Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kurban

Gökyüzünün gün doğumundan hemen önce aldığı grimsi mavi renkteki gözleri, göz yaşlarının ardından beni izliyor. Birbirlerinden belki bir çizgi ayrık dudakları, belirli belirsiz bir korku sözcüğü oluşturuyor. Yoksa utanç mı?

Elini tutuyorum ve onu sevdiğimi söylüyorum.

Bakın, hepimiz sevgimizi farklı yollarla ifade ederiz. Benim için bu alışveriş mağazasında geçen gün gördüğümüz 499.99 liralık eflatun elbiseyi almak; veya boğazın kıyısında bir restoranda, Beluga havyarı ve birer kadeh Douro Chryseia şarabı eşliğinde Kobe bifteği çiğnemek değil.

Kimimiz, onunla ben gibi, birini gerçekten sevmenin o kişiyi onurlandırmak olduğunu düşünür. Onları oldukları gibi kabul etmek kadar basit bir şey. Bir kişinin en derin, en sapkın arzularını tatmin edebilen o kişi olabildiğinizde, Brad’in Angelina’ya yıldönümlerine aldığı kocaman tek taşlı yüzüğe ihtiyacınız yoktur.

Sevdiğimiz şeyleri neden sevdiğimizi kim sorgulayabilir ki?

Parmağımı bıçağın kenarı boyunca kaydırıyorum. Paslanmaz çelik derimi yardığında, kesiğin içinden kurtularak süzülmeye başlayan kanı emiyorum. Kanımı vücuduma geri çekişimi izlerken, dezenfektanların ve tıbbi çeliğin kokusu başını döndürüyor, odaklanmamış bakışlarla beni seyrediyor. Dilimin ucuyla oynadığım kesiğin iki tarafındaki deriler hafifçe açılıp kapanıyor. Elimi sıkıyor ve diyor ki, başkasını bulamaz mıydım?

Şu anda, bulutsuz göklerden düşen birer yağmur damlası gibi iki gözünden birer yaş akarken, hafifçe hıçkırmaya başlıyor. Diyor ki, bunun başka bir yolu yok muydu? Bunu öyle bir şekilde söylüyor ki, sanki sırf bunu söyleyerek, bir şekilde her şeyi değiştirebilecekti. Sanki aşk, öyle bir ilahi kuvvetti ki, arzuların en şehvetlilerinin üzerinde bile hakimiyet kurabilecekti.

Kim olduğumuz, ne olduğumuz üzerinde ufacık bile olsa bir hakimiyetimiz varmış gibi.

Ona diyorum ki, her şey yolunda. Yani şey, en azından her şey yoluna girecek. Acımayacağını söylüyorum. Diyorum ki, arı sokması kadar acıyacak. Veya elli arı sokması kadar.

Ve o sadece ağlıyor.

Bak, diyorum, şunları görüyor musun? Ona ağızlarına kadar dolu şırıngaları gösteriyorum.

Benim bir canavar olduğumu, aklımı kaçırdığımı söyleyecek olursanız, size vereceğim tek cevap, umarım siz de benim onu sevdiğim gibi sevebileceğiniz birini bulursunuz. Gerçekten, tüm içtenliğimle umuyorum.

Teker teker iğnelerin hepsini enjekte ediyorum ve işim bitene kadar ağlaması kesiliyor.

Dediğim gibi, hepimiz sevgimizi farklı yollarla gösteririz.

Turnikeyi sıkıyorum, bıçağın çelik yüzeyinde yarım saniyeliğine kendimle göz göze geliyorum.

Yarıda kesilen kısa bir adrenalin çığlığı, ve yansımam kayboluyor. O, gözlerini yumana kadar işimi çoktan hallediyorum.

Artık bir sahibi olmayan birkaç kiloluk et parçası mutfak tezgahına düşüyor, bütün evde yankılanıyor. O ise, artık gülümsemeye başlamış. Sonunda, bunca zaman önce aşık olduğum, artık yılda bir defa görebildiğim o ıslak, günahkar gülümseme.

Benim için onu sevmek, onu olduğu gibi kabul etmektir, onun en derin isteklerini yerine getirmektir. Beni, altında kırmızı spor arabası olan herhangi bir herifi sevemeyeceği kadar çok seveceğini bilebilmektir.

Ya peki bir sonraki yıldönümümüzde ne olacak, diye soruyor bana. İlkinde bir bacağındı, geçen sene kolundu, şimdiyse diğer bacağın… Verecek hediyen kalmayacak, diyor.

Kalan tek kolumu boynuna doluyorum ve beni masanın yanındaki bir sandalyeye oturtuyor. Ona diyorum ki, endişelenme, ihtiyaç duymadığım fazladan bir böbreğim var. Hatta belki birkaç tane de parmak.

Sonuçta olimpiyatlarda koşacak falan değilim. Oldum olası yürüyüş yapmayı da sevmedim. Onu gülümsetebildiğimi bildiğim sürece, tek uzuvlu bir öglena gibi yaşamakla ilgili hiçbir sorunum yok.

O yemeğini yerken onu izliyorum, ve doğrusunu söylemek gerekirse, hakikaten lezzetli görünüyor. Tadına da bakardım, açık fikirli biriyim, ancak artık etin kokusuna bile zor tahammül edebiliyorum. Şöyle ki, üç yıl önce vejetaryen olmaya karar verdim.

Üç yıl önce, tam bu günde.

Kurban” için 5 Yorum Var

  1. Okumakta zorlandım desem yeridir. Çünkü biraz ağır geldi. Bir insanın görüp görebileceği en ilginç aşk hikayesi bu olsa gerek. 🙂 Fakat fikir dahice.

  2. Fikir ve anlatıyı çok beğendim. Öyle ki, her sözcüğü üzerimde hissettim diyebilirim. Sonuç kısmında verdiği ürpertinin yanında, öykünün samimiyetinden dolayı yaşanan aşk karşısında ufaktan da gülümsemedim değil. Bence gayet içtendi her şey.

    Tek bir noktada kararsız kaldım. Modern kültüre de ufaktan bir giydirme vardı. Aradaki göndermeleri birazcık rahatsız edici buldum. O unsurların böyle bir hikâyede yer almaması beni daha çok memnun ederdi. Özellikle Brad ve Angelina ismini gördüğümde eserin bir an parodiye dönüşeceğini düşündüm, korkmadım değil. Öykünün genelinde eriyip gitse de tekrardan okuduğumda bu defa gözüme daha çok battı diyebilirim. Bunun haricinde eleştirebileceğim tek bir yönü dahi yok.

    Böylesine sıkı ve zekice bir hikâye için tebrik ederim.

  3. Ah, harika bir öyküydü. Bunun dışında ne söyleyebileceğimi pek bilemiyorum.
    Kurgudaki anlatım sırası, birer birer açılan tarot kartlarının aktardığı gelecek yargıları gibiydi. Her biri, bir önceki sayesinde zihinde beliriyor ama neredeyse hiç birisi kendisini karttaki resimlerde açık etmiyor.
    En sevdiğim öykücülük tarzıdır bu. Belki de, uygulaması en zor olan tarz.

    Bir tür itiraf veya anda yaşananları kendi kendisine açımlama sözleri oldukları için “sanki” ve “ki” bağlantılarını sık kullanmış olman sorun olmamalı. Onlardan kaçındık,a öykü anlaşılmaz bir hale girebilir, benzetme ve betimlemelerin anla kurduğu bağıntı tökezleyebilirdi. Bir aşıktan diğer aşığa uzanan dişler gibi… Varlığı zorunlu ve varlığı etkili… Her bir cümlesi pek çok şey ifade eden bir öykü; hiç birisini açıkça söylemiyor fakat yapması gereken şeyi yaparak, ruha işleyip Düş’te olanları oraya zerk ederek hissettiriyor.
    Başka şeyler de okumak isterim senden. Zerre kadar olumsuzluk göremedim bu öyküde.
    Sadece, belki, isminin bambaşka bir şey olmasını tercih edebilirdim.

  4. Ben de öykü boyunca, başkasını bulamaz mıydın, dedim. 3 defa okudum, fakat eleştirecek tek bir nokta bulamadım. Paragraflar bir harika, ki bunu sen de biliyorsun ve cesurca kullanıyorsun. Cümleler uzunluk ve anlam bakımından tam. Hikayeyi kahramının gözünden gördüm, kesiği hissettim.
    Gelecek ay da burada olursun umarım.

  5. Ruh bunaltıcı harika bir öyküydü. Gizemli anlatışı ilk başta hiçbir şey anlamama rağmen son satırlarda ağır darbeyi vuruyor. Şöyle ki bir nevi Hannibal-Testere tadında.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *