Öykü

Yeni Dünya Cehennemi ve Saklı Cennet’e Yolculuk

On sekiz yaşındaydı ve o yaşa gelene kadar annesi ve babasını sadece fotoğraflarından görerek büyümüştü. Anneannesi Anna’ya Anna çok küçükken onların bir trafik kazasında öldüğünü söylemişti. Anna yıllar boyunca anneannesine; annesi ve babasının nasıl insanlar olduklarını, onu sevip sevmediklerini, ne iş yaptıklarını, ve onlarla ilgili aklına ne geldiyse deyim yerindeyse soru yağmuruna tutmuş, fakat anneannesinden her seferinde yarım ve kaçamak cevaplar almıştı. Anneannesi Carolina her seferinde konuyu çabucak değiştiriyor ve yüzünü ekşitiyordu. Anna bu durumdan çok rahatsızdı fakat elinden hiçbir şey gelmiyordu. Anna kalbinde bir yerlerde annesinin ve babasının ölmediğini hissediyordu. Apansız geliyordu bu derin duygular. Sanki panik atak olmuşçasına yüreği kuş gibi çırpınıyordu bazen ve bütün benliğini kaplıyordu. Anna’nın altıncı hisleri çok gelişmişti ve kendisi de bunun farkındaydı. Olacakları önceden hisseder ya da rüyasında görürdü. Çok yakında 19 yaşına basacaktı. Daha birkaç gün vardı doğum gününe fakat anneannesi ve dedesi Anna’ya sürpriz bir doğum günü partisi organize etmeye başlamışlardı bile. Bu sırada garip şeyler olmaya başlamıştı .Anna’ya internet üzerinden isimsiz maillerden sık sık mesajlar geliyordu. Yazan kişi annesi olduğunu söylüyordu ilk mesajda. Birbirini takip eden ve nereden geldiği belli olmayan mesajlar. Anna’nın kafası iyice karışmıştı. Bu mesajları almaya devam ederken Anna rüyalarında anne ve babasının ölmediğini başka bir ülkede yaşadığını görmeye başlamıştı. Annesi rüyasında ”

– Seni bulacağım kızım. Bir gün babanla birlikte sana ulaşacağız bize inan kızım” diye seslenmişti son gördüğü rüyada.

