Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

İçeride Kalmak

Odanın içi tavana kadar suyla doldu. Boynumun erimiş plastik gibi sağa sola yamulduğunu hissedebiliyordum. Bütün uzuvlarım suyun kaldırma kuvvetiyle boğuşuyordu. Fakat ne kadar yukarı çıkmak istersem isteyeyim kafama çarpan tavanla hiçbir ilerleme kaydedemiyordum. Paniğe kapıldım. Ciğerlerim beni ancak birkaç dakika idare edebilirdi. Pencerelere yöneldim. Açılmadılar. Camları yumrukladım. Kırılmadılar. Ağzımdan hava kabarcıkları çıkarken sesimin duyulmayacağını bile bile caddeden geçenlerden yardım almak istedim.

Kimsenin umurunda olmadı.

Bacaklarım uyuşmaya başladı. Hissizlik ayak bileklerimden beynime doğru yayılıyordu. Son gücümü kapıyı açmak için kullandım. Fakat kilitliydi. Daha fazla dayanamadım. İstemsiz bir şekilde nefes almaya çalıştım. Ciğerlerim en ücra köşelerine kadar suyla dolmaya başladı.

Artık ölüm beni bulmuştu. Peki, bu kadar saçma bir şekilde mi? Nasıl olmuştu bu? Patlayan bir boru aradım. Bulamadım. Bulsam bile bir anda bütün odayı doldurması imkânsızdı. Aklım, oksijensizlikten çıldırmış durumdaydı. Ev sahibi benden habersiz bir tadilata mı girişmişti yoksa? Eğer öyleyse adamın yumurta gibi parlayan kafasını tutup avucumda patlatabilir, ağır çekim masaya akıtabilirdim.

Beynim cazır cuzur ötüyordu.

Telefonumun çaldığını fark ettim. Sesi, çok yakından dalgalar halinde kulağıma ulaşıyordu. Hemen aşağıda ışıklar saçarak yüzdüğünü gördüm. Üzerine su dökülse bozulması gereken ucuz bir şeydi. Hala nasıl çalışabiliyordu? Mantıklı sorular sormaktan vazgeçtim. Küçük bir hamleyle telefonu kavradım. Numaraya baktım.

İsimsizdi.

Yine de umutlandım. Ne de olsa bir cezanın içindeki ödülü görebilmektir iyimserlik. Neyle suçlandığımı bilmesem de inancı hafife almamam gerektiğini düşündüm. Yardım isteyebilirdim.

Açtım.

Sözcükler, adamın ağzından püsküren sinek bulutu gibi gözlerimin önüne üşüştüler.

“Ubor Metanga” dışında (o da nereden aklımda kaldıysa) o bulutun içinden çıkıp belleğimde karşılık bulabilecek, telaffuz edebileceğim hiçbir kelime yoktu. Fakat telefonu kapatmak yerine hayatta kalmak için önümde uzun yıllar varmış gibi tekrarlarını dinledim. Başkası olsa makineyi bir tarafa savururdu. Belki pencereler kırılırdı. Toplum denen karanlık kütlede, o kara delikte sözcükler kaybolurdu.

İçeride kalmanın o kadar da kötü bir şey olmadığını fark ettim. Hala düşünebilmek bile başlı başına bir sevinç meselesiydi. O sevinci hissetmeye başladığımda, zehirli bir sarmaşık gibi gırtlağımda kıvranan su yavaş yavaş azaldı. Odadaki su azaldıkça boğazım gevşedi. Birkaç dakika içinde her şey ilk anki gibi kupkuru oldu.

Komedinin üzerinde duran telefonuma baktım.

Son aramaları kontrol ettim.

Bilinmeyen numara yoktu.

Aklımı toplamak için kanepeye uzandım.

İçeride Kalmak” için 1 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Oldukça kısa bir öyküydü. Biraz daha uzun olsa hem temaya daha iyi uyum sağlayabilirdi hem daha bütüncül bir öykü olurdu fikrimce. Bu şekliyle bir kesit öyküsü gibi. O maksatla yazılmış olabilir ama öyküye girişteki o boğulma sahnesi okura daha çok şeylerin olacağını vaad ediyor, yani okur bunu bekliyor ama çarçabuk toplanıyor öykü.
    Kaleminize sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *