Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Gökten Değil

Gökten değil, sokaktan değil, uzaktan değil

Gönlümün çatırdaması-içerden.

Ve elini tez tutsun denmezmiş kimseye. Eli daima üstümüzde olanı hissetmek dururken.

Yeşilin verdiği heyecan beyaza dönüştü.

Dişlerim değildi beyaz olan.

Gülüşlerim dişlerimden güzeldi.

Sesinin yükselen kırmızılığından kaçarken, yağmuru sevmeyen sen, seni düşünürken ben içimde güneş açıyor, bir renklenme oluyordu yukarıda da. Efsanedeki gibi 7 renkten oluşan şölen geçiyordu kafamızın üzerinden.

Uçak geçiyor, gemiler kalkıyor limanlardan.

Bir gemi neden korkar? Yükünü taşıyamamaktan.

Gemi bilmez taşıyamayacağından fazlasının yük olmayacağını, sen söyle ona.

Açık ve aydınlık olmasını ister herkes yolun,

Yol güzeldir. Güzelle. Daha da güzelleşir. Kimle yürürsün, başımla beraber diyebileceğinle.

Bir yol. Uzun da olabilir kısa da. O mefhum kişiyle gidilen yolda, yaşanacak yılların birlikte kolaylaşacağını düşünmekti mühim olan.

Yolda yoruldum, ne seni ne dünyayı sevecek hal kalmadı ama seviyorum hala. Sana ulaşamıyorum, sen de bana.

Kimden kaldı bu izler bu yorgunluk ? Kimseye de bir şey anlatılmıyor artık, hemen üzülüyorlar ya da aynısını yaşadım diyorlar nasıl aynı olabilir ki.

İnsanda inattan büyük tanrı yok, hayır öyle bir şey yok, insanda egodan büyük tanrı yok. Evet öyle bir şey var.

Serbest bırakıyorum sizi ve kendimi, endişelerim bana ait değil, korkularım da. En çok korkularımdan korktum. Ama azaldığını düşünüyorum sakince karşılayabiliyorum. Sakinlikle bakan ve pırpır eden bi’ yürek sahibiyim.

Ne gerekirse yaparız demeye bayılıyorum ama diyemiyorum.

Korkma sevince uç!

Müjdelendik ve uyarıldık defalarca. En çok sev! Diye uyarıldık. En iyi yaptığı şey sevmek olan biri için bu uyarıdan çok anonsa benziyor, bazen sevince suç oldu. Senin tek suçun sevmek olsa, bu suç sayılmaz da tek suçumuz sevmek değil demek.

3 yıldır istiyoruz ki zımbanın teli bitmesin, a4 bitmesin, kaşenin mürekkebi bitmesin, yazacaklarımız bitmesin, ne çok şey istiyor insan. Artık bir şey istemeyeceğim dediğim vakitlerin birinde kendime vakit

Ayırmayı seçmiştim.

Dilimi 360 derece çeviriyordum ağzımın içinde, saat 3’e geliyordu saat 9’a. Yıl bitiyordu.

Bir yaşımıza daha gireceğiz birazdan. Hazırlıklar yapılıyor, bilmiyoruz neler beklediğini bizi bu sefer.

Bir şehre tepeden bakar gibi bak. İnsana öyle bakılır mı hiç. Gözlerimizden anlayalım birbirimizi. Senin de boyun uzun başka nasıl bakacaksın ki.

Pazar günü ^dünyevi aşktan ilahi aşka^ gibi bir soru arkadaşım dünya evine girerken sordular. Düğün gecesi yok mu bu sene diye. Yok maalesef. Kavuşanlar kavuşuyor, bize ayrı düşmek mi nasip oldu yoksa

Biz mi ayrılığı seçtik. Ayrılık seçilmez ki başımıza gelir ancak. Sonra bir tek senin başına gelmiş gibi ya da başına çok şey gelmiş gibi bu damı gelecekti başıma? Neden ben demeye başlarsın. Tabi yorulursun seni senden başkası yormuyor.

Bu dünyanın en üzücü şeyi gibiyim. Seni senden başkası da üzmüyor. Yani her şey kendi kendine oluyor.

Kelimelerime sinmiş korkular.

Sizden de özür dilerim.

İyi kiyle keşke arasında. Keşke yoksa iyi ki de mi yok, o zaman nasıl kutlanır doğum günleri. İlla iyi ki mi demem lazım, önemli olan ölürsek diye keşkeye yer bırakmamak değil miydi?

Bir çocuğun alt dudağının aşağı sarkmasıyla aşağı sarkıyordu dünya. O çocuk gibiyiz hepimiz son zamanlarda. En güzel iyi kisin diyenim. Canım kardeşim, cheesecake yiyelim mi ?

Hani yakındım tamamlanmaya bir aşkla… O aşkla kaldım ben baş başa.