Anna’nın rüyaları çok gerçekçiydi. Her uyanışında bir süre etkisinde kalıyor sanki gördüklerini gerçekten yaşamış gibi hissediyordu. Rüyalarının bir gün gerçek olacağını nereden bilebilirdi? Çok güçlü hisleri vardı fakat şu anda olacakları düşünmek tahminde bulunmak istemiyordu. Bekleyip görmek istiyordu sadece. Nihayet 19. yaş günü gelip çattı ve Anna anneannesi ve dedesinin ona hazırladığı sürpriz partide arkadaşları ve kuzenleriyle harika bir gün geçirdi. Anna’nın doğum gününden sonra da tuhaf olaylar tezahür etmeye devam etti. Hindistan’daki sosyolog annesi Martha kızını bir dedektifle takip ettiriyordu. Dedektif Abraham Anna’yı takip edip; fotoğraflarını çekiyor, neler yapıyor, nasıl bir hayat yaşıyor, bir şeye ihtiyacı var mı bu gibi bilgilerin hepsini öğrenip Martha’ya bildiriyordu. Dedektif Abraham, Martha’nın emriyle Anna’ya gittiği yerlerde notlar yazıp bırakıyordu. Anna bu notları kimin yazdığını, birinin ona oyun oynayıp oynamadığını merak etmeye başlamıştı. Fakat okulda ya da çevresinde ailesi hakkında bilgi sahibi olan kimse yoktu. Böyle bir şeyi kim yapabilir o zaman? Bu düşünceler Anna’nın beyninde dönüp duruyordu. Yıllardır anneannesi ve dedesinin anlatıp durduğu anne ve babasının feci bir trafik kazasında öldüğü masalına hiçbir zaman inanmamıştı zaten. Ve o rüyalar neydi öyle? Gerçek gibi gördüğü rüyalar. Annesinin ona seslendiği, anne ve babasının yaşadığı yeri ve yaptıkları işi gösteren rüyalar. Sanki çözümsüz bir bulmacanın içine düşmüştü. Bir türlü anlamlandıramadığı, tanımlayamadığı duygular. Aklı, fikri, hisleri karmakarışık olmuştu. Anna dayanamayıp olanları anneannesi ve dedesine anlattı. Anna’nın anneannesi Carolina ve dedesi Nicholas, Anna’nın derslerinden dolayı stresle dolu olduğunu yoğun çalışmaktan sinirlerinin bozulduğunu söyleyip geçiştirdiler konuyu. Ona bırakılan mesajları ise birinin şaka yapmış olabileceğine inandırmaya çalıştılar. Carolina ve Nicholas hiç inandırıcı değillerdi ve Anna günler geçtikçe içini kemiren şüpheler denizinde yolunu kaybetmişti. Anna kaderinin değişeceği o gün okuldan eve erken dönmüştü. Anneannesi ve dedesinin evde olmadığını fark etti ve evlerindeki kilitli odanın anahtarını bulup hep merak ettiği gizemli odanın kapısını açtı. Açar açmaz gördükleri karşısında şok geçirdi. Rüyasında gördüğü ona kızım diyen kadın ve babası olarak gördüğü adam karşısında duruyordu fotoğraflarda. Evlilik fotoğraflarını, Anna bebekken anne ve babasıyla beraber resimlerini gördü ve gözleri yaşlarla doldu birden. O anda tozlanmış, bir köşede duran mektuplara gözü takıldı ve mektupları teker teker açıp okumaya başladı. Annesi ve babasının aileler izin vermediği için her şeyi göze alıp birlikte Hindistan’a giderek orada evlendiklerini öğrendi. Annesi Martha bir sosyolog babası Rafael ise başarılı bir arkeologtur. Annesi Martha ve babası Rafael büyük bir aşk yaşamışlardı. Bu büyük aşktan dünyaya gelmişti Anna. Küçücük odada ondan gizlenen geçmişi ailesi, anıları saklıymış diye düşünmeye başladı birden Anna. Nasıl her şeyden bihaber bırakılmıştı böyle. Hayatının koca bir yalan olduğunu düşündü. Būyük bir şaşkınlık içindeydi, kalbi büyük bir hızla atmaya başlamıştı. Biraz sakinleştikten sonra mektupları okumaya devam etti. Annesi ve babası üniversitede okurken tanışmış ve çılgınlar gibi aşık olmuşlardı birbirlerine. Martha ve Rafael üniversiteyi bitirmeden Martha hamile kalmıştı ve Anna dünyaya gelmişti. Okul bittikten sonra evlenmek istemişlerdi fakat Martha’nın ailesi Rafael Müslüman olduğu için evlenmelerine karşı çıkmıştı. Martha kızı Anna’yı yanında Rafael ile birlikte Hindistan’a götürmek istedi ama annesi Carolina şiddetle karşı çıkmıştı .Martha’nın aklının bir karış havada olduğunu Anna’ya sahip çıkamayacağını söylemişti Carolina yıllar önce. Eğer Anna’yı ona bırakırsa istediği yere gidebileceğini söylemişti. Martha’nın anne ve babası Carolina ve Nicholas çok baskıcı ve otoriter ebeveynlerdi. Martha’nın mesleğine aşık oluşu ve çok hırslı olması anne ve babasını fazlasıyla endişelendiriyordu. Bunun üzerine Martha içi acıyarak kızı Anna’yı anne ve babasının yanına bırakarak Rafaelle beraber Hindistan’a gitti ve gittiklerinde çok geçmeden evlendiler. Martha Hindistan’a gittiklerinde çok sevdiği mesleğini icra etmeye başlamıştı bile. Martha zombi kültürünün nereden geldiğini, yüzyıllar içindeki dini ve toplumsal etkilerini inceleyen bir projede görev almıştı. Rafael ise dünyanın birçok yerinde yapılacak büyük çaplı bir projenin başkanlığına getirilmişti. Rafael proje kapsamında dünyanın birçok yerine seyahat etmeye başlamıştı. Martha araştırmasını büyük bir şevkle yürütürken birdenbire kanser olduğunu ve hastalığının çok hızlı ilerlediğini öğrendi. Sadece birkaç aylık ömrü kalmıştı. Martha bunu öğrendiğinde kendisi için değil Anna için üzülür. Onu bunca yıl sadece uzaktan fotoğraflardan dedektif Abraham’ın ona verdiği bilgilerden tanıyordur. Ömrü boyunca ona sarılmak, saçlarının kokusunu duymak, onunla konuşup sesini duyabilmek hayaliyle yanıp tutuşmuştur Martha. Martha tesadüf eseri Hindistan’da bir büyücü kadına rastlar. Büyücü kadın ona onunla ilgili her şeyi söyler, Martha tek bir söz etmeden. Martha şaşkınlık içinde büyücü kadını dinlemeye koyulur. Büyücü kadın Martha’ya zombileri rahatsız ettiğini, lanetlendiği için kanser olduğunu ve yakında öleceğini söyler. Martha’ya araştırmasını bir an önce bırakması gerektiğini tembihler. Martha bunları duyunca kulaklarına inanamaz. Büyücü Martha’ya istersen öldükten sonra seni diriltip kızının yakınına gönderebilirim der. Martha heyecan içinde gerçekten yapabilir misin der büyücü kadına?

“Hiç şüphen olmasın der” büyücü kadın kendinden emin bir ifadeyle. Bu arada Rafael ve çalışma grubunun araştırmaları devam ederken Tapınak Şövalyeleri’ne ait buldukları kalıntılar kısa zaman içinde dünyanın birçok yerinde çok garip ve korkunç olaylar gelişmesine sebep olur. Rafael projenin başındadır ve Tapınak Şövalyeleri’ni temsil eden sözcü ruh Rafael’e zombi olarak gözükür. Rafael şok geçirir onu ilk gördüğünde kabus olduğunu sanar gördüğü şeyin. Sözcü ruh her gün üst üste Rafael’e gözükmeye başlayınca önce delirdiğini düşünür Rafael. Tam gidip bir terapiste gözükecekken sözcü ruhun içine girdiğini ve onu yönlendirmeye başladığını fark eder. O ne derse yapmaya başlamıştır. Tapınak Şövalyeleri sözcüsü ruh dünyayı ele geçireceklerini, herkesin onların emrine girmesi gerektiğini söyler ve devlet yetkililerine ulaşıp durumu açıklamasını yoksa insanlığın yok olacağını söyleyip Rafael’ı tehdit eder. Eğer devlet yetkilileri ve insanlar dediklerini yaparlarsa onlara sonsuza kadar sağlıklı bir yaşam vadeder. Direnenleri ise lanetleyeceklerini söyler. Rafael bir şekilde devlet yetkililerine ulaşır olanları anlatır ama kimse ona inanmaz. Bunun üzerine Tapınak Şövalyeleri sözcüsü ruh Avrupa’nın birçok yerinde yaşayan insanları zombiye çevirir, onların ruhlarını ele geçirip birçok devleti yönetmeye ve dünyanın seyrini değiştirmeye başlar. Ne insanlar ne de devlet yetkilileri kendilerini yönlendiren bu gizli gücün farkına varamaz sözcü ruh ne isterse onu yapmaya başlarlar. Sözcü ruhun emrine giren insanlar ve devlet yetkilileri ruhun içlerine girdiği gibi bir saçmalığa inanmadıkları için psikolog ve psikiyatristlerin kapılarını aşındırmaya başlarlar. Rafael ve araştırma ekibinin yaptığı araştırma dünyanın birçok ülkesinde bu denli korkunç ve inanılmaz etkiler yaratırken; büyücü kadının dediği gerçekleşir ve Martha yaptığı araştırmayla zombileri rahatsız ettiği için ölür. Büyücü Martha’yla konuştukları gibi Martha’yı diriltir. Martha kızı Anna’nın rüyasına girer ve ona bir yer gösterir, oraya nasıl geleceğini anlatır, ve oraya gelip onu beklemesini söyler. Anna sürekli gördüğü bu rüyaların bir anlamı olduğunu düşünür ve annesi olduğunu düşündüğü kadının dediğini yapar. Oraya vardığında gerçekten de fotoğraflarından tanıdığı annesini bulur karşısında. Anna’nın gözleri yaşlarla dolar ve annesine sarılır. Martha dünya ve insanlığın tehlikede olduğunu, babasının yaptığı araştırmadan dolayı başına gelenleri anlatır. Anna haberlerde “Birdenbire Değişen Dünya Dengeleri, İnsanlara Neler Oluyor “başlıkları altında birçok haber dinlediğini anımsar ve altıncı hisleri kuvvetli özel bir genç kız olduğu için anlamlandıramadığı bir terslik olduğunu hissetmiştir. Anna’nın telepatik yetenekleri çok kuvvetli olduğu için babasına ulaşıp annesiyle birlikte ona bir mesaj göndermek için büyücünün yanına giderler. Büyücü Adriana annesi Martha’ya ölmeden önce buradan kaçmanın gizli bir yolu olduğunu isterlerse onları Saklı Cennet denen yere gönderebileceğini söylemiştir. Martha ve Anna büyücünün yanına ulaştıklarında Anna babası Rafael ‘e telepatik bir mesajla rüyasına ve zihnine girer ve Saklı Cennet denen yere gelmesi için Hindistan’da yaşadıkları yere yakın bir çıkış kapısı olduğunu ve zamanında oraya gelmesini yoksa kapının kapanacağını haber verir. Rafael kızından mesajı alır ve dediği yere gidip kapıdan geçer ve büyücü onları Saklı Cennet’e gönderir. Rafael’in yaptığı araştırmalar dünyanın kaderini değiştirmeye başlamıştır. Tapınak Şövalyeleri insanları zombiye çevirmiş dıştan güzel gözüken cehennem gibi dünyada onları hapsetmiştir. Tapınak Şövalyeleri kalıntılarının bulunduğu yerlerde yaşayan insanların bazıları Hindistan’daki Saklı Cennet kapısını ve oraya gidip kurtulabileceklerine dair rüyalar görmeye başlarlar. Fakat bu rüyalar sadece çok iyi ve dünyada sevdiklerine kavuşamayan, dünyevi görevlerini yerine getiremeyen, hayatta her şeyi yarım kalmış insanlara gösterilir Tanrı tarafından. Ve bu rüyayı gören “Dünyanın İyileri” Hindistan’daki “Saklı Cennet” kapısına zamanında ulaşıp , bu cehennem gibi yeni dünyadan kurtulmayı başarırlar ve ruhları özgürleşir.

Deniz Güneş

08.07.1982 İstanbul doğumluyum. Yazmaya ortaokulda şiir yazarak başladım. İlerleyen yıllarda deneme yazarak devam ettim. 1okur1yazar.com adlı edebiyat ve kültür sitesinde 3.5 sene köşe yazarlığı yaptım. Zaman Labirentleri adında deneme türünde bir eserim var. Meftun ve 40 şair 40 şiir adında iki derleme kitapta deneme ve şiirlerimle yer aldım. Parlak Jurnal’ın düzenlendiği Evde Kal Türkiye Yazı Yarışması’nda “İstanbul’un Sır Perçemli Kalbi” adlı kısa öyküm yayınlandı. 2019 Eylül ayından beri Milliyet Blog’ta yazmaktayım.