Öykü

Denizimde Kan Sesleri

Zulme uğrayan tüm karşı cinslerime ve eşitliğin sadece düş olmadığına inanan herkese ithafen…

Mahalleden yeni bir kadınla arkadaş olmuştu Deniz. Meral, sabahları evinden çıkıp koşuyordu. Yedi’de başlayan koşu 1 saat boyu devam ediyor. En son kapısının önünde ayakta durup etrafa bakan Deniz’e selam verip, evine giriyordu. 1 saat içinde duşunu alan Meral işine giderdi. Her kurbanına yaptığı gibi ona da gerçek adını söylemek yerine yeni bir ad uydurmuştu: Lysa Ercstein.

Rrien’in iş yerlerinde saatler 10’u gösterdiğinde  mesai başlardı. Ancak öğlen üstü 18’de biterdi. Deniz, kadının her şeyini öğrenmiş ve 1 ay içinde mahalleye yeni taşınan, kendisi gibi bir okuma öğretmeni olan kadını takip ederek planlarını hazırlamıştı.

Yine koşudan gelen Meral, gülümseyerek evine giriyordu. Deniz de ona gülümsedi.

“Güzel kadın. Hoş kadın ama kadın. Arada böyle güzelliklere de yazık oluyor.”

Meral içeri girip, kapıyı kapatana kadar bekledi. Sonra o da evine girdi. Oturma odasına geçerek sessiz oda da kendini huzurlu bir şekilde koltuğuna bıraktı. Haftanın günlerinde Meral hep çalışıyordu bu yüzden Deniz de altıncı günün uygun olduğunu düşünerek ona o gün sahile inmeyi teklif etmişti.

Rrien de günler sekize ayrılırdı. Bunların hepsine ayrı ayrı, sanki onlar da bilinçli birer varlıkmışcasına ad vermek yerine bu günlerden sadece sayıları ile belirtilerek bahsedilirdi. En azından Rrienliler böyle düşünüyordu ve dil bilimcileri de gün adları bakımından diğer gezegenlerden ayrılmalarına bu şekilde bir açıklama getiriyorlardı.

Orada bir deniz feneri vardı ve yeni mekanları orasıydı. En azından Meral için özel düşündüğü mekan. Güzel bulduğu bir kadına, yine kendisinin güzel bulduğu bir mekanla veda etmeliydi. Şimdi bu koltukta, evinde huzurla otururken onunla ne zaman tanıştıklarını hatırlıyordu.

“Meral, ev burası ” diyerek arabadan babası inmiş ve eve doğru yönelmişti. Deniz, o gün babasıyla o taşınırken, kadının annesini merak etmişti ama daha sonra, arkadaşlıklarının 1 aylık süresi içinde öğrenmişti ki Meral, annesini kaybetmişti. O gün boyunca onların taşınmasına yardım etmiş ve sıcak bir yakınlık kurabilmek için de taşınma yüzünden yemek yapamamalarını bahane ederek kendi evine Meral’i ve babasını davet etmişti.

“Meral, taşınma telaşından, uğraşından falan siz yemek de hazırlayamadınız. Gelin ben de yiyelim akşam yemeğini?”

Deniz, o an sanki teklifin geri çevrilmemesini istemiyor ve çevrilirse o an çileden çıkacakmış gibi Meral’in gözlerinin içine bakmıştı. Meral ise gözlerini ondan uzaklaştırarak  babasına dönmüştü:

“Sen ne dersin baba?”

“Ne diyeyim kızım? Lysa sağ olsun derim”

Deniz, o gün daha önce hiç denemediği ama evde tuttuğu siyanürü denemek istemişti hatta dolaptan bir ara şişeyi çıkardığında Meral yardım etmek amacıyla mutfağa girmiş ve şişeyi görmüştü. Ancak camı tümüyle maviye boyalı şişe de ne olduğunu anlamamıştı ve üzerinde de fazla duramadan zaten Deniz hem şişeyi dolaba geri koymuş hem de Meral’e teşekkür ederek, yardıma ihtiyacı olmadığını söyleyip, onu mutfaktan çıkarmıştı.

Meral tehlikesini savuşturmayı başardıktan sonra Deniz, siyanür düşüncesinden vazgeçmişti. Bir kere kolay iş diye düşünmüştü ve o kolay işleri sevmezdi. Meral de diğerleri gibi cezasını çekmeliydi. Bir dişi olmanın cezasını. Sonra hem daha yeni tanımıştı onları hem de bir erkeği boş yere öldürmek istememişti.

Aslında şimdi bu eski koltukta otururken düşünüyordu da, Meral’in babasını öldürmesi boşuna olmazdı. Sonuçta o adam, bu yaşama dişilik hastalığından muzdarip bir canlıyı getirmişti ve daha da kötüsü o erişkin bir yaşa gelene kadar da onu öldürmemiş, öldürmeyi bırak, bir zarar bile vermemişti.

O gün, ilk tanıştıkları ve Deniz’in evine gelip yemek yedikleri gün, Deniz onları öldürmeden, evlerine gitmelerine izin vermişti. 1 ay boyunca kadınla ve babasıyla komşuluk ve arkadaşlık yapmış ve her şeyi öğrenmişti.

Şimdi sıra hastanın tedavi edilmesine  gelmişti.

Beşinci Gün:

“Meral!” diye bağırdı gülümseyerek Deniz kendi kapısının önünden yürüyerek karşıya, Meral’in yanına geçti.

Meral de ona gülümsedi ve o böyle gülümseyince Deniz’in gülümsemesi yüzüne iyice yayıldı.

“Ne kadar güzel gülümsüyor öyle ” diye geçirdi içinden. Dışındansa: “Yarın, buradan çıkarız sahile gideriz. Boşuna ayrı ayrı gidip orada buluşmayalım. Doğrudan burada buluşalım” diyordu. Meral gülümsemesini bozmadan karşılık verdi.

“Tabii ki öyle yapalım. Zaten niçin ayrı çıkalım ki karşı karşıyayız?”

Deniz yaptığı mantık hatasının farkına vardı ve toparlamak için hızlıca bir şeyler düşündü.

“Belki işin vardır, önce onu halleder sonra sahile inersin, diye düşünmüştüm. Ben öyle bir şey dedin diye hatırladım ama?”

“Hayır, bütün gün sendeyim canım, merak etme.Yalnız babam gelemiyor, halam rahatsızlanmış onun yanına gitti.”

“Sorun değil, biz de başbaşa oluruz değil mi?” Olduğu yerden Meral’e çapkınca göz kırptı. “Geçmiş olsun bu arada. O zaman yarın görüşürüz ”

Meral’e gülümseyerek arkasını döndü ve evine yöneldi. Karşı kaldırıma geçerken içinden de eklemeyi unutmadı:

“Başbaşa olmamız daha iyi. Hiç merak eder miyim canım? Tabii ki bütün gün bendesin.”

Altıncı Gün:

Deniz hazırlanmaya çalışıyordu. En son ne olur ne olmaz, belki de fikrim değişir de kullanmak isterim diye düşünerek siyanürü bile yanına almıştı. Çantadan bıçağı eliyle kontrol edip orada olduğundan emin oldu. Parmaklarıyla kabzasına dokununca tatmin olup çantayı kapattı.

Her şey hazırdı. Muhtemelen kadın da hazırdı. Çantayı koluna alarak sokağa çıktı. Kapıyı iyi bir şekilde kilitlediğinden emin olduktan sonra karşıya geçip evin seslemesine bastı. İlk başta telaşlı bir kadın sesi duyuldu içeriden.

“Geliyorum!”

Deniz, bu geliyorum’u duyunca biraz daha rahat bir pozisyona girdi. Çünkü Meral’in geliyorum demesinin aslında birkaç saat sürebileceğini çok iyi biliyordu. Sonra abarttığını fark etti.

“Tamam, belki birkaç saat değil ama yarım saate yakın olabilir” diye düşündü içinden.

Bu sefer oldukça kısa sürmüştü. Meral 10 dakika içinde kapıda belirivermişti. Gülümsedi.

“Geciktim mi?”

Deniz, yapmacıklığını belli etmemeye çalışarak ona gülümsedi.

“Hayır, tabii ki. Ben erken kalkmıştım. Yoksa tam konuştuğumuz saat.”

“Tamam, o zaman hadi yola çıkalım.”

İçeriye uzanıp anahtarı ve çantasını aldı. Kapıyı kilitledikten sonra dönerek arabanın kapısını açıp bindiler. Meral anahtarı kontağa takarken Deniz’e çantayı arkaya atabileceğini söyledi. O da çantayı kolayca erişebileceği arka çaprazında olan koltuğa koydu. Belki araya başka şeyler de girerdi ve işi yol da yapması da gerekebilirdi.

“Anlat bakalım, 15 dakika oldu. Daha ağzını bıçak açmadı.”

“Ne olsun işte? Klasik ben.”

“Klasik Lysa diyorsun. Kitap kurtluğuna devam yani.”

Ve yine bir suskunluk girdi araya. Deniz, konuşmayı severdi ama şu an aklı kurmaya çalıştığı planındaydı. Her şey deniz fenerinde olacaktı.

Deniz feneri güzel bir mekandı ve Meral de oldukça güzel ve alımlı bir kadındı. Kalçalarına kadar uzanıp, onları döven kestane saçları, masumiyetle bakan yeşil gözleri ve 1.75’lik boyunun yarısına yakınını kaplayan bacaklarıyla gözleri bayram ettirecek bir güzelliğe sahipti.

Deniz feneri de özellikle sabahları sessiz olurdu ve Deniz buraya sabahları gidip kitap okumaya bayılırdı. İçeriye kimse girmezdi. Çünkü Deniz feneri artık kullanılmıyordu ve kullanılmayan bu yapıya pek fazla kimse uğramazdı. Rrien’de evsiz kimse olmadığından ve fenerin iki yanına da çöp kovası koyulduğundan ne içeri de bir evsiz olurdu ne de içerisi çöple dolu olup, kokardı. Fenerin asıl rengi kırmızıydı ancak daha sonra etrafını saran bir şekilde siyah boya çekilerek bugünkü durumuna getirilmişti. En üstte duran feneri de artık yanmıyordu. Zaten fenerin kullanılmaması kararı alınınca fener de söndürülmüştü.

Deniz birden durduklarının ve altındaki aracın devinimsizliğini fark etti. Meral ona sesleniyor, bir yandan da gülümsüyordu.

“Ohooo, sen de iyice daldın ya?”

Deniz, düşüncelere dalıp gitmiş ve Meral’i de, arabayı da unutmuştu. Bir şaka yaparak konuyu değiştirmek istiyordu.

“Ne? Geldik mi?”

Meral iyice kahkahalara boğuldu. Kahkalarının arasından ancak:

“Geldik, geldik” diyebildi.

Arabadan inip deniz fenerinin yanında bulunan bir oturağa oturdular.

“Deniz havası çok güzel” dedi Meral, Deniz’e yan gözlerle bakıp, espriyi anlamasını bekledi. Lysa, Rrien dilinde deniz ve okyanus ile eşanlamlı bir sözcüktü. Meral’de bu yüzden sık sık bu konuyla ilgili espriler yapmaktan kendini alıkoymazdı. Deniz espriyi anlamıştı ve komik bulmamıştı ama yine de eğleniyormuş gibi davrandı.

“Çok komik ya. Seni Rrien’in espri akademisine alsınlar, başvur da.”

“Kızma. Sadece şakaydı”

“İyi tamam öyle olsun, Mer-al”

Meral bu espriye uzun kahkahalarıyla karşılık verdi. Mer-al, Rrien’in tek kıtasının kuzeydoğu bölümünde yer alan ufak bir çöldü ve bölgenin yerli halkının dilinde “Deniz(eşanlamıyla Lysa) görmemiş toprak” anlamına geliyordu.

“Güzeldi bak ama bu kadar şaka yeter“dedi kahkahalarının arasından Deniz de. “Deniz fenerine bakalım mı? Zaten onun için getirdim seni buraya, daha önce gelmiş miydim?”

Meral saçlarını karıştırarak, kahkaha krizini kontrol altına aldı.

“Hayır ama önce bir şeyler yeseydik. Şurada çok güzel bir yer, biliyorum.”

“Sadece iki dakika kadar duracağız be Meral. Sonra istediğin yere gider ve istediğin yemeği yeriz.”

“Öyle olsun, be Lysacığım. Bak ben de deniz görüyorum yani.”

Meral, tekrar kahkahalara boğuldu. O kahkaha kriziyle uğraşırken de Deniz çantasını alıp, ayağa kalktı ve elini ona doğru uzattı.

“Hadi kalkın bakalım Meral hanım”

Meral de kahkaha krizinden kurtularak Deniz’in yardımıyla ayağa kalktı. Deniz fenerine doğru yürümeye başladılar. Oturak ile fener arasında taşlarla döşenmiş bir yol yapılmıştı ve yolun beton griliğinden ayrı olarak rengarenkti. Çiçek dürbünü gibi pek çok, her tondan renkten taşla döşenmişti bu yol. Meral yanında sessizce yürürken Deniz çantasını dikkatle tutuyordu. Bütün planları hazırdı.

Fenere ulaştıklarında Deniz gülümseyerek ve alaylı bir şekilde Meral’in önünde dizlerini hafifçe kırdı.

“Buyrun hanımefendi”

“Teşekkürler”

Meral, Deniz’in önünden geçip giderek fenerin kapısını açtı. Kapı aradan geçen zaman içinde hiç değiştirilmemişti. Deniz ve Meral de bunu kapının paslı gıcırtılarından anlamışlardı. İçeriye girdiler, Deniz merdivenlere yönelince Meral sordu.

“Yukarı mı çıkacağız?”

“Evet, bir sakıncası mı var? Yüksekten korkuyorum deme”

“Biri beni iyi tanımamış sanırım. Ben hiçbir şeyden korkmam ama sadece bir bakacağız sanıyordum ondan sordum”

“Ya tabii, sen şuna korkuyorum yukarı çıkmaktan desene”

Meral kızar gibi Deniz’e gözlerini dikti.

“Korkmuyorum dedim ya sana, iyi gidelim bakalım.”Lysa’yı” izleriz”

Meral, gülerek Deniz’in önünden geçti. Deniz’de arkasından onu takip etti. Bir yandan da kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.

“Deniz görmeyen toprak, kanı görecek Mer-al”

“Affedersin, bir şey mi dedin Lysa?”

“Hayır, sadece şarkı söylüyordum kendi kendime”

Meral, tek kaşını kaldırarak dört basamak aşağısında duran Deniz’e inanmıyormuş gibi baktı. Deniz’de Meral’e “Öyle işte” dermiş gibi bakınca Meral yukarı çıkmaya devam etti.

Bir süre daha konuşmadan ilerlediler. En üst kata çıktıklarında Meral arkasını dönerek geriden gelen Deniz’e baktı. Derin bir nefes alıp bıraktıktan sonra konuşabildi.

“Eee, hadi bakalım denize”

“Evet, bakalım denize canım”

Meral, pencere kısmına giderek açtı ve kafasını dışarı uzatıp derin bir nefes alarak ferahlatıcı deniz havasını içine çekti. Deniz’e bakmak için arkasını döndüğünde onun tam arkasında olduğunu görüp irkildi.

“Korkuttun” dedi şakacı bir tavırla.

Deniz ise gözlerini dikerek ona bakıyordu.Meral tam ona ne olduğunu soracaktı ki Deniz onun beklemediği bir şeyi yaparak belinden tutup, dudaklarına yapıştı. Meral’in yanakları hem öfkeden hem de utançtan yanıyordu. Ve ne olduğunu da anlayamamıştı. Sımsıkı, öfkeyle kenetlediği dişlerinin üzerinde, Deniz diliyle onları aralamaya çalışıyordu. Sonunda bir aralık bulmayı başarmıştı. Aniden gelen bu öpücüğün şokunu üzerinden atınca hırsla Deniz’i itmeye çalışan Meral, ilk denemesinde başaramasa da ikinci de başardı. Öfkesini boşaltmak için bağırdı.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?”

“Dişiliğini aldığımı”

“Lysa ne saçmalıyorsun sen? Bak bu da patavatsız esprilerinden biriyse ben sinirleniyorum, bunu bil”

Deniz hiç bir şey söylemeden Meral’in üzerine yürüyünce kadın bir çığlık kopardı.

“Uzak dur, benden”

Deniz, teslim oluyormuşçasına ellerini iki yanına kaldırdı.

“Televizyonları izliyor musun?”

“Şimdi ne alakası var?”

Az önce aldığı öpücük tamamen beklemediği birindendi ve Meral şok olmuştu. Üstelik Deniz, az önce olanlar hiç olmamış gibi davranarak ona televizyon izleyip izlemediğini soruyordu.

“Sen izliyor musun, izlemiyor musun? Onu söyle sadece.”

Meral, sadece komuta uyar bir şekilde yanıtladı:

“Evet, kim izlemez ki?”

“O zaman şu son zamanlarda etrafı birbirine katan ve her hafta bir kadını öldüren katili biliyorsun?”

“Evet, akşam haberlerinde her gün onun yakalanacağını söyleyip duruyorlar, çember-”

“-inin daraldığını ve artık polisin onu bulmaya çok yakın olduğunu değil mi?” diye tamamladı onu Deniz.

“Evet” dedi Deniz’in bu tavrı karşısında şok olmuş olan Meral, hala neyin ne olduğunu anlamamıştı. “Sen ne yaptığını zannediyorsun? Böyle saçmalayarak az önce bana yaptığını unutturabileceğini mi?”

“O, benim”

“O kim?”

“Demin hakkında konuştuğumuz katil”

Meral, kendini zorlayarak bir kahkaha attı.

“Sen misin?”

“Benimle dalga geçme” diye bağıran Deniz, kadını bir tokatla yere düşürdü. Beklemediği bu sinir ve tokatla ikinci bir şok daha yaşayan Meral, ayağa kalkmaya çalıştı ama Deniz onun kendini toparlamasına izin vermeden üstüne atıldı.

“Bırak” diye çığlık attı Meral ama çığlığı bomboş ve terkedilmiş deniz fenerinin içinde yankılanarak etrafı sardı sadece.

“Seni bu hastalıktan kurtarmadan olmaz.”

Meral, Deniz’in ne dediğini anlayamıyordu ama böyle bir derdi de yoktu. Şu an tek istediği bu kabusun hemen bitmesiydi. Yere sırtüstü düşmüştü ve Deniz de üzerine çıkarak iki kolunu da tek eliyle tutmuştu. Şu an ellerini çantasından çıkardığı bir urganla bağlıyordu.

“Ne hastalığı? Ne yapıyorsun sen? Bırak beni”

Deniz urganı sımsıkı bağladığına emin olduktan sonra kadını bıraktı. Çantadan bir urgan daha çıkararak ayaklarını da bağlamaya başladı. Meral, bundan kurtulmak umuduyla ayağıyla yüzüne doğru bir tekme savurdu ama gelen tekmeyi son anda farkeden Deniz geriye çekilerek darbeden kurtuldu. Ayağa kalkıp, kadının açık duran bacaklarının arasına sert bir tekme indirdi. Meral, tekmenin etkisiyle bacaklarını toplayarak, olduğu yerde sindi. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da çığlık atarak Deniz’e küfürler savuruyordu. Kadın hazır bacaklarını toplamışken Deniz de fırsattan istifade ederek iple sağlam bir şekilde ayaklarını da bağladı. Tekrar ayağa kalkarken kadına doğru göz kırptı.

“Bu arada sorunun yanıtı: Dişilik.”

“Ne?” diye bağırdı acı dolu bir sesle Meral yerden.

“Ne hastalığı dedin ya, işte o sorunun yanıtı. Güven bana, seni dişiliğinden kurtarabilirim hayatım. “Tekrar göz kırptı, sanki oldukça sevimli bir iş yapıyorlardı. Meral’in gözleri dehşetle, faltaşı gibi açılmıştı. Babasını düşündü. Halasının hastalandığını duyunca onun yanına gitmişti ama eve geldiğinde onu bulamayacaktı. Belki de birkaç hafta hiç bulamayacatı. Polise gidecekti ve polis birkaç gün araştıracaktı. Sonra da bulduğu tek şey bir ölü olacaktı. Haber bültenleri yine onu verecekti. Yine bilindik sözlerle “Çember daralıyor” diyeceklerdi. Sonra diğerleri gibi o da unutulup gidecek ve sonraki yıllarda fotoğrafları kadın hakları gösterilerinde kullanılacaktı.

Deniz, kadına arkasını dönerek bıçağını çantasından çıkardı. Onu Ayseli kurtardıktan sonra temizlemiş ve uğurlu bıçağı olarak yanına almıştı. Kadına doğru dönerek gülümsedi. Meral, elindeki bıçağı görünce titremesi daha da belirgin bir hale geldi. Artık sıtmalı bir hasta gibi titriyordu. Sonra korkusuyla aklına gelen bir şey dikkatini çekti. Kekeleyerek konuştu:

“L…L…Lysa, h..hiç d..düşünmüyor musun? A..Az önce b..beni öptün, D..D N..N A..A izin kaldı.’’ Kekelemesini ve korkusunu bastırarak devam etti: ‘’Sence polisler seni bu izden yakalayamazlar mı?”

Deniz bir süre durakladı ama sonra gülümsemesi yüzüne daha da yayılarak kadının yüzüne yaklaştı ve oraya çömeldi. Sanki sevgilisiymiş ve ona sevgi dolu bir davranış gösteriyormuş gibi saçlarını sağ elinin arasına alarak okşadı.

“Beni bulabilecekleri fikrine nereden kapıldın? Resmi kayıtlara verdiğim DNA’ların hepsi farklı. Daha da önemlisi seni bulabileceklerini nereden düşündün?”

Meral’in korkusu artık bu sözle tavan yapmıştı.

“Tamam ama ya babam ne olacak? O seninle olduğumu biliyor.”

Deniz, uzun bir kahkaha attı. Acır gibi Meral’e baktı.

“Ah canım, haberleri izlemedin mi? Kimliklerim hep sahte. Lysa da benim gerçek adım değil. Beni asla bulamazlar, görünüşten belki bulma ihtimalleri var ama o da sorun değil.” Deniz, Meral duymuyormuş gibi kulağına doğru eğildi: “Makyajla halledilir.”

Kadının, sol yanağına bastırarak ve uzun uzun bir öpücük kondurdu. Bıçağını önce kurbanının görmesini isteyerek kadının gözlerinin önüne getirdi. Meral’in kalp atışlarının hızlandığını Deniz hissedebiliyordu. Kadının bedeni bu atışların hızlanmasıyla ısınıyor ve Deniz de heyecanlanıyordu. Meral kurtulmak için son bir umutla kıpırdandı ama sadece bir iki santim sola kayabildi.

“Uslu dur”

Meral’in duyduğu son sözler bunlar oldu. Deniz, bıçağı kalbine doğru saplamış ve kadının acı çığlığını bir müzikçesine dinlemişti. Bıçağı hiç çıkarmadı. İkinci bir defa daha saplamak gibi bir amacı yoktu. En sonunda sessizlik yine deniz fenerine hakim oldu. Deniz, sakin bir şekilde bıçağı kadının kalbinden çıkardı. Bıçağın neredeyse sapına kadar bulaşmış olan ve damlayan kana baktı. Cebinde önceden hazırladığı mendili çıkararak bıçağını sildi ve özenle katlayarak tekrar cebine koydu. Kan, o eve gidene kadar mendilin üzerinde kuruyacaktı. Sevgi dolu gözlerle az önce tedavi ettiği hastasına baktı.

Meral’in ölü gözlerini son derece nazik olmaya çalışarak kapattı ve kadının soğuk sol yanağına tekrar sıcak bir öpücük kondurdu. Bu ona verebileceği son öpücüktü, en azından Lysa olarak. Ayağa kalkarak çantasına gitti. Çıkardığı bir poşetin içine önce bıçağı attı sonra da poşeti çantasına koydu. Çantayı tekrar sırtına alarak merdivenlere yöneldi. Meral’e onu bulamayacaklarını söylemesine rağmen ona dokunmadı. Bulmalarını istiyordu. Böyle bir güzelliğin bir mezarı, üstüne çiçek bırakılacak bir toprağı olmalı diye düşünüyordu.

Aşağıya inip, Meral’i yukarıda bıraktığında gökyüzüne doğru bakarak gülümsedi:

“Hastalığından kurtulduğun için umarım mutlusundur. Huzurlu uykular, hayatım”

 

Sevgili okur, sana sormak istediğim bir soru var:

– Ana karakterin ki bu katil oluyor, cinsiyetini okuduğunuz öyküden bulabildiniz mi? Ya da ana karakterin cinsiyetinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu soruyu yanıtlarsanız hepinize minnettar kalırım ancak yanıtlamayan olursa…

Canı sağ olsun 🙂

Denizimde Kan Sesleri” için 8 Yorum Var

  1. Hahaha :))) Hikayenin sonunda soru sorma fikri iyiymiş. İlk yorum benden olsun: Görüyorum, artırıyorum ve Deniz bir “dişi” diyorum. Koyu bir Agatha Christie fanı olarak – eski basım kitaplarından koleksiyon yapacak kadar- polisiye bizim işimiz diyorum 🙂 Ama bir de şöyle düşünüyor beynim: Erkek olsaydı bence bu soruyu sormazdınız. Geriye kadın olması kalıyor ki Meral’i o kadar şaşırttığına göre erkek olmaz diyorum yine. Daha bitmedi asıl şimdi geliyor: Deniz kadınların dişiliğini çalan bir psikopat ya hani, -ismi de unisex okur bunun farkında- hırsız niye çalar diyorum; kendisinde olsun diye değil mi? Çünkü Deniz biyolojik olarak erkek ama kadın olmak istiyor. Yani üçüncü cins de diyebiliriz. Dış görünüşü kadın, o yüzden Meral öpücüğe öyle bir tepki veriyor. Ama Deniz gerçek bir kadın olmadığının farkında. Yani böyle işte; karışıksa mevzu böyledir muhtemelen 🙂
    Sizin Bilimkurgu Kulübü’nde öykülerinizi gördüm; okudum da onları. Küçücük bir tavsiye verip çekileyim huzurdan: Kesinlikle yazmayı çok sevdiğiniz anlaşılıyor, bu çok güzel. Ben sizden sadece biraz daha dikkatli yazmanızı istiyorum. Mesela giriş cümleleri çok önemlidir, değil mi? Okur ona göre yola devam kararı alır. Bu öyküde diğer öykülerinizi de bildiğim için devam ettim ben. Ama bu öykünün girişi çok karışık gelmedi mi size de? Sayıların sıklığı, iki karakterin de ilk satırlarda olaya dahil olması…Biraz acele ediyorsunuz sanki, etmeyin. Sakin sakin, farkındayım kelimeler acele ediyor beyninizde ama yazarken siz yavaşlatın onları.
    Bir de polisiye öykü okuyasım gelmiş, iyi oldu 🙂 Unutmadan, Robot ve Çocuk’tu yanılmıyorsam ismi; o öykü çok hoştu, çok beğendim, bunu da belirteyim buradan.
    Kaleminize kuvvet.

    1. Biraz samimi olalım değil mi ama? 🙂 Ama şöyle de düşünün: Deniz, erkek olsa da bu öpücük Meral’i şaşırtırdı. Çünkü karşısındaki sevgilisi değil ve bu olay hiç beklemediği bir an da oldu. Ama öte yandan transseksüel olayı da mantıklı gelmedi değil, transseksüel de olabilir ama karakter bu Dünyadan değil ve Wattpadde bir okur buna bakarak bana “Kadın ya da erkek olmayabilir” demişti ki bu da mümkün. Yani epey karışık bir kurgu yarattım, umarım romanı çekici kılar herkes için.

      Son olarak önerinize gelince: Biliyorum. Bu eleştiri bana çok geliyor ama dikkate alıp 1-2 öykü boyunca dikkat edince bir bakıyorum ki 3.öyküde yine başa dönmüş. Yani engelleyemediğim bir sorun oldu bu bana :/

      Bir de hikaye için polisiye demişsiniz ama ben romanın bu hikayesini yazarken korku, gerilimden tutun da mizaha kadar çok çeşitli türleri içinde barındıran bir kurgu düşünüyordum. Polisiye hiç aklıma gelmemişti. Polisiye türüne mi yakın durmuş?

      Bilim Kurgu Kulübüne yazı gönderdiğimi unutmuşum, o yüzden habersiz mi oldu diye e-postaları kontrol ettim. Neredeyse 2 ay olduğu için hatırlayamamışım, sayenizde haberim oldu. 🙂

      Son zamanlarda okuduğum en uzun ve en güzel yorumlardan biriydi. Teşekkür ederim, okuduğunuz ve yorumladığınız için 🙂

  2. Yorumumu yazar acımasız bulabilir lakin kendime göre gerçekleri söylüyorum. Yazılan öykü klasik bir Wattpad ergen öykü/romanlarından ileriye gidememiş. Yazım yanlışları, kullanılan dilin, cümlelerin özensizliği öykünün başarısını baltalamış. Gerçi ana hikayenin de gözden geçirilmesi iyi olurmuş, sönük kalmış. Etkide birlik sağlanmış ama kurgu zayıf, öyküde zaman iyi değerlendirilememiş. Sonuçta verilmek istenen mesaj okuyucuya hayli hissettirilmiş, ancak bu öyküyü başarılı bir öykü yapmıyor. Yazarın yazmak konusunda deneyimli olduğu anlaşılıyor öyküyü okurken, ancak yazar kendisini ilk geliştirmesi gereken alanda değil farklı alanlarda geliştirmiş. Yazarın dile daha çok dikkat etmesini tavsiye ediyorum. Sorunun cevabı: Öyküde verilen ipuçlarından çıkardığım sonuca göre (alegori de olabilir) ana karakter bir erkek ancak mevcut durumu bunu gerektirdiği için kadın gibi giyiniyor, erkek kimliğini gizliyor.

    1. Wattpad’de yazıyorum zaten 🙂 Acımasızdı epey ama eleştiri eleştiridir ve gereklidir. Bir de ”verilmek istenen mesaj” derken? Benim öyküye bir mesaj yerleştirmek gibi bir derdim yoktu. Yani böyle bir anlaşılmaya izin verecek bir tümcede göremedim. Siz de bir önceki yorumda olan transseksüel bir birey olduğu yönündeki düşünceye katılıyorsunuz yani? Vakit ayırıp öyküyü okuduğunu ve eleştirdiğiniz için de teşekkür ederim 🙂

      1. Her yazar farkında olarak ya da farkında olmadan öyküye bir takım anlamlar, mesajlar yükler. Bazı eleştiri yazarları edebi bir eserin sanatsallığını bu mesajın ne ölçüde doğru ve nesnel şekilde okura iletildiği ile ölçerler. Bazıları da mesajın okurdan okura ne kadar çok çeşitlenmiş olduğu ile ölçerler, bu konuda ortak bir görüş yoktur. Kastetmek istediğim buydu. Siz öyküde alenen herhangi bir mesaj verme gayesi gütmediyseniz öykünün başında yer alan “Zulme uğrayan tüm karşı cinslerime ve eşitliğin sadece düş olmadığına inanan herkese ithafen…” cümlesini neden öykünüzde kullandınız? Bunun da sorulması ve üstünde durulması gerekiyor.

        Katilin transeksüel olduğuna inanmıyorum, yalnızca içinde bulunduğu durumdan, zorunluluklarından ötürü crossdressing (bu terimi karşılayan uygun bir Türkçe kelime bulamadım) yaptığını düşünüyorum. Ancak yazar ismi söylenmeden yazarın cinsiyetini tahmin etmemiz istenseydi (yaratıcı yazarlık atölyelerinde bu tür çalışmalar çok yapılır) kesinlikle erkek olduğunu anlardım.

        1. Adımı söylemeden erkek olduğumu kolayca tahmin edebildiğinize göre sanırım oldukça ataerkil bir dilim var ya da erkek gözünden yazıyorum demek oluyor. 🙂 Ya da sadece en baştaki ithaf kısmından anlamış da olabilirsiniz. Crossdressing kavramını bilmiyordum o yüzden transseksüel dediğiniz duruma uygun gibi göründü bana.

          En baştaki ithaf kısmını koymamın sebebi şiddet gören kadınlardı, evet ama ben öykü içinde bir mesajdan bahsediliyor sandım. Öykü içine bakarsanız zaten bir mesaj verme gayesi gütmedim ama dediğiniz gibi bilinçsizce koymuş da olabilirim. Siz öyle diyince tam emin olamadım da. 🙂 Yine de öykü içinde mesaja fazla vurgu yaptığımı düşünmüyorum. Sonuçta kurgu gereği bir katil vardı ve kadınları öldürüyordu. Onun dışında ”kadına şiddet uygulanmamalı” gibi tümceler kurmadım ya da bunu uzun uzun anlatmadım. Çoğu kişi bu şekilde araya girerek uzun uzun anlatıyor veya karaktere söyletiyor. Ama bence çok gözüne sokmak olurdu, en iyisi okuyanın kendisi bir şeyler çıkarması. Bu da öykü içinde bir mesaj var izlenimi yaratmış olabilir ama fikir sadece ithaftaydı. Bir de bu öykü değil tabii ki romandan bir kısım. Bu da alıntıyı baştan bir yerden yapsam belki de daha iyi olurdu diye düşünmeme neden oldu. Çünkü böyle orta yerden alınca soru oluşmasına neden oldu.

  3. Öncelikle bu güzel hikaye için tebrikler! Ben katilin nedense güçlü, kuvvetli hani eski Doğu Alman güreşçileri gibi, bir erkeği andıran kadın olduğunu düşündüm. Ancak aynaya baktığında kendisini bir erkek gibi görüyor ve erkek zannediyor….

    1. Hmm…Yani siz de karakterin bir kadın olduğu ama kendisini erkek gibi gördüğü ve erkek kalıbında olduğunu düşündünüz. Teşekkürler *-* Nedense buraya polisiyeseverlee akın etti ama polisiye en son aklıma gelen türdü.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *