Öykü

İkna Olunur mu?

Her zaman olduğu gibi her şey. Kuşlar ötüyor, gün doğuyor, gökyüzü kendini hazırlıyor, insanlar yavaş yavaş ayrılıyor yatağından, kimi ayna karşısında devam ediyor uykuya. Dişlerini fırçalarken rüyanın en can alıcı yerinde tükürmesi gerekiyor. Uyanıyor ve tekrar uyukluyor. Sonra üzerine bir şeyler geçiriyor. Bütün akşamını ne giysem sorusuna cevap arayarak geçirmesine rağmen hiç alakasız bambaşka alelade bir şeyler geçiriyor. Koşuyor kimisi kaçan otobüsün peşine, kimisi yolcusu olan taksinin peşine. Her şeyden habersiz.

Kimisi arabasının motorunu ısıtıyor hayattan bezgin. Kimisi hâlâ sıcacık yatağında ama monotonluktan şikâyetçi.

Kimisi kalkmış şarkılar mırıldanıyor, kimisi kahve koyuyor, kimisi namaz kılıyor, kimisi gökyüzünü seyrediyor. Tamamlanmayan bir şeylerin boşluğu var hepsinde. Asla tamamlanmayacak bir boşluk.

Tatmin olmayı öğrenemedikçe ve bunu içselleştiremedikçe asla dolmayacak bir boşluk.

Yolcu otobüsünde ki bütün yolcular trafikten şikâyetçi, üst üste olmak. Arabası olsa bu şikâyetinin geçeceğine çok ikna. O kadar ikna ki arabasızlığına hayıflanmaktan hayatta bir arpa boyu yol alamıyor. Aynı yolda arabalı insanlarda var ve trafik temel kaynağı* neredeyse fakat o da şikâyetçi aynı yoldan aynı trafikten. İşi evine yakın olsa her şey daha sakin olacak o da buna ikna. Hali hazırda olana ikna olan yok. Kabullenen yok. Bir başkasının hayallerinin içinde yaşarken herkes şikâyetçi yaşadığı an’dan.

Hepsini dürtebilecek bir şey olsa. Ölüm var lakin onun ansızın geleceğine ikna olmuş kimsecikler yok. Ansızın yakalanan ölüler dışında.

Bir şey olsa bir şey…

Bir değnek mesela sihirlisi bi’ iş görmedi masalsı geldiğinden. Malum her şeye gerçekçi diplomatik bakar hepsi.

Bir kırbaç peki?

Çok hırpani sert olur. Öfkeye, başkaldırıya çok müsait duygu durumları hepsinin.

Bir mızrak. Tılsımlı mızrak. Bu iş görür mü?

Alışılagelmiş değil. Çalıştıkları yerden değil. Savaşçı ve masalsı. Hedefe odaklanıp, tam göğüs kafesine isabet etse mızrağın tılsımlı ucu.

(“Mızrak çuvala sığmaz,” derler lakin günümüz de anlamına riayet eden durum yok. Pekâlâ, ört bas oluveriyor her şey.)

Öldüm dese ama ölmese. O saliseler ölümü hatırlatsa. Yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu anlarlar mı? Yaşamak; ev, araba, sıcak yatak, yakın iş, konforlu hayat tabularından ibaret değil de nefes almak ve sağlıktan ibaret olduğuna ikna olurlar mı?

Peki, ne kadar sürer etkisi?

Bir saat, bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür?

İkna Olunur mu?” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Hilal

    Sanırım yazarlığın ilk adımı yazarın kendisinin dünyaya-aileye-arkadaşlara-okula olan eleştirilerini, sorunlarını ve duygusal iniş-çıkışlarını, yazıları vasıtasıyla çözmeye çalışmasıdır. Bu aynı zamanda sağlıklı büyümenin ve büyürken de sağlıklı bir duygusal iç dünyanın oluşmasını sağlayan muhteşem bir armağandır. Böylece büyüme denilen travmanın (ki bu arada ben de bu yaşa geldim ama hala büyüyorum) kontrollü yönetimini sağladıına inanıyorum.

    Öykü seçkisine gönderdiğin öykülerinden anladığım kadarıyla genel olarak böyle bir dönemden geçiyor olabilirmiisn? Zaten yazar önce kendisini bitirmeli ki başka kahramanları yazmak için kafasında ve kaleminde yer açsın değil mi :slight_smile:

    Mutlu bir yeni yıl dilerim
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!