Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Yeniden Varoluş: Altın Diyar İmparatorluğu

Sanki bir kâbusun içinde gibiyim. Uyanmaya çalışmak için debelenirken karanlık bir kuyunun dibine hızla iniyorum. Yalancı gerçekliklere bu kadar alışmakla sonumuzu yavaş yavaş biz getirdik. Teknoloji sözcüğünü bin ışık yılı uzağa fırlatmak istiyorum. Kara bir lanet gibi bizi yok etti. Ben de artık yarım bir insanım. Sanal dünya beni ikiye böldü. Yarı insan yarı robot olmak nasıl bir duygu bilmiyorum. Yüksek yazılım mühendisi olup dünyanın en güçlü şirketlerinden birinde yıllar boyu tecrübe kazandıktan sonra çılgın bir projenin başına getirilip mikroçip geliştirerek dünyanın her yerine dalga dalga yayılacak būyūk bir felakete sebep olacağımı bilemezdim. Projede ekibime öyle fikirler sunuyordum ki zekamın gücüne hayran kalıyorlardı. Amacımız ilk başlarda geliştirdiğimiz yazılım sistemleriyle insanların işlerini kolaylaştırmaktı. İnsanlar aynı anda birçok şeyi yapamıyorlardı mutlaka eksik yaptıkları şeyler oluyordu. Önce robotlar yaparak insanlara gündelik yaşamda birçok avantaj sağladık. Fakat bir gün gidebileceğimiz en son noktaya gidip kendi kendimizi robotlaştırdığımızın farkına varamadık. Projesini yürüttüğüm ve birçok ülkede bizden uyarlanarak geliştirilen yan projelerle hayatımızın birçok alanında robotları kullanmaya başladık. Diğer ülkelerdeki meslektaşlarımla heyecan içinde fikir alışverişi yaparak robotik teknolojisinde yeniliklere imza attık. Annem üvey babamla Fransa’da yaşamaktaydı. Ben de Manhattan’da yaşıyorum.

Annem ses getiren başarılarımdan sonra nihayet bir gün nasıl olduysa beni aradı.

-Christina, nasılsın canım?

-İyiyim anne. Yıllar sonra ilk defa beni aramanı neye borçluyum?

-Yapma ama Christina sen artık büyüdün bana ihtiyacın yok ki.

-Sorun bu değil anne. Benim de bir kalbim var. İnsan her yaşta annesinin sesini duymak ister.

-Haklısın Christina seni çok ihmal ettim. Benim başarılı kızım artık bütün dünyada tanınmış başarılı bir isim.

-Başarıların senin servetin demez miydin anne?

-Hayır onu asıl sen söylerdin. Ben sen çok başarılı olmaya hayatını adadığın için sana öyle söylerdim seni desteklemek için. Asıl konuya geleyim çalıştığım firma insan gücü yetersiz kaldığı için senin ve diğer ülkelerdeki meslektaşlarının geliştirdiği robotik teknolojisini çok daha etkin kullanmaya başladı. Bilirsin seri üretim yapan fabrikalar bu teknolojiyi en çok kullanan yerler. Ben de işten çıkarıldım kızım diğer 2000 kişiyle birlikte. Çünkü ben de işten çıkarılan diğer arkadaşım gibi bize çip enjekte edilmesine razı olmadım. Ama işsizlik çok zor biliyorsun üvey baban çalışamıyor.

-Biliyorum anne.

-Demek istiyorum ki çip enjekte edilmesine razı gelmem sence doğru olur mu? Bana bir zararı olur mu kızım?

Tabii ki bir zararı olmayacak anne. Lütfen çip enjekte ettir, işine dön ve korkma artık.

-Peki kızım sen öyle diyorsan.

Annemi rahatlatmak için öyle konuştum ama içimi anlamlandıramadığım bir huzursuzluk kapladı birden. Biz bu teknolojiyi geliştirirken bunların olacağı aklıma bile gelmezdi. Biz kimseyi zorlamadık. Firma sahipleri insanları işleriyle tehdit edip onları bu şekilde mecbur edemez. Oysa yeni dünya çok daha özgür olmalıydı. İnsanları özgürleştirebilmek için robotik teknolojisini geliştirdik yetmedi insanlara çip enjekte edilerek hayatlarını daha da kolaylaştırmak hatta hastalıklarını tedavi edebilmek istedik. Fakat insanlara çip enjekte edilmesinin doğuracağı zararları düşünemedik. Birçok hastalığın tedavisi yapılabilecek insanlar hafızalarında birçok bilgiyi taşıyabilecek; daha özgür olabilecek çünkü bütün işlerini müthiş bir kolaylıkla halledeceklerdi. Annemin korkmakta haklı olduğunu birkaç yıl içinde bizzat tecrübe ederek anlayacağımı nereden bilebilirdim? Robotik teknoloji ve son geliştirdiğimiz çip teknolojisi dalga dalga yayılarak insanlık soyunun önüne adeta bir set çekmişti.

Dünyanın birçok yerinde birçok meslektaşımla geliştirdiğimiz ortak projeler sayesinde insanlara çip takılması zorunlu hale geldi. Bir implant şeklinde dünyanın birçok yerinde insanlara çip yerleştirdik. Artık benim de beynimde bir çip vardı doğal olarak. İlk başta bana çok kolaylık sağladı yalan değil. Fakat zamanla beynimde vücudumda çeşitli ağır reaksiyonlar ortaya çıktı. Kendimi ne robot ne insan gibi hissedebiliyorum artık. Bunun ne kadar garip bir his olduğunu anlatamıyorum çünkü hissizleşmeye başladım. En çok ses getirecek ve insanlığın en çok işine yarayacak teknolojiyi bulduk adeta bir devrim yaratacağız diye düşünürken insanlık gitgide kaybolmaya yüz tutuyordu. Bütün dünyada bu olaylar baş gösterirken mucizeler oldu. Yarı insan yarı robot ve tamamen robotlaşmış insanlar dünyanın birçok yerinde ortaya çıkan havada uçan renk renk insana benzeyen kanatları olan varlıklar görülmeye başladı. Bunlar doğaüstü varlıklar olan periler mi yoksa cinler miydi? Cinler dünyayı insanları zarara uğratırlarmış beynimde depolanmış bilgilerimi incelediğimde bu bilgiye ulaştım. Peki o zaman bu görülen varlıklar periler miydi? Yarı insan yarı robot ve tamamen robotlaşmış bir zamanlar insan olanların karşılarına çıkıp “Bizden bir şey isteyin, size yardım edelim” diyorlarmış. Bütün dünyada bu olay yankılanıyordu. İnancımı kaybetsem de hâlâ biraz inançlı olduğumu fark ettim. Bir gün bir periye ben de aniden rastladım. Bana da aynı şeyi söyledi.

“Bizden bir şey iste sana yardım edelim”

Hayattaki tek yakınım annemdi. Duyduğuma göre annemin vücudu çipi kabul etmedi ve onu tamamen robotlaştırdılar. Onu tekrar insana çevirebilir misin?

-Tabii dedi ben Yerler Gökler Perisi Zeppüs. Denizler dağlar ovalar perisi Daphnephaeton ile beraber yeni bir dünya yaratmalıyız önce. Sizin için Altın Diyar İmparatorluğu kuracağız. Tanrı’yla konuşabilecek ondan cevap alabileceksiniz. Ama ondan biz aracı olmadan bir şey isteyemezsiniz. Altın Diyar İmparatorluğu kurmamız sadece 8 gün sürecek. Biliyorsun bütün evren Tanrı tarafından bizler ve meleklerin yardımıyla sadece 7 günde yaratıldı. Sizin yeni evreniniz Altın Diyar İmparatorluğu’nun kurulması sadece 1 gün daha uzun sürecek.

Çünkü Tanrı hepinizi seviyor ve yeniden insan olmanızı istiyor. Ve bunun için size bir şans daha verecek. Tanrı’ya itaat edenler Altın Diyar İmparatorluğu’nda yaşayabilecek diyerek birden kayboldu. Bir gün iki gün üç gün… Günleri saymak ne kadar da zormuş. Bunu hayatımda ilk kez şimdi anladım. 8 gün sonra dünyanın her tarafındaki periler; yarı robot yarı insan ve önceden insan olan şimdiyse tamamen robotlaşmış insanları altından bir ışık topu içinde Altın Diyar İmparatorluğu’na götürdüler. Tanrı periler aracılığıyla tek tek herkesi tekrar insana dönüştürdü. Ve kayıp giden ruhlarını onlara geri verdi. Artık herkes Tanrı’yla konuşabiliyor ve ondan cevap alabiliyordu. İnsanlık yeniden yaratılmıştı. Annem de içlerinde olmalıydı mutlaka. Periler Tanrı’nın şu sözünü bütün yeni insanların kulaklarına fısıldadı.

“İnsanlar benim yarattığım dünyayı yok ederek çok büyük bir günah işlediler. Onlara insanlıklarını bağışladım. Fakat hak ettikleri cezayı çekmeleri gerekir. Bu yüzden robot olup ruhlarını kaybetmeden önceki yüz ve vücut yapılarını onlardan geri aldım ve onları farklılaştırdım. Bunu duyduğumda umutlarım iyice yıkılmıştı. Annemi nasıl bulacaktım? Yüz şekli, vücudu farklılaşmıştı. Onu nasıl tanıyabilirdim? Bu hisler içindeyken Yerler Gökler Perisi Zeppüs yanıma gelip anneni hislerinle bulmalısın. Sadece hislerin ne önemi var ki diyebildim.

Hisset ve bul dedi Yerler Gökler Perisi Zeppüs ve kayboldu. Yüz ve vücut tipi olarak annemi andıran insanları gördüm ve yanlarına gittim, hiçbir şey hissetmiştim. Günlerce, haftalarca, aylarca binlerce insanın arasında anneme benzeyen insanların yanına gittim ve bir şeyler hissetmeyi bekledim. Bir türlü bulamıyordum annemi. Bir gün aniden bir his doğdu içime işte oradaydı. Yanına gelince anne der demez gözleri doldu anlamıştım oydu işte. Sonra bir anda göğe yükselerek kayboldu. Tanrıya sordum ve periler yanıma gelerek o Tanrı’dan bir tek şey istedi. Peri olup bize katılmak.

“Sadece kızım beni tanıyabilecek mi görmek istiyorum”.

“Sadece bir an onu görmek istiyorum.” dedi Tanrı’ya.

Tanrı kabul etti.

Rebeca (Christina’nın annesi) Tanrı’ya:

-Kızım hep başarı peşinde koştu. Başarılarım benim servetim dedi. Asıl servet insan olabilmektir ailen sevdiklerin senin servetindir bunu anlayamadı dedi.

Onun gibi birçok mühendis insanlığın sonunu getirdi; o halde yeni dünyamız Altın Diyar İmparatorluğu’nda Kâinatın Efendisi’nin yanında bir peri olmak isterim dedi ve sözüne devam etti Rebecca diyerek periler annemin Tanrı’yla konuştuklarını bana anlattı.

Annem dediklerinde çok haklıydı bunu maalesef yeni anladım. Asıl servet insanın başarıları değil ailesi ve sevdikleriymiş bunu böyle acı bir şekilde tecrübe etmek ruhumu derinden yaraladı. Artık ben de Altın Diyar İmparatorluğu’nda yeniden insan olabilmiş kimsesiz biriyim. Diğer insanlar hisleriyle yakınlarını bularak mutluluğu tadabildiler. Bense hâlâ çaresizce boş ümitlerle peri annemin insan olup tekrar yanıma gelmesini bekliyorum.

Deniz Güneş

Yazmaya ortaokulda şiirle başladım. İlerleyen yıllarda denemelerle devam ettim. 1okur1yazar.com edebiyat ve kültür sitesinde 3.5 sene köşe yazarlığı yaptım. Zaman Labirentleri deneme türündeki ilk eserimdir. Meftun derleme kitabında denemelerimle; 40 şair 40 şiir ve Usta Şair derleme kitaplarında şiirlerimle yer aldım. Yeni deneme eserim Yaşamın Melodileri & Üç Harfli Sonsuzluk Aşk Ekim 2020'de yayınlandı. Parlak Jurnal'ın düzenlediği Evde Kal Türkiye Yazı Yarışmasında "İstanbul'un Sır Perçemli Kalbi" adlı kısa öyküm yayınlandı. Milliyet Blog yazarıyım.