Öykü

Uçurulmayan Daire, Yıkılan Hayaller

“Ah geç– geç kalıyorum!” Bunları içinden mi yoksa dışından mı söyledi?Emin olmak için etraftakilere kaçamak bakışlar attı.İkide bir çantasını ve içindekileri yoklamaktan ve koşmaktan nefes nefese kalmıştı.

Kapının önündeki nöbetçiler ona sırıtarak “Kimliğiniz Bay Sinu!” dediler. Kimliği gelişi güzel kontrol ettikten sonra içeri girmesine izin verdiler.

Toplantı salonuna girdiğinde geç kalmadığını ve herkesin daha yeni yeni geldiğini fark etmişti.

“Değerli profesörler, mühendisler ve mucitler. Herkes geldiğine göre, hazırsanız başlayabiliriz sanırım.” dedi yönetici konseyin temsilcisi. “Bildiğiniz gibi küçük gezegenimiz artık halkımız için yeterli değil. Ve bildiğiniz gibi bu soruna portallar da pek bir çözüm getirmiyor artık. Uzay araçlarımızı geliştirme kararıyla birlikte sizlere sunulmuş bu proje süresince hepinizin birbirinden değerli fikirler geliştirdiğinize eminim.” Temsilci Sinu’ya alaycı bir bakış attı ve devam etti.

“Bu mükemmel fikirlerinizi sırayla sunmanız için çağırılacaksınız. Lütfen Profesör Atub kürsüye gelebilir misiniz?”

Sırasıyla birçok profesör, mühendis ve mucit kürsüye çıktı. Sinu hepsini kulağını dört açarak dinledi ve notlar aldı herkes gibi. Ara sıra kendi sunum notlarına göz atıyor konuşmasını gerçekten ezberleyip ezberleyemediğini kontrol ediyordu.

Temsilci yine kürsüye çıktı ve “Evet, mucit Bayan Libiti’nin de güzel fikirleriyle birlikte şimdiye kadar projelerin yarısına yakınını dinlemiş bulunuyoruz. Sanırım yarım saatlik bir ara vermek hepimiz için iyi olacak.” diyerek aceleyle salondan çıktı. Bu mola iyi olmuştu, 3 saatin sonunda herkes yorgun gözüküyordu.

Şimdiye kadar çıkanlar uzay gemilerine özel enerji kalkanları üretimi, iticilerin güçlendirilmesi, ana yapı malzemelerinin değişmesi, yolcu veya yük kapasitesinin nasıl arttırılabileceği, silahların güçlendirilebileceği gibi konu başlıkları olan sunumlar olmuştu. Bazıları küçük prototipler hazırlamışlardı, bazıları da küçük çaplı testler yapmış ve onların görüntülerini paylaşmıştı. Bunlarında dışında bir iki kişi de uzay araçlarındaki o sıradan kuşu andıran tasarıma birkaç küçük yenilik sunmuştu.

Sinu elindeki projesini yine gözden geçirdi. Projesine duyduğu güven kendisine duyduğu kadardı, o da sıfıra yakındı. Bu sıkıntıdan kurtulmak ve kendini biraz oyalamak için yanında getirdiği tosta yumuldu. Tabii ki yumulmadan önce etrafına kaçamak bakışlar atarak başkaları da yemek yiyor mu diye kontrol etti.

Tam tostunun yarısına gelmişti ki yönetici konsey temsilcisi kürsüye çıktı, hâlâ ellerini kurulamakla uğraşıyordu.

“Yarım saat olduğuna göre devam edebiliriz. Mühendis Bayan Ornat’ı dinlemeye kürsüye davet ediyorum.” diye buyurdu temsilci ellerini iyice kuruladıktan sonra.

Bununla birlikte yeni bir sunumlar dizisi başladı ve Sinu bitiremediği tostunu sarıp çantasına geri koydu. Sunumlar artık biraz sıkıcılaşmaya başlamıştı. İçeriklerinin birbirine olan benzerlikleri artmış ve yorucu olmuştu.

Sonunda 7 kişi kalmıştı ve sıra hâlâ Sinu’ya gelmemişti ve bu durum onu baya telaşlandırmaya başlamıştı.

Temsilci kürsüye çıkıp “Mucit Bay Sinu lütfen kürsüye.” diye seslendi.

Sinu, çantasından çizmiş olduğu rulo halindeki 4 tasarıyı sakarca çıkarıp panoya astı ve yaptığı küçük bir modeli kürsüye koydu.

Derin bir nefes aldı ve sunumuna başladı.

“İyi akşamlar. Ben mucit Sinu Harka. Sunacağım proje konusu bu,” eliyle modeli gösterdi “uzay araçlarını daire şeklinde tasarlamak.”

“Uçan daireler ha!” temsilcinin sesi Sinu’nun sesini bastıracak kadardı ve bu yorumu üzerine bütün salonu bir kıkırdama kapladı.

“Eee evet. Öylede diyebilirsiniz sanırım. Uç– uçan daire güzel bir isim bunun için. Burada gördüğünüz tasarım ağır yük gemileri.” en sağa asmış olduğu tasarımı işaret etti.

“Bunlar en güçlü iticilerle yüklü olacaklar, kargo kısmı olarak uzay gemi…uçan dairelerin şu kısmı tamamen boş olacak. Hafif kargo sabitleyicileri yeterli olacaktır. Eee gövde kısmı ağır, kalın ve güçlü bir metalden, örneğin gezegenimizde bol bulunan Terimatium metalinden inşa edilecek. Son olarak şurada, şurada, şurada ve şurada olmak üzere taretler olacak.” derken ağır yük gemi tasarımındaki uçan daire şemasının farklı dört uç noktasını işaret etti.

Herkesin sessizce onu dinlemesi Sinu’ya biraz özgüven vermişti ve daha akıcı bir şekilde konuşmasına devam etti.

“Bu tasarım ise bir savaş gemisi olarak ayarlandı.” gösterdiği tasarım ağır yük gemilerinin iki yanında olandı ve bu tasarımda diğer ikisinden farklı olarak üstten bir çizim de vardı.

“Bu gemilerin iticileri ağır yük gemilerinin aksine daha küçük seviyelerde olacak. Şu şemada da göründüğü gibi uzay gemileri ay yani uçan daireler merkezden dışarı doğru çemberlerle alanlara ayrılıyor. Hesaplarıma göre 7 alan yeterlidir, merkezden dışarı doğru 1’den 7’ye. Bununla birlikte ikinci, dördüncü ve altıncı alanlara ikişer taret yerleştirilecek. Bu taretler alanların sınırlarında olacak ve kendi çember hatları üzerinde hareket edebilecekler. Taretlerin içinde; bir silahları kullanan, bir de cephanesini kontrol eden olacak. Tabii savaş gemilerinin türüne göre silahları, silahların yerleri ve onu kullanacakların sayısı da değiştirilebilir. Bu gemilerin gövdeleri düşman silahlarına karşın güçlendirilmiş metaller olmakla birlikte daha rahat manevra yapabilsinler diye hafif olacak. Bu gemiler için ise Lidim ve Oron metallerinin karışımı olan Nerlium alışımı uygun olur diye düşündüm.

Hızını alamayan Sinu’nun bu durum iyice hoşuna gitmeye başlamıştı.

“Burada gördüğünüz ise bir çeşit ana gemi tasarımı diyebiliriz.” dedi ve ağır yük ve savaş gemisi tasarımlarının ortasındaki tasarımı gösterdi.

“Bunlar savaş gemilerini, ağır yük gemilerini ve diğer daha küçük gemileri taşımak ve bir askeri üs ya da koloni merkezi olmak için tasarlandı. Bu gemiler genel olarak ağır silahlarla donatılacak,örneğin iyon topları veya güdümlü füzeler gibi, ama bazı noktalarda hafif silahlı taretlerde bulunacak. Bu gemilerde ağır itici öbeklerinden oluşan çoklu iticiler olacak. Bu tarz gemilerin gövdeleri en güçlü materyallerden yapılacak, sanırım Antium metali olabilir.Basınç dengeleme mekanizmalarının en hassasları bu gemilerde olacak. Geminin alt kısmında hava geçirmez kabinler olacak ki diğer küçük gemiler ana gemiyi sorunsuz bir şekilde terk edebilsin.

“Şimdi gelelim iticilerin konumuna. Eğer uza– uçan daireleri yatay bir şekilde yandan incelersek, alt ve üst olarak iki bölüme ayırabiliriz.” Sesli anlatım yetersiz kalmış gibi en solda ve son tasarım olan uçan dairelerin yandan görünüşünün üst ve alt bölümlerini işaret etti.

“Motorlar uçan dairlerin alt kısmında kuantum kilitlenmesi kullanılarak belli bir mesafeye sabitlenecek ve istenilen yöne hızlıca yönlendirilebilecekler. Ağır yük gemilerinin iticileri en azından Warp hızına çıkabilmesi ve ana geminin iticilerinin hiper uzay yolculuğuna yetecek kadar hızlanabilmesi gerekiyor.

“Tabii mürettebatı da unutmamak lazım. Yanlış hesaplamadıysam ağır yük gemileri için en azından 30 uçuş ekibi artı güvenlik görevlileri, savaş gemileri için en az 100 asker ve ana gemiler için ise 2000’den fazla asker gerekiyor–içindeki diğer küçük uçan dairelerin mürettebatını veya kolonicileri saymazsak.

“Uzayda keşif ve yayılma politikası için tasarladığım uçan daireler bu kadar değil. Bunların dışında hazırladığım rapor,türleri ve konuları daha detaylı bir şekilde anlatıyor. Dinlediğiniz için teşekkürler.”

Sinu’nun sunumu bitmişti ama salondakiler bunun farkında değilmiş gibi hâlâ sessizliklerini koruyorlardı. Sunumunda birçok eksik vardı ve o bunların farkında değildi, dinleyiciler için aynı şeyi söyleyemeyiz.

“Evet! Sunumunuz için teşekkürler Bay Sinu. Sorusu olan var mıdır acaba, yoksa sıradakiyle devam mı edelim?” dedi temsilci alaycı bir ses tonuyla.

“Acaba,” dedi profesör Atub sonunda, “Bu kuantum kilitlenmesi daha hâlâ küçük ölçeklerdeki araştırma aşamasındayken, nasıl koca uzay gemilerinin, affedersiniz uçan dairelerin, en kritik bölümü olan iticilerin gemiye bağlanması olarak kullanmayı planlıyorsunuz?”

Temiz bir darbeydi ve Sinu böyle bir darbeyi hiç beklemiyordu.Hafiften toparlayıp cevap vermeye çalıştı.

“Eee şey… Evet biraz zaman gerekebilir ama bir noktada bu tarz işler için kullanılacak aşamaya gelecekler-dir.”

“Evet, bende öyle düşünmüştüm.” diye geveledi profesör Atub ve not defterine bir şeyler karaladı.

Verilen bu karşılık Sinu’nun moralini iyice çökertmeye yetmişti ve şimdi konuşmaya başlayan Bayan Ornat olmuştu.

“Peki bu uçan dairelerin kalkışı nasıl gerçekleşecek acaba?”

Sinu cevaplayabileceği bir soru geldiği için içini küçük bir umut kaplamıştı.

“İticiler dikey kalkış yapılacak şekilde ayarlanacaklar… En azından ben böyle tasarlamıştım.”

“Peki bu uçan dairelere harici küçük iticiler takılsa kalkış için ve atmosferin belli bir noktasında–şu anda hesaplayıp tam bir isim veremediğim için bağışlayın–uçan dairelerden ayrılsa ve başka gemilerin kalkışında kullanılmak için hazırlansa. Bu daha uygun olmaz mıydı, geminin kendi iticilerinin yakıtı boşa harcanmamış olur.”

“E-e evet Bayan Ornat, olabilir. Bu tasarımlar geliştirmeye açık…” Sinu’nun sesi gittikçe küçülüyordu aynen konuşmasının başındaki gibi.

“Teşekkürler Bay Sinu.”

Kısa bir sessizlik sonunda “Sanırım başka soru kalmadı.” dedi temsilci ve devam etti. “Ama benim de sorumu cevaplayabilirsiniz sanırım… değil mi, Bay Sinu?”

“Evet tabii ki de.”

“Bu saydığınız maddeler, neydi onlar?” derken notlarını karıştırdı, “Heh! Bu Nerlium alışımları, Antium metalleri, Terimatium metallerinin kullanımı ve hiperuzayla, Warp hızına çıkabilen iticilerin üretimi, yani tam olarak bir geminin maliyeti ne kadar olacak hesapladınız mı?”

“Şey, ha– hayır hesaplaya– hesaplayamadım.”

“Peki bir geminin yapım süresi ne olacak, bunu hesapladınız mı bari?”

“Şey…” Sinu ağlayacak gibi oldu ama kendini tuttu ve kafasını hayır anlamında salladı.

“Bay Sinu, bu proje için hazırlanırken hayal gücünden fazlasına ihtiyaç duyulduğunu biliyorsunuzdur herhalde. Lütfen zamanımızı boşa harcamayın.”

Büyük bir keder ve nefretle eşyalarını toplayan Sinu etrafındakilere hiç dikkat etmeden salondan çıkıp gitti. Eğer dikkat etmiş olsaydı diğer davetlilerin temsilcinin yaptığı küstahlığı nasıl onaylamadıklarını görüp şaşırabilirdi. Sinu’yla bazen hayalperest olarak dalga geçilebilirdi ama hiç kimse son on yılda gezegen halkına sunduğu katkıdan dolayı ona saygısızlık etmezdi. Bu yeni yetme temsilcinin işine son verilmesine neden olan da tam olarak bu olmuştu.

Uçan daire fikri rafa kaldırılmıştı ve bir daha ismi bile anılmamıştı ama yine de Sinu’nun sunmuş olduğu diğer fikirler öyle ya da böyle zamanı gelince yürürlüğe konmuş ve yine gezegen halkına katkılarda bulunmuştu.Kendisi pek farkında olmamıştı veya ilgilenmemişti. O yeni alanlara yönelmeye karar vermişti.

Oruç Can Hasmaden

Finlandiya’da gıda mühendisliği okuyorum. Fantastik ve bilim kurgu edebiyatı, filmleri ve oyunları tüketmeye bayılırım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Oldukça detaylı bir anlatım. Uçandairelerin yazarın tasarımı olduğunu düşündürecek kadar. Keyifle okudum.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.