Öykü

Tuzlu İzler

Kedimin tırnaklarını törpülemek için sık sık kullandığı, kumaşı eprimiş kanepede bir yığıntı gibiyim. İnce görünmesinin aksine içi betonla doldurulmuş bedenimin, altında ezilen yastıklarla alıp veremediği nedir bilmiyorum. İçindeki elyaflarının, top top olup batmasından mıdır yoksa uzun zamandır deterjan yüzü görmediğinden, bir acayip kokmasından mıdır anlaşamıyoruz bir türlü. Dönüp dolaşıp o masal kokan ağalı, paşalı, bol hizmetçili, zengin konaklarda geçen dizileri izliyorum. Kendimi esas kızın yerine koyup koyup, bir daha çıkartamıyorum. Son sahne biter bitmez yeni bölüme geçmeden, demode kanepemde sırt üstü dönüp tavana bakıyorum.

Bir varmış bir yokmuş! Evvel zaman içinde…

Bu kısımları hemen atlayıverip kendi masalımı başlatıyorum. Büyük bir şehrin, keşmekeş trafiğindeyim. Son model arabamla, Anadolu’nun küçük bir kentinin büyük kepçesi olduğunu henüz bilmediğim – ne hikmetse bunlar aynı zamanda büyük şehirleri su yolu yaparlar- muhteşem varlığın, en az kendisi kadar pırıltılı aracına arkadan bindiriveriyorum. Ne münasebet canım! Ben niye kusurlu oluyormuşum! O, bana çarpıyor. Neyse efendim! Gözlerinden ateşler saçarak kavgaya gelen adam, güzelliğim karşısında donup kalıyor. Tam konağına bir prenses olacakken, kamu spotu dönmeye başlıyor ekranda. Büyü bozuluyor, masal kopuveriyor.

Puhh! Allah kahretsin ya…

Organik tarım ilacının da, üretimin de, hepsinin canı cehenneme…

Ağzımın tadıyla hayal bile kuramıyorum. Benim ağa sevdiceğimin yerinde sümüklü böcek var şimdi. Bir de bahçıvan tulumlu, hasır şapkalı şu amca.

Her yer darmadağın. Salonun ortasındaki heybetli sehpanın üzerine iğne atsam havada kalır. Nedense çok şaşkınım. Tek başımayım. Bir ben, bir kedi bir de şu televizyondaki sümüklü böcek. Ah evet! En az, o sümüklü böcek kadar yalnızım. O halde bu kadar tertipsizliğin, pisliğin müsebbibi ben miyim hayret! Evet benim. Çünkü herkese küstüm. Herkese kırıldım. Herkesten bıktım. Kendimden bile. Hayat bana hiç adil davranmadı. Boyunca çocukları olan arkadaşlarımdan koptum. Kocaları hakkındaki muhabbetlerden baygın düştüm. Sanırsın hepsi peri padişahının biricik eşleri. Aman neymiş! En sevdiği yemekleri yaparlarmış, en sevdiği renkten gecelik alıp giyerlermiş! Tövbe yarabbi!

Bana soruyor ya ciddi ciddi.

“Sence perma yaptırsam mı? Ama yok ya! Benim kocişkom düz seviyor.”

Ay geber inşallah…

Kendimden soğudum bunların yüzünden. Bir de çok tembelim. Şu çiçeğe de su vermiyorum hiç. Onu bana masalımdaki ağa almadı. Ben aldım. Sulamak içimden gelmiyor.

Şu halimi babaannem görseydi benden utandırdı. Rahmetli hiç sevmezdi tembel insanları. Ona da layık bir torun olamadım. İyice saldım ama olsun en nihayetinde bir kadın tutarım ne olacak? Ölsem zaten belediye gelir ilaçlar mis gibi. Aman ya nereden geliyor bunlar aklıma bilmiyorum. Boş boş oturmayı bile beceremiyorum yine rahmetlinin sesi çınlıyor kulaklarımda.

“Elin iş tutmuyorsa, kitap oku! Okuma yazman var değil mi?”

Var elbette…

Kitap okumak istiyorum ama temizlik yapmam lazım, temizlik yapamam çünkü uyumak istiyorum, tam uyuyacağım sırada bir masaldan diğerine yuvarlanıyorum. Bir de bakmışım ki zaman devrilip gitmiş.

Şu sümüklü böcek bana bakıyor…

Hiç de sevmem saydam canlıları. İçim bir tuhaf oluyor. Bana doğru yaklaşıyor. Bilmem hangi ülkenin yerlisi şu böceğin benim sehpamın üzerinde ne işi var mesela? Teknolojiyi de sevmiyorum hatta nefret ediyorum. Her şeyi abartıyorlar.

Çok yavaş ilerliyor. Gözümü ayırmıyorum. Geçtiği yerde ıslağımsı biraz da fosforlu bir iz bırakıyor. Ne kadar iğrenç! Önceden yediğim gofretin buruşuk ambalajına doğru gidiyorken durdu. Kırıntıları yedi. Aman Allah’ım!

Büyüyor musun sen?

Bir çikolata kırıntısının sayesinde, iki katına ulaşan bedenini bu kez açık duran kitabın ikinci sayfasına taşıyor.

Tırmanmak için kitabın kalın tarafını seçiyor nedense. Sayfanın üzerine atıyor kendini. Ah be! Okumak için elimin varmadığı canım kitaba çişini yaptın ha? Nur topu gibi bir bahanem var, kaldırıp atarım artık.

Vay seni gidi yumuşakça!

İyi ya kitabı yememesine rağmen kafasının iki kat büyümesi ilginç gerçekten…

Şimdi biraz daha hızlı gidiyor. Sehpanın bacağından yere doğru süzülüyor tabi yine çişini de beraberinde götürerek. Camın kenarında olduğu halde zar zor aydınlık gören zavallı bitkiye doğru koşmaya başladı.

Kedim geldi aklıma. Acaba büyüğünü yapmaya yer mi arıyor? Yok artık! Buna izin vermek istemiyorum ama elim kolum bağlı izliyorum sadece.

Susuzluktan solmaya yüz tutmuş, pörsümüş yaprakları diriliyor. İnanılır gibi değil vallahi.

Ne yapıyorsun sen böcek?

Büyüyor, kocaman oluyor. Yok, ben artık bu kadarına dayanamam. Allah’ım al götür şunu buradan. Lanet olsun böyle teknolojiye.

Kumanda nerede kapatayım bitsin bu saçmalık. Bulamıyorum. Böcek büyüyor hâlâ. Bana doğru geliyor. Yastıkla ezmeyi denesem işe yarar mı?

Aklımı kaçırıyorum kesin. Böyle saçma şey mi olur?

“Sen kimsin, bu hayata nereden düştün?”

Evet, bana soruyor. Soruyu anlamadım ama daha önemlisi şimdi bu böcekle sohbet edeceğim öyle mi?

“Ben buradan düştüm”

Bana kendince televizyonu işaret ederek söylüyor bunu.

“Ve kalktım, şu koca sehpaya tırmandım ve kırıntı dediğin o kocaman leziz yemeği yedim.”

Bana, afiyet olsun demekten başka ne düşer bu durumda?

“Tenezzül edip okumadığın kitabı kokladım ve dilim çözüldü.”

Ve çişini yaptın!

“Çiçeğine gittim ve paylaştım”

Gerçek olamazsın!

“Yaprakları güçlendi, can buldu.”

Kumanda nerede? Hasır şapkalı adam, böcek kadar sahici gelmiyor gözüme. Çiftçilere zararlılardan korunmayı anlatıyor. Sümüklü böcek istilası için tuzlama yapınız diyor. Kimyasal kullanmadan doğal çözümmüş!

Doğal çözüm!

Sehpanın üzerinde yok yok ki; tuzluk da orada elbette.

“Ben de bir masalın kahramanıyım artık. Öpüşelim mi?”

Hadi oradan be!

“Son bir şey daha; babaannen seni böyle görseydi çok üzülürdü. Arkanı topla; ben her zaman gelip kırıntıları süpüremem. Gözlerin görüyorken oku; altını çiz. Yalap şap değil özümseyerek oku. Niceliğe değil niteliğe odaklan. İletişim kur; bir bitkiyle bile olsa yaşamı diri tut. Böylece kendi masalını yaşarsın.”

Bir yumuşakça bana akıl veriyor!

Cinnet anları hep böyle midir? Önce katledip sonra kendine gelirken gözyaşlarına mı boğuluyor insan? Ne yaptığını bilmez bir şekilde elindeki bıçağı, canlı bir bedene sokup çıkarmanın ne olduğunu gözlerimin önünde eriyen sümüklü böceğe bakarken anlıyorum. İçimde bin pişmanlık. Yok olup gidiyor böcek… Eriyor…

Cinayet silahımı eski yerine, kenarlarına kadar yenmiş pizza diliminin kurumuş hamuruna yakın bırakıyorum sehpaya.

Elimi yüzümü yıkayıp, her cani gibi cinayet mahalline geri dönüyorum.

Ne açık bir televizyon, ne kayıp bir kumanda var. Sehpanın üzerinde ne varsa kaldırıp atıyorum. Geriye sadece, sümükle yazılmış bir not kalıyor.

“Ben bir böcek olarak bunu yapabiliyorsam, sen daha fazlasını başarabilirsin! Başkalarını boş ver, kendi masalına başla. Bir iz bırak hayata…”

Neslihan Sezgin

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba :slightly_smiling_face:@ebuka
    Benim ilk denemelerim. İnsan hem korkuyor hem de paylaşmak istiyor. Burada efsane öyküler okudum. Edebi anlamda eksikleri de tamlayabilmeyi umuyorum. Okuduğunuz için, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Çok sevindim. İyi bayramlar diliyorum ve başka öykülerde buluşabilmeyi 🙋

  2. Selamlar,

    Gerçekten temaya birçok kişiden daha farklı yaklaşmışsınız. Bu açıdan tebrik ediyorum sizi. Yer yer gülümsememe neden olan cümleler barındırıyordu öykünüz. :slight_smile:

    Genel haliyle her şey olması gerektiği gibiydi. Yalın ve akıcı bir anlatım benimsemişsiniz. Benim gözüme çarpan tek eksi, (kendimce) baş karakterimizin biraz fazladan hallice söylendiği tutumlara karşı oldu sanırım. Belki de olması gerektiği gibiydi fakat sonlara doğru, ilk başlarda tebessüm etmeme neden olan bu üslup sonralarında biraz itti beni.

    Farklı bir öykü okuttuğunuz için teşekkürler. Deneysel çalışmalar her zaman çok hoşuma gidiyor.

    Görüşmek üzere.

  3. Merhaba :slightly_smiling_face:
    Okuduğunuz için kıymetli eleştiriniz için çok teşekkür ederim. Sağolun 🙋

  4. Merhaba @Neslihandemirsezgin

    Çok keyifle okudum, elinize sağlık. Yukarıda ilk denemelerinizden olduğunu söylemişsiniz, bence oldukça başarılı. Karakterinizin duygu durumunu okuyucuya geçirebilmişsiniz ve bunu da yaparken özgün bir metin çıkartmışsınız ortaya.

    Beni ayrıca güldüren bir çatışma/bir tezat da var; her ne kadar karakteriniz evli, çocuklu arkadaşlarından gına gelmişse de, izlemeyi seçtiği kanallar ya da hayalini kurduğu masal, aslında diğerlerinin yaşamına gıpta (ya da ufak bir kıskançlık) ile baktığını da gösteriyor biraz.

    Görüşmek üzere

  5. Merhaba sevgili Müge, ben yorumun için çok teşekkür ederim. Evet daha önce roman olarak başladığım çalışmalarım oldu. Öykü çok denemediğim ve çok zor buluduğum bir alan. Hatta bir yarışma sayesinde tanıştığım sevgili Hande sayesinde öykü ile yakınlaşmaya ve öğrenmeye başladım. Bana çok katkısı oldu. Gıyabında ona da çok teşekkür ederim. Kayıp Rıhtım ve öykü seçkisi ve sizlerin eserlerine hayranlıkla bakıyorum. Çok ustaca öyküler okuyorum. Hepinizin ellerine sağlık. Gerçekten çok etkileyici işler çıkmış ortaya. Sizi de takip ediyorum burada. Hayranlıkla okuyorum. Umarım gelecek seçkilerde yeni öykülerde buluşabiliriz. Çok ama çok teşekkürler.🙋

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

3 cevap daha var.

Yorum Yapanlar