Öykü

Saçları Dökülen Kızın Öyküsü

Her gece uyumak için yatağına giriyor ve ertesi sabah uyandığında gözlerini bir oyuncakçıda açabileceği endişesini taşıyordu.

Oyuncakçıları severdi. Onu asıl kaygılandıran şey, oyuncakçının raflarında boy gösterdiği esnada başka bir aile tarafından çocuklarına satın alınmaktı. Ailesi onu hep bu şekilde kandırırdı. Geç uyursa, yemeklerini yemezse ve söz dinlemezse başına er ya da geç bu gelirdi ve geldiğinde ise artık başka bir ailenin kızı olarak yaşamına devam ederdi. Oysa Nehir’in buna hiç mi hiç niyeti yoktu. Ailesinin sözünü dinler, yemeklerini zamanında yer ve erken uyumaya gayret gösterirdi.

Nihayetinde Nehir ufacık bir çocuktu ve onu kandırmak gerçekten de çok kolaydı. Bunun bilincinde olan ailesi, onun çok tatlı bir kız çocuğu olduğunu söyleyerek, oyuncakçıda satılma korkusuyla Nehir’e her dediklerini rahatlıkla yaptırıyorlardı. Tatlıydı tatlı olmasına, ama her çocuk gibi biraz da şımarıktı. Yeri geliyor ailesine dil uzatıyor, kimi zaman da yaşadıkları bu kocaman evde kaçıp saklanıyordu. Neyse ki, karanlık olmadan saklandığı yerden çıkıyordu zira oyuncakçılar akşamları kapanırdı ve kendisi tek başına, aç, susuz ve ebeveynsiz bir şekilde orada kalabilirdi. Nehir bunu istemezdi, Nehir ne olursa olsun, ailesini çok severdi.

Nehir’in saçları henüz tam olarak olgunlaşmadığı için, çok seyrek duruyordu. Alnındaki saçların büyük bir çoğunluğu ise dökülmüştü. Fakat bu onun değil, annesinin suçuydu. Annesi, Nehir’in saçlarını genelde ıslakken tarardı ve ardından lastikli toka ile çekiştirerek toplardı. Bunların sonucunda daha fazla dayanıklılık gösteremeyen saç telleri bir bir kopardı. Nehir her sabah uyandığında, yastığında minimum iki saç teli görürdü ve bu onu çok üzerdi.

Bir keresinde babası, onu oyuncakçıdan aldıklarını ve bu yüzden saçlarının ön kısmının sürekli döküldüğünü dile getirmişti. Tüm saçlar zamanla dökülecek ve Nehir kel kalacaktı, ardından da oyuncakçıya iade edilerek verilen para geri alınacaktı. Nehir bu cümleyi duyduğunda saatlerce ağlamıştı ve kendisine eşlik eden annesinin kahkahaları dahi bunun bir şaka olduğunu anlamasına yol açamamıştı.

Yatağına uzanmış ve gürültülü bir şekilde ağlamasını sürdürmüştü. Gece olup da annesi ve babasının odalarına çekilmelerinin ardından uyku kendisini de bir hayli sıkıştırmıştı. Saat çok geç olmuştu. Ama şimdi uyursa eğer, sabah gözlerini oyuncakçı da mı açardı? Peki ya sabaha kadar uyumazsa, öylece yatağında mı kalırdı? Göz kapakları kapanmaya başlamıştı, artık daha fazla dayanamayacaktı. Saçları dökülüyordu fakat onun aklındaki tek şey uyumaktı. Kendini uykuya teslim etti.

Rüyasında bir oyuncakçıdaydı. Her yer oyuncaklarla doluydu. Çeşitli Barbie bebeklerin olduğu rafta kendisi de açık kahverengi saçlarıyla arzı endam etmekteydi. Boyutu yanındaki diğer oyuncak bebeklere nazaran biraz büyüklü lakin dükkana girip çıkan müşterilerin hiçbirisi bunu fark etmiyor gibiydi. Kararsız çocuklarının peşinde oradan oraya sürüklenen anne babalar hiçbir zaman bir oyuncakçı dükkanında yeterince bilinçli olamamışlardır. Düşündükleri tek şey, çocuklarının bir an önce bir oyuncakta karar kılması ve onu satın alarak tekrar açık havaya çıkmaktır. Çünkü onlar hiçbir zaman çocukluklarını tam olarak yaşayamamış ebeveynlerdir. Nehir, oturduğu raftan hepsinin adına tek tek üzüldü.

Aslında üzülmesi gereken çok daha mühim bir konu vardı: Gözleri hariç vücudunun hiçbir bölümünü hareket ettiremiyor ve doğal olarak bir yardım çığlığında da bulunamıyordu. Tam karşısındaki rafta bulunan bir baykuş figürü gözüne çarptı. Baykuşun gözleri hareket etmiyordu. Sonra diğer kuş figürlerine baktı tek tek, onların da gözleri hareket etmiyordu. Buradan, buradaki tek canlı oyuncağın kendisi olduğu sonucuna vardı ve bu duygu onu bir hayli korkuttu. Neyse ki, nefes alabiliyordu ve hala hayattaydı. Buna da şükürdü.

Bir süre sonra hava kararmaya başladı ve dükkana giren müşteri sayısında da bir azalma saptadı. Buradan nasıl kurtulacaktı? Bilmiyordu ama bildiği tek şey, tam şu an anne ve babasının oyuncakçı dükkanının kapısında göründükleriydi. Çığlık atmak istedi, atamadı. Yere atlayıp, onlara doğru koşmak istedi, yapamadı. Artık tek umudu, anne ve babasının binlerce oyuncağın arasında kendisini satın almasıydı. Bu ihtimal de bir hayli düşük olduğundan, üzgün bir şekilde beklemeye başladı.

Geçen her dakika, onu gerçek dünyadan bir adım daha uzaklaştırıyor ve kanlı canlı bir oyuncağa daha çok yaklaştırıyordu. Bir süre sonra, dükkanın tüm koridorlarını gezdiğini düşündüğü anne ve babası, Barbie bebeklerin olduğu rafın önüne gelmiş ve bakınmaya başlamışlardı. Her ne kadar gözleriyle canlı olduğunu belirtse de, karşısındaki çiftin bunu fark etmediği açıktı.

Fakat ne olduysa birkaç saniye içinde oldu. Oyuncakçı dükkanındaki bir görevli anne ve babasına yaklaşıp, dükkanın kapanma saatinin geldiğini fısıldadı. Çift, elleri boş dönmemek adına parmaklarıyla Nehir’i işaret ettiler. İşte bu, Nehir’in yaşadığı en güzel duyguydu. Fakat bunu bir insan olarak değil, oyuncak bir babie bebeği olarak yaşamıştı. Olsundu, kendi ailesiyle birlikte hayatına devam edecekti ve elbette ki bundan daha değerli bir şey yoktu.

Sıçrayarak uyandı.

Hala geceydi.

Yatağındaydı.

Aklındaki tek düşünce, koşup ailesine sarılmaktı.

Ondan sonra yapacağı şey ise, sabah gözlerini açtığında kendisini bir oyuncakçıda bulma korkusu olmaksızın uyumaktı. Ne de olsa, ailesi onu her zaman bulur ve satın alırdı. Anne ve babası onsuz kalamazdı. Gördüğü rüya, onun bu sonuca varmasını sağlamıştı.

Gidip anne ve babasının yanaklarına birer öpücük kondurdu. İkisinin de çok derin bir uykuda olması olağanüstü bir şanstı. Tekrar odasına gelip, kafasını yastığa bıraktı.

Sabah uyandığında bir oyuncakçıda, barbie bebeklerin bulunduğu rafta oturmaktaydı.

Karşısındaki rafta bulunan baykuş figürünün hemen arkasında yer alan ayna, kendisine saçlarının artık dökük olmadığını gösterdi.

Buna şaşırdı. Ve beklemeye karar verdi.

Saçları Dökülen Kızın Öyküsü” için 3 Yorum Var

  1. Güzel hikayeydi. Çocukken bizden küçükleri “ailen seni cami avlusunda bulup almışlar” diye korkuturduk. Oyuncakçı da fena fikir değilmiş hani. Çocuklar için cennet gibi olan bir yeri korku ögesini çevirmek iyiydi. Giriş cümlesi çok hoşuma gitti. Bir hikaye için istenilen etkiyi vermiş bence.
    Elinize, kaleminize sağlık.

  2. Masal türünde olarak değerlendirdiğim, kısa ve kendini çabucak okutan bir öykü olmuş. Ellerine sağlık :). Fakat müsaadenle birkaç eleştirimi ve kafa karışıklığımı senle paylaşmak istiyorum.

    Öykünün adı Saçları Dökülen Kızın Öyküsü olduğu için saçları dökülen bir kızın hikayesini okuyacağımı bekliyordum. Ama ben Oyuncakçıdan Korkan Kız’ın hikayesini okudum. Ya da, Oyuncakçı Dükkanında Uyanmaktan Korkan Kız.
    Bu masalın adının içerikle örtüşmediğini düşünüyorum, çünkü burada ana tema kızın saçlarının dökülmesi değil. Evet, bu da onun özelliklerinden biri, ama öyküde büyük yeri tutan şey korkusunun ta kendisi. Masalı okurken kafamızda canlanan kız Saçları Dökülen Kız değil aslında. Bir okur olarak benim kafamda Nehir’i niteleyen asıl şey bu olmadı.

    Kızın ailesinin tam bir psikopat olduğunu düşündüm :). Böyle yapan aileler gerçekten var. Çocukları aşırı derecede korkutup, nelere yol açtığını bilmeyen sorumsuz tipler onlar. Fakat bir masal olarak ele aldığımda (anlatım bana masal olduğu izlenimini verdiği için) bu durum benim gözümde biraz sırıttı. Nasıl diyeyim, ailenin kızlarına karşı özlerinde duyduğu sevgiyi ben hissedemedim. Evet, ifade edildiği yerler vardı ama öykü bunu hissettirmiyor. Akışta onu aradım fakat bulamadım. Mesela, Nehir bunca üzülmesine ve kız göz göre göre kelleşmesine rağmen, annesi neden hala inatla saçlarını ıslakken lastik tokayla topluypr? Bu bir zulüm yahu :D. Hemen bir de sevgiyi yansıtacağını düşündüğüm bir örnek vermek istiyorum. Örneğin, Nehir saçları için üzülürken ailesinin onu teselli etmesi sevgyi yansıtabilir. Ama aile onun daha çok üstüne gidiyor, daha fazla korkutuyor. Üzüntüsüne üzüntü katıyor.

    Bu masalda ailenin tüm bu hatalarına rağmen çocuklarına karşı besledikleri sevgiyi gözüm aradı. Hani safir’in yorumunda verdiği “bizden küçüklere yaptığımız gibi” örneği burada olsa hiçbir itirazım olmazdı. Yani büyük kardeşler ya da arkadaşların acımasızlığı, daha doğrusu çocuğun çocuğa olan acımasızlığı burada söylenenlere tam oturuyor. Buna da hemen bir örnek vermek istiyorum. Akışta nasıl yakalayabilirdim ben bunu? Ailesi Nehir’i aslında o kadar da sevmiyor muydu? Ben okurken bunu düşündüm. Eğer amaç buysa o zaman yerinde olmuş. Değilse, o izlenimi öykü içinden alamadm.

    Bu masal (masallar özünde ders vericidirden yola çıkarak) kime mesaj veriyor, diye de düşündüm bol bol. Büyükleri mi uyarıyor? Çocuklara mı sesleniyor? Mesela yine okur olarak, ailelere buradan bir ders çıksın istedim. Ama pekala çocuklara da bir mesaj çıkabilir. Masalın doğasındaki mesajı ben mi göremedim acaba? Cevabı yazarımızda saklı :).

    Masalın sonlarının adeta inception oluşu gayet hoştu ve güzel düşünülmüş. Okuru şaşırtıyor. Saç unsuru da yeniden karşımıza çıkıyor böylelikle. Bana tebessüm ettirdi bu durum.

    Ellerine sağlık tekrar. Seçkide bir masal okumak beni bir hayli keyiflendirdi. İlhamın bol olsun :).

Erdin için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *