Öykü

Gölgesiz Kadınlar

Avluya doğru eğildi. Aşağıda bekleyenleri uzunca bir süre süzdü. Kalın bıyıklarını sıvazladı. Kapıda dikili duran adama döndü.

“Kaç yaşında bunlar?”

“Dediğin gibi on iki, on üç olmalılar patron.”

“Şu en baştaki hiç öyle görünmüyor, koca kadın o be.”

“…”

“Ne susuyorsun lan, şunlar fena sayılmaz, şu dördü ama o baştaki… O baştaki uzunu geri götür.”

“Ama patron…”

“Bana bak Rüstem, bu gece ihtiyacım olmasa bilirdim sana yapacağımı da dua et ağır misafirler var, yoksa…”

“Kızma patron, diyeceğime bak şimdi. O şeymiş, iki kızın anasıymış, kızlara bi yapıştı, sürüklene sürüklene geldi ardımızdan. Gölge gibi takip ediyor her yerde onları. Kurtulamadık bir türlü.”

“Ulan, çakamadınız mı ağzına iki tane?”

“Çaktık patron. Eşek suda gelinceye kadar dövdük. Sessiz öylece durdu. Bir ah bile çıkmadı ağzından.”

“Türkçe biliyor muymuş bu?”

“Yok patron. Konuşmuyor da.”

“Kadın işi bozar, olmaz, ne yaparsan yap, istemem onu burada.”

“Aslında çok da yaşlı değil. Gözleri ceylan gözü gibi.”

“Ulan pezevenk n’apacağım gözlerini. Filmlerden mi öğreniyorsun lan bu lafları? Gözleriymiş, lan desen götü neyse de… Getir bakayım şunu bir yakından göreyim.”

Rüstem ikişer üçer atlayıp indi merdivenden. Kadın, kızlarına sarılmış, korkuyla etrafına bakınıyordu. Diğer iki kız yere oturmuş, dalgın, incecikten ağlıyordu. Rüstem, el kol hareketleriyle pencereyi gösterdi. Birkaç dakika sonra kadını kolundan tutmuş yukarı getirdi, içeri girmeden kapıda bir- iki öksürdü. Beş dakika önce konuşan onlar değilmiş gibiydi.

“Patron!”

“Ha, Rüstem söyle”

“Kadını getirdim.”

Patron yerinden kalktı. Kadın, denize düşen yılana sarılır misali Rüstem’in arkasına sığınmıştı. Pek güzel sayılmazdı. Ama iri kahverengi gözleri, uzun kirpikleri, ürkekliğiyle dediği gibi bir ceylana benziyordu. Patron severdi avı, kaçanı kovala, vur, öldür. Avlanırken duyduğu hazla Rüstem’e çekilmesini işaret etti. Rüstem kenara çekilince kadın çırılçıplak ortada kalmış gibi eliyle önünü kapattı. Patron kadının etrafında bir tur attı.

“Hoş geldin,” dedi kadına.

Kadın ne olduğunu anlamaya çalışıyor, kampta kulaktan kulağa yayılan söylentilerin gerçek olmaması için dua ediyordu. Başını hafifçe öne eğdi.

“An-lı-yor mu-sun be-ni,” yavaş yavaş heceleyerek konuştu. “Ben Rıza. Sen?”

Dürtükledi kadını işaret parmağıyla. Rüstem’e baktı.

“Nüfusları falan yoktu patron. Kampta Bahire dediler adına, ben getirirken.”

“Ne biçim isim lan bu, bakire gibi?”

Patron kendi yaptığı espriye kahkahayla güldü. Rüstem’i de gülmesi için omzundan tutup sarstı. İki adam sararmış dişlerini göstere göstere karşılarında çaresizlikten küçülmüş kadına bakarak güldüler. Patron, gülmesi bitince kadının etrafında bir tur attı.

“Kaç yaşındaki bu?”

Yine ses yok. Mümkün olsa buharlaşacak gibi duruyordu Bahire. Ağa çenesinden tutup başını kaldırdı, göğsüne doğru eğilip ellerini üzerinde gezindirdi. Sonra kalçasını avuçladı. Kadın çaresizlik içinde Rüstem’e bakıyordu.

“Buna para vermem” dedi.

“Kalsın mı?”

“Eh, kalsın bakalım. Belki lâzım olur. Söyle buna sesi çıkmayacak. Bir olay çıkarsın, gözünün yaşına bakmam valla.”

Rüstem bir yükten kurtulmuş gibi sevindi; kadını itiştirerek aşağı indirdi. Avludan çıkarken ellerini ovuşturuyordu. Patronun keyfi yerine gelmiş içeri doğru seslendi.

“Hacer kız Hacer!..”

“Buyur ağam…”

“Al şu kızları yıka pakla, akşama hazır et.”

“Peki ağam.”

“Anaları da yanında. O da girsin bunlarla yıkansın. Bir de üzerlerine temiz bir şeyler ver. Sonra bir yatak ser, akşama kadar uyusunlar, dinlensinler. Akşama çok yorulacaklar.”

Hacer aşağı inip Bahire’yle kızları önüne kattı. Evin arka kapısında gözden kayboldular. Altısının da gölgeleri yoktu kızgın toprağa düşen. Kuru, verimsiz topraklarda umut bile yeşermiyordu.

Nurdan Atay

Endüstri mühendisiyim. Mesleğimi çok uzun süre yaptıktan sonra rotamı edebiyat çalışmalarına çevirmeye karar verdim. O tarihten beri de yazıyorum. İkinci üniversite Edebiyat okuyorum. Bir grup yazan/yazar arkadaşımla birlikte her ay Kil-Tablet adında öykü fanzini çıkarıyoruz. Ağırlıklı olarak öykü ve tiyatro oyun metinleri yazıyorum. Okumayı, seyahat etmeyi, film izlemeyi, yogayı, el sanatlarından becerebildiklerimi yapmayı, doğayı, öğrenmeyi, araştırmayı seviyorum.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Dilek73 says:

    Umudun olmadığı yerde yaşam olur mu? İşin en kötüsü de birilerinin umudumuzu elimizden alması değil midir? Ve neden bunu en çok kadınlar yaşamak zorunda. Büyük direnişte aslında kadınlardan başlamalı diye düşünüyorum. Çok güzel bir öykü Nurdancım kalemine sağlık.

  2. Çok teşekkür ederim Dilekciğim. Kadınların yaşadıkları her coğrafyada farklı olsa bile sorun insanlık sorunu değil mi? Yorumun için çok teşekkürler.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar