Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Pişse de Yesek!

– Taze değil bu, diye yüzünü buruşturdu yaşlı adam.

-Ben de biliyorum taze olmadığınıdedi kadın kızgınlıkla, alnındaki boncuk boncuk terleri siliyordu.  Ellerinde alabileceğim sadece bu kalmış. Bir de geç kaldım, dün sana söylemiştim erkenden gitmem gerekiyor diye değil mi? Beni hiç dinlemezsin ki.

– Sus be kadın. Yine vıdı vıdı başladın söylenmeye. Ne verdin buna?

– …

– Söylesene ha! Yoksa geçen ay biriktirdiklerimi mi?

– Ya ne yapsaydım? Artık bunları bulmak öyle zor ki. Tüm pazarı alt üst ettim. Daha bizim köye gelmeden Toki’lerin köyünde yakalıyorlarmış. Arada kaçanları bizimkiler yakalıyormuş.

– Kim anlattı bu palavraları sana?

– Toki.

– Yine o pis adamla mı konuştun? Ondan uzak dur diye kaç kere söyleyeceğim sana? Ben biliyorum amacını o herifin!

– Neymiş?

– Bilmiyor gibi konuşma şimdi. Sen de gözü var onun.

– Saçmalama, üç karısı yetmezmiş gibi bir de bana mı bakacak?

– Bakar o bakar. Gözü doymaz onun. Ne avlamış bu ay?

– Tam üç tane.

– Üç mü?

– Üç ya!

– Nereden bulmuş o kadarını?

– Onu anlatmadı. Ben de sormadım zaten.

– Sen gördün mü üçünü de? Yine palavra sıkıyordur.

– Yok, gördüm hepsini. Çok tazelerdi. Sergilemeye getirmiş, dolunay olduğunda açık artırmayla satacakmış. Neyse işte satılanların içinde sadece ben de bunu bulabildim.

– İyi ya n’apalım. Bu ayda bununla idare ederiz artık. Olmazsa bir kısmıyla konserve yapalım. Çıkar şunun ağzındakini de biraz hava alsın. Baksana morarmış .

– Zaten yolda getirinceye kadar canım çıktı. Böyle bağlayıp sürükleyerek getirdim ancak.

– İyi iyi. Sen dinlen biraz, ben şu kazanı yakayım.

Yaşlı adam kazanı yakmaya gittiğinde kadın sarkmış memelerini kaldırıp altında birikmiş teri sildi. Sonra koca poposuna yapışmış ottan eteği havalandırdı. Boynuna taktığı, avokado çekirdeğinden kolyesini çıkardı. Kulübenin girişine astı. Yere bağdaş kurup oturdu, gözlerini birazdan pişirecekleri yemeğine dikti.

Elleri, bacakları sarmaşıklarla bağlanmış, üstü başı toz içinde yerde kıvranıp duran adamın saçları gümüş rengindeydi. Derisi beyaz ve buruşuktu. Kadın, adamın üzerindeki giysilerini, ayağındakilerinisüzdü. “Geçen seferkinden daha sağlam, değiş tokuşta iyi olacak” diye düşündü.  Adam birden ayıldı, gözlerini açtı. Gökyüzü gibi gözleri vardı. Şaşkın şaşkın etrafına bakındı. Kadınla göz göze geldiğinde korkunç bir çığlık attı. Kadın söylenerek adamın yanına gitti. Ağzına tekrar bir bez parçası tıkadı. Ağlıyordu adam. Kadın gülümsedi. Ağlaması pişerken tadını güzelleştirirdi. Bunu annesinden öğrenmişti. Annesinin tarifi köyün en iyi tarifiydi. Et bayatta olsa öyle güzel pişirirdi ki tüm kadınlar onu kıskanırdı. Adam çırpınıp duruyordu hâlâ. “Bu da iyi” dedi içinden kadın. Kasları hareketliyken pişirmeli. Eskiden olsa onları bağlayıp koştururdu ama şimdi bununla uğraşmak istemiyordu.

– Kazan hazır diye seslendi adam.

– Tamam, tamam bağırma. Gel şuraya da tut ucundan.

– Buraya kadar getirdin de kazana mı getiremiyorsun be kadın?

– Buraya kadar Toki yardım etmese…

– Ne, ne dedin, duymadım.

– Bir şey demedim. Yoruldum, yardım ediver işte dedim.

– İyi, iyi geldim. Daha adamı soymamışsın bile.

– Yoruldum diyorum sana.

– Tamam o halde ben soyarım. Tut şunları. Ayağındakiler de iyiymiş. Hay bin sulu! Nereye kaçacak acaba?

– Bırak koşsun biraz, daha lezzetli olur. Nasıl olsa ipin ucu ben de. Çekiveririm.

– Çek hadi. Ateşin harı kaçmadan atalım şunu.

– Gel buraya, çırpınıp durma.

– Oh nihayet! Cup! Doğru kazana. Hani, sebzeleri atmıyor musun içine?

– Dur sabret, kadının pişirmesine karışılmaz. Güzelce haşlansın sonra indirmeye yakın atılır onlar. Baksana daha yeni pembeleşiyor. Biraz da baharat attık mı…

– Oh! Ellerine sağlık! Yine çok güzel olacak. Pişse de yesek. Senin gibi lezzetli insan pişiren görmedim daha. Şu ucundan biraz alsam mı, bir parmağını, sadece şu serçe parmağını !

– Dur, dur çek elini. Sabret biraz, hem arada bir ters yüz etmezsem güzel olmaz. Yamyamlık yapma da bekle…

Nurdan Atay

Endüstri mühendisiyim. Mesleğimi çok uzun süre yaptıktan sonra rotamı edebiyat çalışmalarına çevirmeye karar verdim. O tarihten beri de yazıyorum. İkinci üniversite Edebiyat okuyorum. Bir grup yazan/yazar arkadaşımla birlikte her ay Kil-Tablet adında öykü fanzini çıkarıyoruz. Ağırlıklı olarak öykü ve tiyatro oyun metinleri yazıyorum. Okumayı, seyahat etmeyi, film izlemeyi, yogayı, el sanatlarından becerebildiklerimi yapmayı, doğayı, öğrenmeyi, araştırmayı seviyorum.

Pişse de Yesek!” için 8 Yorum Var

  1. Bulunduğum durum içerisinde bir sorun olduğu için öykünün ancak yarısıyla ilgili eleştrimi tutabildim elimde. Daha sınraki evrelerde internete erişimim olamayabileceği için şimdilik bu kadarını ekleyeceğim buraya ama… İlk fraatta devamını da yazma niyetindeyim. Aksaklık için şimdiden özür dilerim. İşte, önceden yazdığım yazının bir kısmı:

    Bir programa kaydedip de internetten uzak bir yerde okumaktayım öyküyü. Bu yüzden, programla ilgili bir hata olabilir ama… “olmadığınıdedi” gibisinden minicik bir yazım yanlışı görmek, bu güzel başlayan öykünün geç ivmelenmesine sebep oldu bende. Yine de, dert değil. Hepimiz yapabiliyoruz böyle minicik şeyler.

    Ayrıca, yine kullandığım programla veya benim bilgisizliğimle ilgili olabilir ama, sanırım, konuşma çizgisinden sonra yazılan sözlerin hemen ardından, herhangi bir belirteç kullanmadan bu tarz açıklamalar yapılmaz. Elbette, özel bir teknik izlenmiyorsa…
    “– Taze değil bu, diye yüzünü buruşturdu yaşlı adam.
    ” (bende ardışık olarak görülüyorlar)

    Hımm, bir sonraki konuşma çizgisinde de benzer bir durum var. Bunu özellikle yaptığını var sayacağım?
    “dinlemezsin ki.” Sözlerimin doğruluğundan pek emin değilim ama… Sanırım “ki” bağlacı, bir bağlaç olduğu ve bu örnekte, ardından bir cümle gelmediği için-yüklem olmadığı için- üç nokta kullanılmalıydı.

    “biriktirdiklerimi mi?” Benzer bir durum burada da var. İkinci cümlede yüklem olmadığı için, normal şartlar altında, “?..” Kullanılması gerekiyordu.

    “Sen de” 🙂 programla ilgili olabilir elbette ama bu “-de” bitişik yazılmalıydı.

    Söylemeliyim. Bazı diyaloglarda özel bir tür gerilim vardır. tüm dış dünyanın varlığını inkar edip şans eseri eline dokunan her şeyi düşmanına fırlatılan bir diyalogdur bu. Bahsettiğim tarzı çok güzelce kullanmışsın. Okumak herhangi bir sorun yaratmıyor ve bir hayli içine çekiyor.
    Bunu yaparken öyküdeki diyarın nasıl olduğunu da çok doğal şekilde vermişsin. Karakterler, oradaki ayrıntılardan zorla bahsettiriliyormuş gibi davranmıyor. Bunu başarmak da zordur(ben hiç mi hiç yapamıyorum mesela)

    “dolunay olduğunda” emin değilim ama sanırım “Dolunay” büyük harfle yazılmalı zamansal bir terim olarak kullanıldığında.(muhtemelen yanılıyorum çok fena)

    “Bu ayda” “da” ayrı yazılmalıydı.

    “Çıkar şunun ağzındakini de biraz hava alsın. Baksana morarmış .” 🙂 ve normalliğin yüzündeki “manyak”ça gülümseme ile sivri dişleri… Güzel bir sönüşüm hissi…

    “birikmiş terisildi” kullandığım program yüzünden mi bilemiyorum…

    1. Merhaba, yorumunuzu yeni gördüm. O nedenle şimdi yanıt verebiliyorum. Kusura bakmayın lütfen. İmlâ hataları konusunda haklısınız. Biraz aceleciyim o konuda. Daha dikkatli olmalıyım. Teşekkürler

  2. Öykünün konusu farklı ve güzel. Diyaloglar kısa ve başarılı. Sanırım diyaloglar arasına biraz anlatım eklersen, okunuş daha da rahatlayacak. Öykü üzerinde düzeltme yapamadığımız için, yollamadan önce mümkün olduğunca yazımı kontrol et. Ve kesinlikle Ekim ayında da burada ol.

    1. Yorumlarınız için teşekkürler. Yeni gördüğüm için şimdi yanıtlıyorum. Kusura bakmayın lütfen.

  3. “– Dur sabret, kadının pişirmesine karışılmaz. Güzelce haşlansın sonra indirmeye yakın atılır onlar. Baksana daha yeni pembeleşiyor. Biraz da baharat attık mı…

    – Oh! Ellerine sağlık! Yine çok güzel olacak. Pişse de yesek. Senin gibi lezzetli insan pişiren görmedim daha. Şu ucundan biraz alsam mı, bir parmağını, sadece şu serçe parmağını !

    – Dur, dur çek elini. Sabret biraz, hem arada bir ters yüz etmezsem güzel olmaz. Yamyamlık yapma da bekle…

    Kesinlikle öykünün en güzel kısmı burası. Ucundan okumak isteyenler sonundan başlamalı. Yalnız böyle akli selim yamyamlardan daha bir ayrıntılı pişirme beklerdim. Parçalamayı felan geçtim, temizlik filan da olmadı. Hoop kazana. Birde Toki ile alakalı kadın ve adamın atışmaları güzeldi bu konu üzerine biraz daha gidilebilirdi.

    1. Teşekkür ederim Marslı. Yanıt yazmıştım ama sanırım bir problem oldu. Kusura bakmayın lütfen. Bizim yamyamların tarifine göre iç organlarla pişirmek daha lezzetli olmasını sağlıyormuş:) Desteğiniz ve önerileriniz için çok teşekkürler

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *