Öykü

Yapaşk

Tüm Dünyanın gözü Cenevre’deydi. En azından bilim insanları ve entelektüellerin gözleri oradaydı, çünkü bilim insanları ilk defa yapay aşkı sağlayabilecek bir yol arıyorlardı ve sonunda bulmuşlardı. Buldukları bu yol bir “hap”tı. Bu hapı bulan Sevim Ürek, Cambridge Üniversitesinde öğretim üyesi iken tasarlamış ve öğrencileriyle birlikte hayata geçirmişti.

“Aşk algımızı değiştirebilecek bir buluş!”

TIME dergisi bu Yapaşk olarak adlandırılan hapları bu yorumla dergisine almıştı. Dergide bu hapları sağlık açısından zararlı olduğu suçlamasıyla eleştiren tıbbi makalelerin yanı sıra dini yönden eleştiren ve hapları ahlaksız bulan pek çok yazı da yazılmıştı. Bunun dışında diğer dergiler üzerinden de devam eden bir tartışma dönüyordu. Sevim Ürek hapların piyasa sürülmesinden önce trafik kazasında ölmüştü. Ama ilk deneyler sırasında kendisi, bizzat hapları denekler üzerinde deneyerek sonuçları kaydetmişti.

Sarışın kadın odanın ortasında duruyordu ve oldukça sakindi. Az sonra dâhil olacağı deney hiç umurunda değilmiş gibi bu mavi duvarlarla çevrelenmiş boş odada oturuyordu. Oda aslında bütünüyle boş sayılamazdı, odanın ortasındaki yatak zaten fazla bir yer bırakmıyordu. Yatağın bittiği ayakucunda ise kahverengi bir kapı vardı. Renkleri birbiriyle uyumsuz ama yine de gözü tırmalamayan bir görüntüsü vardı odanın. Kadın, yatağın sağ ucunda oturuyordu. Derin bir nefes alarak saçlarını sol omzundan geriye attı. Yeşil gözlerini yere dikmiş, gelmelerini ve hapı ona vermelerini bekliyordu. Birkaç dakika devinimsiz geçtikten sonra bir şeyler yapma ihtiyacı hissederek ayağa kalktı ve üstüne giydiği siyah elbiseyi düzeltti. Elbiseyi otururken katladığını ve normalde dizinin az altında olan elbisenin eteğinin diz üstüne sıyrıldığını fark etmişti. Düzeltmeyi bitirdikten sonra elleriyle altını tutarak tekrar oturdu. Birkaç dakikalık beklemeden sonra da dayanamadı, ayakları uyuşmuştu. Bacak bacak üstüne atıp, üste gelmiş olan sol bacağını sallayarak açmaya çalıştı. Az kaldı bir kramp girecekken indirerek tekrar yan yana koydu onları. Bu sefer duvarları incelemeye başlamışken odaya bir kadın girdi. Kadının elinde bir tepsi, tepsinin üzerinde yeşil ila beyaz renk karışımı bir tona sahip hap ve bir bardak su vardı. Kadın içeri girdikten sonra kapıyı arkasından kapadı. Sarışın kadına dönerek gülümsedi. Sarışın da ona gülümsedi.

“Merhaba, Rhianna. Ben Sevim, Profesör Sevim Ürek. Haplar için hazırsın değil mi? Bir telaş, heyecan ya da krizin yok.”

“Yok, hayır. Ben alışkınım deneylere, malum öğrencilik. Gönüllü deneklikle paramızı çıkarıyoruz. Hemen başlayalım isterseniz, zaman kaybetmenin bir anlamı yok öyle değil mi?”

Sevim ona bir şey olmayacağı sözünü vererek tepsiyi yatağa bıraktı. Bir şey olmayacağını biliyordu çünkü önce fareler de sonra da tavşanlar de işe yaramıştı. Deneylerde 100 ‘e yakın fare ve bir o kadar da tavşan kullanılmıştı. Hatta bir ara deneylerden bıkan öğrencisi Morgan

“Efendim, isterseniz bir de muzların üstünde deneyelim. Olur mu?”

Şeklinde bir şaka yapmaya çalışmış ama o buna gülmek yerine bir fareye daha şırınga basıp, sonuçları gözlemlemişti. Rhianna, önce bardağa uzandı sonra diğer eliyle hapı aldı. Umursamaz bir ifadeyle hapı ağzına attıktan sonra bardaktaki suyu da yarıladı. Bardağı tepsiye geri koyarken Sevim elini uzatarak bardağı itti.

“Hayır, kalsın. Uzun süre içeride kalacaksın, elbette susarsın. Bittiğinde biz yenisini getiririz. Sen sadece görüntüler bulanıklaşınca şu, yatağının yanındaki kırmızı düğmeye bas.”

“Peki.” deyip bardağı kırmızı düğmenin altındaki kuru yere bıraktı. Sevim, tepsiyi alarak çıkıp gidince odada tekrar yalnız kaldı Rhianna. Ayağa kalkıp yatağın yorganını çektikten sonra tekrar oturdu ve bacaklarını da yorgandan içeriye sokup arkasına da bir yastık aldı. Yerde su bardağının altında bir kitap olduğunu anımsayarak, sol yanına eğilip bardağı kaldırdı ve kitabı aldı. Daha önce okumadığı bir kitabın konulmasını istemişti ve onlara bir liste bile vermişti. Onlar da bu garip durumu gülerek karşılamış ve öyle yapacaklarını söylemişlerdi. Yapmışlardı da, Terry Pratchett adlı bu yazarın The Colour of Magic adlı kitabını daha önce okumamıştı. Kapağa bakılırsa İngiliz yazarlardan biriydi. Rhianna İngiliz değildi, İngiliz olmaktan metrelerce uzak bir Hollandalıydı. Hollanda da ineklerin yaylandığı, geniş ve yeşil ovaları bırakarak buraya gelmesinin tek sebebi okumaktı. Cambridge Üniversitesi de okumak için mükemmel bir üniversiteydi. Özellikle de kabul aldıysanız. Hollanda da olan pek çok üniversite buradan daha iyi değildi. Burası o kadar iyiydi ki geçen hafta Teorik Fizik ve Kimya binasında gördüğü Stephen Hawking ile fotoğraf çekinmişti. Teşekkür edip elini uzattığında Hawking gözlerini kaldırarak ona bakmış ve “Gerçekten mi?” diye sormuştu. Hatasını anlaması için birkaç dakika geçmişti.

“Çok özür dilerim profesör. Gerçekten kötü bir niyetim yoktu, dalgınlık.”

Diyerek durumu açıklamış ve ondan ufak bir gülümseme dahi alabilmişti. Rhianna’nın kendisi Türkoloji denilen bir bölümde okuyordu ve Teorik Fizik ile bir alakası yoktu. Ailesi ona bu bölümde ne yapabileceğini sorduğunda Rhianna’nın yanıtı hazırdı.

“Üniversitede kalacağım.”

Bölüm hakkında da bilgi sahibiydi. Genel anlamda Türkleri araştıran bir bilim dalıydı. Toplum bilimi. Alanından mutluydu. Ancak her öğrenci gibi onun da mali sorunları vardı ve çözmeye çalışıyordu. Bir kafede yarı zamanlı garsonluktan başka üniversitenin tıbbi bölümlerinde yapılan deneylere gönüllü deneklik yaparak para kazanıyordu. Kafeden daha fazla parayı tek bir deneklik yapınca alıyordu ama kafedeki işi bırakmayı istemiyordu. Sonuçta her zaman deney yapılmıyordu ama insanlar her zaman kahve içiyordu. O bu düşüncelere dalmışken kitabın kapağını hiç açmadığını fark etti ve kitaba yöneldi.

Rhianna, farkında değildi belki ama yatağın önündeki camın gerisinde bir göz onu izliyordu. Tepkilerinin gayet yerinde olduğunu düşünen Sevim, telefon açarak hizmetliye çay getirmesini söylemişti.

“Süt de ekleyin, lütfen.”

İngiltere’ye henüz çocukken gelmişti. Babasının ve annesinin yolunu izleyerek akademisyen olmuş ve İngiltere de yaşamayı seçmişti. Ömründe tatiller dışında Türkiye’ye hiç uğramamıştı. Bundan sonra gideceğini de düşünmüyordu. Guardian orada idamın tartışıldığını söylüyordu. Hizmetli içeri girip, çayı masaya bıraktıktan sonra odadan çıktı. O çıkınca arkasını dönüp fincanı masadan alıp, ilk sıcak yudumunu keyfini çıkara çıkara içti. Kızın biraz sonra ne tepki vereceğini merak ediyordu. Yarım saat geçmesini bekleyecekti sonra da yanına, kapının altından bir erkek çizimi atacaktı. Ne tepki vereceğini ölçüp, notlarını alacaktı. Kız ona heteroseksüel olduğunu söylemişti. Ama odaya girip çizimi kendisi verse de istenmeyen ve nahoş bir durum oluşabilirdi. Hapın etkileri insan da henüz görülmemişti. Bu çalışma çok önemliydi. Bu yüzden de hiçbir şey yanlış olmamalı ve hataya yer verilmemeliydi.

Rhianna, içeride oturup kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti ama kitabın sayfasına bakınca zamanın epey ilerlediğini anladı. Rhianna dakikada ancak 1 sayfa bitirebilirdi. 32.sayfada olduğunu görünce en az yarım saat geçtiğini fark etti. Şaşkın şaşkın önce pencereye sonra da kapıya baktı ve kapının önünde yer de bir kâğıt gördü. Beyaz kâğıdın üstüne bir şey karalanmıştı. Yorganı üzerinden çekerek, ayaklarını yere bastı. Kapının önüne kadar gidip, eğilip yerden kâğıdı aldı. Kâğıtta bir çizim olduğunu gördü. Güzel bir erkek yüzü, tüm ayrıntılarıyla çizilmişti. Bu yüze sadece renk verilmemiş ve çizim karakalem olarak kalmıştı. Yine de karakalem haliyle bu yüz oldukça güzel görünüyordu. Rhianna, içinde bir şeylerin alev aldığını ve yüzü çok sevdiğini düşündü. Aklı ise ona isyan ederek “Saçmalama, bu bir çizim. Gerçek bile değil!” Rhianna aklını dinlemek isterken üstünde tatlı bir uyuşukluk ve içinde bir dinginlik duyumsadı. Bu güzel yüz adeta onu büyülemişti ve odayla tavanın bitiştiği öndeki iki yana koyulmuş olan ses yansıtıcılarından bir kadın sesi duyuldu.

“Ne hissediyorsun Rhianna?”

Bu ses hem heyecanlı hem de mutlu bir sesti. Rhianna, biraz durunca bunun yarım saat önce kendisine hap ve su getiren ve adının Sevim olduğunu söyleyen profesöre ait olduğunu fark etti. Çizim onun aklını başka yerlere götürmüştü.

“Konuşabilirsin, biz seni duyuyoruz.”

“Ha, yani orada başkaları da var.” diye düşündü ama bu düşünceyi seslendirmeden cama doğru konuştu. Herhalde camın gerisinde durup onu izliyorlardı.

“Aşk gibi bir duygu hissediyorum. Kalp atışlarım hızlanıyor ve bütün kan şu an beynime akıyor. Bunu duyabiliyorum. Hem de tüm benliğimle. İçimden hoplamak, zıplamak ve aynı zamanda avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor. Ama aynı zamanda da ağlamak hem de yağmurdan boşanırcasına ağlamak istiyorum. Duygu tufanı yaşıyorum yani anlayacağınız.”

Tümcesinin sonuna doğru sesi giderek azaldı. Ses yansıtıcılarından endişeli ve korkulu bir ses geldi.

“İyi misin?”

“Evet, iyiyim. Sorun yok. Umarım not aldınız.”

Sevim buna bir yanıt vermedi. Çünkü bu tümcede bir iğneleme var gibi gelmişti. Ama hap işe yaradığı için mutluydu. Camın gerisinde, mavi odada, yatağın hemen sol ayakucunda duran Rhianna, öylece bekliyordu. Yüzü kıpkırmızıydı ve görebildiği kadarıyla da zorlukla nefes alıyordu. Bir eli sol göğsündeydi. Sanırım kalbini tutuyordu. Sevim, iyi olup olmadığına dair aldığı olumlu yanıta rağmen tekrar sormak istedi. Ne diyeceğini şaşırmış ve soğukkanlılığını yitirmişti. Kıza bir şey olması durumunda ne vicdanına ne de üniversiteye hesap veremezdi.

“İyi misin tatlım?”

Kız elini göğsünden çekmiş ve yüzü tekrar bembeyaz güzelliğine geri dönmüştü. Nefes alış verişlerini iki derin nefesle dengelemeyi başarınca cama ve dolayısıyla camın gerisine bakarak gülümsedi.

“Evet, iyiyim. Biraz fazla heyecanlandım, ondan oldu.”

Rhianna, utanarak gözlerini yere dikti. Sevim ise onun bu utangaç haliyle derin bir nefes aldı, neyse ki bir sorun yoktu. Bu hapa “Yapaşk ” yani yapay aşk adını verecekti. Adını tarihe yazdırabilecek bir buluştu ama insanlar çabucak bu buluşu kabul edemezlerdi. Biliyordu. Çünkü duyguların bu kadar basite indirgenmesi ve insanlarca kontrol edilmesi kolayca sindirilebilecek bir şey değildi ama bilim yapmıştı, yapıyordu ve yapacaktı.

Bu deneyden daha sonra erkek bir denek üzerinde de denenmişti. Sonuç yine başarılıydı. Sonuçların cinsiyete göre değişmediğini ve aynı kaldığını fark edince bu başarı açıklandı ve açıklamalarla beraber tartışmalar alevlendi. Bu açıklamadan 1 ay sonra da Sevim Ürek trafik kazasında ölerek, arkasında büyük bir tartışma bıraktı. Ölümümden ve yakılarak, küllerinin vasiyeti gereği boşluğa bırakılmasından 1 hafta kadar sonra ilaç piyasaya sürüldü. Tartışmalar arasındaki en uzun süren ve en şiddetli olan tartışmanın başlığı şuydu:

“Duygular insan içindir ama duygularımız insan eliyle kontrol edilebilir mi?”

Bu soru aynı zamanda pek çok felsefi tartışmayı da ateşledi. Çıkan felsefi tartışmalar ve yapılan oturumlarda bu hap ne kadar yerilirse yerilsin insanlar meraklarına yenilip sadece bir kere denemek adına bu haptan almaya devam ettiler.

Yapaşk” için 7 Yorum Var

  1. Merhaba, öykü konu itibariyle ilginçti. Üzerinde biraz daha dikkatli çalışılsaydı çok daha güzelleşebilirdi öykü.
    Karakterlerin isimleri “Ürek” ve “Rhianna” anında çağrışım yaptırıyor ve dikkati dağıtıyor; en azından bende öyle oldu. “Bu” kelimesi çok fazla kullanılmış, öykünün başlarında bir cümlede iki kere geçmişliği var. Final biraz daha vurucu olabilirdi sanki. Bir de öykünün kendi içindeki gerçekliği çok ikna edemedi beni.
    Naçizane önerim; öyküyü yazdıktan sonra hemen göndermeyin. Birkaç gün açmayın. Sonra yüksek sesle okuyup öyle karar verin. Öyküm bu haliyle gönderilmeye hazır mı, diye. İnanın bu yöntemin çok faydasını göreceksiniz, kendimden biliyorum.
    Kaleminize kuvvet.

    1. Ürek=Yürek
      Rhianna=Rihanna. Değil mi? Aslında Rhianna adını ondan değil de Rhianna Pratchett’a atıf olsun diye koymuştum ama ters tepmiş. Evet, konunun farkındayım. Zaten her zaman bu konu da eleştiri geliyor: Konu tamam ama dil ve anlatı sorunlu. Bu sözcüğüne dikkat etmemiştim, teşekkürler.

      Önerinizi uygulayacağım, umarım bu sefer iyi bir öykü yazabilirim.

      Teşekkürler, sizin de efenim.

  2. Merhabalar. Hiç kimsenin öyküsüne, emeğine kötü yorum yapmak istemiyorum fakat yorum yapmadan geçmek de istemiyorum. Sizin öykünüz de bu çelişkiye düştüğüm öykülerden biri oldu -mazur görün lütfen. Öyküde sevdiğim yerler yok muydu? Elbette ki vardı. Emeğinize sağlık diyorum. Sevgiler.

  3. Merhaba, konu ilginç ve güzel. Biraz daha çalışma ve dikkatle, Sayın Öznur’un tavsiyelerine uyarak, çok daha güzel eserler ortaya koyacaksınız. Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet ve gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *