Öykü

Bir Gezegenin Kapatılışı

Sirenler, eğer suratları olsaydı somurtkan bir şekilde çalıyorlardı. Herhangi bir siren de değildi bunlar. Evrenin görkemli portal kulelerinden birinin sirenleriydi. Bu sirenler sadece galaksi seviyesi ve üzeri durumlarda kullanılırdı. Bu seferki şanslı (bu durumda şanssız) gezegen ise Notyas Galaksisi’ndeki Ehla Gezegeni idi.

On gün boyunca gezegen halklarının tamamı portal şehri Tono’ya aktarılmış oradan da gezegen dışına, çoğunlukla galaksideki diğer gezegenlere kaçıyorlardı. Sıra Tono halkındaydı ama bu kadar beklemek onlara pahalıya patlamıştı. En çok ölü ve yaralı Tono halkındandı.

Herkesin güvenlik için geldiği portal kulesinin gezegendeki diğer bütün yerleşim yerlerinin içindeki en korunaksız yer olması ironikti. Yine de en korunaksız demek yanlıştı. Portal kuleleri dışarıdan gelecek saldırılara karşı değil portallardan çıkabilecek tehlikelere karşı korunaklıydı. Kriz odaları da tam bu nedenle vardı.

Portal kulesi sektörel yönetim konseyi tarafından Tono şehrinin yöneticisi olarak seçilmiş Metonve yakın arkadaşı ayrıca yönetici olarak seçilince yanında yardımcı olarak pozisyon vermiş olduğu Temp’e,sanki olaylardan habersiz gibi sorular soruyordu.

“Portal şehrindeki herkes kuleye tahliye edilebilmiş miydi, Temp?”

Meton cümlesini bitirirken herkesi ürküten ani bir patlama sesi geldi ve sanki gündelik süreçlerinin bir parçasıymış gibi odadaki hiç kimse sese aldırmadı.

“Sayımlara göre halkın çoğunluğu kuleye sığınabilmiş… Ama tespit edilebilen ölü sayısı yüksek, Meton. Bir de hayatta olup olmadıkları belli olmayan kayıplar var. Kayıpların durumunu bilmediğimiz ve ölülerin bedenlerine ulaşamadığımız için aileleri pek mutlu sayılmaz.”

“Tahmin edebiliyorum. Sonuçta kimse yakınlarının vahşi hayvanlar veya daha kötü şeyler tarafından yenmesini istemez.”

“Bunun dışında bir de yaralı problemimiz var. Öncelikli olarak onları tahliye ediyoruz ama yine de yeterince hızlı olmuyor.”

Sol kolu kurumuş kanlı sargılar içinde biri kapıyı tıklattı ve içeri girdi.

“Yönetici Meton, böldüğüm için özür dilerim ama kulenin üst katları tamamen boşaltıldı ve portallar da mühürlendi.”

“Portal Mühürleri… Ne yazık. Bu gezegenin tekrar kullanıma girmesi uzun sürecek. Acaba görebilecek miyiz?”

Odada bulunan kule görevlilerini ve muhafızları bir hüzün kapladı.

“Hemen orta katlarla alt katların tahmini tahliye süresini öğren ve bize rapor et. Birine de üst katlarla ilgili portal kulesi sektörel yönetim konseyine rapor vermesini söyle.”

Yeni bir patlama sesi geldi dışarıdan ve onu takip eden tiz bir ciyaklama.

“Emredersiniz.”

Asker geldiği gibi aniden gidivermişti.

“Yaralılar diyordun, kaçıncı katlardan tahliye ediliyorlardı?”

“Alt katlar çoğunlukla onlara, yaşlılara, hamilelere ve onların yakınlarına ayrılmış durumda. Aileleri birbirinden ayırıp iyice kargaşa yaratmayalım dedik.”

“İyi düşünmüşsünüz, Temp. Şehrin durumu nedir?”

“Şehir duvarları bildiğin gibi yer yer çökmüş durumda ve şehrin tamamı istila altında. Şehrin güney kesimi harabeye dönmüş, büyük ihtimalle orada mahsur kalmış olanlar vardıysa bile ölmüş olma ihtimalleri büyük. Meton, artık aramızda sadece portal kulesinin duvarları var.”

“Askerler kule duvarlarına konuşlandı mı?”

Kapı cevap verir gibi tıklatıldı ve başka bir kule muhafızı içeri girdi.

“Efendim! Elflerin ve insanların temsilcileri kendi ırkından olanların güvenle tahliye edildiğini ve bir isteğiniz yoksa geride kalan savaşçılarıyla birlikte ayrılacaklarını bildirmemi istedi.”

“Gidebileceklerini söyle. Ondan sonra kule muhafızlarına katıl.”

Kule muhafızı emirlerini alır almaz odadan ayrıldı.

“Askerler kule duvarlarına konuşlandı mı?”

“Evet, Meton. Kalkanlı ve mızraklı birlikler tek giriş noktasını çevreleyip sıkı bir kalkan duvarı oluşturdular. Kapıyı elimizdeki en güçlü metal ve tahta desteklerle ayrıca büyüyle güçlendirdik. Büyücülerin bir kısmı mızraklı birlikleri desteklemek için oluşturulmuş kalkan duvarının arkasında ve geri kalanlar okçularla birlikte kule duvarının üstünde geçidi koruyorlar.”

Meton, portal şehrinin yöneticisi (muhtemelen sonuncusu) olarak engel olabileceği bu felaketi önleyememesini ne kendi yiyebiliyordu ne de gururuna yedirebiliyordu. O yeni araştırma merkezi kurulduğunda, alınan güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığını fark edince olaya el atması gerektiğini biliyordu ama fazla şüpheci yaklaşımları olduğunu söyleyenleri kulak ardı etmemesiyle durum gezegeni tahliye etme noktasına kadar gelmişti.

Hiçbir hata yapmamıştı bugüne kadar. Açıkçası daha önce herhangi bir hata yaptıysa da bir sonucu olmadığı için o hatanın yapılıp yapılmadığı da bilinmiyordu. Bunları düşününce kendi hatasının çaresine kendi olanaklarıyla bakması, elfler, insanlar veya başkalarından yardım beklememesi gerektiğini düşünüyordu.

Kapı yeniden tıklatıldı ve kapının dışındakinin kapıya bir garezi varmış gibi sertçe açtı. İçeri giren daha önce gelen askerdi.

“Yönetici! Orta katlar bir buçuk, alt katlar ise en azından iki saat içinde tamamen tahliye edilebilirmiş.”

Meton, haritalar üzerinde çalışan görevlilerden birine döndü.

“En yakın canavar sürüsünün buraya uzaklığı nedir?”

Görevli haritaları ve şehrin içindeki keşif ekiplerinden aldığı raporları karşılaştırdı.

“İki buçuk saat efendim… Ama aldığımız raporlar çok istikrarsız. Sürülerin belli bir hedefleri yokmuş gibi gözüküyor ve hızları uç noktalarda inip çıkıyor.”

“Asker, önce kolunu sağlık ekibine göster ve sonra duvar kapısını tutanlara katıl ve iki saat içinde orada olacağımı bildir!”

“Emredersiniz!”

Asker çıkarken yine kapıyı sertçe vurdu ama kapı buna isyan eder gibi çarpmanın etkisiyle aralanarak açıldı.

“Keşif ekiplerini geri çağırın. Ancak şehirde mahsur kalmış birini bulurlarsa zaman ayırsınlar, bunun dışında hiçbir şeyle zaman kaybetmeden geri dönsünler. Geri kalanlar portal kulesi kat haritalarını alın ve gelin. Az zamanımız kaldı. Hemen savunma planlarını uygulamalıyız.”

Bir yığın harita, ölçüm aleti ve boş kâğıt masaya yığıldı. Odadaki herkes haritaların üzerine çökmüş, kulenin alt katlarına uygun barikatları çiziyor eğer kat hazırsa haritayı alıp o kata barikatları kurmaya gidiyordu. Temp barikatları olayların bu noktasında neden hazırladıklarını bilmiyordu ama durumun aciliyetinden dolayı ve herkesin hayatlarının en önemli işi buymuş gibi davranmasından etkilenip o da ortama uymuştu.

Keşif ekipleri geri gelmişlerdi ama ekip olmaları gerektiğini yolda unutmuş gibiydiler. Keşfe yollanan adam sayısıyla keşiften geri dönenlerin sayısı aynı değildi, yarıya düşmüştü sayıları ve dönenlerin hali pek iyi görünmüyordu.

“Onları daha fazla yormakla hiçbir şey kazanamayız.”

“Haklısın, Meton.”

“Keşif ekibi olarak mükemmel bir iş çıkardınız ve bu şehrin halkına verdiğiniz hizmeti hiçbirimiz unutmayacağız. Ama göreviniz daha bitmedi. Tahliye edilenleri koruyacaksınız bundan sonra. Onları kimseye ezdirmeyeceksiniz. Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı, Yönetici!”

“Gidebilirsiniz.”

İki saat olmuştu artık. Orta katların tamamen, alt katlarınsa dörtte üçünün tahliye edildiği bildirilmişti.

Üstüne birtakım sözcükler ve semboller işlenmiş mızrağını ve kalkanını aldı ve miğferine takıldı gözleri. Zırh kuşanmak her zaman onu bunaltırdı ama bedenini azıcık da olsa korumak istemiyor da değildi hani. Bu seferlik miğfere gerek yoktu, o hayvanların dişlerinden sadece bir tanesi bile miğferini param parça etmeye yeterdi.

Meton ve onu takip eden Temp dışarı adımlarını attıklarında sirenlerin sesi daha da yoğun geliyordu, yine de orada bulunanların bir şikayeti yoktu. Alt katların dörtte üçünün tahliye edildiği söylenmişti ama bu kalabalık dörtte biri idiyse tamamının buraya nasıl sığdığını merak ediyordu.

“Gidip sirenleri kapattıracağım. Artık bir anlamı yok.”

“Sirenlerin çalmaya devam etmesini ben istedim, Temp. O vahşi canavarların seslerinin içeriye ulaşamaması daha iyi.”

Koridorlarda kasvetli bir konuşma uğultusunun üstüne sirenlerin sıkıcı bağırışı ve yaralıların iniltisi de eklenince ortaya çıkan sahne depresifliğin karanlık diplerine dalmış gibiydi.Bir an Meton’un kulağına sıkıcı derecede monoton bir konuşma çalındı.

“…ve son haberimiz Notyas Galaksisi’nden gelmekte. Ehla Gezegeni’nin de bulunan büyü ve vahşi hayvanları araştırmaya yönelik merkezde yapılan deneyler sonucu oluşmuş canavarlar araştırma merkezinin çalışanlarına saldırarak kimseyi sağ bırakmadı. Olaylar, Araştırma merkezinden kaçan canavarların bilinmeyen hızlı üreme yöntemleri ve gezegene dehşet salmaları ile sonuçlanmıştır. Tehlikenin boyutlarının, Portal Kulesi’nin mühürlenmediği sürece, galaksi seviyesinde olduğu düşünülüyor. Son gelişmelere göre bir saat içinde geri kalan gezegen halkının da tahliye edilip kulenin tamamen mühürlenmesi bekleniyor…”

Meton içinden, daha önce kendisinin de bildiğini bilmediği, küfürler savuruyordu. Artık evrenin geri kalanı da öğrenmişti yaptığı hatayı. Eğer hayatta kalırsa portal kulelerine bağlı çalışamayacaktı ya da daha kötüsü özgürlüğünden de men edilebilirdi. Temp’le kuleden çıkıp duvarlardaki askerlere katılabilmek için kulenin ana kapısına gittiler.

Ana kapıya giderlerken ağır yaralıların tahliye edildiğini geriye sadece hafif yaralıların kaldığını öğrendiler.Kayıp yakınları tarafından sürekli durduruluyorlardı ve onlardan kayıp aile yakınlarını veya dostlarını bir şekilde kurtarmaları için yalvarıyorlardı hatta geride kalıp onları bulmak için gönüllü oluyorlardı. Buna karşın Meton ve Temp ise yerin dibine girip gezegenin öbür tarafından çıkacak kadar utanarak kayıpların bulunacağına dair sözler veriyorlardı. İki taraf da bunların yalan olduğunu biliyordu ama Ölümler ile karşılaşacaklarını düşünmekten daha iyi bir seçenekti.

Ana kapıya ulaştıklarında kule muhafızları onları bekliyordu.

“Yönetici!”Muhafızlar tek bir ağızdan bütün holü etkileri altına aldılar.

“Hepimiz göreve hazırız, emirleriniz nedir?”

“Siz burada kule kapısını tutacak, son savunma siz olacaksınız. Barikatların durumuyla ilgili bir haber var mı?”

“Emirleriniz üzerine alt katların barikatlandırılması tamamlanmış. Kat sorumluları erzakların durumlarını kontrol ediyorlardı.”

“Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin! Biz dışarı çıkar çıkmaz kapıyı kapatıp sürgüleyeceksiniz. Kimsenin kapıya yaklaşmasına izin vermeyeceksiniz. Her an tetikte olacaksınız ve kapıyı büyü kaynağı kontrolü yapılmadan açmayacaksınız. Her şey anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı Yönetici!”

Kapıyı Meton’un ve Temp’in geçebileceği kadar araladılar. İkisi de geçer geçmez kapıların sürgülendiğini ve büyücülerin kapıyı hafifçe dürterek büyülediklerini duydular. Kule duvarlarındaki devasa geçide doğru yaklaştıkça geçidi saran yarım daire şeklindeki kalkan duvarını tutan askerleri gördüler.Onların arkasında ise mızraklarını diken gibi kalkanların üstünden geçide yöneltmiş askerler duruyordu. Mızraklıları destekleyen birer sıra okçu ve büyücü gruplarıysa en arkada bekliyorlardı.

Duvardakileri de eklerse toplam yetmiş askerin kaldığını fark etti. Tono şehrinin beş yüz kişilik askeri gücünün geri kalanı kule duvarlarının öbür tarafında vahşi yaratıklara yem olmuşlardı.

Duvar geçidindeki kapının ve onu kapalı tutan sürgülerin durumu berbat gözüküyordu. Çok hırpalanmışlardı ve daha fazla dayanamayacağı belliydi.

Yöneticinin gelmesi askerlerin pozisyonlarında bir değişlik veya kıpırdanma yaratmamıştı. Herkes kapının aniden kırılmasına karşın hazır bekliyordu. Meton da bu durumu göz önüne alıp duvara çıkmayı ve dışarının durumunu görmeye karar verdi.

Merdivenlerde her basamak daha da gergin bir ortama girdiğini hissettiriyordu. Her adımda duvarlardaki askerlerden gelmesi gereken seslerin gelmemesi aksine askerlerin tedirginliklerinin oluşturmuş olduğu sessizlik rahatsız ediciydi.

“Yönetici!” diye askerlerin verdiği selam ortamı biraz olsun yumuşatmıştı ve birbirlerinin varlığını yeniden hissetmek içlerindeki güveni biraz arttırmıştı.

Meton duvarlardan aşağı baktı, Temp ise buna cesaret edememişti. Meton durumu fark etse de ağzını açmadı. Parçalanmış Tonoluların ve duvardaki askerlerin öldürdüğü canavarların oluşturdukları kan göletleri ve tanımlanamayan et öbekleri midesini bulandırmaya yetmişti. Duvar geçidini dışarıda korumak için kalmış askerlerinin ölü bedenlerini görünce ise burnu iyice sızlamıştı. Ufku olabildiğince taramaya çalışırken binaların arasında bir kıpırtı gördü. Başta acaba binalar mı hareket ediyor, dedi ama sonra gelenin ne olduğunu anlamıştı. Birçok irili ufaklı vahşi canavar sürüsü duvara doğru yaklaşıyordu.

“Okçular, pozisyon alın! Büyücüler, okları güçlendirmek için hazır olun!” Meton ortamdaki en yüksek rütbeli olduğu için komuta ona geçti.

Herkes nefesini tutmuş canavarların yaklaşmasını beklemeye başladı. Uzaklardan gelen ulumalar, ciyaklamalar ve kükremeler, sanki acı çekiyorlarmış veya nefret dolularmış gibi çıkıyor, yaklaşıyordu. Görüntüleri netleştikçe verdikleri korkuda artıyordu. Bazı canavarlar eski hallerinden fazla bir değişim göstermemiş olsa da birçoğu artık tanınmayacak haldeydi. İlave kol, bacak, boyun, kafa, farklı iç organları veya dış organları olanlar normal sayılabilecek gibi gözüküyordu bu sürü içinde. Çoğu canavarın orasında burasında et yığınları çıkmıştı. Bazı yaratıklardaki et yığınları sarkıyor veya yaratık hareket ettikçe hopluyordu, bazılarınınki sımsıkı görünüyor ve yer çekimine karşı koyarcasına sarkmıyordu bile ve bazılarınınki ise onlardan bağımsız şekilde kıpırdıyor, farklı taraflara yöneliyor hatta yaratıktan ayrılmaya çalışıyor gibiydi.

Artık yaratıkların vücutlarındaki et yığınlarının yer yer kanadığını görebilecek kadar yaklaşmışlardı. Yaratıklar, sanki arkalarından Ölümler koşturuyor gibi hızlandılar.Canavarlar yaklaştıkça sayılarının yüzlerce olduğu belli oluyordu ve bu sadece bir sürüydü. Diğerleri kim bilir neredeydi. Meton da dahil olmak üzere duvardaki herkes hafiften titremeye başlamıştı.

“Oklar kirişe!” Uzun sessizlikten sonra gelen ilk emirle birlikte askerlerin zırhlarının tıngırdaması yeniden ortama bir huzur getirdi ve saniyeler içinde bütün okçular oklarını kirişlerinde sabitleyip atış emrini beklemeye koyuldular. Kapıyla aralarında on metre kala okçular yaylarını gerip nişan aldılar.

“Büyücüler atış emriyle beraber okları güçlendirip isabet anında patlamalarını sağlayacaksınız.”

“Emredersiniz!” Büyücülerin sesinde ufak bir korku olsa da kendilerinden emin duyuluyorlardı.

“Gömün şu yaratıkları cehenneme!” Meton emri vermişti ve okçular yayları bırakmış oklarını salmıştı. İlk iki sırayla temas eden oklar infilak edince arkadaki bir sıra canavarda yok olmuştu ama yetmedi. Geride kalan yaratıklar sanki hiçbir şey olmamış gibi öndekilerin parçalarını ezip geçiyordu. Canavarlar da boş durmuyorlardı. İki asker yere yığılmıştı aniden ve Meton onlara ne olduğunu anlamak için üzerlerine eğildiğinde birinin kafasına diğerinin ise kalbinin biraz sağında kırmızı, vıcık vıcık püreye benzeyen bir şeyin yavaş yavaş iki askeri yediğini fark etti. Birkaç eli olan yaratık yerden yanmış ve patlamış et parçalarını topluyordu. Topladıkları parçaları olağanca güçleriyle Meton, Temp ve askerlerin üzerine doğru atmaya başladılar.

“Üç katmanlı koruma kalkanı, çabuk!” Üç büyücü koruma kalkanıyla uğraşırken geri kalanlar sağlam kalan okları geri çekiyorlardı veya büyü saldırıları yapıyorlardı.

Koruma kalkanına çarpan etler en dıştaki iki kalkanı kırmayı başardı ama sonuncusuna yetmedi. Bunu fark eden eli olan yaratıklar kendi üzerlerindeki et yığınlarını kopardı. Vücutlarında yeterince büyük et yığını olmayanlar ise yakınlardaki canavarların üzerlerine atlayıp et yığınlarından parçalar kopartıyorlardı. Birkaç tanesinin ölmesine bile neden olmuşlardı. Yeterince et yığınları olunca ikinci bir dalga et saldırısı onlara gelmeye başladı.

“Koruma kalkanlarını yeniden oluşturun ve sayıyı beşe çıkarın.” Büyücüler yine et saldırısını savuşturmayı başarmıştı. Bu sefer iki koruma kalkanı kalmıştı.

Giderek yoğunlaşan yaratık selinin sonu gözükmüyordu ve okçular ne kadar çok öldürse de köklerini kurutamıyordu. Artık yaratıkların da et saldırısı daha seyrekleştiği için koruma kalkanlarının sayısını ikiye indirmişlerdi.

Ve olan olmuştu.Aşağıdan gelen gümbürtü yaratıkların kapıya kadar gelip onu yıkmaya çalıştığını gayet net bir şekilde açıklamıştı duvardakilere.

“Siz burada kalıp onları ok yağmuruna tutmaya devam edin. Önceliğiniz eli olan yaratıklar ve kapıyı kırmaya çalışanlar! Temp, sen benimle aşağı gel ve mızrağını da dik tut!”

“Emredersiniz, Yönetici!” Temp’in de katılmış olduğu askerlerin sesi Meton’u tatmin edici bir kararlılıkla çıkmıştı.

Meton, Temp’le birlikte merdivenlerden aşağı inerken ok atışlarının, büyücülerin derin nefes alış ve isabet alan canavarların sesleri giderek azaldı. Aşağı indiklerinde askerlerin pozisyonlarını koruduğunu görünce Meton’un içi rahatladı. Şu anda uğraşmayı en son isteyeceği şey korkan askerlerdi.

Büyücüleri ve okçuları yararak geçti ve mızraklıların arkasına geldiğinde kendine geçidi ortalayacak bir yer buldu. Temp’le birlikte diğer mızraklıların arasına geçip kendi mızraklarını da bir diken gibi kalkanların üzerinden geçide yönelttiler.

Kapının darbelere daha fazla dayanamayacağı belliydi. Her darbede kapıdan kıymıklar ve tozlar fırlıyordu artık etrafa ve bu belirgin bir şekilde askerlerin içine bir dehşet aşılıyordu.

“Biz portal kulesinin muhafızları ve şehrinin askerleri…”

Meton ilk kez portal kuleleri için göreve kabul edildiğinde ettiği yemini tekrar etmeye başlamıştı ve askerlerin de onu takip etmesini istediği anlaşılıyordu.

“Biz portal kulesinin muhafızları ve şehrinin askerleri…”

“Galaksilerin, gezegenlerin ve canlıların…”

“Galaksilerin, gezegenlerin ve canlıların…”

“Birbirleriyle bağlı kalması ve bu bağın koparılmaması için…”

Artık herkes aynı anda söylüyordu yeminlerini.

“İçimdeki büyüyü ve fiziksel gücümü…”

“Sonuna kadar her halkın güvenliği için kullanılacağıma ant içiyorum!”

Askerlerin param parça olmuş cesareti ustaca geri örülmüştü. “Kalkanlarınızı sağlam, mızraklarınızı düz tutun! Okçular, kalan oklarınızı bitirene kadar veya kalkan duvar aşılana kadar kılıçlarınızı çekmeyeceksiniz! Büyücüler, sadece saldırı büyüleri yapacaksınız! Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı Yönetici!”

“Keşke daha önceden resmi olarak katılsaydın aramıza, Temp.” Meton sadece Temp’in duyabileceği kadar alçak bir sesle konuştu.

“Haklısın Me–” Temp’in lafı kırılan kapının çatlayan tahtaları ve canavarların gürültüsüyle kesilmişti. Canavarların görünmesiyle askerlerin zırhlarındaki, kalkanlarındaki ve mızraklarındaki birkaç sözcük ve sembol alev gibi parladı. Kapıdan ilk yaratıklar bir ok ve büyü yağmuru altında yere patır patır düşüyor ve arkalarından gelen yaratık selinin altında yok olup gidiyorlardı. Yağmur bitmiyordu ama gelen canavarlara yetişemiyorlardı. İlk dalga kalkan duvarına çarptı ve mızraklıların ani saldırısıyla delik deşik olmuşlardı.

Duvara konuşlanmış okçular kılıçlarını çekmiş aşağı inmişlerdi. Büyücüler ise duvarlar yıkılmasın diye büyülerini konuşturuyorlardı, hâlâ duvardaydılar. Aşağı inmiş okçular dinlenebilmek ve destek grubu olmak için geride duruyorlardı.

Mızraklar daha fazla dayanamayıp kırılmaya başladılar. Mızrakları kırılanlar kırık kısımlarından faydalanabildikleri kadar faydalandılar. Mızraklarını kaybedenler artık kılıçlarını kullanıyorlardı ve destek grubu da onlara katılmıştı. Durumun iyice kötüye gittiğini fark eden Meton “Gitmen gerekiyor artık! Gerekli belgeleri çoktan tamamlayıp prosedürleri halletmiştim!İçeride sana söylerler! Hadi git!” dedi Temp’e ve onu kuleye doğru güçlüce itti. Temp kendini bir anda kulenin içinde kapılara bakarken buldu.

“Yönetici! Kule tamamıyla tahliye edildi ve son portal mühürlenmek için sizin geçişinizi bekliyor.”

“Ne? Kapıyı açın, dışarıda olmam gerekiyor, Met– yani Yöneti… Siz yönetici derken ne demek istiyorsunuz? Neler oluyor burada?”

“Yönetici Meton bugünkü gibi bir acil durumda işleme geçmesi için yaptığı planlarda sizin Geçici Yönetici olmanız için bütün resmi işlemleri tamamlamıştı. Bize verilen emirler sizin portaldan geçmenizi sağlamak yönünde. Ayrıca Yönetici Meton’un size iletilmesi için verilen son emiri ise farklı gezegenlere tahliye edilmiş Tono halkını bir araya getirip EhlaGezegeni’nin yaşama elverişli hale getirilene kadar bir arada tutmak.”

“Anlıyorum… Onun isteği buysa yapacak bir şey yok.”

“Sen! Yönetici’ye protala kadar eşlik et.”

“Kendinize iyi bakın kule muhafızları.”

Temp portaladan geçtiğinde Tono’dan tahliye edilmiş yaralıları ve bazı aileleri gördü. Her biriyle daha önce hiç görmediği portal kulesi görevlileri ilgileniyordu. Portala aceleyle götürülürken hangi gezegen veya galaksiye gittiğine dikkat etmemişti. Bir duvara gidip dayandı ve yorgunluktan olduğu yere yığıldı kaldı. Kılıcı, zırhı ve elleri kan içinde kalmıştı.

Kalabalığın içinden siyah cübbeli ve zırhlı birkaç kişiyi gördü. Zırhların ve cübbelerin üzerinde bir dişli çarkının ortasında dengede durmuş bir terazi sembolü vardı. Portalı mühürlemeye geldiklerini anlamıştı. Gidip onlarla konuşması gerekiyordu ama Portal Mührünün gerçekleşmesini izlemeyi tercih etti.

Oruç Can Hasmaden

Finlandiya’da gıda mühendisliği okuyorum. Fantastik ve bilim kurgu edebiyatı, filmleri ve oyunları tüketmeye bayılırım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Pardus says:

    Heyecanlı bir son savaş, son bir direniş okudum. Elfler, insanlar, büyücüler, yaratıklar güzel bir kombinasyondu. Akıcı diyebileceğim bir anlatım vardı. Okurken sıkılmadım ama görece böyle(galaksi, gezegen, elfleri büyücüler, canavarlar) uzun bir hikayenin sonunun biraz şaşırtıcı olmasını bekledim. Okurken ‘‘acaba sonunda ne olacak?’’ sorusuyla okudum ama sonu tatmin edici olmadı açıkçası. Yine de genel manada beğenilerime hitap eden güzel bir öyküydü. :slight_smile:

  2. Yorumun için teşekkürler. Aslında sonunun biraz daha uzun olmasını planlamıştım ama o zamanda öykünün içine birkaç farklı daha öge girecek ve işleri bir okur için karmaşıklaştıracağını düşünüp temaya da uygun bir şekilde bitireyim dedim. Belki de hata yaptım ama öyküde de dediğim gibi sonuçları olmadan hatanın yapılıp yapılmadığı anlaşılmaz. :thinking:

  3. nkurucu says:

    öncelikle elinize sağlık. genel anlamda okunur bir hikaye. konusu güzel. ama eleştirim de çok.
    anlatımda gereksiz bulduğum bazı kısımlar anlatımı aksatıyor gibi. aşağıda bir örneği var.
    bazı devrik cümleler de iki kere okumama sebep oldu. güzel bir gözden geçirme ile halledilmeyecek şeyler değil.

    Meton, portal şehrinin yöneticisi (muhtemelen sonuncusu) olarak engel olabileceği bu felaketi önleyememesini ne kendi yiyebiliyordu ne de gururuna yedirebiliyordu.

    kısa bir öyküde elfler ve büyücüleri de biraz zorlama buldum. okları patlatmak ve kalkan oluşturmak dışında biraz daha etkin beklerdim büyücüleri. yani okları patlatan bir büyücü pekala canavarı da patlatır diye düşündüm okurken. hele elfleri anlamadım bile neden var.

    önümüzdeki aylarda görüşmek üzere…

  4. Yuzuri says:

    Ben öykünüzü sıkılmadan okudum. Gayet başarılı buldum. Fantastik yazılar okumayı sevenler için gayet güzel bir kurgu olmuş. Elflerin varlığı beni rahatsız etmedi. Onları insanlar gibi korunması gereken yerel halk gibi gördüm. Büyücüler daha iyi büyüler yapabilirdi ama gerek de yok gibi. Elinize sağlık, güzel bir öykü olmuş. Gelecek seçkide görüşmek üzere…

  5. Yorumunuz için çok teşekkürler, umarım ilerdeki öykülerim de hoşunuza gider.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

3 cevap daha var.