetiyordu.

“Kızıım, geliver hele. Diyeceğim var.”

Kız, işini ancak bitirmiş, eline telefonunu henüz almıştı.Okula yeni gelen çocuğu daha “stalk”layamamış, uyuz Zehra’nın “insta”daki fotoğraflarına bakamamış, hayran olduğu “youtuber”ın eklediği makyaj videosunu izleyememişti. Annesi yine ne istiyordu? Telefonu öfkeyle yatağa fırlattı, ayaklarını vura vuraan nesinin yanına gitti.

“Ne var?”

Anne, her akşamüstü olduğu gibi kayınvalidelerin gelinlerine yemek yaptırıp, sonra onlara ve yemeklere sövdüğü programı seyrediyordu. Kayınvalidelerin birbirleriyle çekişmesine, gelinleri azarlamalarına hatta bazen ağlatmalarına bayılıyordu. Neyse ki onunki geçen sene rahmetli olmuştu da kurtulmuştu. O da böyle hiçbir yemeği hatta yaptığı hiçbir şeyi beğenmezdi. Üstelik gündüz aralarında geçenleri oğluna söylerse, bu evi ona zindan edeceğini söylemekten de çekinmezdi. Çok çektirmişti çok. Yine de nur içinde yatsındı.

Kadın, televizyonun sesiyle birlikte kendininkini de kıstı. Kız annesinin boynunu böyle sağa doğru italik büküşünü tanıyordu.

“Bugün Süheyla Teyze’nin geldiğini babana söyleme emi kızım.”

“Niye ki?” diye yanıtladı kız. Gözleri alev alev parlıyordu. Aslında her şeyi biliyordu ama annesini uğraştırmak hoşuna gidiyordu. Kadın fazla uzatmadı. Hikâyeyi baştan anlatacak hali yoktu. Bir kere de tamam deseler ölürlerdi sanki. Biraz öfkeli, biraz da çaresiz teklifini sundu.

“Eğer söylemezsen, hafta sonu okul gezisine gitmen için babanı ikna ederim.”

Kız, “Hem neden babamdan bir şey gizliyormuşum?” diye işi büyütmeye hazırlanırken, bu parlak teklif karşısında söyleyeceklerini unutuverdi. “Tamam, söylemem” diyerek, sevinçle odasına gitti.

Baba, o gün yüzünü şeytan göresice baldızının evlerinde misafir olduğundan habersiz, dükkânda akşamı etmeye çalışıyordu. Hava hepten soğumuş, elektrik sobası da ısıtmaz olmuştu. Önündeki bulmacayı eliyle ittirip, midesini tuttu. Çay ocağından gelen bayatlamış çaya ayrı, veresiye bir bardak su vermeyen çaycıya ayrı sövdü. Şu Selim’in teklifi de canını sıkmıştı ama yapacak bir şey yoktu. Ne kızın okul servisi ne oğlanın yemekhane parası ödenmemişti daha. Karısı desen bıkmadan usanmadan bardakları lekeli çıkaran bulaşık makinesinden bahsediyordu.Bu aralar işler iyice zayıflamıştı. Selim, müşterilerinin telefon numaralarını istiyordu. Böylece, satış temsilcisi olduğu, şu “her şey dâhil çoğu bedava termal tatil turu”nu daha çok insana satabilecekti.

Adam, evlerine tamirata gittiği çoğu yaşlı olan müşterilerinin telefonlarını vermek istemedi önce. Selim’in yaptığının düpedüz dolandırıcılık olduğunu biliyordu. Buna rağmen kabul etti. Çünkü Selim, “Telefonları verirsen, kazandığımın yüzde 20’sini sana veririm.” demişti. Arkadaşının hesabı tutarsa, cebine az sayılmayacak bir para girecekti. Adam taş atıp kolu yorulmadan kazanacağı paranın hesabını yaparken, karnının iyice acıktığını hissetti. Karısına telefon ederek, akşama mantı yapmasını istedi. Üzerine de bol salçalı yağ yaksındı. Ancak karısı o saatten sonra uğraşamayacağını, bütün gün çok yorulduğunu, zaten ıspanak yemeği ve makarna yaptığını söyleyerek itiraz etti. Adam, “Sen bilirsin, mantı yoksa istediğin o çizme de yok.” dedi.

Aile, akşam yemeğinde bol salçalı mantılarını yerken, anne çocuklarından yakınıyordu. Özellikle de küçüğünden. “Hiç laf dinlemiyor bu senin oğlun, annesi miyim akranı mı belli değil!”

Baba kaşlarını çatıp sağlam bir azar çektikten sonra, bakışlarını yumuşattı. Sesini incelterek, “Bakın bugün Cuma namazında hoca dedi ki, eğer büyüklerimize itaat etmezsek Allah, cehenneminden ateşler akan nehirlerinde bizi çatır çatır yakarmış. Biz de sizin büyüğünüzüz. Dediklerimizi yapmazsanız cehennemi boylarsınız ona göre. Alev alev yanmak ister misiniz, söyleyin bakalım?”

Kız kulağını çekip, orta parmağının sivri tarafıyla tık tık masaya vurdu. Küçüğünün de gözleri fal taşı gibi açılmıştı, ağzının kenarından yağlı salça akıyordu. Sonra “Vallahi, billahi, ekmek kuran çarpsın” diyerek bundan sonra annesinin sözünü dinlemeye yemin etti.

Baba sonuçtan memnun, ağzına koca bir kaşık daha mantı attı. Açlığının kabası gitmiş, keyfi yerine gelmeye başlamıştı. Sesi normale döndü. “Kızım şu televizyonun sesini aç, bakalım haberlerde ne varmış?” dedi.

Televizyonda devletin büyüğü, “Eğer,” ile başlayıp “külahları değişiriz,” ile bitecek konuşmasına yeni başlamıştı.

Eğer” için 14 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Yediden yetmişe, çıkar ilişkileriyle donatılmış benlikler dünyasına gönderilmiş ufak bir göktaşı tadında kısa ve sade bir öyküydü okuduğum. Her gün ve her yerde bu ilişki biçimiyle karşılaşıyor ve maalesef gelecek kuşakların da böyle yetişmesine hepimiz katkılar sunuyoruz. Teknik olarak yorum yapmadım fakat dilim döndüğünce öykünüzün bende uyandırdığı duyguları aktarmaya çalıştım.

    Emeğinize sağlık, sevginize çıkarsızlık…

  2. “Yediden yetmişe, nasıl oldu da her birimiz bu kadar hesapçı, pazarlıkçı olduk”, sorusuna şık bir yanıt. Değerlerimiz üzerine güzel bir öykü. Keyifle okudum. Kaleminize sağlık.

  3. Merhaba @nyphe

    Eline kalemine sağlık. Yine bir Hande Çiğdemoğlu öyküsü. Halktan, düzene karşı, yozlaşmaları gösteren, duygu ön planda öykülerini keyifle okuyorum. Öykünde bir kaç teknik sorun var. Özelden paylaşırım arzu edersen. Bir de şöyle bir şey aklıma geldi. Mesela tarzı dışında bir Hande Çiğdemoğlu öyküsü okumak :slight_smile: Denemeler için Seçkiden daha iyi bir platform düşünemiyorum.

    İlhamın bol olsun
    Sevgiler

  4. ebuka dedi ki: dedi ki:

    Selam @nyphe,

    Eğer benim öykülerime olumlu eleştiriler yazarsanız ben de sizinkilere güzel yorumlar atarım. :smiley:

    Kısa, güzel ve gayet net bir öyküydü. Gecenin bu saatinde biraz kafam bulanık ama piramit teması hiç geçmemiş galiba öyküde. Bir de şu cümle sorunlu gibi:

    Eve gidip tableti aşırmanın ve yeni yüklediği araba yarışı oyununu hayal ederek eve koştu.

    Elinize sağlık. Keyifle okudum. Görüşmek üzere, iyi bakın kendinize…

  5. nyphe dedi ki: dedi ki:

    Müge selam. Teşekkür ederim okuduğun için. Aslında bu öykü edebi bir iddia taşımayan deyim yerindeyse kıssalı hisseli bir küçük çalışma. Ama haklısın. Ne hikmetse gözümden kaçmış ve seçkide okuduğumda pek çok hata gözümü acıttı. Farkında olmadıklarım da olabilir. Bana yazarsan sevinirim. Özelden ya da genelden hiç far etmez:))

    Tarzın dışında demişsin. Bu mutluluk verici. Demek ki yapmaya çalıştığım şeyi becerebilmişim. Elbette okuduklarına pek benzemeyen öykülerim ve yazılarım da var. Fırsat olduğunda paylaşmayı isterim. Temalara denk getirebilir miyim bilmiyorum ama olmazsa sana mail atarım. Bakalım onlar hakkında ne düşüneceksin? :slight_smile:

    Sevgiyle, öyküyle kal hemşirem. Dünya Öykü Günümüz kutlu mutlu olsun…