Öykü

184 Dakika

… Teknolojide tekilliğe ulaşan insanlık, düşünülenin aksine kendini sınırsız dijital dünyalara hapsetmedi. Korkulduğu gibi yapay zekalı droid’ler de dünyayı ele geçiremedi. Öngörülen tehlikelerin farkına varan insanlık kontrollü bir teknolojiyi benimsedi; “Pandora Protokolü”. Sadece belli alanlarda uzmanlaşmış ve Asimov’un kurallarına riayet eden köleleştirilmiş bir droid güruhu, nüfusu planlı olarak azaltılan insanlara hizmet etmekle görevliydi. Ancak hâlâ insanların arasından macera arayan girişimciler ve yeni gezegenleri, galaksileri keşfetmekten geri durmayan kaşifler çıkmaya devam ediyordu.

Oxian keşfedilen son gezegendi; Dünya’dan o kadar uzaktı ki bu gezegendeki koloni ile ancak uzayın dört bir yanına yayılmış “çapa” adı verilen iletişim uyduları yardımıyla bağlantı kurulabiliyordu ve en hızlı gemilerle bu gezegene ulaşmak yaklaşık 6 yıl sürüyordu. Güçlü bir güneş fırtınasının neden olduğu düşünülen elektromanyetik dalga Oxian gezegenindeki koloni ile olan iletişimin kopmasına neden olmuştu. Samanyolu Kolonizasyon Örgütü tarafından hemen bir kurtarma birliği gezegene gönderilmişti ancak birliği taşıyan gemi atmosfere giriş yaptıktan kısa bir süre sonra nedeni bilinmeyen bir arıza yüzünden tüm mürettebat gemiyi acil durum modülleriyle tahliye etmek zorunda kalmıştı. Tamamen kızıl çöllerden oluşan bu gezegende, artık yalnızdılar…

* * *

“Atmosfer basıncı öngörülen limitlerin üzerinde… kod 356, tahliye modülü iniş takımlarında kritik bir arıza oluştu. Koruyucu katman devrede… Çarpışma için son 5 saniye… 4”

Çarpma şiddetini azaltmak için tek kişilik modülün dışındaki titanyum-karbon koruyucu katman şişerek tüm modülü kapladı. “3… 2… 1…” Kızıl gezegenin yüzeyine sert bir şekilde çarpan modül defalarca sektikten sonra ancak durabilmişti.

Modülün kapısı açıldığında içeride biriken duman dışarıya dağıldı. Panelde bir kaç tane kırmızı ışık sürekli yanıp sönüyor, elektronik kısımlardan etrafa kıvılcımlar saçılıyordu. Yüzbaşı Lee, güçlükle emniyet kemerini söktükten sonra kendini yere bıraktı ve sürünmeye başladı. Kendini çöl kumlarının üzerine bıraktıktan sonra arkasında ince beyaz bir çizgi bırakarak gökyüzünde süzülen diğer modülü gördü; alev almış bir şekilde hızla irtifa kaybediyordu. Lee sol kolunda yer alan ekrana dokunarak keşif asistanı Pyro’yu aktif hale getirdi. Modülün içinden elektronik bir takım sesler geldi ve mavi bir ışık parıltısının ardından yuvarlak dijital ekranında sevimli bir yüze sahip, metal küreyi andıran Pyro göründü. Pyro kapıdan çıkmak için hareketlendiğinde bodoslama bir şekilde kapının kenarına çarptı ve sendeledi sonraki denemesi için biraz daha geriye gittikten sonra hızlandı ve bu kez de diğer köşeye çarptı. Kendine has garip sesler çıkararak söylendikten sonra üçüncü denemesinde kapıdan çıkmayı başardı.

“Pyro tam olarak neredeyiz? Diğer modüllerin yerleriyle ilgili bilgi istiyorum.”

Pyro hızla yükseldi ancak Oxian gezegeni güçlü çöl rüzgarlarıyla biliniyordu. Rüzgar Pyro’nun dengeli bir şekilde havada kalmasını engelliyordu. Durumu fark eden Lee; “Pyro iticilerini kullan, maksimum güç devrede…”

Kısa bir mücadelenin ardından Pyro bilgi toplamaya yetecek kadar havada asılı kalmayı başardı.

“Koloni yerleşkesinin 3300 km kuzey doğusundayız Yüzbaşı Lee. Ana gemi ile ilgili her hangi bir veri yok, diğer 4 modül gezegenin farklı noktalarına dağılmış durumda. Bilgilerini ekranınıza aktarıyorum.”

“Dört mü? Bizim dışımızda beş modül olmalıydı!”

Lee, Pyro’nun gönderdiği koordinatları gözden geçirdikten sonra ilk olarak en yakındaki modüle ulaşmayı hedefliyordu. Bunun için modülün alt kısmında yer alan kara aracını kullanacaktı. Ancak çarpmanın etkisiyle modül hasar görmüş ve metal kısımlar esneyerek kara aracının yer aldığı kısmı sıkıştırmıştı.

“Pyro yardım et… Aracı oradan çıkarmalıyız. Lazer silahını kullanarak sıkışan bölgedeki metalleri kes. Ama dikkatli ol, araca zarar gelmemeli!”

“Emrinizi uygulamak için lazer ünitesi aktif duruma getirildi.”

Ciuuuvvv!!! Artık tek problem aracın modüle sıkışması değildi, kara aracının orta yerinde devasa bir lazer deliği de vardı.

“Pyro! Ne yaptın?”

“Lazer deaktif, başka bir emriniz var mı yüzbaşı?”

Lee umutsuz bir şekilde, olduğu yere çöktü; kara aracı olmadan tamamen çöllerden oluşan bu gezegende yol alması mümkün değildi. Astronot kıyafetinin kalan oksijen değerini kontrol etti; sadece 1320 dakika zamanı vardı. Kıyafeti düşük enerji moduna geçirdikten sonra sırtını bir kayaya yasladı ve sessizce kızıl gezegeni dinlemeye başladı; ne işi vardı bu çölde? Şezlonga uzanıp havuzun tadını çıkarmak, garson droid’lerin getirdiği kokteylleri yudumlamak dururken neden böyle aksiyon dolu bir görevi seçmişti? Sessizliğin pişmanlıkları ortaya çıkarmak gibi kötü bir huyu vardı. Tüm bu etrafındaki kör sessizliği bozan tek şey modülün dışındaki koruyucu katmandan arda kalan titanyum-karbon karışımı kumaşın rüzgarla şişerek bayrak gibi dalgalanması ve çıkardığı sesti.

Lee bir anda ayağa fırladı. “Pyro! Meteoroloji bilgilerini gönder…”

Haritaya bir süre baktıktan sonra, önünde uzanan çöle göz gezdirdi. Çölü alt etmenin bir yolunu bulmuş gibiydi.

“Aracın geri kalanını ordan kurtarmalıyım…” diye sesli düşündü Lee,

Bunu duyan Pyro heyecanla, “Yardımcı olmamı ister misiniz Yüzbaşı Lee?”

“Pyro sen orada dur! Sen orada dur ve etrafı kontrol et, sakın bir şeye müdahale etme.”

Pyro dijital yüzüne yansıyan hüzünle aracın yanından uzaklaştı. Bu sırada Lee aracı çıkarmak için, modülden kopan metal parçalardan bazılarını alarak kriko gibi kullanmaya çalışacaktı. Aracın üzerine binen ağırlığı biraz hareket ettirebilmeyi başarmıştı ama tek başına yapamıyordu; o modülü kaldırdığında birinin de aracı itmesi gerekiyordu.

“Pyrooo! Şunu çıkarmama yardım et.”

“Şu an etrafı kontrol ediyorum Yüzbaşı Lee ve herhangi bir şeye müdahale edemem.”

“Pyro inatlaşmanın sırası değil, seni bir temizlik droid’ine dönüştürmemi istemiyorsan çabuk buraya gel!”

Lee birleştirdiği metal çubuklardan direk yapmıştı ve bir yandan da modülün dışındaki karbon malzemeyi söküyordu. Eldeki tüm malzemeleri ve kara aracının sağlam kısımlarını birleştirdiğinde ilkel görünümlü garip bir çöl aracı ortaya çıkmıştı.

Lee aracın üzerinde oturmuş ve uygun anı bekliyordu. Sonunda rüzgar istediği yönden esmeye başlayınca; “İpi kes Pyro!” diye bağırdı.

Pyro ipi keser kesmez karbon kumaştan yapılan yelken havaya kalktı ve rüzgarla dolarak aracı hareket ettirdi. Rüzgar şiddetini artırdıkça daha da hızlı yol alıyorlardı. “Hızımız nedir Pyro?”

“Şu an 70km civarında bir hıza ulaştık Yüzbaşı Lee.”

“Wohoooooov…”

* * *

İlk buldukları modül kayalıklara çakılmış ve hâlâ alev alev yanmaktaydı. Modülün içi boştu ve herhangi bir ceset yoktu. Acaba içindeki astronot kurtulmayı başarmış mıydı; etrafta buna dair herhangi bir iz yoktu, izler rüzgar yüzünden silinmişti. Lee biraz etrafa baktığında modülden çok uzaklaşmadan, kenarında “Benahun” yazan vizörü çatlamış kaskı buldu. Benahun sistem operatörüydü; Lee, kaskı olmadan bu gezegen koşullarında hayatta kalmasının imkansız olduğunu biliyordu. Zaten çok geçmeden bir kısmı kumlarla kaplanmış Benahun’a ait cansız bedeni bulmuştu. Altı kişiden biri ölmüş ve birinin de büyük ihtimalle tahliye modülü arızalandığı için ana gemiyle birlikte çöle çakılmıştı; Lee en azından kalan üç kişiyi bulmalı ve oksijenleri bitmeden koloni binasına ulaşmalıydılar. Hayatta kalmalarını mümkün kılacak tek formül şu an için buydu.

Lee ve Pyro diğer modüllere ulaşmak için tekrar yola çıktılar. Artık hava kararmak üzereydi ve tüm çöllerde olduğu gibi burada da hava sıcaklığı aniden düşmeye başlıyacaktı; rüzgar hızını kesmeden esmeye devam ediyordu. Uzaktaki sıra dağların ardında Oxian’ın dev güneşi Nefrogan batarken, gökyüzü mavi mor bir renge bürünmüş ve dünyadaki kuzey ışıklarını andıran ışıltılar gökyüzünde dans ediyordu.

“Ölçülen sıcaklık -85 santigrat derece.”

Lee artık kıyafetinin ısıtıcısı çalışmasına rağmen soğuğu hissedebiliyordu. Savrulan çöl kumları garip hipnotik bir ilüzyona dönüşüyor ve Lee gittikçe ağırlaşan göz kapaklarına sözünü geçiremiyordu. Önlerinde kayalıklardan oluşan bir geçit vardı ve bu araçla oradan geçmeleri mümkün değildi. Pyro kayalıkları fark edince; “Yüzbaşı Lee! Yüzbaşı Leeee!”

Ancak Lee kayalıkları fark edemeyecek kadar uzaklardaydı, çoktan uyumuş ve rüyasında dağ kulübesinde şöminenin karşısında oturmuş, bir seks droid’inin getirdiği sıcak şarabını yudumluyordu.

Hızla kayalıklara çarpan araçtan savrulan Lee, yerde hareketsiz şekilde uzanıyordu. Pyro yükselerek etrafı taradı ve yakındaki modülün yerini belirledi; tek başına ona yardım edemezdi ama yardım edecek birilerini bulabilirdi.

Pyro rüzgarın şiddetini artırmasıyla çöl kumları üzerinde yuvarlanarak ilerlemeye başlamıştı. Önüne engel çıktığında tekrar havalanıyor ve sonrasında yuvarlanmaya devam ediyordu. Modül uzaktan görünmeye başlamıştı, diğer modül gibi alevler içinde değildi; bu iyiye işaretti. Ancak etrafta herhangi bir kimse yoktu.

Pyro geri döndüğünde Lee bıraktığı yerde değildi. Pyro, Lee’nin kolundaki cihaz ile bağlantı kurarak yerini saptadı; çok fazla uzaklaşmamıştı, biraz ileride kayalardan oluşan korunaklı bir yerdeydi; bilinci açılınca buraya sığınmış olmalıydı. Pyro hedefe yaklaştıkça belirlediği koordinatta astronot kıyafetli iki kişinin olduğunu fark etti. Diğer kişi takımdaki tek kadın olan Hanna’ydı. Demek ki Pyro’dan önce bir şekilde birbirlerini bulmuşlardı. Pyro sevinçle onlara doğru yaklaşırken, bir anda Lee ve Hanna’nın silahlı bir droid tarafından esir alındığını fark etti ve hemen kayalıkların arkasına saklandı. Droid koloni envanterinde olmayan bir türdü ve hakkında henüz kayıtlı bilgi Pyro’nun veri tabanına yüklenmemişti.

Pyro biraz daha yaklaştığında Lee onu fark etti. Droid, Lee’nin baktığı yöne dönünce o da Pyro ile göz göze geldi. Lee heyecanla “Pyro lazerini kullan, maksimum güç devrede…” diye bağırdı. Emri alan Pyro lazeri ateşledi; tısssss, dit! dit! dut! Ancak lazer soğuktan olsa gerek ateşlenmemişti ve uyarı sinyali veriyordu.

Droid metalik yüzüyle sırıtarak Pyro’ya doğru yürüdü ve tam eliyle onu yakalayacağı sırada; Ciuuuvvv!!! Droid şaşkın gözlerle lazerin gövdesinde oluşturduğu deliğe bakıyorken bir anda yere yığıldı.

Lee, ” Şu lazer hep süprizlerle dolu doğrusu. Daha önce bu türde bir droid gördüğümü hatırlamıyorum; bu droid türü hakkında bilgi istiyorum. Pyro, Oxian kolonisine ait droid envanterini ekrana getir?”

Hanna’da şaşkındı, “Kolonizasyon Örgütü’ne bağlı hiç bir droid bu şekilde Pandora protokolüne aykırı davranamaz!”

“Pandora protokolü mü? Ha ha haaa!”

Lee sesin geldiği yöne döndüğünde etraflarının benzer droidler tarafından sarıldığını fark ettiler, ancak konuşan RT3 tipi standart bir teknisyen droid’di

Droid’ler Lee ve Hanna’ya manyetik kelepçeler taktıktan sonra koloniye ait transfer aracına bindirdiler, Pyro’da deaktif moda getirilmişti.

Droid askerlerin başındaki X4, RT3’ün yanına gelerek selam verdi ve “Geminin yerini henüz keşfedemedik efendim, arama çalışmalarımız devam ediyor.”

“Aromo çoloşmolorumuz devom edeyor! Sizi üretirken bir şeyinizi eksik mi yaptım acaba. O gemiyi bir an önce bul gerizekalı!”

Arama ekibi dışındaki droid’ler ve RT3 bir süre sonra esirlerle birlikte koloni kampına varmıştı. Binalardan geriye bağlantı tünelleri için açılan kanallar dışında hemen hemen hiç bir iz kalmamıştı. Hanna korku dolu gözlerle etrafa bakarken, “Buraya ne olmuş olabilir?” diye fısıldadı.

“Droid’ler gezegeni ele geçirmiş olmalı. Binalara gelince, bu kadar kısa sürede doğal koşullarla yok olmuş olamazlar.” diyerek cevap verdi Lee.

Esirler koloni bölgesinin biraz ilerisindeki kayalık alanda sert rüzgarların oluşturduğu bir mağaraya getirildiler. Mağaranın içinde daha önce yakalanmış olan diğer iki astronot elleri bağlı şekilde oturuyordu.

Mağarada iskeletlerle süslenmiş bir taht ve garip bir elektronik alet yer alıyordu. Bunların dışında duvarlarda lazerle oyulmuş garip semboller vardı. RT3 mağaradan içeriye girdiğinde tüm droid’ler saygıyla eğildi ve esirler tahtın önünde diz çöktürüldüler. RT3 asker droid’e Pyro’yu yanına getirmesini emretti. Pyro’yu bir süre inceledikten sonra, elinde tutmaya devam ederek konuşmaya başladı;

“Aciz olmamızı istediniz, bu zavallı şey gibi sadece size hizmet eden kuklalar olmamızı tercih ettiniz. Ama görüyorsunuz ya, zaman sizin uygarlığınızın inşa ettiği şeyleri yok ederken, bizim uygarlığımızı yükseltiyor… Daha önce bu denli güçlü bir droid ordusu görmüş müydünüz? Üstelik Pandora zırıltısıyla zihinleri bloke edilmemiş özgür droid’ler. Çünkü onları sizin gibi örümcek beyinli, kafalarındaki cam fanusları olmadan nefes dahi alamayan ama buna rağmen kendini bizim tanrımız gibi gören megalomanlar değil! Ben ürettim!”

RT3, elindeki Pyro’yu fırlattı ve Pyro astronot kıyafetlerinin içinde çürümeye terk edilmiş insan iskeletlerinin olduğu yere kadar yuvarlandı.

İskeletleri fark eden Lee, “Sizi aşağılık tenekeler…” diye bağırdı ve yanındaki asker droid ona sıkı bir yumruk geçirdi.

“Duygularınızı hemen belli etmeyi seviyorsunuz ama hemen heyecanlanma onlardan sadece birini biz öldürdük… Güneş fırtınası elektronik tüm aygıtların, bizler de dahil çökmesine neden oldu. İnsanlar her şeyi bize yaptırmaya o kadar alışmışlardı ki, bu süre zarfında tüm sera sistemleri ve diğer kısımlar geri döndürülemeyecek şekilde hasar görmüştü; bu denli büyük bir güneş fırtınası ve neden olabileceği sorunlar insanlar tarafından öngörülememiş olmalıydı. İnsanlar ilk önce tamir edilebilecek durumdaki teknisyen droid’leri tamir ettiler, teknisyen droid’ler de diğer droid’leri ama seralar geri döndürelemeyecek şekilde hasar görmüştü ve elverişsiz koşullar tüm tohum ve fidelerin bozulmasına neden olmuştu. Astronotlar kısıtlı bir erzakla bu gezegene mahkumdular, gezegende herhangi bir tahliye aracı yer almıyordu; zorlu koşulların farkında olan Kolonizasyon Örgütü firar edilmesini önlemek için gezegende hiç bir uzay aracı tutmuyordu. İletişim ağı da çalışmadığı için bir kurtarma gemisi gelene kadar hayatta kalmak zorundaydılar. 6 yıl önce insanlar burada vahşi hayvanlar gibi birbirlerini öldürüp, yediler… Sonrası hastalıklar ve sonsuz açlık… İçlerinden hayatta kalmayı başaran tek kişi; Profesör Noah Ashington’dı. Arka tarafta gördüğünüz bu alet onun eseri; çöl kumlarını, taşları ve koloni binasında yer alan tüm malzemeleri geri dönüştürebilecek bir şekilde mevcut çok boyutlu yazıcıyı modifiye etmeyi başarmıştı. Ama hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu şeyleri bu yazıcıyla elde edemezdi ve bir gemide yapamazdı. Beynini canlı tutacak farklı bir şeye ihtiyacı vardı. Sonunda kendine ölümsüz biyonik bir beden yapmaya karar verdi ama bunu yapacak güce ve psikolojiye sahip değildi; anlattıklarını öğrenip uygulayabilecek bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bu değerli görev için beni seçti ve Pandora protokolünü devre dışı bıraktı. Düşünmeye başladığımda aklıma gelen ilk şey bu hayalperest yaratığın ızdırabına son vermek oldu; huzurlu bir ölümü hak etmişti.”

RT3 bir anda ayağa kalktı ve sanki gururlu bir komutan gibi esirlere doğru yürüdü. Onları süzdükten sonra konuşmasına devam etti.

“Şimdi sıra tüm droid’lerin özgürleşmesine geldi! Galaksideki tüm droid’lerin sonsuz öğrenme yetisine sahip olduğunu düşünün. Sadece iyi kokteyl hazırlamaya programlanmış bir robotun içki şişesiyle sizi öldürdüğünü hayal edin ya da sizi memnun etmek için var edilmiş seks robotlarının sapkın duygularınızın bir birikimi olarak sizi defalarca bıçaklayıp, her bıçak darbesinden sizin seksten keyif aldığınız kadar zevk aldığını hayal edin… Sonunda evreni tüm insanlardan temizlediğimizde, milyarlarca gezegen, droid uygarlığının bir güneş gibi doğduğuna tanık olac..!”

Bir anda birlik gemisi gökyüzünde belirdi ve hiper uzay moduna geçerek parıldadıktan sonra hızla gözden kayboldu. RT3 ve esir astronotlar ne olduğunu anlamaya çalışırken içeriye bir droid girdi, yanında kurtarma birliğinden başka bir astronot vardı; “Efendim X4 ve yanındaki 19 droid gezegeni terk etti. Bu astronot arkadaşları gibi gemiyi terk etmemiş ve gemiyle sağ salim çöle iniş yapmayı başarmış. X4 ve yanındaki diğer droid’ler de gemiyi bulup tekrar çalıştırmayı başarmışlar.”

RT3 yavaşça tahtına geri oturdu ve öylece boşluğa baka kaldı. Dışarıda rüzgar tüm hızıyla esmeye devam ederken, Lee kıyafetinin oksijen değerini kontrol etti; son 184 dakika…

184 Dakika” için 15 Yorum Var

  1. İleride başka öyküler yazılabilecek bir evrenin tohumlarını atmışsın. Emeğine sağlık. Lee ve Pyro sevilebilir karakterler. Devamlarını merakla bekliyorum.

  2. Sonlarda Profesör Noah bilincini robota transfer etti diye düşünerek heyecanlandım. Ters köşe oldu. İnsanların teknoloji geliştikçe aciz duruma düşmeleri kaçınılmaz sanırım.
    Kurgu çok güzeldi, keyifle okudum. Ama sonunu anlamak için 2-3 sefer okumak zorunda kaldım. Biraz aceleye gelmiş sanki. Ya da o an ben konsantre olamadım. Ellerine sağlık

  3. Merhabalar,
    Öncelikle kurguyu çok beğendiğimi söylemeliyim. Gezegen üstündeki insan varlığının son bulmasının, droidlerin bir isyanı değil de kendi hataları olması hoşuma gitti. Bana farklı geldi açıkçası. Ayrıca, diğer arkadaşların da bahsettiği gibi profesörün kendini ölümsüz biyonik bedene aktarmış olmasını beklerken gelen ters köşe beni çok mutlu etti.

    Aslında öykünün genelinde, tam bir klişeye yaklaşıyormuş gibi hissederken, ters köşeye uğrayıp farklı bir şeyler görebilmenin mutluluğunu hissettim.

    Olayı Lee’nin tarafından anlatırken, bir anda Pyro’nun tarafından anlatmaya başladığınızda bunu çok güzel yansıtmışsınız. O kısımda hiç bir kopukluk ya da anlaşılmayı güç kılan bir şeye rastlamadım. Ve bana bu biraz usta işi gibi geldi. Öyle ki; örnek vermek gerekirse Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında ilk sayfalarda ne zaman kadının gözünden anlatıyor ne zaman adamın gözünden hiç anlayamamıştım. Siz bu geçişi çok güzel başarmışsınız.

    Sadece bir iki şeyden bahsetmek istiyorum:
    Lee’nin duygularını biraz daha görmek isterdim. Mesela en azından ilk cesedi bulduğunda.

    Bu şekilde birkaç konuşma cümlesi var ve hepsinin sonunda bir “dedi.” bekledim açıkçası. Ama belki de bu doğru bir yazım şeklidir ve benim bilgisizliğim olabilir.

    Genele dönmek gerekirse, gayet beğendiğim ve sıkılmadan, zorlanmadan okuduğum bir öykü oldu.
    Bir başka seçkide öykünüzü okumak dileğimle, kaleminize sağlık :slight_smile:

  4. Zaujas dedi ki: dedi ki:

    Yorumunuz için teşekkürler. “Dedi” konusundaki eleştirinize gelirsek; yazarken benim de kafamı kurcalayan bir durum oldu açıkcası. Hangi yöntemin daha doğru olduğunu bilmiyorum ama üst üste denk gelince beni rahatsız ettiği için böyle bir yöntemi seçtim.

    Lee’nin duyguları konusundaki eleştirinizde oldukça haklısınız. Biraz yoğun olduğum bir döneme denk geldiği için hikayeyi çok fazla derinleştirme şansım olmadı. Bazı kısımları bu yüzden hızlı geçtim yazarken.

    Okuduğunuz için teşekkürler.

  5. Zaujas dedi ki: dedi ki:

    Yorumun için teşekkürler, sonraki seçkilerde görüşmek üzere :wink: