Öykü

Loş Tapınak

Sessizlik, mutlak sessizlik;

Yürünmesi pek zor olan dağ geçitlerinin ağırlığı altında ezilmiş tapınağın giriş kapısını oldukça yüksek, taştan bir kemer ayakta tutmaktaydı. Girişin tam karşısına konumlandırılmış mermer yontunun altına oyulmuş su havuzu, tapınağın tepesinden içeri uğrayan loş gün ışığının etkisiyle, tapınak duvarlarına damarlı desenlerin akislerini bırakıyordu.

Yıllarca bakımsız kalmış tapınağın sinesi rutubet çekmiş, köşe uçları kararmış, duvarları çatlamış; nem, dağın içine oyulmuş bu yapının taşıyıcı sütunlarını dahi yıpratmıştı. Medeniyetin güney denizinin bir ucuna kurulmuş mabedin eskimiş tanrısına ibadet eden kalmamıştı. Unutulmuş tanrı, şimdilerde buruşuk ihtiyarların çocukluk yıllarının masal kahramanından ibaretti.

Bir zamanlar gözlerinde yakut taşları bulunan yontu, delici bakışlarının aksine, şimdilere sarmaşıkların örttüğü taştan giriş kapısına anlamsızca bakıyordu. Yüzündeki haşin ifade, yakut gözlerin eksikliğiyle daha da bir donuklaşmış, heykelin pullu kuyruğuna doğru bir zamanlar zahmetle işlenmiş nişler ise kabartısını kaybetmişti. Anlaşılacağı üzere, bu melez tanrının ismi gibi siması da unutulmaya başlanmıştı medeniyetin topraklarında.

Kemerli girişi örten sarmaşık kıpraştı, titreşti ve hışırdamaya başladı. Tanrının yontusundan başka bir göz daha orada olsaydı, az sonra heykelin canlanacağını, sevinçle kuyruğunu havuza daldıracağını sanırdı. Çünkü bu kıpırtıya neden olan, sıradan bir rüzgârın hareketlendirdiği alelade bir sarmaşık dalı değildi; yüksek girişin eşiğinde bir insan duruyordu ve tapınak yüzyıllardır insanın ibadetiyle onurlandırılmamıştı.

Beklenen heyecan olmadı, ne bir üçüncü göz tanıklık edebildi, ne de ortada canlanan bir yontu vardı; tapınak hâlâ rutubetliydi ve loş ışık hâlâ tapınağa girmeye çekiniyordu. Mabedin misafiri olan bu adam da en az tapınağın kendisi kadar sakindi. Gördüğü bu manzara karşısında ne bir heyecan ne de yeni bir tutkunun ilk kıvılcımını hissetmişti; uzun süre yol yürüyen birinin büyükçe bir kaya görmesi kadar ilgi çekiciydi onunki. Böylesi yerlerde binlerce defa bulunmuş, yontunun sureti değişse de kaderinin değişmediğine defalarca şahit olmuştu.

Tapınak, ziyaretçinin duygularına sinmiş ketumluğu usulca karşıladı… Havuzun oynadığı ışık oyunları duvarlarda sakince akmaya devam ederken yontu, adamın iradesinin tava gelmesini bekledi; kulağına fısıldadı, ruhuna yamandı, iradesine yaslandı.

Adam bu dişi heykelin çekingen ama güçlü çağrısına en sonunda icabet etti. Göğsü zırhsız, beli silahsızdı. Tapınağın var olma kaygısına düşmemiş ruhuna ayak uydurdu, zaman bir süreliğine durdu… Yolcunun vücudunu ayakta tutan artık tutku ve hazdı, müziğin olmadığı bu uğultu galerisi adam için bir raks meydanına dönmüştü. Birkaç adım ilerliyor sonra kendi etrafında dönüyor, aniden diz çöküyor, çöktüğü yerden bir ölü adamın uyanışı gibi usulca diriliyor ve dansına devam ediyordu.

Yöresi belirsiz bu karmaşık dansa adamın dudakları da eşlik ediyor, olmayan müziği kendisi yaratıyordu. Durgun ruhunun altına gizlediği tüm sırlar, bu dansla beraber birer birer döküyordu. Ağzından dökülenler, vücudunun hareketleri ve henüz söylemeye sıra gelmemiş onlarca söz…

Sırlar döküldükçe adam hafifliyor, ritmini hızlandırıyor, daha hızlı mırıldanıyordu. Saatler böyle geçti, adam durmadan hareket etti, ağırlaşmış ruhunun düğümlerini çözdü, göğsü tazelikle doldu, iyiye bağlandı, kötüyü kendinden kovdu. Son bir defa daha çöktü ve son sırrını da mırıldandı, öne düşmüş başını kaldırınca yontuyla göz göze geldi. Bu anlamını yitirmiş iki kara boşluk bir an çaresizliği barındırıyormuş gibi göründü… Tövbekâr adam havuza eğildi ve bir avuç suyu kana kana içti; su lezzetsiz ve acıydı.

Terden alnına yapışmış saçlarını eliyle yukarı çeken adam, yarı kızgın yarı kırgın bir şekilde, tapınağı geldiği yoldan terk etti; arkasına bile bakmamıştı.

Mabet, adamın ayrılışından sonra alışılmış sessizliğine geri dönemedi, öğrendiği sırların yükü bu eski mabedin yaşı geçmiş tanrısına fazla geldi, bu ölümlünün bildiklerine karşı ketum kalmak onun kudretini aşıyordu. Nemli duvarlar çatladı, su dolu havuz taşmaya başladı; heykel yüzündeki boş ifadeyle krallığının yıkılışını izledi. Derin bir çığlığı andıran gümbürtü, tozu dumana kattı. Binlerce yıl boyunca altında ezildiği dağların ağırlığını taşıyan mabede, bu günahkârın tövbesi ağır gelmişti.

Ve böylece yeryüzünde deniz kızına adanan son tapınak da yerler bir oldu.

Tapınağın bulunduğu dağın yakınındaki bir kumsala çekilmiş filika alışılmıştan biraz daha büyüktü, akşam yaklaşıyor, gün geceye devretmek üzere göğü pembe ve morun tonlarına boyuyordu. Sahile vuran dalgaların eşliğinde, adam filikasını denize doğru sürükledi. Filikanın yüzebileceği derinlikteki sulara gelince de kendini ahşap kayığın içine bıraktı. Alışkanlık edindiği üzere küreklere asıldı ve bilinmeyene; derin sulara doğru kürek çekmeye başladı.

Tatlı bir rüzgâr esti ve gece hazla doldu, yıldızlar titremeye ay parıldamaya başladı. Tövbekârın yüreği hafif, vicdanı rahattı. Sırların ağırlığından kurtulmuş, keyifli bir yaz akşamına hazırlık yapıyordu…

Mey ipek kumaş gibiydi o gece, boğazdan aşağı takılmadan akıyor, adamın ferahlayan gönlünü denizin diyarından koparıp düşlere bağlıyordu. Adam ise sallanan filikanın sersem edici ritmine kendini bırakmış, etrafında dönen dünyayı umursamazca izliyordu. Her karadan uzak bu sakin sularda, anne kucağındaki bebeğin dinginliğini ve huzurunu hissediyordu. Dansa mecali kalmamış dermansız dizleri, haz dolu göğe karşı mahcuptu. İstemsizce gülümseyen dudakları, filikaya vuran dalgalara eşlik etti. Mırıltılar geceye karışırken, filika başka bir tapınak bulmak üzere denizde savrulmaya devam etti…

Loş Tapınak” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba.

    Neredeyse sakinleştirici bir öyküydü. Çok uzaktan duyulan bir şarkı gibi, bir anlığına yakalayıp tekrar unuttuğumuz bir rüya gibi, aktı gitti ve üstümde bir sarhoşluk, ağzımda mayhoş bir tat bıraktı.

    Kaleminize sağlık. Görüşmek üzere…

  2. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @Sefa

    Kayıp Rıhtımda yıllar içinde bir çok hikaye okudum. Bazıları geriye hiç bir iz bırakmadan gitti, bazıları okurken keyif verdi ve çok çok azı hafızamda yer etti ve ilham oldu. Senin Hekim Bey öykün de benim küçük seçki listemde yer alıyor.

    Senin kesinlikle seçkideki en deneyimli yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ortalamada yılda iki kez hikaye gönderiyorsun ama yazınların kalitesinde belli bir istikrar göze çarpıyor.

    Çok keyifliydi
    Müteşekkirim

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  3. Sefa dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar, yorumunuz için teşekkür ederim, görüşmek üzere.

  4. Sefa dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar sevgili Dipsiz,

    Geçmişte yazdığım öykülerin insanların hayatına temas ettiğini görmek çok mutluluk verici, yorumunuz beni mutlu etti ve gururlandırdı. Buna karşın yorumunuzun oldukça cömert olduğu kanaatindeyim, benden kat ve kat deneyimli nice yazarların öyküleri geldi geçti seçkiye katıldığım süre boyunca :slight_smile:
    Eskisi kadar sık yazamıyorum artık, gerek zaman darlığı, diğer aksilikler vs. Siz söyleyince fark ettim, uzun süredir seçkiyi boş geçiyormuşum; hatırlattığınız için minnettarım.

    Keyif almanıza sevindim, zaman ayırıp öyküyü değerlendirdiğiniz için de ayrıca teşekkürler,

    Kendinize iyi bakın, yolumuzun yeniden başka bir öyküde kesişmesi dileğiyle.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!