Öykü

Kuyu

Biliyorum, bana yukarıdan bakıyorsunuz düştüğüm kuyunun ışık sızan deliğinden belirsiz silüetlerinizi görüyorum. Duygusuz bakıyorsunuz ama niye iliklerime kadar aşağılanmış hissediyorum? Neden ışığın çıkışında siz olmak zorundasınız? Sadece düştüğümde mi gelirsiniz yanıma? Sadece bakar mısınız yukarıdan?

Işık azalıyor yavaşça batan güneş mi yoksa kendimi mi kaybediyorum bilmiyorum. Vücudum uyuşmaya başlıyor bedenime komut veremiyorum.

Uykum geliyor, sanırım bu son gözümü kapayışım olacak dünyaya. Belli belirsiz hayaller canlanıyor kafam da. Nefes alabildiğim son dakikalar galiba bunlar. Onu bile beceremiyorum nasıl alınıyordu nefes?  Fark etmeden yaptığın bu eylemin, fark ettiğin de zorlaşması çok garip. Sanki elinden oyuncağı alınan ama ağlayamayan çocuğa dönüştüm.

Herkesin söylediği o ölümün soğuk nefesini hissetmek, ben hissediyorum ama soğuk değil, sıcak öyle ki yakıyor bedenimi. Kulağımda küçük sesler duyuyorum sanırım topraktaki böcekler kendi araların da mırıldanıyorlar. Belki de benim hakkım da konuşuyorlardır. Çaresizce kimsenin aramadığı bir halde ölümü beklediğimden bahsediyorlardır. Dünyayı tanımadan herkesin bir seveni vardır diye düşünürdüm. Beni de severler zannettim. Şimdiyse sadece toprak seviyor beni. Vücudumu yavaşça kendine çektiğini hissediyorum. Sarıyor bedenimi anne sıcaklığın da ölüm soğukluğun da. Çocuklarını yolluyor üstüme, bedenimi uyuşturuyorlar, üzerim de geziniyorlar. Sanırım onlar da beni sevdi. Uyuşmayan tek beynim kaldı. Aslına bakarsanız ilk onun oyun dışı kalmasını isterdim. O ise hâlâ ayakta vücudumun yok oluşunu seyrediyor. Bilmiyor ki aynı son onun da kapısını çalacak. Gülsün bakalım buralar son gülenin iyi gülmesi ile meşhurdur.

Yukarıdan sesler duyuyorum, ayak sesleri geliyor. Yanıp sönen ışıkla yansıyan gölgeler görüyorum. Konuşamıyorum toprakla bir bütün oldum sanırım. İlk defa birisi beni sorgusuz sualsiz bağrına basmıştı. Görüntüler bulanıklaştı, sesler yok oldu sanki.

Bir el mi o?

Duyamıyorum biri mi bağırıyor?

Bir ses mi o?

Işıklar sönüyor

Bir iki üç…

Her zaman üç dediğim de uyanıyorum bu rüyadan. Hep aynı rüyayı görüyorum. Ne garip değil mi yaşadığımın aynısı bir de rüyalarım da yaşıyorum. Bu ışıksız yerde Sonumun gelmesini bekliyorum.

İçinizden nasıl bu hale geldin dediğinizi duyar gibiyim

Çok zor olmadı.

Doğduğumdan beri yalnız yaşıyorum. Doğduğum da herkes beni görmeye gelmiş. Galiba etrafımın en kalabalık olduğu zaman o zamandı. Bir daha kimse uğramadı yanıma. Normalde bir gulyabanin yüzünün insanı korkutacak derecede korkunç olması gerekirken benim yüzüm aksine güzelmiş. Her gelen insan olduğumu bile düşünmüş. Beni öldürmeye karar vermişler, onlara benzemediğim için. Ama içlerinden biri büyüdükçe, onlarla yaşadıkça onlara benzeyeceğimi düşünmüş. Yıllarca onlara en uzaktaki bir mağara da tek başıma yaşadım. Beni görmeye dayanamıyorlardı. Onlar için soyların sürülen bir leke gibiydim. Kendi aralarında bana lanetli diyorlardı. Kimsenin benim yüzüme bakmaya izni yoktu herkesin bana benzeyeceğinden korkuyorlardı.

Hep kaçmak istedim oradan ama engellediler. İnsanlar onlardan çok korkuyordu. Her sabah toplanıp birbirlerine korku hikâyelerini anlatıyorlardı. İnsanlara attırdıkları çığlıkların yarışını yaparlardı. O an onların bu işten ne kadar zevk aldıklarının, gulyabaniliğin böyle bir şey olduğunun farkına varırdım. Onların dinlerken hiçbir şey hissetmiyordum. Yüzüm neye benziyor bilmiyordum ama içimden onların yaptığını yapmak gelmiyordu.

Bir gün su birikintisin de yansımamı gördüm. Çok güzeldi inanamadım ben olduğuma. O her gün gördüğüm pis kokulu yaratıklara benzemiyordu. Onlar insanların korkularından canlarından besleniyorlardı. Ben ise günden güne insanları daha çok seviyordum. Onlar savunmasızdı. Onların beni kabul edeceğine inanıyordum onlara ait hissediyordum kendimi.

Kaçmaya karar verdim. Bir gece kimseye görünmeden kaçmayı başarmıştım. Savaş meydanından zaferle ayrılan bir komutan gibi hissediyordum kendimi. Kafam da hayaller kurarak,  insanların yaşadığı yere doğru gidiyordum, orda çalışır bir güzel geçinirim diye düşünüyordum. Evlerin ışıklarını gördükçe kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kendimi o ışıkların altında düşünüyordum, yıllarca karanlık sömürmüştü içimdeki gizli aydınlığı. Şimdi tam vaktiydi her şey yolunda gidiyordu. Ya da böyle olduğunu düşünen sadece bendim.

Arkamda birileri var gibi hissediyordum, ama arkamı döndüğümde etrafta kimse yoktu. Zaten onlardan korkmuyordum ki aksine seviyordum onları. Hem ben gulyabaniye benzemiyordum ki yüzüme bakan herkes bunu hemen anlayabilirdi. Ama unuttuğum şey heybetimin uzun sakallarımın onlara benzediğiydi. Yüzüme bakamadan heybetimden korkabilirlerdi.

Vücudumda aniden bir sızı hissettim değdiği anda etrafta ki her şey bulanıklaştı, zar zor gözümü açık tutabiliyordum. Etraftan sesler yükselmeye başladı

-Koşun yaratığı vurduk koşun.

İlk defa bu kadar insanı bir arada görüyordum, ne yazık ki kendimi kaybetmek üzereyken.

Uyandığımda bir kuyunun içindeydim etrafımda tek bir ışık bile yoktu arada sızan güneş ışıklarını saymazsak tabi. Ellerim kollarım zincirlerle bağlanmıştı. Ağzımı açmaya bile takatim yoktu. Terk edilmiş gibiydim, o koşarak geldiğim insanoğlu beni avlamak için bekliyormuş. Kim bilir arkamdan nasıl zafer çığlığı atıyorlardır. Kaç gündür burada bu şekilde durduğumu hatırlamıyorum bile.  İnsanın içinde ne yaparsa yapsın yenemediği bir savaşı varmış. Benim de savaşım savaşı nereye neye ait olduğumu bilememekmiş. Gönlüm uçmak isterken ayağım takıldı düştüm bu kuyunun içine.

Her gün ölümün o kavurucu nefesiyle uyanıyorum. Sonumun gelmesini bekliyorum

Bir el mi o?

Duyamıyorum biri mi bağırıyor?

Bir ses mi o?

Işıklar sönüyor

Bir iki üç.

Dört.

Kuyu” için 3 Yorum Var

  1. Sefa dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,

    Gulyabanilerin kendi aralarına kabul etmedikleri bir ferdin yaptığı seçimler üzerine bir öykü yazmışsınız, Öykünün başı ile sonu arasında bir ilişki kurmanız hoş bir detay olmuş.

    Öykünüzün ilk kısımlarını okurken bir okur olarak bir noktada kafa karışıklığı yaşadım; kahraman insan köyünde doğmuş bir gulyabani miydi yoksa gulyabani köyünde doğmuş bir insan mıydı :slight_smile: bu kısmın daha açıklayıcı olması okurların öyküyü anlaması konusunda yardımcı olacaktır diye düşünüyorum… Öyküde güzel betimlemeler vardı, yazdıkça kaleminiz açılacak, açıldıkça da daha güzel öykülerinizi okuyacağımıza inanıyorum.

    Kaleminize, emeğinize sağlık.

  2. iknur dedi ki: dedi ki:

    merhabalar
    yorumlarınız için çok teşekkür ederim : )

    gulyabani köyünde doğmuş bi gulyabaniydi sadece onlara benzemediğinden insanlarla yaşamak istiyordu : )

  3. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Ilknur

    Guzel samimi ve sicakti. Karakterin farkindaligi yuksek, kendi turu icin istisna ve beraber yasamak istedigi insanlar icin ise tehditti. Kucuk bir yeri tam yakalayamadim. Insanlara nasil yakalanip avlaniyor? Arkasinda duydugu ses/izlendigini hissetmesi ile yakalanmasi arasina sanirim tekrar donup bakacagim.

    Bununla beraber en cok sevdigim sorgulamalardan birine guzelce deginmissin. Iyj ve kotu, aydinlik ve karanlik savasina… belki oykumu ziyaret edersin:)

    Elinize ve dus gucunuze saglik
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!