Öykü

Hatırat

Latent faz bitmiş; komplo teorileri aktifleşmişti. Boşlukta yüzen kıyafeti seyre daldı mekiktekiler. Kesif karanlığın temaslarıyla okşanmaktaydı her yanı. İçerisindeki oksijen, hiç tüketilmemek üzere sonsuzluğa salıverilmişti. Yoldaşları için sembolik bir armağandı. Başarıya ulaşmışlardı; bir kayıpla birlikte tüm insanlığın yeniden doğan, hiç yok olmamış, vahşeti dökülmüştü ortalığa. Gerisi her zaman varlığı iddia edilen lakin hep eser miktarda tesir eden vicdanın derdiydi. Ölümü kucaklayan dostlarının anısını yaşatma çabaları esnasında kendileri de katledildi. Yine de ayyuka çıkan gerçeklerin ışığında karışmak sonsuza iyi hissettirmişti.

* * *

Videodaki kadın uzun bir süre duvarların üzerine işlenmişlere baktı. Sayısız şekil ve simgeyle donanmış her karede ayrı bir hikâye yer almaktaydı. “Canlı gibiler…” demişti annesi ilk anısını amberin içine işlediğinde. Küçük kız keyifle gülmüştü o zaman. Elbet canlılardı; yapay sinir dokularına tutturulmuş birebir yaşam yansımasıydı onlar. İlk kayıtlı hatırası, günceye kavuşma anı olmuştu. O vakitlerde her şeyin seyri başkaydı.

Kadının video kaydını paylaştığı yayın kanalı, uzun zamandır kullanılmamaktaydı. Nostalji seven birkaç yüz kişi dışında kimse buralarda gezinmezdi. Fakat amacına hizmet edeceğine güveni tamdı. Ne de olsa anlatacakları insan midesinde sindirilebilecek boyutta değildi. Aktarılan özbeöz katliamdı.

“Zaman güncesi piyasaya çıktığında on yaşındaydım. O kadar çok ısrar etmiştim ki ailem sonunda dayanamamıştı. Hayallerimin ötesinde bir sistemdi. Çocuk aklımla ne buldum bu güncede bilemiyorum. Eh o sırada ilk sürüm ücretsiz bir şekilde kurulum sağlamaktaydı. Pazar arayışında bir şirket ve ikna olmuş bir dedeyle amacıma ulaşmam zor olmamıştı.“

“Hâlâ kullanmakta olduğum versiyon, asla geliştirilmedi. Nitekim sonradan işlevsel olmadığı kanıtlanan duvar işlemeleri, hızla piyasadan kalktı. Yerini daha filtrelenebilir uygulamalar almıştı. Öyle ya benim çocuk aklımla kabul ettiğim birebir gerçeklik aktarımı; yetişkinlerin dünyasında talep gören bir şey olmadı hiçbir zaman.”

Kadının yamalı elleri küt kesimli saçlarında gezindi. Ellerinde başlayan yarık izleri dallanıp budaklanarak ilerlemekteydi teninde. İzleyenler soğuk yapıştırma tekniğiyle birbirine geçmiş deriyi gördüler. Birkaçı ki onlarda işin teknik kısmında olanlardı; yaraların kalıcı bir iyileşme için kapatılmadığını sezebilmişti. Kadın çift kişilik büyük yatakta bağdaş kurmuştu. Kamera açısı duvarlardaki an temsillerini kapsamaktayken yüzü seçilmemekteydi.

“Şu an birçoğunun bu güncelere dair bir fikri yok. Otuz yıl sonraki dünyada işe yarar olmalarını bekleyerek üretilmedikleri açık. Ama yine de bir hayli kullanışlı; ne istediğini biliyorsan. Güncenin benim için can alıcı noktası kişiye özel bir dil oluşturabilme yetisi oldu. Sistematiğin çözülememesi için şifreleme yöntemleri üst düzey korumadaydı. Bunca vakit annem tarafından yok edilememesini sağlayan korumayı öğrendiniz böylece. Şimdiyse şifreyi dert edinmeye gerek yok; benimki size kendini açık bir kitap gibi sunacaktır. Fazla özel olanlar zaten imha edildi.”

Anlatıcı sarsakça ellerini havaya kaldırdı. Tekinsiz bir ses duydu kendi ekranında seyre dalmışlar. Kısık ve rahatsız edici tonda bir gülüştü bu. Kamburunu çıkartmaktan yorulan kadın birkaç saniyeliğine gerindi. Yüzünün yarısında derin bir çizik görünür gibi oldu. Ama kimse emin olamadı; perdenin gölgesi de tam o hizaya vurmaktaydı çünkü. Bozuk aksanıyla konuşmaya devam etti kadın.

“Muhtemelen evlenmiş olsaydım şu an duvarla bakışıyor olmazdım. Yani annemin söylediklerinden çıkan anlama göre… Ölmeden evvel son sözleri kararlarımı kınamak oldu, yaşarken de farklı bir şey yapmamıştı. Oysa tek derdim hayallerimin peşinden koşmaktı. Tüm yüzeyselliğimle size içimi dökmek niyetinde değilim. Çocukluğum veya annemle yürütemediğim ilişkim değil derdimiz. Hâlâ devam ediyorsanız bir şeylerden şüpheleniyorsunuz demektir. Asırlardır bahsedilen büyük oyunlardan işte: Onlardan birini gördüm, yaşadım, tattım. Şimdi sizde benle birlikte, kim olduğunuzu anımsayacaksınız. Tıpkı annem gibi şaşacaksınız belki… Evet, canlı gibiler çünkü yaşandılar diyeceğim ben de.”

Sabır timsali yüreği çatlamıştı orta yerinden. Hazırladığı kaydı izlemekte olan birkaç kişiyi tanımaktaydı. Kaydın fezanın tamamına yayılmasını sağlayacak olan iş arkadaşları ve delirmediğini bilen birkaç dost… Çok muhtemel ölümüne eşlik etme mecburiyetinde kalacaklardı, her anlamda. Lakin gün yüzüne çıkacakların yanında ölümün kaygısı kimse için var olmamıştı.

“Devrin nasıl ilerleyeceğini kestiremeyişim konusunda kendime kızmıyor değilim. Bu kadarını öngörmek pek mümkün değildir ama inanın. Belki de en baştan anlatmak gerek her şeyi. Buldum sanırım; en gerçek olanı sunacağım sizlere.”

“Tutkular hayallerden beslenir derdi dedem. Geceye bakıp sonsuzluğu keşfetmeye çalışmak beş yaşındaki çocuklar için normaldir. Elbet öyledir, birazcık meraklı olan her çocuk göğün kudretine akıl sır erdirmeyi diler ya da bunları düşlemek bile yeter bazen. Bahar serinliğinde dedemle çatıya attığımız yataklarda gözlem yaparken tanıştım yıldızlarla. Tüm adlandırmalar zihnimizin ufkundaydı, bilirsiniz. Göğü delercesine hareket eden işaret parmaklarımızla konuşurduk adeta. Ve işte o vakit, ilk yüce hayalim kuruldu. Akabinde de en büyük tutkum doğuverdi. Anneme göreyse en derin saplantımdı bu. Kozmosu keşfetmek istemenin neresi sorundu bilmiyorum inanın. Göktense kendisi gibi toprağa yönelmemi diledi sanırım her daim.”

Elini başına koyduğunda sızıntıları gördü kimileri. Elinin ayasındaki yarıklardan farklı işaretler çizilmişti dış yüzüne. Kadının seslenişleri ılık ılık akarken içlerine doğru; ne anlatacağını kestirmek güç geldi çoğuna. İpe sapa gelmez bir buluşun yankısıyla başlayan görüntünün izleyici sayısı giderek artmaktaydı. Yaşasaydı sonuçtan memnun kalabilirdi. Artık onu ilgilendiren bir şey olmasa da, amacına ulaşmaya yakındı.

“Annem bir çiftçiydi ve hayatı boyunca kasabasının dışına çıkmamış bir kadındı. İşte duvar güncemizdeki ilk yıllar. Bitmeyecek çatışmalarımızın başlangıç sinyalleri. Bakın belki de size de göstermeliyim aykırılığımızı.” Kısa bir süreliğine kadrajdan çıktı. Kamera an parçasına sabitlendi. Dış gözler başta hiçbir şey izleyemedi. Kadının genetik kodunun temasıyla aktifleşen sinir hücreleri dış cephedeki amberi ekrandan görüntü ve ses aktarımına başladı.

“Elindeki kazmayla annemin başı ekinlerine dönmüş. Ah bense şu kenarda yansıyan sudan bulutlara bakan siluetim. Fark ettiniz değil mi? Anlamamak imkansız neredeyse… Hayaller ve emeklerin nereye yoğrulacağı çoğu zaman belli ediyor kendini. Kaçmam gerektiğini on beşimde anladım. Dedemi kaybetmiştik ve artık burada her şey katlanılmaz bir boyuta erişmişti.”

Kadın tekrar kendine çevirmedi kadrajı. Bir yandan sırasıyla akan görsellerle izleyenlere çocukluğunu sunmaktaydı. Annesinin zirai mücadelesine eşlik etmekten bıkmış olduğu belliydi, buğdayların kıyısındaki gölgesi her yerde başıboş gezinmekteydi. Kadının sesi tekrar duyulduğunda garip sinirli halini sezdi dinleyenler.

“Gitmek şarttı ama gidebilene aşk olsundu. Yakamı bırakmayacak bir yığın insana ve toprağa zincirlenmiştim sanki. Tüm isteksizliğime rağmen burasına aitmişim gibi davranan annemden kurtulma şansım yok gibiydi. Hayalleri kendinden katbekat büyük olan küçük bir çocuktum. Beklediğim sürpriz ansızın bir gece vakti tüm uğursuzluğu ve hayatıma kattığı yeniliklerle kapıyı çaldı.”

“Bambaşka bir maceraya gebeydi zaman artık. Dedem ölmüştü. Geleceğe dair tek umudum olan adamı artık kaybetmiştim. Gök kaftanını bir daha örtünemeyecektik; toprak onu çalmıştı. Aynı gece ulaşan diğer haberse kaçış biletim olmuştu. Bıraktığı küçük çaplı miras sayesinde alternatif gidiş planım için tüm eksikler tamamdı. Umudumun cılız ışığını tekrar yakmıştı.”

Kadın tam bundan bahsederken dedesinin yüzü belirdi ekranda. Minik bir adam olduğu belliydi; yarım çerçeveli gözlüklerinin ardından tebessüm ederek parmaklarıyla bir şeyleri işaret etti. Bu kayıtta ses yoktu. Diğerlerinde kısa konuşmaların ekosu işitilmekteydi. Muhtemelen kadının çocukluk anılarından hayal meyal devşirdiği bir hatırattı. Ses olsa bunca etkileyici olması güç olurdu. Yumuşayan konuşmasında o anlara dönüşün getirdiği heyecanda vardı.

“Annem tarlasında mısırlarıyla uğraşırken küçük bir sırt çantasıyla düştüm yollara. Tozun toprağın içinde saatler süren yürüyüşümün yer çekimsiz ortamda süzülüşlere dönüşü merak konusudur belki de. Olmayabilir de, hikayeleri ilgi çekici kılan nedir ki hem? Sümüklü bir kız çocuğunun hayalleri ya da onlar için sınır tanımadan uğraşması kimin umurundadır? Eh birileri hâlâ izliyorsa yeterli merak sağlanmıştır. Sonucu düşününce her şey büyüsünü yitiriyor ama kabul etmeli bunu. Evet, büyük işler başarmak değildi niyetim. Tek dileğim astronot olmaktı. Nitekim başardım da bunu.”

Kelimelerin gücü değildi etkileyen şahitlik edenleri; kadına aitti ne varsa. Arkasından gelecekler için merak uyandırma gayesi yoktu bu anlatımda. Aksine herkes kaçıp gitsin istemekteydi sanki, uzattıkça uzatması bundandı. Daha fazla sürdürme şansı olmayacaktı, bilmekteydi vakti yoktu heba edecek. Ardında kalan gizemleri kanıyla mühürlemeden evvel dökebildiklerini sermeliydi semaya.

“Geceleri göğe bakarak bir şeyler kurardım. Çoğu çocuk gibi ufuksuzlarca kutsanmıştım. Tüm bu uçuk kaçık düşlere tırmandım ben. Aradan geçen yıllarda ekine dahi doyamayan topraklara ait birinin varamayacağını söyledikleri ne varsa yaptım. Hiç usanmadan didindim.”

“Yerkürede geçirilen on koca yılın sonunda aktif bir görev fırsatı çıktı karşıma: tercih edilme oranı düşük olan Arındırma Departmanı’na aktarıldım. En sonunda Global Uzay Federasyonu aracılığıyla astronotların genişletilmiş görev tanımlarından faydalanmıştım. Adeta bir mucizeydi benim için. Bana sunulan diğer iş imkanını, Transport Departmanı yani, çok düşünmeme gerek kalmamıştı. Belirsiz periyotlarla da olsa on aylık görevlere çıkıyordum.”

“Yıllar boyunca uzayı geçmişin atıklarından kurtardığıma inanarak keyifle çalıştım. Bu heves TAR (Tabii Afet Reformu) sonrası gelişen bir anlayıştan kaynaklıydı. Dönüp bakınca sezilebilir en korkunç yapaylık ve çelişki bize dayatılan bu inanç. Biz sıfırdan türeyen bir nesildik atalarımızın mirasıyla mücadele ederek yetişmiştik. Evreni kazanmak için çabalamaktaydık. Şimdi sizi bunu sorgulamaya zorlayacağım, çok az kaldı… Sorgulamadan kabullenmeye meylettiğimiz misyonların ardında yıkımdan ibaretmişiz hep ve şimdi de soyaçekimden başka bir şey değil yaptığımız.”

“Yaşadığımız zaman diliminden çok önce de öngörülmüş olan uzay çöplerinin teşkil edebileceği problemlere bir çözüm üretmekteydik birimimde; yani bildiğimiz kadarıyla böyleydi. Belki Transport Departmanı da beni cezbedebilirdi. Kolonileşmenin getirilerinden biri de üslerin bulunduğu yeni gezegenlerde oluşturulmuş mecburi yaşama alanlarıydı. Gelişen teknoloji soyumuzun devamlılığını sağlamaya bir yere kadar yetebildi. Transport yerine Arındırma’yı seçmemde annemin Dünya’ya derinden bağlılığı etkili olmuştu. Nitekim Dünya’da korunmuş bölgeler dışında yaşam artık zehirliydi bildiğiniz üzere. Fakat direnmekteydik bir şekilde.”

“Departman olarak hem uzayda arınma sağlamaktaydık; hem de gezegenimizdeki yaşam formlarını korumaya ve çevre şartlarını yaşanabilir hale getirmeye çalışmaktaydık. Her şey kurguladığımdan çok daha mükemmeldi hayatımda. Dünya’da olsam dahi yapmakta olduğum iş sebebiyle annemle pek görüşemiyordum. Israrlarına dayanamadım göreve çıkmadan evvel kasabaya gittim. Eğlence olsun diye de dönüşte yanıma hatıra kaydı için boş bir amber aldım. Her şeyin takip edildiği bir mekiğe amberimi gizlice sokmak için özel metotlarım vardı tabi ki. Basit bir muziplik hedeflerken, ambere kaydettiklerimin evrensel bir soykırımı fark etmemi sağlayan bir araca dönüşeceğini hiç düşünmemiştim.”

Kadının derin ve dev bir nefeslenişini izledi herkes. Soluğuna doldurduğu kini ve öfkeyi tattılar. Ardından aşağılamayı yudumladılar; boğazlarını yakarak geçti yutkunmalarını güçleştirdi. Neyden bahsetmekteydi bu kadın? Neyin katliydi bu anlatılan?

“Zorunlu emeklilik dayatmasından evvel çıktığım son görev; her şeyin kırılma noktası. Çolpa kalan elim dâhil, annemin ölümüyse hariç tutulmalı. Ve en sonunda yaşananların perdesi bu evde, bu odada; günce duvarım sayesinde kalktı.”

Kadının vücudundan sızan kan yatağın alacasına karışmaya başlamıştı. Canının yandığı ses tonundan anlaşılmasa da mimiklerinden okunmaktaydı. Bir insana neyin bunu yaptırabileceğini düşündü kimileri. Sorularının cevabı uzakta değildi.

“Sona doğru geldiğimiz anlardayız. Bütün bu yersiz dinletiden size kalanlara gelelim mi büyük insanlık? GSF tarafından atandığım işin kapsamını tekrar ele almak gerekiyor elbette. Ama çok da zamanım kalmadı. Hikayenin temelinde yatan mevzu; yaptığımız aslında kısmi bir atık taşımacılığı ve yok etme işiydi.”

“Buradan yüklenen füzyon kaplarını ve uzay boşluğunda tespit edilen atıkları, ki bunlar geçmişteki uzay araştırmalarından kalan yörüngede devinmekte olan parçalardı; topluyor ve Ces-CSP adlı gezegende yer alan tesislerde parçalanmalarını ve yok olmalarını sağlıyorduk. Bu gezegende yaşam formuna dair bir işaret bulunmadığı yıllar evvel tespit edilmişti. Ve volkanik dağları işimizi görür nitelikteydi. En azından bize söylenen bu olmuştu. İş hayatım boyunca aksini kanıtlayan bir duruma şahitlik etmemiştim. Daha doğrusu değiştirilmiş anılarımın bana aktardığı buydu. Alenen hafızamızla oynamakta olduklarını emeklilik sonrasındaki bu kayıtla keşfettim.”

“Annemin ölüm haberini aldıktan sonra ve sakatlanmamın ardından emekliye ayrılınca kasabaya gelmiştim mecburen. Kolumu yüksek basınçlı kapılardan birinin arasına kaptırmıştım ve geri dönülmez bir şekilde sakat kalmıştı bileğim. Bu hatayı nasıl yaptığımı dahi anımsamıyordum başta. En çokta buna kızıyordum zaten o sıralarda. Mutsuzdum içe kapanmıştım tamamen. Gizil amberimi bulmam ve içine kaydettiklerime bakmam dahi bir yılımı aldı.”

Kadın basit bir nöron amberinin üzerine vurdu. Amber tamamen kana bulandı. Yarıklarca akmaktaydı yaşamı artık.

“Ta ki görev sırasında kaydettiğim bu anıdaki açıklamalara kadar hayatımın en büyük talihsizliklerini yaşadığımı düşünüp durmaktaydım. İnsanlığın neye dönüşebileceğini anlamak güç değildi. Birkaç yüzyıl öncesindeki tarihi süreç yeterli çirkinliği gözler önüne sermekteydi. Fakat bizim neslimiz her şeyin yeniden başladığı; şansı dürüst yaşama çeviren bir nesildi. Bizler bu öğretilerle miras aldığımız gezegenimizi korumaya yeminli insanlardık. Bu gördüklerimse benim umudumun tükenişinin ötesinde bir şey oldu. Yaşam artık tükendi. Hatalarından arınmak için çırpındığını iddia eden insanlık yok artık. Dünya’da uyguladığımız soykırım yeterli gelmedi evrensel bir genişlemeyle noktaladık her şeyi. Daha fazlasına eşlik edemeyeceğim.”

Yürümekte zorlanan bedeniyle ayağa kalktı. Yüzünü net bir şekilde gördü izleyenler. Parçalanan yapay derinin arasından sızan kanın sıcaklığı bireyselliklerine tesir etti. Korkudan öte hatırlayacaklardı o anı. Vahşiliğini tatmışlardı doğanın; kadının pençeleri zihinlerini paramparça etmişti.

Üzerindeki kıyafetlere bulaşan pelteler eşliğinde görev yerindeki kaydı açtı. Son karesinde, ürkütücü tebessümü ve amberden duvarlar vardı. Dünyanın fosilleri ve insanlığın katledişleri sinmişti yaşamlarına ve kadın bunu bilmekteydi.

“Çok az kaldı. Kaydı oluşturmak hatırlamamı sağlamayacak. Bir umut hâlâ neyin umudundan bahsediyorum sahi! Arındırma Departmanı’nın adı ve içerde dönen işleyiş uyumlu. Korkunç yaratıklarız asla iki ayağımızın üzerinde durmayı öğrenmemeliydik! Yaşamak için öldürmüyoruz, bu değil hayır. Eğer sana bunu söylerlerse inanma. İflah olmayacağız. Katliam da kıyamette biziz. Ah… Arındırma… Departmanı… Yörüngedeki atıklar için yok etme işlemi yaptığımız Ces-CSP gezegeninde, orada…”

Kadının çok daha genç duran hali bir aynanın karşısında hıçkırarak ağlamaya başladı. Arkadaşlarının arkasında yansımakta olan durumları da farksız değildi. Kaygıyla etrafta koşturdukları ve histeri krizinin eşiğinde dolandıkları belliydi. İçlerinden biri diğerlerine göre biraz daha sakindi. Kadının yanına sokuldu ve konuştu onunla.

“Çabuk olmalısın. Eğer dikkat etmezsek sana kalıcı bir hasar verebiliriz. Kapının hızını ayarlayabileceğimi sanıyorum, ama yeterli zamana ihtiyacım var. Hadi.”

“Tamam. Korkunç, her şey korkunç! Ces-CSP’de yaşam vardı. Diğer koloni gezegenlerde de olduğu gibi. Yapmayı bildiğimiz tek şeyi yaptık. Yok ettik ve yerleştik. Tükettik ve yola devam ettik. Onları, onları gördük… Bize zarar verme şşşansları… Yoktu hiç olmadı. Garantici bir yaklaşımla ilerlediklerini düşünüyoruz. Belki de diğer gezegenlerden kötü tecrübeleri vardır bilmiyoruz. Dünyayı tamamen yok etmek niyetinde olabilirler. Paranoyakça düşünmekte miyiz? Sanmıyorum. Kolonideki insanlara bir şekilde durumu anlatmalıyız. Hepimiz tehdit altındayız.”

Anı çıtırdayan kemikler ve kadının hiç bitmeyen acı çığlıklarıyla bitmekte. Kayıttaki kadının elindeki hasar bundan sebepti elbette. Emekliliğin ardından geçen yılların sonunda yapılan itiraf ve kapanış… Dünya’ya dair ilk anısı kuş bakışından öte bir yükseklik. Hafızasında oynanmamış nadir hatıralardan. Ölümüyle kıyameti aydınlatan lakin öteleyemeyen ve hâlihazırda başlatan kadın: Ve Dünya… Fırlatma sonrası manevralarını yaşamakta.

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Hatırat” için 5 Yorum Var

  1. İçeriğe dair belli noktalarda endişelerim var aslında fakat yine de keyif alarak yazdığım bir öykü oldu. Seçkide yer almak kısmi bir alışkanlığa doğru gideceğe benzer :slight_smile:

  2. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @zencefilos

    İfadelerin zenginliği için özel bir çaba harcandığını görüyorum. Yazarlık bana her zaman biraz heykeltraşlık gibi gelmiştir. Biçimsiz bir kütükten, bir avuç kilden ya da bir devasa bir kaya parçasının içindeki en ideal potansiyeli bulup çıkarmak için onun orada olduğunu bilen biri gerekir. Aynısı cümleler içinde geçerlidir. Bir cümleyi sanat eserine çevirmek de içindeki potansiyeli görmekle başlar. Bu yüzden gösterdiğin özene çok saygı duyuyorum. Bu yüzden aşağıdakileri seninle paylaşmak isterim

    Her bir cümle kendi içinde mantık testine tabi tutulmalı. Örneğin aşağıdaki cümle: “varlığı iddia ediliyorsa” bu iddia edilenin genel geçer anlayışa göre “yok” olduğu anlamına geldiğinden “eser miktarda” bile olsa tesir etmesi pek mümkün değildir. Bu biz bir yol ayrımına getiriyor. Vicdan bu paragraf ve hikayenin geri kalanı için çok önemli bir öğe.
    “Gerisi her zaman varlığı iddia edilen lakin hep eser miktarda tesir eden vicdanın derdiydi.”

    Bu cümle öyle güzel bir potansiyel barındırıyor ki; onu şöyle okumayı tercih edebilirim:
    ““Gerisi her zaman insanın içinde ruhu kadar büyük olduğu iddia edilen lakin hep eser miktarda tesir eden vicdanın derdiydi.”

    Eline ve düşgücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  3. Cümlelerinizdeki titizlik ve akıcılığı sevdim. Kurgu gerçekten güzel, sanki bir film izliyormuşum gibi hisse kapıldım. Sadece birkaç cümle gözüme takıldı, okurken akıcılığı bozan. Sona yaklaştıkça öykü daha merak uyandırıcı bir hâl aldı. Sonraki seçkilerde de öykülerinizi okumak isterim.

  4. Merhabalar @Dipsiz

    Öncelikle bu şahane yorum için gerçekten çok teşekkür ederim. İtinayla yapılmış bir analiz okumak çok keyifliydi ve kesinlikle şevklendirici bir etkisi oldu benim için. Vicdan konusundaysa düzeltme hoşuma gitti; güzel bir bakış açısı sağladı benim için. Ama aslında iddia kısmında gerçekten yok seviyesinde tutmak istediğim için bu tarz bir cümle kurmuştum. Daima var olduğu bilinen ama uygulama konusunda etkisiz kalan birçok ögeden biri gibi geliyor bana vicdan. Lakin senin yapmış olduğun düzenlemeden de yola çıkarak tekrar bir güncelleme yapacağım metin içerisinde. Belki bir miktar daha netlik sağlamak gerekmektedir. Tekrar teşekkür ederim güzel ve yapıcı fikirlerin için :slight_smile:

  5. Merhabalar @maviadige

    Yazım aşamasında yoğun bir şekilde zihinde kurgulanması güç olabilir gibi hissetmiştim. Ve bu fikrimi yıkan yorumunla şu an şen şakrak bir havaya büründüm gerçekten. Akıcılık açısından pürüz yaratan cümleleri kısmen biliyorum sanırım; biraz vakit geçtikten sonra tekrar düzenlemek niyetindeyim hikayeyi. Fakat bu irdeleme teşviki kısmen bu yorumlar sayesinde oldu diyebilirim. Çok teşekkür ederim bu kıymetli değerlendirme için umuyorum ki sonraki seçkilerde de buralarda olacağım :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!