Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ekinoks

“Siktir!”

Beyaz topuklu ayakkabısı daha ayine bile başlamadan çamura saplanmıştı. Savurduğu küfürle diğer cadılar dönüp ona baktı. Elini sallayıp “Affedersiniz.” diye mırıldanıp önüne döndükten sonra bir temizlik efsunu mırıldandı. Ayakkabısı eski rengine dönerken birkaç yaşlı cadı onaylamayan bakışlarla başlarını iki yana sallarken Selene kızıl renkli cübbesinin önünü çekiştirip sabırsız biçimde beklemeye koyuldu. Cüppesinin içine giydiği beyaz elbiseye çamur bulaşmadığını umdu. Hangi aptal Ekinoks Ayini’ni bu yıl ağaç korusunun ardındaki Ay Tepesi’nde yapmayı önermişti bilmiyordu ancak her kimse arkasından okkalı bir lanet okumuştu.

Ekinoks Ayini’ni yılda sadece iki sefer yaparlardı. 21 Mart ve 23 Eylülde. On yaşından beri aralıksız katıldığı ayinin her basamağını adı gibi biliyordu. Çoğu cadı da ritüele aşinaydı fakat onlar gibi Gündönümü Cadısı olmayanlar bu ayini gerçekleştirme ihtiyacı duymazdı. Selene’nin mensubu olduğu Gündönümü hanesi doğa anayla bağılarını kuvvetlendirip, geceyle gündüzün eşit olduğu ekinoks vaktinde Güneş ve Ay tanrılarına dua ederdi. Önemli sayılırdı ama bu gece yeraltında parti verecek olan cehennem prensi Lykos’un davetine yetişmek istiyordu.

Beyaz stilettosunun çamura bulandığını gören Helios başına geçirdiği kukuletanın altından kıs kıs güldü. Selene, onun cübbesinin altından beyaz gömleğinin yakasını seçebiliyordu. Züppe Lykos’un Styks nehrinde verdiği yat partisinin kıyafet kodu beyazdı elbette. Sonuçta ölümlülerin hayal kırıklıklarının aktığı bir nehirde yüzse de yat partisi, yat partisidir.

Grand Magus nerede kaldı?” Yaşlı cadılardan biri şikâyetçi bir tonda homurdandı Portia’ya dönerek. Ay yeterince yüksekteydi, artık başlamalılardı. Bunun cevabını Selene de duymak için yaklaştı. Büyükannesi böyle şeylere geç kalmazdı. Aslına bakılırsa hiçbir şeye geç kalmazdı. Dakik, sert, kuralcı kendisine atfedilecek sıfatlardandı. Hiçbiri torunları için geçerli olmasa da…

Portia kahverengi gözlerini merakla tepeden aşağıdaki yola dikti ama yaşlı cadıya yanıt vermedi. Çünkü o da büyükannesinin bir ekinoks ayinine asla geç kalmayacağını bilirdi.

“Ay yükseliyor, Portia. Grand Magus olsun ya da olmasın ayini artık tamamlamak zorundayız.”

Az önce Selene’ye nahoş bakışlar atan ihtiyar cadılardan biri söze karıştı, “Grand Magus yoksa torunu yapsın. Kan, kandır.”

Selene bakışlarını ilk an Helios’a çevirdi. İkiz kardeşinin Ekinoks Ayini’ni yapması söz konusu bile olamazdı. Bahsi geçen torunun kendisi olduğu barizdi. Kadın Selene’nin işi batırmasını mı umuyordu acaba? Şayet öyleyse hayal kırıklığına uğrayacağı kesindi. Portia söze karışamadan Selene öne doğru bir adım attı, yaşlı cadının önerisini fırsat bilerek sordu,

“Kabul edenler?”

Her aileyi temsil eden üyeler birbirlerine baktıktan sonra birkaç el yavaş yavaş havaya kalktı. Portia gözlerini kocaman açıp ona baktı, “Ayini hiç yapmadın, Selene.”

“Bu ayindeki on ikinci yılım. 12 bizim kutsal sayımız değil miydi?” dedi Selene yüksek sesle, diğer cadıların da duyması için. Ardından haklı olduğunu ima edercesine ellerini açıp çevresine bakındı. Etrafındaki tutucu ihtiyar topluluğunun gücünü arkasına alırsa onların çocuklarının da itiraz etmeyeceğini biliyordu. Keza 12 sayısını işitince onaylayan uğultuların yükselmesi uzun sürmedi. Tek kaşını kaldırıp dudaklarında tebessümle Portia’nın yanına ilerledi.

“Başlayalım mı?”

Cadılar ay ışığının altında bir halka oluştururlarken Portia gözlerini devirip pes etmiş gibi Karanlıklar Kitabı’nı ona uzattı ve fısıldadı, “Büyükannen kızacak, biliyorsun.”

“O neye kızmıyor ki?” dedi elindeki kitabı sallayarak.

Aslında teyzesi Portia ayini yapması için en ideal kişi olmasına karşın Karanlıklar Kitabı’nın kuralları açıktı. Devir töreni olmaksızın Grand Magus’la kan bağı olmayan kişilerin ritüeli gerçekleştirmesini yasaklıyordu. Portia Darkwood, büyükannesinin kızı olabilirdi ama kitabın gözünde Grand Magus’un kızı sayılmıyordu.

“Hanımlar ve beyler, çember oluşturalım!” Helios’un sesi tepede yankılanırken hane mensupları yan yana dizilerek bir halka meydana getirdiler. Selene ortaya geçtiğinde tamamı ellerini merkeze, genç cadıya doğru uzattı. Selene başına kızıl renkli cübbesinin kukuletasını geçirdi. Helios ise uzun uzun esnedi, kız kardeşiyle göz göze geldikleri an gülmemek için yanaklarının içini ısırdı. Ardından hepsi bir ağızdan ritmik biçimde sözleri söylemeye başladılar.

“Doğa ana Terra,

Ay ve Güneş’in ilahları bizi kutsayın,

Gecenin ve gündüzün dengesi,

Hanemizi koru,

Beyaz kadar temiz,

Siyah kadar güçlü kıl

Güneş’in adıyla. Ay’ın adıyla.”

Halkanın ortasında duran Selene sol eliyle kitabı kavrayıp diğer elinin işaret parmağını yere uzatarak cadıların oluşturduğu çemberin etrafına bir halka çizdi. Parmağının gösterdiği noktalar bir kalemle çizilmişçesine efsunlu biçimde parlıyordu.

Halkayı on iki parçaya ayırdı ve her birine Zodyak’ın sembollerini çizdikten sonra kitabı iki eliyle tutup havaya kaldırdı,

Deus sol et deus lunae nos benedicite in aequinoctio.”

Bulundukları tepedeki rüzgâr daha da şiddetlendi. Öyle ki; aşağıdaki söğüt ağaçları sarsılarak etrafı yelpazelerken çayırın boyunduruğundan kurtulan çalılar havada uçuşmaya başlamıştı. Yıldızlar ise her zamankinden daha parlak bir haldeydi. Hava bulutsuz olmasına karşın tekinsiz bir şimşeğin tepelerin arasında çaktığını gördü, anlam veremedi. Ancak odağını yitiremezdi, ayini sonlandırmak için eliyle bu kez havada bir daire oluşturdu. Ardından havaya keskin çizgiler atarak geçen on iki yıl boyunca ezberlediği antik rûnleri çizdi. Havada altın gibi parıldayan rünler yavaşça göğe yükseldi.

“Magus Darkwood hepinize teşekkür ediyor.”

Genç cadı memnuniyetle kitabı pat sesiyle kapattı ve kukuletasını geriye atarak kitabı teyzesine geri uzattı. “İyi miydi?”

“Harikaydı.”

Selene cübbesinin cebine attığı rujunu cep boy aynasına bakarak dudaklarına sürmeye başladı. Yaşlı cadılardan birkaçı Selene’nin hovarda tavırlarını genel olarak onaylamadıkları için homurdanarak tepeyi terk ettiler. Ancak ötekiler hallerinden memnun gülümsemelerle hafifçe başlarını sallayıp vedalaştılar. Büyükannesinin yerini alacağı vakte en az elli yıl olmalıydı ama cadıların ömrü uzun olurdu. Grand Magus olduğunda 200 yaşındaki fosil cadıların başının etini yememesi için arayı iyi tutmakta fayda vardı. Yarım asır göz açıp kapayıncaya kadar geçebilirdi.

Sonra Helios’a döndü, “Sıra sende, geçen sefer benim zarlarımı kullandık. Acele edersek yat Styks kıyısından kalkmadan yetişebiliriz.” Erkek kardeşi çoktan cübbesini çıkarıp kenara atmıştı. Güneş sarısı saçlarını elleriyle geriye doğru tarıyordu. Bir perinin peşine düşeceği kesindi. Ama beklemeden beyaz pantolonunun cebinden akikten yapılmış zarlarını çıkardı.

Portia dehşet içinde Helios’a baktı, “O zarları yeraltına gitmek için mi kullanıyorsunuz? Onlar acil durum için!”

Gün batımı rengi gözlerini üvey teyzesine çevirdi, “Bu da bir acil durum sayılır, Portia. Haydi, Sel.” dedi kolunu uzatarak. Selene kolunu kardeşinin koluna doladı ve Helios zarları avucunda salladı, ardından savurmak üzere yere attı.

“BEKLE!”

Portia’nın bağırışı kanını dondurdu. Teyzeleri elini uzatmış ve onun attığı zarları yere değmeden havada büyüyle durdurmuştu. Selene ve Helios neler döndüğünü anlamak için duraksadılar. Teyzeleri aşağıdaki yoldan koşarak gelen seyis çocuğu işaret ediyordu. 14-15 yaşlarındaki oğlan şapkasını tutarak can havliyle koşuyordu. Seyis çocuk bir insandı ancak ailesi nesillerdir Darkwoodların sırdaşıydı.

“Hanımım! Hanımım korkunç bir şey oldu!”

Çocuk bir yandan bağırıyor, diğer yandan göğsünü tutarak yokuşu tırmanıyordu. Selene, Helios’un kendisine doladığı kolundan kurtuldu ve seyis çocuğun yanına yaklaştı. Portia, yokuşu koşmaktan soluk soluğa kalan oğlanın göğsüne dokundu. Çocuğun kalp atışı ve kesik kesik aldığı nefesi düzeldi. “Teşekkürler, hanımım. Büyük hanım çalışma odasındaydı. Her zamanki gibi odasında sıcak kakao söyledi. Ayin saatinde odadan çıkmadı. Rahatsız edilmekten nefret eder, kapıyı korkup çalamadık. Lakin…” Çocuk titredi, “Meşe kapının altından bir şey sızıyordu… Koyu kıvamlı… Kan.” Sonbahar gecesi bir kış akşamıymışçasına soğudu. Selene kanının donduğunu hissetti. Çocuk kendini zorlayarak konuşmayı sürdürdü, “Babam zorla içeri girdiğinde…” şimdi resmen dişleri takırdıyordu, “Her yer… Her yer kızılla kaplanmıştı. Duvarlar, masa… Kitaplığa kadar her yer kandı.”

Selene, seyis çocuğun korku dolu yeşil gözlerinin içine baktı. Şok ve korku zihnini ele geçirmişti, zorla yutkundu. İşittiği şeyleri idrak etmek için çabaladı. Zihninde tüm sözcükler defalarca yankılandı. Büyükannesi… Ölmüş müydü? Eliyle ağzını kapattı yavaşça. Yanı başındaki Portia’nın da kendisiyle aynı durumda olduğunu hissedebiliyordu.

Ancak Helios bir panter gibi öne atılıp seyis çocuğu yakasından tutup yere çaldı, “Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? O Grand Magus! ” Helios’un gözleri sapsarı kesilerek parlamaya başladı,

“Efendim ben- Efendim lütfen-“

Portia erkek cadıya döndü, “Çocuğu bırak, Hel.” dedi omzundan tutarak ama o bırakmadı. “Doğruyu söyle!”

“Helios yeter.” Dedi Selene katı bir şekilde. İkiz kardeşi bu ses tonunu iyi bilirdi. Gözlerinin parlak beyaz ışıltısı yavaşça sönerek eski turuncu tonuna döndü, seyisi bıraktı.

“Bizi eve götür.”

Kardeşinin içindeki öfke sönüp keder ve çaresizlik onu ele geçirirken zayıf biçimde başını salladı. Beti benzi atmıştı. Akik zarlarını aldı ve avucunun içinde sallayarak yere attı. Zarlar çimenlere temas ettiğinde hava ağırlaştı, öyle yoğundu ki soluk bile alamaz oldu. Yerden birkaç santim yükseldiler, ardından etraflarındaki şekiller birbirine girdi. Altında durdukları yıldızlı gökyüzü yok olurken bedeni adeta bir şişenin içinden geçiyor gibi hissetti. Sonunda ahşap oymalar ve göz alıcı tablolarla dolu oda belirdi. Ayakkabıları yere değdiğinde, bu kez topuklarına bulaşan şey kandı.

Petek Gilik

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for gelpisipisi gelpisipisi says:

    Merhaba!
    Öncelikle kaleminize sağlık, ilk cümleden itibaren merakla okuduğum bir öykü oldu. İnsanı yormayan, kurguya odaklanmasına yardım eden, profesyonel bir anlatım görmek beni çok tatmin etti. Cadılarla ilgili bir öykü yazmanız, ama bunu günümüze uyarlamış olmanız çok hoşuma gitti. Sadece çok kısa olması beni rahatsız etti. Keşke Selene’den biraz daha bahsetmiş olsaydınız. Ve tabi ki bitmeyen bir öykü olması da beni üzdü. Lütfen devamı gelecek deyin. Belki Kehanet temasında devamı gelir de Grand Magus’a ne oldu görürüz.

    Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.