Öykü

Çekmeceler

Demek resmetmekte ısrarcınız. Baştan uyarmak zorundayım, çok tehlikeli olabilir. Kendinize deli ya da çılgın demeniz yüzleşmenizi kolaylaştırmaz. Attığınız her adımın geri dönülmez olduğunu bilin.

Merakınızı gözlerinizden okuyabiliyorum. Kararlısınız. O halde burada bulunduğunuz sürenin tadını çıkarın. Sizden bu andan itibaren isteyeceğim tek şey, hiçbir şeye dokunmamanız.

Hazır mısınız?

Bekleyin ve sakin olun, birazdan gözleriniz parlak maviye alışacak. Şu andaki sessizlik sizi yanıltmasın. Az sonra duyacağınız sesler, çoğu zaman dayanılmaz olabiliyor. Öncelikle, elinizde tuttuğunuz anahtarların çekmeceleri açtıktan sonra bir daha kullanılamayacağını bilmenizi isterim. Bazen tek bir anahtar tüm kilitleri aynı anda açabilir. Çekmeceler özel üretildi. Öylesine ağırlar ki arkamdaki bu destekler olmasa yığılır kalırım. Şaşırmayın, içindekileri gördüğünüzde anlayacaksınız taşıdığım yükü.

Başlayalım öyleyse.

İlk gördüğünüz büyük çekmece benim çocukluğumun sırlarını saklar. Kilidi üst köşesinde… Elinizde tuttuğunuz en küçük anahtar onundur. Ağırdır, açması çok zordur. Yardımcısız açmak eziyetlidir. Dikkat edin, içindekiler gülle gibidir, üzerinize yuvarlanabilir, ezer geçer. Ah! Söyledim size ezilirsiniz diye. Burada fiziksel acıya yer yoktur ama yürek kanar. Çekmecenin derinlerine doğru bakın. Gördüğünüz gibi çocukluğun kalıntıları kazınsa da izi kalır. Kapatmayın yüzünüzü. Çocukluğunuzun sizde bıraktıklarını biliyorum. Unutmak imkânsız. Bakın. Siz istediniz yüzleşmeyi. Ağlamanızın faydası yok. Gözyaşları yok edemez geçmişin izini.

Hazırsanız, bir alttaki çekmeceyi açın. Bu çekmecede ufak ufak bölmeler görüyorsunuz; hepsinin de anahtarı ayrı. Okul yıllarımın sırları buralarda saklıdır. Sosyalleşmenin tüm ızdırabını yaşadığım, küçük şeytanların gazabına uğradığım, sürekli kaçmaya çalıştığım kapanmamış yaram. Bir asker gibi dediklerini yapmamı istediler ama ben farklıydım. Farklı olmanın sancısını yaşadım yıllarca. Aynı sizin gibi. Fazla durmayın devam edin lütfen.

Bu çekmece ise gençlik yıllarımın, bitmeyen savaşın sırlarını saklar. Gelen buz gibi hava sizi üşütmesin. O dönemin sert rüzgârları eser sürekli. Tehlikelidir. Bunun içinde binlerce kırık parça vardır. Birleştirmesi imkânsızdır. Dikkat edin, size zarar vermesin. Baştan hiçbir şeye dokunmayın demiştim. Kaç kere denedim, o parçaları birleştirmeyi, toparlamayı. Her seferinde canım yandı, başarısız oldum. Yine de süpürüp atamıyorum içindekileri. Kulaklarınızdan çekin ellerinizi. Ne kadar kapatsanız da o feryatlar sizi takip eder. Hiçbir şey susturamaz çığlıkları. Gençken bir günde yaşlanmanın ne olduğunu öğretir ve insan ilkelliğinin en üst düzeyidir gördükleriniz.

Bakın bu çekmece çok özeldir. Bulduğumu sandığım ama hayal kırıklıkları, kırgınlıklar yaşadığım yitik aşklar saklıdır içinde. Duyuyor musunuz derinlerden gelen sesi? Güp güp, güp güp. Yaralı yürekler hâlâ atmakta. Saymayın rica ederim, bırakın hepsi çekmecede kalsın.

Şimdi gördüğünüz çekmece diğerlerinden çok farklıdır. Yaşama tutunduysam, böyle desteklerle de olsa, yıkılmadıysam, nedeni işte budur. Duygularımı dışa vurabildiğim, kendimi tek ifade şeklim. Bakın ellerime, şeytan misali incecik ve uzun parmaklarıma. Ellerimle çizerim ben geleceği, rüyaları, olmayanı. Hayallerimi yansıtırım renklere, imgelere, şekillere. Sizin zihninizde karşılaşmamız bu kadar şaşırtıcı olmasa gerek. Sakın dokunmayın. Henüz çok yeni, kurumadı.

Şu çekmece ne kadar küçük değil mi? Oysa içindeki küller tüm savaş yılları boyunca biriktirdiğim acılar. Şaşırmayın, savaş görenlerin bir daha asla savaşamayacağını sanırsınız. Ne büyük yanılgı! Kana susamıştır para ve dünyayı yönetir. Bir büyük savaştan sonra ikinci yıkım. Yanan, yıkılan her evden tek tek topladım külleri. Şu gördüğünüz kırmızı kül önce bıçaklanıp sonra da yakılan kadının külüdür. Sırtından kaç bıçak darbesi aldığını saymadı kimse. Sadece izledim sizin gözlerinizle, hep yaptığım gibi. Biliyorsunuz kahkahalarla indi o darbeler. Öylesine eğlendiler. Sonra yaktılar onu. Külleri hiç kararmadı.

Bu çekmeceler açılmamalı dedim size. Açıldıklarında yaralar derinleşir. İyileşmesi çok uzun sürer. Kapalı kaldığı sürece çekmecelerin zararı yoktur. Bir söz, bir bakış anahtara dönüşüverir, açılır tümü. Sonra da kapalı kalmanın acısını çıkartıp yarışırlar kendi aralarında. En fazla acıtan birinciliği kazanır. Herkesin duygularını tıkıştırdığı çekmeceleri vardır. Bazen hiç açılmaz, bazen de kapanmaz. Şimdi siz açtınız çekmeceleri, artık açık kalacaklar bir süre. İçindekiler gittikçe büyüyor, kabarıyor. Kilitlenemeyecekler. Bakın bir kez daha söylüyorum, şimdi, şu anda çıkıp giderseniz, elinizdeki fırçayı bırakabilirseniz, belki kendiniz için en iyisini yapmış olursunuz. Hayır mı? Buraya kadar geldikten sonra diyorsunuz öyle mi? Peki siz bilirsiniz.

Madem vazgeçmiyorsunuz devam edebiliriz öyleyse. En büyük çekmeceyi sona bıraktım.

Onu bir daha görmeyi istemiyorum. Oraya tek başınıza bakacaksınız. Kalbime en yakın, en çok sızlatan. Ah! Yaşadığınız dünya canavarlarla kuşatılmış. Bu gözler şahidi olanların. Bir cenneti cehenneme çeviren siz ilkel insanlar. Siz hiç yanan ormandan kaçan bir hayvan gördünüz mü? Ben gördüm. Acıyla koşarken çıkardığı sesleri duydunuz mu? Ben duydum. Çaresizliğinin getirdiği şaşkınlığa tanık oldunuz mu? Ben oldum. Mesela; uzun boyu, sırtında alevleriyle yanarken koşmaya çalışan bir zürafanın insan gibi hıçkırarak ağladığına inanmayabilirsiniz ama ben kaydettim bu sesi ve hiç unutamadım. Yoksa sadece insanlar mı ağlar sanıyorsunuz? Var olanı yok etmekte üstünüze yok. Ben mi, hayır kendimi insan saymıyorum. Ben, çekmecelerimdeki anılardan ibaretim, belki bir şeytan, belki masum küçük bir kız, belki bir kadın, belki de siz; aklınız, ruhunuz.

Şimdi en büyük çekmeceye doğru yaklaşın, kalbime en yakın olana, biraz daha yaklaşın ve bakın.

Anahtar aramayın. Kulpu yok, anahtarı yok. Biraz daha… Bir şey göremiyor musunuz? Elinizi o boşluğa uzatın. Tam oraya işte! Şimdi ayaklarınız, gövdeniz ve en sonunda başınız. İçeridesiniz artık. Artık siz de çekmecedesiniz.

Bağırmayın. Sırların paylaşılamaz olduğunu, kilitli çekmecelerin bir kez açıldığında kapanmasının ne zor olduğunu çoktan öğrenmiş olmalıydınız…

Nurdan Atay

Endüstri mühendisiyim. Mesleğimi çok uzun süre yaptıktan sonra rotamı edebiyat çalışmalarına çevirmeye karar verdim. O tarihten beri de yazıyorum. İkinci üniversite Edebiyat okuyorum. Bir grup yazan/yazar arkadaşımla birlikte her ay Kil-Tablet adında öykü fanzini çıkarıyoruz. Ağırlıklı olarak öykü ve tiyatro oyun metinleri yazıyorum. Okumayı, seyahat etmeyi, film izlemeyi, yogayı, el sanatlarından becerebildiklerimi yapmayı, doğayı, öğrenmeyi, araştırmayı seviyorum.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. SJack says:

    Kaleminize sağlık.

    Okuru iyice içine çeken ve ona bir sergideymiş hissini veren güzel bir öyküydü. Tek merak ettiğim şey ise anlatıcının Dali olup olmadığı? Sanki onun hayatından kesitler dinlemiş gibiydim.

  2. Merhaba, Dali’nin aklındaki figür anlatıcı. Her sanatçı gibi Dali de eserinin içinde kendisini bulur ya da kendisinin içinde eserini. Yorumunuz için çok teşekkürler.

  3. Merhaba; Yorumunuz için çok teşekkürler. Beğenmenize sevindim. Yeni öykülerde görüşmek üzere:)

  4. Merhaba; Boyu kısa ama yükü ağır bir öykü yazmaktı amacım. Umarım hedefe ulaşabilmişimdir. Teşekkür ederim yorumunuza.

  5. Merhaba; çok teşekkürler sözleriniz ve güzel görüşünüz için. Ah o çekmeceler bir açılmaya görsün. :slight_smile:
    Sevgiler.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

5 cevap daha var.

Yorum Yapanlar