Öykü

Tobarin

Günün son ışıkları karlı zirveleri kızıla boyarken, orman gittikçe sessizleşir. Kuşlar şarkısını keser, kemirgenler de hızlı hızlı konuşmayı. Kuru bir rüzgarın savurduğu sonbahar yaprakları patikasız ormanda delicesine koşuşturur; rüzgar da böylece susmuş olur.

Nasırlaşmış ayaklar altında ezilen kuru yapraklarını gürültüsü inceden yırtmaya başlar ormandaki sessizliği, ve bir başka şarkı doldurur kuşlardan kalan sessizliği.

Ayın soluk yüzü mührüdür gecelerin,
İşi zordur bu yamaçta habersiz gezenlerin
Kırk belanın kırkı da korkar şu mahluktan
Ben korkmam ama hastalık ve kıtlıktan.

Kan kırmızı, kırık kemik, çığlık ve de acılar
Karşıma sakın çıkmayın sizi adi yabancılar
Bir lokmada çiğnedim nice koca yiğitleri
Kendi kanı içinde kaldı çaresiz ufak elleri.

Toprak dinler benim sarsılmaz adımlarımı,
Rüzgar taşır dilimin korkusuz kelamlarını,
Ben evvelden beri durmadan yol yürürüm
Ölüye diri, diriye hortlak olarak görünürüm.

Saraylar, prensler, ordular ve mülkler,
Hepsi birer birer zamana gömüldüler,
Ben, sakalım, kıllarım ve de asam,
Yok olmam yine dünyada son bile kalsam…

Küçük bir hışırtı şarkının bölünmesine neden olur, tüylü mahluk olduğu yerde durup ormana kulak kabartır, havayı koklar ve huzursuzca yürümeye devam eder.

Ah, densizin biri ayak basmış ormanıma,
Kaçmasın beklesin ve hazır olsun gazabıma
Ufak kalbini asamla yerinden sökeceğim
İçindeki boşluğa bir avuç bok ekeceğim!

Mahkuk genişçe bir çalı öbeğinin arkasına çömelir ve izlemeye koyulur. Orta yaşlarındaki bir erkek kuyudan su çekiyordur. Mahluk bacaklarından güç alıp ani bir hareketle ileri atılır, asasını yabancının sırtına saplar. Adam korkunç bir iniltiyle dizlerinin üstüne devrilir, kırık kemiklerle beraber kuyuya düşen kalbi zayıf bir ses çıkarır.

Patikasız ormanda kuyu ne arasın,
Bre yabancı sen ne tür bir ahmaksın
Zaten bir deri bir kemik kalmışsın
Bu Gulyabani seni çiğneyip ne yapsın.

Yaratık öldürdüğü adamın bedenini tuttuğu gibi fırlatır, cılız vücut, ağaçların üzerinden uçup gözden kaybolur. Ortaya çıkan gürültüden ürken bir atın kişnemesi mahlukatın dikkatini çeker.

Ey güzel varlık sen nerenin gülüsün,
İzin ver şu mahluk kuyruğunu örsün,
İnsanlar kirletmiş senin yüce asaletini,
Kemer vurup esir etmiş bu eşsiz güzelliği.

Yaratık, koca elleriyle kara atın eyerini söküp fırlatır, kuyruğunu örer, atın eyersiz sırtında birkaç tur attıktan sonra attan sakince iner.

Ey asil varlık özgürlüğün artık senindir
Yurdun bundan sonra toprak ananın kalbidir
Esir etme kendini bu adi yabancılara
Rüzgarı al sırtına ve özgürce koş ovalara

Ey orman şahidimsin yoktur bana aşık atan,
Aşık atıp da gazabımdan yekpare kurtulan
Kök saldı adi yabancılar senin toprağına
Gördüğüm yerde sökmeli kalmamalı yarına

Yüce Kaf Dağı’nın ulu yamacı adına,
Bu adi insan ulaşmamalı amacına,
Bozuk terazi, kırık kalem ve birkaç sikke
Bu adiler temizlenmeli ivedilikle…

Uzun boyu, kıllı kürkü, pek de çirkin bir yüzü
Yaradılışı sanki arta kalanlar bütünü
Toprak seni reddetmiş de ayaklanmış gibisin
De hele sen hangi cehennemin iblisisin

Gulyabani ardından gelen sesle kaskatı kesilir, öfkeden kızarır ve ani bir hareketler döner; karşısında kendinden emin, sağlam duruşlu, buz bakışlı bir adam vardır.

Ben ilk insandan beri çok kelam okudum,
Bu ormanda sadece ötecek benim borum,
Sen söyle adını nerenin pisliğisin
Ormanıma girip de sağ kalmayı beklersin

Senin dilin çok uzamış çok kelam okumaktan,
Dayağa vakit kalmamış dünyayı dolaşmaktan
Ben sarsılmaz Yüce ve Ulu Kral Tobarin
Bir garip seyisim vardı ondan ne istedin?

Kim takar devrik bir kralın bayat sözlerini
Dediğin kadar yüceysen ol sözünün eri
Ardını tahtında tutamamış bir zavallısın
Dövüşelim bu atışma nihayete ulaşsın.

Çok gördüm senin gibi boş konuşan iblisi
Ama çok zor bulunur senin gibi tipsizi
Yamalı suratın değmez kılıç sallamaya
Ellerim yeter seni dumura uğratmaya

Güreşelim o vakit güneş doğana kadar,
Kırıp lanetliyeyim bedenini azar azar
Eğer beni yenersen bu yamaçtan giderim
Yenilirsen seni inim inim inletirim.

İkili güreşe tutuşur, of kof sesleri eşliğinde tozu dumana katarlar. Gulyabani’nin ayağı yere sağlam basar, Tobarin’in beli yere gelmez. Tobarin tüm gücüyle ileri atılır ama mahlukat devrilmek ne bilmez, tüm gece ay ışığında güreşe tutuşurlar, yorgunluktan bitap düşene kadar vuruşurlar. Güneş doğmaya yakın Tobarin öfkelenir, mahlukatın sırtını yere indiriverir. Yere düşen Gulyabani eleman eder, en derin yerinden bir keder hisseder.

Kaç zaman oldu sırtım yere gelmeyeli,
Tüm gece vuruşup güçten kesilmeyeli,
Aman ver Tobarin yolundan çekileyim
Gideyim kendime çekidüzen vereyim

Tobarin ayağa kalkar, rüzgar eser, güneş parlar;

Aşılmaz denilen derin denizleri geçtim,
Girilmez denilen kör dehlizleri deldim
Bugünün devrik yarının meşru tek kralı
Ben Tobarin hakkım olanı almaya geldim…

 

Tobarin saray kolonları, 3. Anlatıdan çevrilmiştir, anlatının devamı, tahrip olan sütunlar nedeniyle okunamamaktadır.

Tobarin” için 14 Yorum Var

  1. Sizi tekrardan böyle harika bir öyküyle seçkide görmek çok güzel.

    Dil, anlatım, aşık tarzı atışmalar, ortam, atmosfer, olay; her şey harikaydı, ustacaydı. Okumadan öyküsünün başarısından emin olduğum kişilerden biri de sizsiniz zaten; hiç şaşırmadım. Bu güzel öykü için teşekkürler.

    Daha sık katılmanızı umuyorum :slight_smile:

  2. Bir süredir siz de yoktunuz. Öykülerinizi özlemişim. Temaya uygun ve farklı bir havası var. Cümleleriniz bir ahenk içinde akıp gidiyor. Keyif içinde okudum. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

  3. Merhaba,

    Ne söyleyeyim bilemedim. Harika deyip, susacağım o yüzden.

    Elinize sağlık,

    Gelecek seçkilerde görüşmek üzere diyelim. :slight_smile:

  4. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @Sefa

    Öncelikle tebrikler bence çok başarılı bir iş çıkarmışsın. Naçizane bir yorum paylaşmak isterim. Hikayenin sonunda bir kolon/sütun üzerine yazılmış bir anlatıdan bir parça okuduğumu anlıyorum. Bu yüzden yazının aralarında yazılanlar ise bana bir tiyatro metni okuyormuşum gibi hissettirdi. Doğrusu, onlar olmasa bile dörtlükler şeklinde düzenlenmiş hali bile çok başarılıydı. Aralardaki anlatımlarla yazdıklarını bağlama fikri çok yaratıcı. Bununla beraber bana ne hissedeceğim ve göreceğim doğrudan verildiği için etkisizleştiğimi hissettim. Belki de bu yüzden dörtlükleri okumak bana başlı başına ayrı bir mutluluk verdi.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgilerle
    Dipsiz

  5. Umut dedi ki: dedi ki:

    Selam Sefa :slight_smile:

    Ustaca işlenmiş, her mısra her kıta,
    Özenle bezenmiş, olmuş bir komedya,
    Yunan tragedyaları şöyle dursun,
    Hep böyle öyküler yazsın Sefa Tursun.

    Harikulade bir öykü çıkarmışsın ortaya. Nazım konusunda yetkinliğin çok iyi. Çok eğlendim okurken. Yer yer kahkahalar attım.

    Eline yüreğine sağlık :smiley:

    Görüşmek üzere :slight_smile: