Öykü

Kanlı Çizimler

Teras kattaki iki odalı evinin büyük balkonunda, çekyatın üzerinde uzanmış gökyüzünü izliyor ve ağzındaki sigara ile ciğerlerini dumana boğuyordu. Arada bir yıldız gördüğünde kendini şanslı hissediyordu. Şehir ışıkları ve hava kirliliği, güzelim yıldızları görmesine engel oluyordu. Dört duvarın arasında yaşamak başkomiser Akın’a göre değildi. Damda yatıyormuş gibi uyumasına olanak veren havadar yere taşınmasının sebebi buydu. Çocukluğu bu şeklide geçtiği için yüzünde hissettiği latif rüzgâr, onu rahatlatıyor ve içinden çıkamadığı durumlarda düşünmesine yardımcı oluyordu.

Günler önce işlenmişti ilk cinayet. Adeta çarpılmış vaziyette olan bir ceset bulunmuştu. Yaşlı bir adamdı ve çırılçıplaktı. Kolları ve bacakları eklem yerlerinden kırılmış, boynu da neredeyse ters dönmüştü. Dibinde durduğu duvarda eciş bücüş bir yaratık resmi vardı. İlginç olan duvardaki çizimde adamın kanı kullanılmıştı. Araştırmalar sonucu maktulün yetmiş beş yaşındaki Haldun Özlü olduğu ortaya çıktı. Hiç çocuk sahibi olmamış karısı ile yaşayan emekli bir adamdı.

Bir diğer cinayet hemen dört gün sonrasında gerçekleştirildi. Yine bir çizim vardı ve kanatları olan bir kıza benziyordu. Katil çizimde yine kan kullanmıştı. Şişme bir havuzun içinde çırılçıplak şekilde bulunmuştu ceset. Belli yerlerinde morluklar vardı ve bilekleri kesilerek öldürülmüştü. Yaşına göre genç bir simaya sahip maktul, altmış yedi yaşındaki Kutlu Varol’du. Otel sahibi varlıklı bir adamdı.

İki vaka arasındaki ortak bağlantı geçmişten geliyordu. Haldun Özlü, Ateş Tekstil fabrikasında ustabaşı olarak çalışmıştı. Aynı dönemde Kutlu Varol fabrikanın işletme müdürlüğünü yapıyordu. Katil ile ilgili bir ipucu bulunamamıştı ve araştırmalar devam ediyordu. Bu seferki cinayetler zorluyordu Akın’ı. Onlarca katili yakalamıştı ve bu hiçbirine benzemiyordu.

Sabah erkenden kapısı çaldı başkomiserin. Gelen beraber çalıştığı komiser Kenan’dı. Oldukça zeki ve çalışkan bir kişiliğe sahipti. Akın’ın sayısı az olan güvendiği insanların en başında geliyordu. Hâlâ faal olan Ateş Tekstil fabrikasına giderek araştırma yapacaklardı. Akın’ın çarçabuk hazırlanmasından sonra çıktılar.

Arabayı süren Kenan yanında oturan başkomserine;

“Benim öğretim görevlisi bir arkadaş var, resim işlerinden anlar. Sanat tarihi hocası, çizimleri ona bir gösterelim mi?” diye sordu.

“Şimdiye kadar durduğun hata, haber ver adama buluşalım. Belki bir ipucu yakalarız.” diyerek karşılık verdi Akın.

Fabrikaya geldiklerinde halkla ilişkiler müdürü Sinan Sert’in yanına çıkarıldılar. Güzel bir şekilde dizayn edilmiş, fiyakalı odasında ağırladı onları. Bir takım bilgiler karşılıklı alınıp verildi. Sorularına cevap alacakları yerin burası olmadığı aşikardı. O zamanlar fabrikanın başında kurucusu ve şimdiki onursal başkanı olan Ender Ateş vardı. Onun ile irtibata geçmek istediler. Edilen telefonun ardından görüşme işi hâl oldu. Sinan Sert önde onlar arkada iki araba ile büyük patronun evine doğru yola çıktılar.

Ultra lüks bir evdi burası. Ağaçların içinde insan eliyle yaratılmış bir cennet gibiydi. Her yerinden şatafat akıyordu. İçeriye girdiklerinde etrafta dört dönen hizmetçiler, konuklarını üst kata çıkardılar. Yol gösteren görevli, merdivenin tam karşısındaki büyük kapıya yöneldi ve tıklattığı kapıyı açtı. Oda da masanın başında oturan, gözlüklü ve bir gencinki gibi gür olan beyaz saçları ile yaşlı bir adam vardı.

Başkomiser Akın ve komiser Kenan deri koltuklara buyur edildiler. Sinan patronunun yanında ayakta beklemeyi tercih etti. Hoşbeş ettikten sonra bir takım bilgiler verildi ihtiyara. Seksen beş yaşlarındaki bu yaşlı adam, neredeyse yaşadığı her günü hatırlayacak kadar iyi bir beyne sahipti. İki maktulü de hatırlıyordu. Yanında çalışanları en alttan en üst kademeye kadar hemen hemen hepsini tanırdı.

Başkomiser Akın:

“Onlarla çalıştığınız zaman zarfında bir olaya karıştıklarını falan duydunuz mu?” diye sordu yaşlı patrona.

“Öyle bir şey duymadım. İkisi arasında ortak bir şey olabileceğini de düşünmüyorum.” cevabını verdi.

“Neden öyle dediniz?” diyerek atıldı komiser Kenan.

“Kutlu Varol, kendini ustabaşı ile muhatap olacak biri olarak görmezdi. Kibirli bir mizaca sahipti. ” diyerek cevapladı adam.

“Kutlu, yanımızdan ayrıldıktan sonra bir daha görüşmedik. Diğeri ise emekli olana kadar bizimle çalıştı. Hayatları hakkında her şeyi bilemem. Başka sorunuz var mı? ” dedi adam.

Buradan da bir şey çıkmayacağını anladılar.

“Teşekkür ettik Ender bey!” dedi başkomiser ve kalktılar.

Bir gün sonra Kenan’ın arkadaşını, akşam yemeğini yedikleri mekanda bekliyorlardı. Kanla meydana gelen çizimler hakkında bir fikir verebilirdi. Onlar çaylarını yudumlarken, sanat tarihi hocası Haluk Ersöz içeriye girdi. Kısa bir hâl hatır sorma faslından sonra fotoğrafları masaya çıkardılar.

Cinayetlerin işleniş biçimlerini anlattı başkomiser. Adam fotoğraflara bir süre baktı.

“İnsan kurban eden bir tarikatın işi olabilir. İlk cinayetteki çizime, şeytan ve ona sunulan adak diyeceğim, fakat keçi başlı bir görünümle özdeşleşen şeytana da benzemiyor.”

Başkomiser ile birlikte onu dinleyen Kenan:

“Bizde ayin yapan bir tarikat olarak düşündük. Ama dört gün gibi kısa bir sürede tekrar toplanıp başka kurban ritüeli yapılacağı biraz tuhaf geldi.” dedi.

“Adak, tapınılan tanrılara veya putlara belli zamanlarda kurban edilerek sunulur. Doğru söylüyorsun Kenan!” dedi Haluk Ersöz.

“Diğer çizim hakkında ne düşünüyorsun?” dedi Akın başkomiser.

“Her kanat tek parça ve uzun değil, iki parçadan oluşuyor üstelik küçük. Bir melek çizimi olma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Karmaşık bir durum.” diyerek cevapladı.

Çizimler hakkındaki konuşmaları devam ettiği sırada Kenan’ın telefonu çaldı. Aynı şekilde bir cinayet daha işlenmişti. Şimdiki çizimi yerinde görmesi için Haluk’u da yanlarında götürdüler.

Olay yerine vardıklarında, doğrudan cesedin başına geldiler. Bir gözü yerinden çıkarılmıştı ve bir kan damlası dahi yoktu yüzünde. Vücudundaki kemikler tuzla buz edilmişti. Boş bir çuval gibi çöp konteynırlarının yanında duruyordu. Duvarda ise tek gözlü, iri vücutlu bir çizim vardı ve bakışlarını oradan alamayan başkomiser Akın’a;

“İşkence gördüğü kesin ve buraya öldürüldükten sonra getirilmiş.” dedi olay yerindeki doktor.

Sarı şeridin içindeki ekipler, olası delillerin zarar görmemesi için dikkatli biçimde çalışıyordu. Fakat işini titizlikle yapan katil arkasında yine hiçbir iz bırakmamıştı.

“Hoca, bu çizime ne diyorsun? diye sordu Akın.

“Mitolojide ve masallarda çokça yer alan Tepegöz geliyor aklıma. Yunan mitolojisinde de bahsedilir bu tek gözlü devlerden.” diyerek cevap verdi Haluk.

Başkomiserine doğru dönen Kenan:

“Zaten herif bir dev tarafından dövülmüş sanki, kemikleri paramparça edilmiş.” dedi.

Bu sırada cinayet mahalline teşrif eden savcı, doktordan bilgi alırken gözlüğünün altından dik dik başkomisere bakıyordu. Birbirlerini fazla sevdikleri söylenemezdi.

Birkaç yıl önce anlaşmazlık yaşamışlardı. Zor bir cinayet vakası üzerinde çalışırken, olayın intihar olduğunu savunan savcı dosyayı kapatmak istemişti. Akın başkomisere göre cinayetti, bunu bir şekilde kanıtlaması ile savcıyı rezil etmişti. O gün bugündür zıtlaşmaya devam ediyorlardı.

Kendini yorgun hissediyordu ve olay yerinde yapacağı başka bir şey yoktu. Haluk Ersöz ile tokalaşıp;

“Teşekkür ettik sayın hocam! Tanıştığıma memnun oldum.” dedi ve Kenan’a; “Ben eve gidiyorum. Kimlik tespiti veya başka bir gelişme olursa beni ararsın. Sabah görüşürüz.” dedi başkomiser Akın ve yürüyerek uzaklaştı.

Sabah uyandığı gibi elini sigara paketine uzatıp bir tane yaktı. Daha ilk dumanı ağzından ve burnundan çıkarmıştı ki telefon çaldı.

“Maktulün kimliği belli oldu, elli iki yaşındaki Kerem Ateş. Ender Ateş’in yurt dışında yaşayan bir oğlu varmış. Ceset ona ait çıktı.” dedi telefonun diğer tarafındaki Kenan.

Hemen hazırlanarak büroya gelen Akın:

“Nasıl buldunuz Ender’in oğlu olduğunu.” dedi.

“Türkiye’ye ailesini ziyarete gelmiş. Bir hafta önce İngiltere’ye gitmesi gerekiyormuş. Burada kalan karısı o günden sonra adama ulaşamamış ve oradaki tanıdıkları aramış. Adamı kimsenin görmediğini haber alınca, araştırıp yurt dışına hiç çıkmadığını öğrenmiş. Biz evlerine gittiğimiz günün akşamına kayıp başvurusu yapmış emniyete. Kayıpların özellikleri ile cesedi karşılaştırınca benzerlik çıktı. Sabah erkenden kadın geldi ve teşhis etti.” dedi Kenan.

Kafasını düşünceli bir şekilde kaşıyan Akın:

“Ender’in evini bir ziyaret edelim.” dedi.

Hemen yola çıktılar. Vardıklarında olayı duyan yakın çevrelerinin eve doluştuğunu gördüler. Kapının önünde son model bir sürü araba vardı. İçeriye girdiler ve başka bir sorun ile karşılaştılar. Ender Ateş dün akşamdan beri ortalıkta yoktu. Sinan Sert ile ara ara yaptıkları gibi yine gezmeye gitmişlerdi. Oğlunun başına gelen olay nedeni ile ulaşmaya çalıştıklarında ikisinin telefonu da kapalıydı. Son derece üzgün olan ailesi, onların başına da böyle bir şey gelebileceği korkusunu yaşıyordu.

Akın ve Kenan oradan ayrılarak büroya doğru yola çıktılar. Akın’ın aklından bu katilin ikisini de yakalamış olabileceği geçiyordu. Fabrika ile ilişkili olanları öldürdüğü düşünülünce, bunun olma ihtimali vardı. Fabrikanın yakınından geçiyorlardı. Akın, nereye gittiklerini bilen birileri çıkabilir niyeti ile direksiyonu o tarafa kırdı. Kapıdaki güvenlik ile konuştuktan sonra Sinan Sert’in sekreterinin yanına geldiler. Kadın, iki gündür gelmediğini söyledi. Odayı açıp içeri girdiler. Her şey düzenli bir şekilde duruyordu.

“Cep telefonundan sinyal takibi için bizimkileri bilgilendirdim. Başkomiserim, büroya dönelim!” dedi Kenan ve dışarıya çıktı.

Akın başkomiser, kapıdan çıkacağı sırada gözüne bir şey takıldı. Duvara asılı olan kitaplıkta “Mitoloji” adında kalınca bir kitap duruyordu. Yakından baktığında öyle birçok kitap gördü. Duvarda bulunan birkaç tabloya daha önce geldiğinde dikkat etmemişti. Bunlar, kanatlı yarı çıplak adamlar ve kadınların, yarısı insan diğer yarısı hayvan olan çizimlerin bulunduğu tablolardı.

Arabaya bindiklerinde;

“Oğlum, bu Sinan Sert’i bir araştırın bakalım!” dedi ve büroya döndüler.

Kenan, akşama doğru araştırmanın sonucunu başkomiserine bildirdi.

“Adını, soyadını değiştirmiş yıllar önce. Otuz yedi yaşında, gerçek adı Salih Kumcu. Yetiştirme yurdunda büyümüş. Asıl bombaya gelecek olursak, annesi Ateş Tekstil fabrikasında çalışmış. Adamımız çocukken, kadın evde kendini asmış.”

“Demek ki adamın orada çalışması tesadüf değil. Bu ölenler ve Ender Ateş ile bir hesabı olduğu açık. Katil eğer bu adamsa ki öyle görünüyor. Ender’i öldürmeye götürmüş olabilir.” dedi Akın.

“Telefonlarından sinyal takibi yapılamıyor, kırıp atmış olmalı.” dedi Kenan.

Akın, sabit bir noktaya bakıp düşünürken birden kafasını kaldırdı.

“Kadın kendini evde asmış dedin. Bu ev duruyor mudur? Kayıtlarda vardır adresi, bir bak hemen çıkalım.” dedi başkomiser Akın.

Evin adresini buldular ve oraya en kısa sürede ulaştılar. Neredeyse viraneye dönmüş tek katlı ev hâlâ duruyordu. Silahlarını çıkarıp temkinli bir şekilde içeriye girdiler. Ses yoktu ve ortada kimseler gözükmüyordu. Arka tarafta duran odaya doğru ilerlediler. Menteşeleri üzerinde zar zor asılı duran kapıyı ittirdiler. İlk olarak duvara çizilmiş uzun kuyruklu bir kuş çizimini fark ettiler. Onun altıda kuş pençeleri ile parçalanmış gibi olan Ender Ateş’in cesedi yatıyordu. Kapının sağ tarafındaki köşede, gözlerini duvardaki kuşa dikmiş katil Sinan Sert oturuyordu. Her tarafı kan içinde olan adamı hemen kelepçelediler. Bu esnada zorluk çıkarmadı. Olay yerine ekiplerin gelmesi ile katil büroya götürüldü. İşlemlerin ardından tutuklanıp demir parmaklılar ardına atıldı.

Günler sonra bu olayda yardımına baş vurdukları Haluk Ersöz’ü, teşekkür maksadı ile yemeğe çıkardılar. Muhabbet ettikleri sırada;

“Katil, cinayetleri neden işlemiş?” diye sordu Haluk.

“Dul ve genç bir kadın olan annesini, fabrikaya gelen Ender’in oğlu arada sıkıştırıyormuş. Durumu Ender’e söylemiş, fakat adam aldırış etmemiş. Geçim korkusu ile işten de çıkmak istemiyormuş. Kutlu Varol ile konuşup, onun bu durumu haledebileceğini düşünmüş. Kadın, yakın bir arkadaşı ile evde bunları konuşurken şahit olmuş adam. O zamanlar on iki yaşlarındaymış.” dedi Kenan ve bir yudum su içerek kuruyan ağzını ıslattı.

“Annesi bir gün onu da yanına alarak fabrikaya gitmiş. Kutlu Varol’un odasına giren kadın çocuğu dışarıda bırakmış. Bir süre sonra bağırma sesleri geldiğini duyunca, korkudan yanında duran masanın arkasına saklanmış. Annesi odaya girdiğinde, herif içeride tek değilmiş. Kapıya çıkan birinin nöbet tutar gibi beklemeye başladığını görmüş. Sesler kesildikten sonra Kutlu Varol ve Kerem Ateş dışarıya çıkmış. Annesi ile ara sıra fabrikaya geldiğinden, gördüğü bu insanların kim olduğunu biliyormuş. Kapıda duran Haldun Özlü de tanıdığı biriymiş. Onlar gittikten sonra üstü başı darmadağın içeriden çıkan annesini görünce saklandığı yerden çıkmış. Eve geldiklerinde bir çocuğun kaldıramayacağı bu yük ile iki büklüm olup oturmuş. Her şeyin farkındaymış ve kadının ağlama sesleri kulağında çınlarken oturduğu yerde uykuya dalmış. Sabah uyanıp annesinin odasına girince, kadının kendini astığını görmüş.”

Haluk, duyduklarından sonra katile hak verircesine bir yüz ifadesi ile dinliyordu Kenan’ı.

“Geri kalan hayatını bu kişilerden alacağı intikam için yaşamış. Cinayetleri bu şekilde işlemek için zamanını beklemiş. Diğerlerini bu kadar yıl beklemeden öldürebilirmiş, ama asıl suçlu olarak Ender’i görüyormuş. Okuduğu okulları başarı ile bitirmiş. Çalışmış çabalamış büyük patrona yakın olabilmek için yanında işe girip, güvenini kazanmış.” diyen Kenan sorunun cevabını verdi.

“O çizimlerin tam olarak ne olduğunu ve neden yaptığını söyledi mi?” diye tekrar bir soru sordu Haluk.

Bu sorusunu da Akın başkomiser cevapladı.

“İlk çizdiği bir İfrit, cin gibi bir şeymiş galiba. İkincisi Su Perisi, üçüncü Tepegöz ve son çizdiği Zümrüdü Anka kuşuymuş. Nedeni ise şöyle; o küçükken, annesi Kafdağı masalları anlatırmış. Yaptığı kanlı çizimlerin, ruhuna işleyen sonsuz öfkeyi dindireceğine ve huzura erip içindeki Kafdağına ulaşacağına inanıyormuş.”

Kanlı Çizimler” için 4 Yorum Var

  1. Merhabalar
    Öykü çok akıcı ve anlaşılırdı. Bir çırpıda okudum. Eğer daha fazla detay, betimleme ve karmaşa olsaydı bir roman olarak görmek isterdim. Öyküden biraz John Verdon’ un polisiye kitaplarındaki gibi bir tat aldım. Olayların akışına göre biraz daha gerilim yüklü olmasını beklerdim. Yine de verilen emek belli, ellerinize sağlık. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

  2. Hasan dedi ki: dedi ki:

    Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Görüşmek üzere :slight_smile:

  3. Merhaba,
    Öykünüz akıcıydı, belki biraz hızlı akıyordu ama ilgiyi uyanık tutan bir yapısı da vardı.
    Olay örgüsünü ve bunun kaf dağı ile bağlantısını çok beğendim. Tebrik ederim.
    Tekrar görüşmek üzere…

  4. Hasan dedi ki: dedi ki:

    Biraz sabırsızlık yapıp hızlı gidiyorum galiba. Yorumunuz için teşekkür ederim :slightly_smiling_face:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!