Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Lotus ve Selvi

Adı bilinmeyen yaratık yaratma çalışması gözlem raporu, 11 Mayıs 1798

Amaç: Sahip olduğum zayıf insan bedeni ile yapamadığım büyüleri yapabilecek bir canlı yaratmak. Büyüle yaratılan vücudu, her türlü büyüye karşı bağışıklık kazandıracak ve sınırlandırılamaz bir güce sahip olacak.

İlk aşama: Nereden başlayacağım hakkında en ufak bir fikrim yok.

Not: Babam burada olsaydı ona sorardım ama yok, bizi öldürüp kaçtı.

Yeni bir tür canlı yaratmak istiyorsam ilk önce diğer türlerdeki canlıların nasıl oluştuğunu gözlemlemeliyim.

İlk gözlem yapılan hayvanlar: Kurbağa, kelebek ve tavuk.

Varılan sonuç: Kapalı bir kabın içerisinde hazırlanan sıvı karışımından meydana gelmeli. Sıvı karışım içerisine onu oluşturacak ana maddeler, Selvi ağacı kökü ve lotus yaprağının merkezinden ufak bir parça.

Not: Ne yaptığını ablana ve kardeşine söyleme. Kardeşine söyleyebilirsin ama ablana kesinlikle söyleme.

İlk gün,

Silindir şeklindeki beş litrelik cam akvaryumun içerisine hazırladığım sıvıyı doldurdum. Sıvının temel yapısı babamın ürettiği iksirle aynı özelliklere sahip. Rengi saydam ve hafif bulanık. Lotus çiçeği parçaları ve Selvi ağacı kökü karışımını sıvının içerisinde üç farklı bölgeye eşit uzaklıkta ve alt alta dizili bir şekilde sabitledim. Artık tek yapmam gereken sabretmek.

İkinci gün,

Üç farklı bölgede bulunan kökler daha da uzayarak sıvının içerisinde tek küre biçiminde bir şekil oluşturdular. İçlerindeki yaprak parçacıkları görünmez hale geldi. Sıvının rengi halen aynı.

Üçüncü gün,

Kürenin şeklinde bozulmalar meydana geldi. Kök saçaklarının kendi içlerine doğru yaptığı hareketler gözle fark edilecek hızda ve büyüklükte gerçekleşiyor. Oluşan yeni şeklin etrafı parlak saydam bir zar ile çevrildi.

Dördüncü gün,

Odunsu küre orta kısmından ayrılarak yanlara açılmaya başladı. Yarım kürelerin temas ettiği noktada kurşun kalem büyüklüğünde beyaz renkli hareket eden bir oluşum fark edildi. Lotus çiçeklerinin buna dönüştüğünü düşünüyorum. Etrafındaki saydam zarda bir değişiklik olmadı.

Beşinci gün,

Yarım kürelerin boyutunda yarı yarıya bir küçülme tespit edildi. Orta kısımda bulunan beyaz renkli oluşum açık mor rengine döndü ve şeklinde değişiklik meydana geldi. Etrafındaki saydam zarın bazı bölgeleri kristalleşmeye başladı.

Altıncı gün,

Yarım kürelerin boyutunda önceki güne göre yarı yarıya küçülme gözlemlendi. Açık mor renkli kısımda şekil değişikliği tespit edildi. Değişiklik, insan vücuduna benzer şekilde kafa, gövde, kol ve bacak oluşumu şeklinde. Etrafındaki zarda kristalleşme giderek arttı. Zarın içerisi net bir şekilde gözükmüyor.

Yedinci gün,

Zar saydamlığını yitirdi ve sadece içerisindeki insan benzeri oluşumun rengi fark edilmekte. Yarım kürelerin rengi koyu kahverengi renginde diğer insan şeklindeki kısmı ise mor renginde. Yarım kürelerin yeni şekli kanat biçimini andırıyor ama kuşlardaki gibi değil daha çok yarasa ve kelebeğin kanat şekline benziyor. İnsan biçimindeki kısmın sırt kısmında ve yanlara doğru açılmakta. Net gözükmese de kanatların orta noktasında bir parlaklık olduğunu söyleyebilirim. Ablam, benim bir şeyler karıştırdığımı düşünüyor ama ne yaptığımı bulması imkânsız.

Sekizinci gün,

Zar daha da kalınlaşmaya başladı. İçindeki insan benzeri canlıyı gözlemekte problem yaşıyorum. Renginde bir değişiklik yok. Hava karardıktan sonra kanatlarının hareket ettiğini gözlemledim. İki kanadı da hareket ettiği zaman orta kısımlarındaki yanıp sönen noktanın parlaklığı artıyor.

Dokuzuncu gün,

Güneşin batmasıyla kanatlarındaki hareket giderek arttı. Kalınlaşan zar yüzünden pek iyi göremesem de genel olarak vücut yapısı insanlarla neredeyse aynı, kanatları hariç. Gece yarısından sonra zarın içerisinde hareketlenmeye başladı. Artık zardan çıkma vakti gelmiş olmalı. Zarın iç yüzeyine kırmak istercesine eliyle ve ayağıyla vurmaya başladı. Kendisinin kırabileceğini düşündüm ama yapamadı. Bütün enerjisini zarı kırmaya harcasa da yapamadı. En sonunda kanatlarındaki parlaklık söndü ve zarın tabanına doğru yavaşça düştü. İlk başta sadece enerjisinin azaldığını düşündüm ama çok geçmeden kanatlarındaki ışık tamamen sönünce onu yaşatmak için zarı akvaryumun içerisinden alıp kırdım.

İçerisindeki sıvıyı etrafa yayıldı ve içerisindeki canlının kanatları yeniden parlamaya başladı. Bir süre hareketsiz yere uzanmış bir şekilde durduktan sonra uyanıp ayağa kalktı. Boyu yaklaşık bir yarım kol kadardı. Gözleri daha açılmamıştı ve bana dönüp ağzını açmasıyla çığlık atmaya başladı. Ne olduğunu anlamadan derisinde siyah çizgiler oluşmaya başladı ve gözleri açıldı. Gözü tamamen siyahtı ve kirpikleri de yoktu. Acı çekiyordu ama bir şey yapamazdım ve ben de sadece uzaktan izledim. Dizlerinin üstüne çöktü, çığlık atmayı bıraktı ve kafasını kaldırıp bana baktı. Yüzünde hiçbir duygunun ifadesi yoktu. Gözleri yavaş yavaş kapanmaya başladı ve dengesi bozulup yere düştü. Bayılmıştı. Elimle alıp yastığın üstüne koydum. Elime aldığımda vücut sıcaklığı ve dokusu büyü yaparken ki hissi verdi ve ben de bir süre elimden bırakmak istemedim. Tekrar uyanmasını beklemek zorundayım.

Onuncu gün,

Güneşin doğuşuyla uyandı ve yavaşça pencereye doğru uçtu. Dışardaki insanlara baktı. Sonra kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Çok sakin görünüyordu ben de ona, beni anlayabiliyor musun, diye sordum. Kafasını bana çevirdi ve gözlerini büyütüp bana doğru yavaşça uçmaya başladı. Tam karşıma geldi ve gözlerimin içine bakıyor gibi hissettim. Eliyle yüzüme dokundu. Ne yaptığına anlam veremiyordum. Birden iki eliyle kulaklarımdan tutup burnumu dişledi. Vahşi bir hayvan gibi burnumu ısırıp koparmak istedi. Ufak sivri dişleri çok güçlüydü. Bende elimle gövdesinden tutup fırlattım. Ağzında benim kanım vardı ve yüzü de hâlâ herhangi bir ifade yoktu. Tam neden yaptığını soracaktım ki ablam içeri girdi ve ona baktı. Ablamı görünce ayağa kalktı, birkaç adım geri gitti ve yok oldu. Bizden kaçmıştı.

Ahmet Ay