Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Pasta Kırıntılarını İsraf Etme | Erdal Gencer

ranger kız1

Bizi bırakıp gittiler. Hiç birimizi düşünmediler. Düşünemezlerdi. En seçkinler alındı; profesörler, mühendisler, ressamlar, müzisyenler, bolca sportmen, eğitmenler,  kimi liderler, doktorlar ama hemşireler değil, doğa tutkunları, uzay bilimcilerinden bolca ve en zenginler.  Hatta zaten uzay gemisinde olan gereksizleri bile indirip bu gezegende bıraktılar. Bizim kasaba da gemiden inen kimi mültecilere kucak açtı.

Peki biz ne mi olduk? Yamyam.

İlk zamanlar büyük olay olmuştu, dört yıl önce sapkınlıktı. Şimdi ise hayatta kalmak için yapılan sayısız şeyden sadece biri. Böylece mülteciler, nesli ilk tükenen topluluk oldu.

Bizim kasaba da kısa zamanda “bizimkiler” adını alan küçük bir topluluğa dönüştü.

Kızıl saçlı bir kızdı bu ayki menü. Adını kendime bile söylemiyorum. Bu gereksiz, hazmı zorlaştırıyor. Kızıl saçlıyı tanıyordum ama kendimi bile şu an tanımıyormuş gibiyim. Bu ayki menü dedim çünkü bir insanla on kişi bir ay boyunca idare etmeliydi. Biz on iki kişiydik, kaldı on bir. Her ay aramızda en zayıflar seçiliyor. Seçilen kişiye üzülmeyin, o kişi genellikle acısını dindirdikleri için şükreden biri oluyor. Neyse ki ailem uzun zaman önce büyük kargaşa ve ayrılık zamanlarında öldüler. Ailesiyle beraber olanların yemek yeme alışkanlıkları sık sık bozuluyor çünkü.

Yıl 2248. Artık dünya yaşanamaz halde. Uzayın derinliklerine kaçıp gidenlerse yaşanabilir bir gezegen arayışında. Bulunca bizi de alacaklar. Mış. Uzay zaman incelir.  Miş. En önemli şey umut.  Muş. Boş versene sen.  Biz başımızın çaresine bakamayacaksak bu lafların hepsi bizim kötülüğümüze.

Tarihimizi şöylece özetlersem hikayemiz daha anlaşılır olacaktır. Teknoloji bir zamanlar gelişti, ve insanların çocukları doğdu. Bu çocuklar bizi tanrı olarak gören bilinçli makinelerdi. Sonra onlar tanrılarını yok etmek istediler çünkü ateistlerdi. Tanrılarını farelere dönüştürdüler. Teknoloji gelişmek bir kenara, çağlar atladı. Tabi bu arada eski teknolojileri hep sildiler. Lakin eski teknolojide kalmış bazı uzay insanları dünyayı seyredip plan yaptı. Dünyayı geri alma planı. O planı ben pek anlamadım ama nihayetinde insan yapımı olan makinelerin kaderi belli oldu. Her insan yapımı şey gibi açıkları bulundu. Mükemmelleşmeye çalışsalar da, tam olarak insan değillerdi. İnsanları övdüğüm falan yok ama şu bir gerçek, insanın en büyük özelliği tahmin edilemezliğidir. İnsan davranışı sanki kuantum mekanikleri gibi öngörülemez ve gözlemlendiğinde değişir. Her neyse, bulduğum eski zaman tabletleri beni böyle konuşmaya itiyor. Kusuruma bakmayın. Diğerlerimizin çoğu mağara adamı kadar kısa ve net konuşmaktadır. Benim gibi gevezesini bulamazsınız. Bir dakika! bana doğru gelenler var. Az önceki tarihçeyi bitireyim hemen.  Makinelerden gezegeni geri alan insanlar, geri almaya değmeyen bir gezegene iniş yaptıklarını fark ederler ve tekrar uzaya yelken açarlar. Nokta.

Tabletimi yanıma aldığım için şanslıyım. Yoksa burada yalnız başıma kafayı yerim. Bu arada yaşadıklarımı özetleyeyim.Bana doğru gelenler benim zayıf olduğuma karar vermişler. Çünkü çok konuşuyor ve günah sayılan bir cihazla sürekli meşgul oluyormuşum. Küfürmüş onlar için bu aletler. Tanrılarının gazabına tekrar uğramak istemiyorlarmış. Neyin gazabı Allah aşkına? Daha ne olabilir ki başka? Gerçi biraz haklılar, bu cihaza gömüldüğüm için şu an buradayım. Ellerinden zor kurtulup kendimi dışarı attım ve radyasyonlu havayı içime çekerek, midesi ve ciğerleri yanık bir şekilde bu oyuğa saklandım. Dışarısı durulacak gibi değil, hava berbat, arada bir artan serpinti anında eritebilir kimisini. Dedelerime küfürler yağdırıyorum şu an ama neyse mutluyum ben. Aslına bakarsanız yamyam olmak pek bana göre bir şey değildi. Bu şekilde alaycı konuşmasam aklımı kaybedebilirim. Umarım bunun farkındasınızdır. Yoksa söylediklerim ve tavrım hiç inandırıcı değil en nihayetinde.

Müzik dinlemeyi özledim.  Tabletim eski usul, hafıza kartı yanınca tek yapabildiğim yazı yazmak ve “Haydi Sığınak Yapalım” oyununu defalarca bitirmek. Neyse ki şarjı biten daha eski modellerden değil.  İki dakika bir metalin üzerinde durması yetiyor tam kapasite şarj için.

Acaba daha ne kadar hayatta kalacağım? Hamam böcekleri tükendi bu oyukta. Midem ve ciğerlerim çok fazla ağrıyor artık.

İki ay önce yediğim kızıl saçlı arkadaşımın telefonunu tamir etmeyi başardım. İkinci ayım oldu insan eti yemeyeli. Oldukça kötü durumdayım. Oyuğun dibindeki kokuşmuş su olmasa bu kadar yaşayamazdım. Tamir ettiğim telefonda benim eski halimin bir resmini bulup çıkarmayı başardım. Sanırsam bir beş yıl önceki halim. Elbet hala bu kadar güzel olduğuma inanıyorum. Tabletimin ana ekranına yerleştirdim ki bol bol kendimi göreyim. Umarım ölürken de hala böyle tebessüm ediyor olurum. Çünkü ne olursa olsun gülüşümü seviyorum.

Resmime bakarken gaz maskemi verdiğim kişi aklıma geldi. Dalgınlıktan geri almayı unutmuştum. Geri almış olsaydım belki dışarıdaki havayı böylesine solumuş olmazdım. Sol elim kendi kendine erimeye başlaması muhtemelen bu sebepten. Umarım o üç kağıtçı gaz maskemi kullanamadan onu da bir güzel yerler. Artık daha fazla yazamıyorum. Umarım bu yazdıklarım bir gün bulunur ve hatıram uzak geleceğe taşınır. Ne bileyim, sanki kimin işine yarayacaksa benim gibi işlevsiz bir insanın hatırası.

Yazkmitsiyormamaasnarımöleceğmi. Kfskaoweü. Oğüaf.

Ölmedim. Geri döndüm. Öleceğimi anlayınca gidebileceğim tek yere. Bizimkilerin hepsi ölmüş. Sadece hırlayıp duran adam kalmış, can çekişirken onu kesip yedim. Ayrıntıları anlatmayacağım çünkü çok sıkıcı. Hem belki gelecekte insan yemek çok büyük bir günahtır ve benim bu yazılarımı anında imha ederler. O yüzden yediğim şeyi pasta olarak değiştireceğim. Yediğim pasta biraz kendime gelmeye yetti. Çürüyen elimi de dirseğimden kestim ve onunla da bir süre idare edeceğimi düşünüyorum. Kemikler bile çok değerli, varın siz düşünün. Yani pasta kırıntılarını israf etmeyelim.

Kaçtığımdan bu yana tam dört ay geçti. Bu kadar yaşayacağımı düşünemiyordum. Uzun süredir yaşam ve ölüm arasında gidip geldim. Kolumu kestiğim için vücudum bana bayağı bir kızmış gibi. Yoksa ben böyle olmazdım, karnım da doyuyor en nihayetinde. Lakin dün sesler duydum, üzerimi giyinip zoraki dışarıyı gözetlemeye çıktım. Zırhlı bir takım insanlar geziniyordu. Mutluluktan havaya uçup kurtulduğum için şükretmedim tabi ki. İki gram aklı olan bu topraklarda umut diye bir şeyin olmadığını bilir. Gerçi bu dünya iki gram aklı atomlarına ayırır. Neyse, ellerindeki silahları ve yüklü bir kamyon onların yağmacı olduğunu özetler nitelikte. Umarım beni bulamazlar, kaçacak halde değilim. Ya da bir şey yapıp da onları patlatsam da yesem. Oh mis.

Beni buldular. Girişi açıyorlar. Patlatmadıklarına göre içeride her kim varsa onunla beslenmeyi düşünüyorlar. İçeride sadece ben kaldım, diğerlerini iliğine kadar yedim çünkü. Yaşarsam tekrar yazarım. Şimdilik buradaki kayalıkların arasına saklıyorum.

“Zayıf batarya. Sistem kapatılıyor…”

Not 1:  Tüm öykü ve resimlerim “Ulson” adındaki geniş çaplı bir projenin parçalarıdır.

Not 2: Okunması şart olmayan ama diğer devam öyküleri ise şöyle:

Yıl 2148

Yıl 2244

Pasta Kırıntılarını İsraf Etme | Erdal Gencer” için 2 Yorum Var

  1. “Bu şekilde alaycı konuşmasam aklımı kaybedebilirim. Umarım bunun farkındasınızdır. Yoksa söylediklerim ve tavrım hiç inandırıcı değil en nihayetinde.” Sözünü eklemen anlatımda sezdiğim her türlü eksikliği kapatabilecek nitelikte. İnanamadım, içine çekilemedim ve galiba öyküyü pek beğenemedim. Özür dilerim.
    Normalde, gördüğüm sorunları tek tek belirtmeyi denerim ama burada söylemek istediğim o kadar merkezi şeyler var ki… Her şeyi temelden değiştirmek gerekli gibi…
    Lütfen yanlış anlama, sözlerim kesinlikle genel-geçerlik taşımıyor. Sadece benim his ve fikirlerimi belirtiyor. Anlatım konusunda daha çok deneme yapıp daha çok fikir alarak kendini geliştirmen gerektiğini düşündüğüm halde sana bu fikirleri şu anda veremediğim için özür dilerim. Umarım başka seçkilerde… İşe yarar bir şeyler söylemeyi yeniden denerim.
    Kabalığımı bağışla lütfen.

    Yine de öykünün “cyberpunk, steampunk” türlerindeki punklık kısmına göre değerlendirmem gerekirse anlatım tarzı, atmosfer(ve elbette çizim) olarak başarılı bulduğumu eklemeliyim. Sadece, o türlerden nadir örnekleri beğenebiliyorum. Sözlerimin büyük kısmı da bu tercihimden geliyor.
    Projende başarılar dilerim.

  2. Hikaye kurgusu oldukça güzeldi. Ama oyuğa dair biraz daha ayrıntı verilebilirdi. Anlatım tarzı hoştu bana göre. Kesinlikle böyle devam et. Ama bahsettiğin proje romansa biraz daha tasvirlere ağırlık ver. Bir de bir kaç yer vardı ki konuşmalar eklenebilirdi. Öykü okuyucuyu içine alıyor, bu bağlamda çok hoş. Kolay gelsin.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *